Brezilya: Darbecilere İşçi Partisi’nin (PT) Eskiden Yaptığı Gibi Yaparak Karşı Koymak

o-trabalho

 

“7 Nisan ve 1 Mayıs’ta yeniden sokaklara!”1

— Lauro Fagundes

Okuyucularımızın önceki sayılarımızda görebileceği gibi Brezilya işçi sınıfı 13 Mart’ta sendika federasyonu CUT’un (Birleşik İşçi Merkezi) ve özellikle Dilma Rousseff başkanlığındaki (PT – İşçi Partisi) hükümetin Levy Planı’na (Maliye Bakanı) karşı emeğin taleplerini savunan toplumsal örgütlerin çağrısıyla sokaklara çıktı. İki gün sonra, bir kesimi diktatörlükten otuz yıl sonra açıkça askeri darbe çağrısı yapan sağcı muhalefet “Dilma defol! PT (İşçi Partisi) defol!” sloganlarıyla gösteri yaptı.

Bu sayının son düzeltmelerini yaparken, sendika ve halk meclisleri, 7 Nisan ve 1 Mayıs’taki kitlesel gösteriler için tüm ülkede hazırlıklara başlamıştı.

Sao Paulo’da, CUT, CTB, MST, CMP ve UNE’nun2 çağrısıyla “daha fazla demokrasi için, daha çok hak için ve yolsuzluğa karşı mücadele için” kurultay düzenlendi.

Sağcı ve darbeci muhalefetin, ana akım medyanın 15 Mart’ta yaptığını tekrarlayarak sayfalarına taşıdığı, 12 Nisan’ın “Dilma defol! PT defol!” sloganlarına karşı tartışıldı. Ve işçilerin sloganları, örgütlerin ileri sürdüğü önerilerle bugün bu mücadelede birleşti. Dolayısıyla “demokrasi için” demek; meşru hukuki yollarla ve “herhangi bir geri gidişe izin vermeme” içeriğiyle Dilma’ya verilmiş olan halk vekâletine saygı duymak anlamına geliyor.

Hakların savunulması, Bakan Levy’nin kılavuzluk ettiği mali uyumun bir parçası olan MP 664 ve 665’e (kanun hükmünde kararnameler) ve mutlak sosyal güvencesizlik getirecek PL 4330’a (kanun taslağı) “Hayır!” demeyi gerektirir.

Milleti soyanların tamamının cezalandırılması ile birlikte yolsuzluğa karşı mücadele, Petrobras’ın (devlete ait büyük milli petrol şirketi) ve onun Pré-Sal’deki (çokuluslu tekellerin peşinde olduğu yeni açık deniz petrol alanı) konumunun savunulması çağrısıyla zaten ikiye katlanmış durumda.

Bu ayrıca CUT’un pozisyonunda somut ifadesini buluyor: “Biz siyasi reform vasıtasıyla yolsuzluğa karşı mücadele ediyoruz ve bu bir Kurucu Meclis’in görevidir” ve “patronların finanse ettiği siyasi kampanyalara son vermek” için daha geniş bir birlik ve Eduardo Cunha’nın (PMDB, ana sağcı parti) “siyasi karşı-reformuna karşı” mücadele ile çelişmez.

“Rotayı değiştirmeden çözüm mümkün değil!”

19 Mart’ta yayınlanan CUT Yönetim Kurulu kararında şöyle yazıyor: “2014’teki seçimin ikinci turunda Dilma’ya verilen halk vekâleti, faiz oranlarını arttırması ve enflasyonu kontrol altına almayı hedefleyen bir resesyon politikasını uygulamaya koyması için değildi. CUT açısından kriz karşıtı mücadele; daha fazla iş ve daha iyi ücretlerle, kamu yatırımlarıyla ekonomik büyümeyi ve hakların genişletilmesini, ki bu da mevcut ekonomi politikasında değişikliği gerektiriyor.

Gerçek şu ki Levy Planı, Dilma’ya verilen vekâletle tam bir çelişki içinde; Bakan Levy’yi koltuğunda tutmak, Dilma’ya başkanlık seçiminde zafer kazandıran halk kesimlerine bir saldırı. Levy Planı, hükümetin halk desteğini halk düşmanlarının sonradan kullanacağı şekilde dinamitliyor. PT şimdi CUT’un örgütlediği ulusal mücadele gününü desteklemeye söz veriyor. Fakat sloganlar arasında PT Ulusal Yürütme Komitesinin “Kongre’de (Parlamento) geliştirilebilir” diye destek sunduğu MP 664 ve 665’e karşı mücadele var. Bu pozisyon mutlaka tekrar gözden geçirilmeli ve PT de milletvekillerini PL 4330’a karşı oy vermeye teşvik etmelidir.

