Suriye’de Büyük Savaşa Doğru

— İbrahim Devrim

Suriye’de ve Ortadoğu’da dengeler hızla değişiyor.  Birkaç yıl öncesinde Esad’ı devirmek üzere emperyalizmin toparladığı gruplar arasına, Cenevre toplantılarına kabul edilmeyen PYD, şu anda Suriye’deki savaşın belki de en önemli unsuru olmuş durumda. Bu toplantılarda Kürtleri temsil ediyormuş gibi yapması için kurulan tabela partilerinin veya ithal cihatçı çetelerin aksine gerçekten bu topraklarda kökleri olan tek örgüt PYD-YPG/J olmasına rağmen durum böyleydi. PYD bir taraftan Türkiye, diğer taraftan Barzani’nin KDP’si tarafından izole edilmişti. KDP bir hayli ileri giderek PYD’ye karşı Rojava’da ayaklanma örgütlemeyi bile denedi. Diğer taraftan Suriye rejiminin yıkılmaması ve savaşın ilk yıllarında PYD’ye destek vermesi, Rojava’da PYD’nin önemli bir güç olmasına yardım etti. PYD köklü bir örgüt. Bu süreçte savaş şartlarına uyum sağladı ve bölgeyi kontrol eden bir güç olmayı başardı.

PYD Kobane’de ve ardından Tel Abyad’da koşulların değişmesinin getirdiği olanakları değerlendirdi ve büyük zaferler kazandı. ABD’nin Suriye’de uyguladığı cihatçı grupları destekleyerek Esad’ı devirme politikasının çökmesinde Kobane direnişinin büyük rolü oldu. Aynı zamanda bu politikanın çöküşü PYD için yeni olanaklar yarattı.  ABD cihatçı gruplara hala destek verse de savaşın ilk yıllarında izlediği politikanın son dönemde ciddi biçimde değiştiği (ABD kabul etmese de) anlaşılıyor.  ABD’nin önceki dönemde PYD’yi yok sayma politikasının aksine bugün havadan destek veriyor olması bu değişimin bir göstergesi.

Cihatçı çetelerden aradığını bulamayan yani bu çeteler ile Suriye’de rejimi deviremeyen ABD, PYD’yi Esad rejiminin karşısındaki safa çekmek için bu desteği veriyor. Fakat bu sınırlı destek ile birlikte IŞİD  ABD tarafından kullanılan bir sopa olarak bölgede kalmaya devam edecek gibi görünüyor. PYD veya Irak rejimi ile çelişkiler yaşanması durumunda IŞİD’nin tekrar Kürtlerin yaşadğı bölgelere saldırması olasılık dahilinde. Bu anlamda IŞİD’in varlığı ABD’nin oldukça işine yarıyor. IŞİD’in saldırdığı bölgeler, Musul’da açıkça yaşandığı gibi ABD yardımına muhtaç kalıyor ve tabii ki yardım almanın bir bedeli var.

AKP Türkiye’nin yeni komşusundan rahatsız

Türkiye sınırındaki gelişmeler, özellikle PYD’nin pozisyonu Türkiye’nin politikasını etkiliyor. Kürtlerin Suriye’de önemli bir güç olması kaçınılmaz olarak Türkiye’deki Kürt sorununu da farklı bir boyuta taşıyor. Türkiye sınırının büyük kısmının YPG/J tarafından kurtarılmasının ardından IŞİD için önemli bir tedarik hattı kapandı. Fakat, hala IŞİD’in Türkiye ile sınır hattı var ve tedarik hattı tamamen kapanmış değil. Kısa vadede PYD’nin bu hattı ele geçirme ve tüm ikmal yolunu kapatma ihtimali yüksek. Yakın zamanda yeni bir savaş bekleniyor ve bu savaş Türkiye sınırına yeni bir şekil vererek Türkiye’nin Suriye’ye müdahale olanaklarını kısıtlayabilir.

