Mevcut Anayasayı yıkmak alaturka faşizmin yolunu açmaktır!

— Şadi Ozansü

Kenan Evren’in 1982’de yapmak isteyip de yapmadığını şimdi Tayyip Erdoğan yapmak istiyor. Dikkat ederseniz, Başkanlık düzenlemesiyle ilgili olarak, “kendim için istiyorsam namerdim” demeye getiriyor. Az da olsa doğruluk payı var: Evet önce tabii ki kendi mutlak iktidarını istiyor, ama ardından da, “öyle bir düzenleme yapalım ki, benden sonra, iktidar partisi bölünse de devlet başkanı bir Sünni/Türk İslâmcı olsun” anlayışıyla çevresine ve bütün İslâmcılara şerbet dağıtıyor. Baksanıza bu gidişle Tuğrul Türkeş’ten sonra Devlet Bahçeli de alaturka faşizmin partisine katılacak neredeyse! Gerçekten de, Kenan Evren bir siyasi hareketin lideri olmadığı için kendinden sonrasıyla ilgili bir tasarrufta bulunma zahmetine katlanmadıydı. Ama Tayyip Erdoğan öyle değil, onun “tarihsel” bir misyonu (Cumhuriyetle, laiklikle ve demokrasiyle ilgili) var ya da taraftarlarına öyle hissettirmeye çalışıyor. Erdoğan’ın “12 Eylül Anayasasını ortadan kaldıralım” söylemi tam bir tuzaktır. Birincisi, ortada 12 Eylül Anayasası diye bir anayasa yoktur. Bu anayasanın zaten büyük kısmı zaman içinde neredeyse 1961 Anayasasına dönüş biçiminde değiştirilmiştir. İkincisiyse, var olan Anayasa mevcut haliyle bırakın anti-demokratik olmayı alaturka faşizmin önünde “demokratikliğiyle” bir engel olarak durmaktadır.  Bu yüzden alaturka faşizme karşı savunulmalıdır. Her neyse, dönelim anayasa tuzağı bağlamında yazımızın başlığına.

Bugün Fransa’da ne oluyor?

Fransa 1958 yılından bu yana adına V. Cumhuriyet denilen gerici De Gaulle Anayasası ile yönetiliyor. Bu, Bonapartist karakterli bir yarı-başkanlık sistemi. Bugünlerde Fransa’da Devlet Başkanı François Hollande Avrupa Birliği Komisyonu’nun direktifleriyle, ülkede işçi sınıfının 150 yıllık mücadelesinin sonucunda elde etmiş olduğu kazanımları içeren İş Kanunu’nu emperyalist şirketlerin çıkarları doğrultusunda ortadan kaldırmaya çalışıyor. Başta işçi örgütleri olmak üzere halkın ezici bir çoğunluğu bu duruma karşı çıkıyor. Yeni yasa karşısında kitleler teyakkuzda olduklarından Meclisteki milletvekilleri de yasayı onaylamaktan kaçınıyorlar. Hatta Sosyalist Parti iktidarından milletvekillerinin bir bölümü bile yeni yasaya red oyu vereceklerini açıkladılar. Pekiyi bu durumda Hollande’nin imdadına kim yetişti dersiniz?  Tabii ki yarı-başkanlık sistemini getirmiş olan V. Cumhuriyet Anayasası! Bu Anayasa’nın 49. maddesinin 3. fıkrasına göre, bazı durumlarda Başbakanın ve Bakanlar Kurulunun isteği üzerine kimi yasa teklifleri Meclisin onayına sunulmaksızın olduğu gibi kabul edilebiliyor. İşte Hollande şimdi bu en gerici ve anti-demokratik yola başvuruyor, yani Meclisi bypass ederek kanun çıkartıyor. Şimdi bu, Fransa’daki yarı-başkanlık koşullarında gerçekleşen bir durum, bunu Türkiye’de başkanlık rejimi koşullarına uyarlayın bakalım ne sonuç elde edeceksiniz? Tabii ki Erdoğan’ın ve danışmanlarının tasavvurlarının hayata geçmesini. Alın size alaturka faşizmin kendisini.