7 Nisan’daki ulusal mücadele günü boyunca sendikacılar, başkent Brezilya’da, Kongre’nin önünde PL 4330’un kabul edilmesini engellemek için toplanacaklar; işçi haklarının, demokrasinin, siyasi reformun ve Petrobras’ın savunulması sloganları temelinde çeşitli eyaletlerde (Brezilya federal bir devlet) mitingler gerçekleştirecekler.

Bu genel seferberlik, ulusun geçirdiği şiddetli krize karşı durabilmek için çalışanların önerilerini sıralayarak, tüm ülkede 1 Mayıs için birleşik kitlesel mitingleri güçlendirmelidir!

  1. ILC Uluslararası Bülteni’nin 10 Nisan 2015 tarihli 220. sayısında yayınlanmıştır. Brezilya İşçi Partisi’nin (PT) O Trabalho eğiliminin aynı isimli gazetesinde yeniden yayınlanmıştır. []
  2. CTB: Brezilya İşçi Konfederasyonu; MST: Topraksız Köylüler Hareketi; CMP: Halk Hareketleri Merkezi; UNE: Ulusal Öğrenci Birliği. []

Yeni Ukrayna

–İbrahim Devrim

Ukrayna’da Yanukovich hükümetinin devrilmesinin ve rejim değişikliğinin ardından bir yıldan fazla zaman geçti. Sonrasında patlak veren iç savaşta 7000’in üzerinde insan hayatını kaybetti.  Birçok katliam yaşandı. Şu sıralar ateşkes ilan edilmiş olsa da henüz hiçbir şey çözüme ulaşmış ve barış sağlanmış değil. İç savaş devam ediyor.

Savaşın tarafları

Savaşın tarafları genelde Rus yanlısı ve NATO-AB yanlıları olarak tanımlanıyor. Taraflar sadece Rusya ve AB yanlısı olarak ayrılamayacak kadar çeşitli olsa da bu tanım şu andaki güçler dengesi açısından yanlış değil. Ukrayna iç savaşı, Ukraynalıların kendi çatışmalarından kaynaklı bir savaş olmaktan daha çok Rusya ve NATO arasında Ukrayna coğrafyasında yaşanan bir savaş. Ukrayna’nın iç politikası dünyanın birçok bağımlı ülkesinde olduğu gibi tamamen büyük devletler tarafından belirleniyor. İç politikanın aktörleri Ukrayna’nın kendi farklılıklarından değil, büyük devletlerin politikalarına taraf olmakla ayrılıyor. Bir yıl önce yaşanan Euromaidan olayları ve sonrasındaki rejim değişikliği de açık bir biçimde NATO müdahalesi ile gerçekleşti. Hükümetin devrilmesinin ardından kurulan NATO kuklası rejim ile birlikte birçok değişim yaşandı. Ukrayna henüz resmi olmasa da NATO’nun bir parçası, Rusya’nın istikrarsızlaştırılması için kendini feda etmeye hazır bir NATO neferi haline geldi.

Savaşın diğer tarafı Rusya ise etkinlik alanına giren NATO’ya Kırım’ı alarak ve ülkenin doğusundaki ayaklanmaları destekleyerek cevap verdi. Rusya politikası bu savaştan doğrudan etkileniyor. Eğer Rusya Ukrayna’da yaşananlara seyirci kalsaydı rejim değişikliği Rusya için de ciddi bir tehdit haline gelebilirdi. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından bu yana Rusya etkinlik alanlarını kaybetti. Doğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya’da eskiden Sovyet Cumhuriyetleri olan ülkelerde şu anda NATO üsleri bulunuyor ve namlular Rusya’ya çevrilmiş durumda. Ukrayna gibi büyük bir kısmı geçmişte SSCB’ye ve Çarlık Rusya’sına ait olan toprakları NATO’ya teslim etmek Rusya için çok ağır bir yenilgi olur.

Rusya artık 90’ların Rusya’sı değil. Sovyetler Birliği’nin devamı için yapılan refaranduma dahi uymayıp Sovyetleri dağıtan Gorbaçov veya Demokratik Almanya’yı dans ederek NATO’ya teslim eden Yeltsin dönemi bitti. Sovyetler Birliği emekçileri bu  ihanet dönemlerini ağır bedeller ödeyerek  geçirdi. Putin rejimi, emperyalizmin vahşi sömürüsüne ve sömürgeleştirme çabalarına kısmen dur diyerek emperyalizm ile çelişkiler yaşıyor olsa da kapitalist olmanın bir sonucu olarak emperyalizme ekonomik bağımlılığı devam ediyor.  Bununla birlikte, mevcut Rusya rejimi kıyaslanamayacak ölçüde Sovyetler Birliği’nin gücünden uzak.