PYD henüz dış dünyaya ulaştırmasa da büyük miktarda petrol sahasını kontrolü altına aldı. Bir taraftan ABD’nin desteğini kısmen almış durumda, diğer taraftan Esad rejimi ile bağları kopmuş değil. AKP hükümeti PYD’yi zayıflatmak için çabalasa da sonuç alamadı. Hükümetin desteklediği gruplar PYD karşısında geriledi. Önümüzdeki dönemde, Türkiye ya ABD’nin değişen politikasına ayak uyduracak ya da Suudi Arabistan ve Katar gibi mevcut politikasına devam edip ABD’nin bunu kabul etmesi için ısrar edecek. AKP hükümeti devam ettiği sürece ikinci seçenek muhtemel görünüyor. Son günlerde havuz medyasındaki PYD anti-propagandası ve IŞİD güzellemeleri AKP’nin PYD’yi saf dışı bırakacak bir politikada ısrar edeceğini gösteriyor. Sınırın tamamen kapanması durumunda TSK’nın Suriye topraklarına girmesi ve savaşa doğrudan katılması gibi korkunç bir üçüncü bir olasılığın bulunduğunu da belirtmek gerekiyor.

Esad direniyor

Türkiye sınırında kritik gelişmeler yaşanırken bu cepheye en yakın Halep’in kuzeyinde ve Keseb’de tutunan Esad rejimi ağırlıklı olarak diğer cephelerde savaşmaya devam ediyor. Suriye ordusu bugüne kadar karşısındaki güçlerin beklemediği bir direnç gösterdi. Özellikle, kısa sürede Şam’a namaz kılmaya gitme beklentisindeki AKP’nin hiç beklemediği bir direniş oldu. Cihatçı kardeşlerine çok güvenen AKP, PYD konusunda olduğu gibi Esad rejiminin gücü konusunda da yanıldı. Suriye ordusu neredeyse beş yıldır direniyor. Tabii ki İran ve Rusya’nın desteği ve Lübnan Hizbullah’ının Suriye ordusunun yanında savaşa katılması Esad’ın ayakta kalmasında büyük öneme sahip.

Son günlerde Esad yönetiminin zayıfladığı haberleri sıkça duyulmaya başladı. Bunun büyük bir kısmı psikolojik harp olsa da Suriye ordusunun ağır kayıplar verdiği ve yorulduğu gözlemlenebiliyor. Sıkça duyulan diğer haber, Rusya’nın askeri danışmanlarını Suriye’den çekmesi ve bunun Esad’a desteğini sonlandırdığı anlamına geldiği yönünde. Fakat, Rusya’nın Akdeniz’deki yegane üssünden kolayca vazgeçebileceğine ve bunun pazarlığını yapabileceğine inanmak güç.  NATO ile ilişkileri bıçak sırtında ilerlerken Esad yönetiminden vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Rusya’nın desteğini çektiği görüşünün karşısında, bunun bir görev değişikliği olduğu ve İran ordusunun üst düzey komutanlarının bu süreçte devreye girerek Suriye ordusu için yeni bir strateji hazırladığı, Suriye ordusunun ağır kayıplar verdiği çete savaşını bırakıp büyük bir saha savaşına hazırlandığını savunan bir başka bilgi var. Kısa bir süre sonra hangisinin doğru olduğunu ve sonuçlarını göreceğiz.

Eğer yakın zamanda beklenen son savaşı Suriye ordusu kazanırsa, Ortadoğu’nun yeni düzeninde İran’ın ve Rusya’nın daha çok söz sahibi olmasını ve Lübnan Hizbullah’ının güçlenmesini bekleyebiliriz. NATO ve körfez ülkeleri buna engel olmak için her yolu denedi. Böyle bir sonuç onlar için çok ciddi bir yenilgi anlamına gelecek ve Ortadoğu’da ABD ve kuklalarının etkisinin azalmasına yol açacak.

Emperyalizmin çıkarları için kısa bir sürede neler yapabileceğini Suriye’de gördük. Ortadoğu barbarlığı yaşıyor. Yüzbinlerce kadın, erkek, çocuk vahşice katledildi. İnsanlar köle olarak satıldı. Milyonlarca mülteci hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yaşanan bir din savaşı, inanç, mezhep savaşı veya diktatörlüğe karşı “Suriyeli devrimciler”in savaşı değil. UIluslararası sermayenin Ortadoğu’yu yeniden düzenleme saldırısı ve bir paylaşım savaşı. Bu barbarlığı sonlandırmak için öncelikle ABD’nin ve kuklalarının Ortadoğu’dan defedilmesi gerekiyor. Ortadoğu halklarının barış içerisinde bir arada yaşaması için başka bir yol yok. Bu noktada açıkça taraf olmak, Suriye ordusu ve onunla birlikte savaşan güçlerin yanında yer almak gerekiyor. PYD’nin bugün savaşın kazananlarından birisi olduğu açık. Fakat bu noktada PYD için de bir seçim yapma vakti yaklaşıyor.