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacı yeni bir anayasa değil

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacının yeni bir anayasa olduğu iddiası büyük bir palavradır. 1982 Anayasası, anti-demokratik maddelerinin birçoğu değiştirilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tanık olduğu en demokratik anayasa olan 27 Mayıs 1961 Anayasası’na bir geri dönüşü ifade eder hale gelmiş bulunuyor. Zaten iktidar partisini çıldırtan da bu durumdur. 12 Eylül Anayasası’nda yıllar içinde yapılan değişiklikler, o sıralar AKP’nin işine yaradığı için bu parti tarafından onay görmüştü. Şimdi her konuda olduğu gibi bu konuda da her türlü demokratik kanalın yolunu kesmenin hesabını yapıyorlar. Mevcut Anayasa bu haliyle mevcut Fransa Anayasası’ndan kat be kat daha demokratiktir. Tayyip Erdoğan ve şürekâsının hayalini kurduğu yeni anayasa ise Fransa Anayasası’ndan bile daha gerici olacaktır.  Kaldı ki bugünün koşullarında mevcut Meclisten bir yeni anayasa istemek ve üstelik ondan demokratikleşme beklemek en saf ve budala politikacıların bile akıllarının köşesinden geçmemesi gereken bir anlayış olsa gerek. Dolayısıyla muhalefet partilerinin yıllardır AKP’nin başkanlığındaki komisyonlara katılıp anayasa değişiklerine destek vermeleri ancak “gaflet” ve “delalet” ile açıklanabilir. Onların bu girişimleri sadece Tayyip Erdoğan’ın başkanlık düzeni bağlamındaki politikasına yeşil ışık yakmaktan ibaret olmuştur. Daha doğrusu onun amaçlarını meşrulaştırmasına hizmet etmiştir, o kadar.

Şimdi mevcut Anayasayı savunmak, ama aynı zamanda…

AKP’nin alaturka faşizminin yolunu kesmek için mevcut Anayasaya dokundurtmamak işçi sınıfının ve örgütlerinin cumhuriyet, laiklik ve demokrasi yolunda vermeleri gereken mücadelenin ana eksenini oluşturmaktadır. Bununla birlikte işçi sınıfı eğer bütün millete önderlik edecek bir sınıf konumuna yükselmek istiyorsa, bu noktanın ötesine geçecek yolları da aşmanın mücadelesinin içinde olmalıdır. Bir başka ifadeyle, egemen bir Kurucu Meclisin oluşturulması için yürütülecek propaganda işçi sınıfının ve örgütlerinin siyasal demokrasinin kanallarını genişletme mücadelelerinin olmazsa olmazlarındandır. Türk halkıyla Kürt halkının tabandan yükselecek bir mücadele içinde Kurucu Meclis Komiteleri oluşturmaya başlamaları ve bu yolda mücadele etmeleri, kaçınılmaz olarak sınıf temelli daha farklı meclislerin de ortaya çıkmasına fırsat verecektir. İşçi örgütleri, emperyalizm altında her ülkede koşulların her an değişebileceğini gözden kaçırmadan bu örgütlenmenin de içinde olmak zorundadırlar.

Brezilya’da gelişmekte olan darbeye karşı; demokrasi ve işçi haklarına destek önergesi

Aşağıdaki önerge, San Francisco İşçi Konseyi (AFL-CIO) İcra Komitesi tarafından 2 Mayıs’ta kabul edilmiştir. Göreceğiniz üzere, önerge Konsey’in Brezilya’da gelişmekte olan darbeye güçlü muhalefetini onaylamakta; diğer sendikaları ve işçi örgütlerini benzer bir duruş almaya ve sendikaları, ABD işçi hareketinin darbeye olan muhalefetini ve bu ülkedeki işçi hakları ve demokrasi için kararlı desteğini göstermesi için işçi delegasyonları örgütlemeye davet etmektedir.

Dayanışma mesajlarının olabildiğince hızlı biçimde CUT (Brezilya İşçi Konfederasyonu) Başkanı Vagner Freitas (vagner@cut.org.br) vasıtasıyla, bir kopyasının da (emily@sflaborcouncil.org) adresinden Emily Nelson’a olmak kaydıyla, CUT sendika federasyonuna gönderilmesi acil bir ihtiyaçtır.

Yüz binlerce sendikacı ve işçi sınıfı destekçileri 1 Mayıs’ta darbeye karşı durmak, sosyal ve demokratik haklarını korumak ve geliştirmek için tüm Brezilya’da alanlarda toplandı. 10 Mayıs’ta CUT, İşçi Partisi (PT), Topraksız Köylüler Hareketi (MST) ve “Brezilya Korkusuzlar Cephesi”nin inisiyatifiyle Ulusal Grev ve Eylem Günü organize edildi.