Yeni rejimin icraatları

Yeni rejimin yaptığı ilk işlerden biri Komünist Parti’yi yasaklamak oldu. Muhaliflerini susturamadığı müddetçe yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağının farkında olan yeni Ukrayna rejimi öncelikle komünistlere ve işçi sendikalarına saldırdı. Ukrayna’nın politik geleneğinde komünizmin, anti-faşist mücadelenin ve işçi sınıfının etkisi güçlü olduğu için öncelikle saldırılar buralara yöneldi. NATO rejimi Ekim Devrimi ve Sovyet geleneğini yok etmek için çok sayıda bulunan neo-Nazileri, faşistleri de kullanarak işçi örgütlerine, komünizme, Sovyetler Birliği ve Ekim Devrimi’nin mirasları olan anıtlara, heykellere saldırıyor.

Ukrayna’da son iki yılda 390 Lenin heykeli yıkıldı. Ukrayna’nın paramiliterleri ve neo-Nazileri güçlü oldukları bütün bölgelerde Lenin heykellerini yıkıyor. Ukrayna’da güçlü bir Nazi geleneğini var. Nazi işgalinde toplama kamplarında polis gücü olarak işbirlikçi Ukraynalı grupların kullanıldığını ve İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler ile işbirliği yapan Stepan Bandera gibi isimlerin son dönemde kahraman ilan edildiğini, heykellerinin dikildiğini belirtmek gerekiyor. Güçlerin dengede olduğu bazı bölgelerde komünistler Lenin heykellerini belirli sürelerde savunabildiler. Halk milislerinin olduğu bölgelerde ise Lenin heykelleri ayakta duruyor.

Lenin heykellerinin yıkılması yeni rejimin karakterini göstermesi açısından önemli. Lenin’i yıkmak faşistler için işçi sınıfının geleneğini silmek ve iktidarlarını pekiştimek anlamına geliyor. Diğer taraftan Lenin’i yaşatmak, anti-faşist mücadele geleneğini sürdürenler için hayati bir öneme sahip. Ekim Devrimi’ni yaşamış, Nazilere karşı uzun bir savaşın verildiği ve zaferin kazanıldığı bu toprakları faşistlere bırakmamak için Lenin’in ayakta kalması gerekiyor. Ulysses’s Gaze (Ulis’in Bakşı) ve Goodbye Lenin (Hoşçakal Lenin) filmlerini izleyenler Lenin’in Doğu Almanya ve Balkanlar’a sessiz ve hüzünlü vedasını hatırlar. Lenin heykellerinin kaldırılması bir dönemin hüzünle kapanışının simgesi oldu. Bu kez Lenin heykelleri sessizce kaldırılamıyor. Lenin’i yaşatmak için mücadele eden, Lenin heykellerini savunmak için savaşanlar var. Lenin tekrar ezilenlerin, sömürülenlerin, işçilerin mücadelesinde faşizme karşı bir mevzi olarak savunuluyor.

Odessa katliamı

Odessa büyük acıların, direnişlerin, yenilgilerin ve zaferlerin yaşandığı bir şehir. İşçi sınıfının tarihinde  önemli bir yeri var. Ekim Devrimi’ne giden en önemli adımlardan biri olan Potemkin İsyanı Odessa’da yaşandı. 1905 yılında Potemkin zırhlısında isyan eden askerler Odessa kıyısına demirleyererek işçilerin direnişine katılmış ve grevdeki işçilerin direnişi ile Potemkin İsyanı birleşmişti. Ordu, işçilerinin isyanını şiddetle bastırmış ve 6000 işçi katledilmişti. Lenin’in deyimiyle en haklı savaş olan devrim, Potemkin İsyanının ardından  Odessa’da başlamıştı. İsyan bastırılmış olsa da Ekim Devrimi’ne doğru en büyük adımlarından biri Potemkin İsyanı ile Odessa’da atıldı.

Odessa bugün de stratejik olarak en önemli şehirlerden biri. Rejim değişikliğinin ardından Odessa’da da kitle gösterileri başladı, fakat Ukrayna ordusu ve faşistler gösterileri şiddetle engelledi.  2 Mayıs 2014’te tarihin en büyük insanlık suçlarından biri Odessa’da işlendi. Sendika binasında 70 insan yakılarak öldürüldü. Yangından kaçmaya çalışan insanların üzerine ateş açıldı. Binanın içinde insanlar dövülerek öldürüldü. Avrupa-ABD basını Odessa katliamını Rusya yanlıları ve Ukrayna yanlıları arasındaki bir çatışma gibi gösterdi . Sivas katliamında tanık olduğumuz gibi basın, Rusya yanlılarının (sendika binası önünde gösteri yapan grubun) provakosyon yaptığı ve tahrikte bulunduğu gerekçesiyle katliamı aklamaya çalıştı. Göstericilerin kendilerini yanlışlıkla yaktıkları iddia edildi. Oldukça planlı bir biçimde yapılan katliam bu şekilde örtbas edilmeye çalışılıyor.