Çanlar Syriza için çalıyor!

 

— Ali Rıza Güngen

 

Syriza iktidara geldikten sonra Şubat ayı sonunda süresi dolacak paketle ilgili görüşmelere girişip dört aylık bir uzatma kopardı. Ancak bu girişim aynı zamanda Syriza yönetiminde daha radikal adımlar atmak ve Troyka’ya (Avrupa Merkez Bankası – AMB, Avrupa Komisyonu ve IMF) karşı kararlı bir duruş sergilemek konusundaki çekimserliği de gösterdi. Anlaşma ile Syriza hükümeti acil önlemler olarak benimsediği bazı uygulamalar için şans yakalarken, birikmiş borcun çevrimi ve ödenmesi için kullanılacak araçlar ve alınacak önlemler konusunda temel anlaşmazlıklar devam etti.

Hatırlamak gerekirse 2012’deki borç takası ile toplam borcun yaklaşık yarısının silinmesine ve krizin 2009 sonunda ortaya çıkışından sonra yaklaşık beş yıl boyunca takip edilen kemer sıkma politikalarına karşın Yunan borç oranlarında bir azalma gerçekleşmedi. Bunun nedeni GSYH’nin sürekli azalması başka bir deyişle Yunan ekonomisindeki küçülmeydi. Emek maliyetlerindeki düşüşe karşın Yunanistan’a verilen kredi üretken yatırıma değil borcun çevrilmesine ve bankaların ayakta tutulmasına yarıyordu. 2015 başında 323 milyar avroluk toplamıyla Yunan borcu hem büyük bir baş ağrısı oluşturuyordu hem de borcun dörtte üçünden fazlası Avrupa Finansal İstikrar Fonu, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’na olduğu için herhangi bir borç silme işlemi doğrudan “resmi sektör” olarak da adlandırılan bu kurumların kayıplara uğraması anlamına gelecekti.greekdebt

Şubat ayından bu yana aralıklarla devam eden Syriza-Troyka çekişmesinde Syriza giderek zemin kaybetti. Bunda AMB’nin elindeki bütün olanakları Syriza hükümetini yıpratmak için kullanmasının da etkisi bulunuyor. Şubat ayında AMB Yunan bankalarının teminat olarak Yunan bonolarını kullanmasına olanak sunan ayrıcalığı kaldırdı. Bir Avrupa borç konferansı toplamak için yeterli destek edinemeyen Syriza’dan yükselen şantaj suçlamalarını reddeden Mario Draghi ve AMB takip eden aylar boyunca Yunan bankalarına doğrudan destek sunmayarak Acil Likidite Destek Programı ile bunların daha yüksek faizle Yunan Merkez Bankası’ndan borçlanmasını sağladı ve bankaların ne kadar borçlanabileceğini üst sınırla belirledi. Tsipras’ın deyimiyle boyunlarındaki ilmeği tutan AMB karşısında borç ödemelerini askıya alma planı oluşturmayan Syriza merkezi giderek kemer sıkma programına itirazlarını azalttı, kamu gelirlerinin (özelleştirmeler, vergi düzenlemeleri vb. yoluyla) arttırılması ve faiz dışı fazla verilmesi konusunda tavizler verebileceğini belirtti. Verilen tavizlerin Avro bölgesinde kalmak uğruna Syriza programının (Troyka’nın önerdiği düzlemde emek piyasası reformu, sosyal kesintiler ve devlet yapılandırması vb. aracılığıyla) tasfiyesine uzandığını 3 Haziran’da başlayan görüşmeler öncesinde Fransız Le Monde gazetesi üzerinden Avrupa Kamuoyuna şikayette bulunan Tsipras’tan öğrenme fırsatı yakaladık. İronik olan nokta bu tavizler aracılığıyla hedeflenenlere (sürdürülebilir borç ve büyüme) öngörülen faiz dışı bütçe fazlasıyla ulaşmanın dahi pek mümkün olmaması.

Bile bile lades mi?

Borç sürdürülebilirliği için referans oluşturan temel unsurlar faiz dışı bütçe fazlası (s), büyüme oranı (y), reel efektif faiz oranı (r) ve borcun GSYH’ye oranı (d) (Elbette stok-akım uyarlaması ve parasal tabanın etkisinden de söz edilebilir ama basitleştirilmiş ve çokça kullanılan formüle bakılırsa bu dört oranın kullanıldığını söylemek mümkündür. Borcun aynı oranda kalması için minimum faiz dışı bütçe/GSYH oranı olarak s=[(r-y)/(1+y)].d).1 [i] Buna göre yüksek büyüme oranlarının görülmediği ve borç/GSYH oranının yüksek olduğu bir ekonomide çevrilebilirlik açısından temel gösterge faiz dışı bütçe fazlası haline geliyor.

Deflasyonist bir ortamda, ekonomisi kriz sonrasında ilk defa 2014 son çeyreğinde 0,3’lük büyüme gösteren Yunanistan için bir egzersiz yapılacak olursa durumun vehameti anlaşılabilir. Borç/GSYH oranı % 180’e yaklaşmış Yunanistan’ın iyimser bir tahminle % 1 büyüdüğünü ve beklentiler doğrultusunda reel efektif faiz oranının% 4 olduğunu düşünelim. Buna göre 2015 yılında Yunanistan’ın borç/GSYH oranının yerinde sayması için gereken faiz dışı bütçe fazlası oranı % 5 civarında. Bu yazı yazıldığı sırada ilk günü geride kalan görüşmelerde Syriza temsilcilerinin oranın 2015 için % 1 olmasına uğraştığı belirtiliyordu.

Bu rakamların gösterdiği üzere büyüme oranlarında yakın dönemde radikal değişiklikler beklenemeyeceği için reformist bir çıkış dahi borcun kısmen silinmesinde yatıyor. Ancak bunun da ötesinde sorunlu olan unsur sürekli kemer sıkma gereğini gündemde tutan “fazla verme” ve “geliri arttırma” söylemiyle çatılmış çerçevenin içine Syriza’nın kendini hapsetmesi. Borcun yapılandırılması ve hatta kısmen silinmesi gibi unsurların siyasi gündemden dışarıya atılması. Bu politik tercihler Tsipras’ın balkon konuşmasının tam tersine Avro Bölgesi’nde her şeyin eskisi gibi devam edebileceği düşüncesinin sadece Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker’de değil Tsipras ve Varoufakis açısından da gücünü koruduğunu gösteriyor.

Son düzlük

Yunanistan 2015 içinde vadesi dolan 30 milyar avro değerindeki borcu bir yapılandırma ya da yeni kredi almadan ödeyebilecek durumda değil. Mevduat tabanını yitirmekte olan bankaların AMB’nin dayattığı koşullarda yatırım için kredi sunması da olanaksız. Troyka son derece bilinçli bir şekilde elindeki cephaneliği kullanarak Syriza’yı programından vazgeçme ve teslim olma aşamasına getirmiş durumda. Son görüşmeler devam ederken Varoufakis açıklama yapmadan uyuyamayacağını belirten Yunan tweeter kullanıcısına yatağa gitmesini salık veren bakanın tavrı genel olarak Syriza merkezinin tavrını simgeliyor.

Aklıselim davranırlarsa Troyka ile anlaşacaklarını düşünen Syriza merkezine karşı parti dümeninin Sol Platform tarafından ters istikamete kırılması gerçekleşmezse önümüzdeki günlerde iki ihtimal gündeme gelecek: Anlaşma sağlayamayan Syriza yeniden destek toplamak için yıpranmış merkeziyle erken seçimi gündeme getirecek ya da anlaşma sonrası Troyka’nın isteklerini yeniden paketleyerek halka sunmaya çalışacak. Bankaların kamulaştırılması ve Avro bölgesinden çıkışın köşe taşlarını oluşturduğu Troyka’ya karşı bir programın süreç içinde Syriza’da hakim hale gelmemesi partinin parçalanmasını da barındıran büyük bir yenilgiye yol açabilir görünüyor.


(4 Haziran 2015 tarihinde Kriz Notları blogunda yayınlanmıştır.)

  1. Formül ve ilgili tartışma için yakın dönemli bir çalışma olarak bkz. Sotiropoulos, D., Milios, J. ve Lapatsioras, S. (2014) “An Outline of a Progressive Resolution to the Euro-Area Sovereign Debt Overhang: How a Five Year Suspension of the Debt Burden Could Overthrow Austerity”, Levy Economics Institute, Working paper no 819, Annandale-on-Hudson, NY []