Katledilen sendikacılar Odessa’nın özgürleşmesi için ilk adımı attılar. Haklı bir savaş başlattılar. Ukrayna konusunda AB ne kadar propaganda yapsa da, Ukrayna faşistlerini ne kadar sevimli göstermeye çalışsa da er geç bu katliamı yapanlar ve destekleyenler kaybedecek. İkinci Dünya Savaşı’nda  Nazilerin yaptığı katliamlar, Potemkin İsyanında Çarlık ordusunun yaptığı katliam nasıl lanetlendiyse Odessa katliamı ve bu katliamı görmezden gelenler de lanetlenecek.

Ateşkes ve Minsk Anlaşması

Halk milislerinin doğuda bulunan Debaltsevo’da Ukrayna ordusunu bozguna uğratması ve kuşatma altına almasından sonra yeni rejim Minsk Anlaşması’nı kabul etmek zorunda kaldı. Ukrayna rejimi için açık bir yenilgi olsa da ABD, Debaltsevo kuşatmasının kalkması için yeni rejimi anlaşmayı taktiksel olarak kabul etmeye zorladı. Rusya ise Debaltsevo kuşatmasını kaldırmak istemeyen ve ilerlemek isteyen Donetsk ve Lugansk Cumhuriyeti halk milislerini Minsk Anlaşması’ndan alınan sözler karşılığında ikna etti. Şu anda verilen sözler tutulmuyor ve devam eden ateşkes çok uzun sürmeyeceğe benziyor. Ukrayna daha büyük bir savaşa hazırlanıyor. Minsk Anlaşması’na uymak şöyle dursun, yeni rejim hızla baskı yasaları çıkarmaya devam ediyor. Komünist Parti’nin yasaklanmasının ardından, kısa süre önce komünizme dair sembollerin kullanımı da yasaklandı. Sağ sektör lideri ve neo-Nazi olan Dmitry Yarosh silahlı kuvvetlerde iki numaralı isim oldu, neo-Nazi gruplar resmileştirildi ve polis statüsü verildi. Amerikan ordusunun 173. Hava İndirme Tugayı, nisan ayında Ukrayna’ya giriş yaptı. Ukrayna ordusu doğuda (Donbas) askeri yığınaklara hız verdi. Rusya Minsk Anlaşması’yla aldığı sözlere karşılık milisleri kuşatmayı kaldırmaya zorladı, ama sözlerin tutulması bir yana tam tersi gelişmeler yaşanıyor. NATO için Minsk Anlaşması’nın sadece askerlerini kurtarmak, kuşatmanın kaldırılması ve karşı saldırı için hazırlıkların tamamlanması gibi taktiksel bir anlamı olduğu geçen kısa sürede ortaya çıktı.

Diğer taraftan halk milisleri bu oyuna gelecek gibi görünmüyor. Rusya’nın yalpalaması, Putin rejimi için NATO’nun istediği rejim değişikliğinin tam tersine anti-emperyalist ve komünist bir muhalefetin büyümesi ve Rusya’da rejimin bu yönde değişmesinin dinamiklerini taşıyor. NATO, Ukrayna kanalıyla Rusya’da rejim değişikliği ararken Rusya’da tam tersi bir rejim değişikliği ile karşılaşabilir. Putin rejimi bu nedenle Ukrayna’daki krizi bir noktada engellemek ve NATO ile anlaşmak ve barış istiyor. NATO ise Putin rejimini değiştirmek için son noktaya kadar olanakları zorlayacak.

Komünizm ve Sovyetlerin yeniden inşası hem NATO hem de Putin rejimi için korku nedeni. Şu an için Ukrayna’da savaşan komünistlerin gücü sınırlı olsa da Lenin’in hayaletinin bölgede tekrar dolaşmaya başlaması öncelikle Ukrayna’da, sonrasında Rusya’da ve tüm bölgede Sovyetlerin tekrar hatırlanmasına neden oluyor. Garip bir tesadüf; Ukrayna’da Lenin heykelleri yıkılırken 1991 yılında Berlin’de yıkılan ve 100’den fazla parçaya ayrılarak toprağın altına gömülen  Lenin heykeli 25 yıl sonra tekrar gün yüzüne çıkarılıyor. Lenin yaşıyor.