Brezilya’da işçi sınıfı örgütleri ve gençlik Rousseff’i devirmek isteyen hükümet darbesine karşı sokaklarda; emperyalizm destekli oligarşinin bütün kurumları ise birbirine girmiş durumda. PT’li Devlet Başkanı Dilma Rousseff’i devirmek isteyen darbecilerin önderlerinden Meclis Başkanı Eduardo Cunha, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine suçlu bulunarak Federal Yüksek Mahkeme tarafından görevden alındı. Ancak, Meclis’teki kanunsuz oylama iptal edilmedi. Rousseff’i öncelikle 6 ay süreyle görevden alacak ve yerine öbür darbeci olan Temer’i bu göreve getirecek olan oylama Senato’da yapıldı ve Dilma görevden alındı. İşçi sınıfı, topraksız köylüler ve gençlik ayakta ve barikatlarda! Her an her şey olabilir.

Brezilya’daki darbeye karşı harekete geçen milyonlarca insan, demokrasi ve işçi hakları mücadelesinde pes etmiyor. Şu anda uluslararası işçi dayanışmasına ihtiyaçları var.

Dayanışmaya destek verin!


Brezilya’da gelişmekte olan darbeye karşı; demokrasi ve işçi haklarına destek önergesi:

17 Nisan 2016 tarihinde, 367 meclis üyesinin “evet” oyuyla Brezilya Temsilciler Meclisi, Brezilya halkının demokratik ve sosyal haklarını ortadan kaldırmak için hukuk dışı araçlar kullanarak, seçimlerde yenilgiye uğratılan sağcı güçlerin emrinde, Başkan Dilma Rousseff’in meclis soruşturmasını ulusal Senato’ya havale etme kararı aldı.

Şu anda sürmekte olan darbenin sözde gerekçesi yolsuzluk ve rüşvete karşı savaş -ancak hukukçular ve akademisyenlerin yanısıra politikacılar ve dünya genelindeki sendika liderleri tarafından da kabul edildiği üzere bu tam bir düzmece. Sarney ve Cardoso hükümetlerinin eski kabine üyesi ve muhafazakar PSDB partisinin kurucusu olan Luiz Carlos Bresser Pereira bile şu sözlerle kabul etmiştir ki “Eğer Senato Başkan Rousseff’in meclis soruşturmasını onaylasaydı, Brezilya geriye gidecekti. Herhangi bir suçtan dolayı mahkemede hüküm giymemiş bir Başkanı, Operation Car Wash rüşvet skandalına karışmış bir Başkan Yardımcısıyla [Michel Temer] değiştiriyor olacaktık.” (Folha de Sao Paulo, 1 Mayıs 2016)

23 Mart’ta CUT sendika federasyonunun Başkanı Vagner Freitas “Başkan Dilma’yı iktidardan düşürme girişimi demokrasiye karşı bir saldırıdır. Yapmak istedikleri tüm haklarımızı yok etmektir” ifadeleriyle uluslararası bir çağrıda bulundu.

24 Mart’ta, AFL-CIO Başkanı Richard Trumka “AFL-CIO, Brezilya’da kapsamlı bir demokrasinin inşa edilmesi için düzenlenmiş olan ilerici politikaların ve kazanımların geçersiz kılınması çabalarını  şiddetle reddediyor. (…) Brezilya’da siyaset ve ülke ekonomisinin şu anki durumuyla ilgili birçok geçerli eleştirinin varlığına rağmen, bu durum demokratik biçimde seçilmiş bir Başkanın meclis soruşturmasına uğratılmasını haklı çıkarmaz” diyen bir açıklama yaptı.

Milyonlarca işçi, öğrenci, topraksız köylü ve diğerleri geçen altı hafta boyunca  İşçi Partisi (PT), CUT, Topraksız Köylüler Hareketi (MST) öncülüğünde darbeyi durdurmak ve Brezilya oligarşisinin kararnameler yoluyla Ulusal Kongre’de bekleyen onlarca işçi sınıfı düşmanı yasa tasarısını uygulamaya koymasını ve ülkeyi 1964-1980 askeri diktatörlük rejiminin karanlık günlerine döndürmeye çalışmasını engellemek için tüm Brezilya’da sokakları zapt etti.

Bu sebeplerden, San Francisco İşçi Konseyi’nin, Brezilya’da Başkan Dilma Rousseff’e karşı gelişen darbeye kesin bir biçimde muhalefet etmesine ve tüm işçiler ve örgütleriyle, özellikle darbeyi durdurmak için mücadele eden CUT’la dayanışmayı yükseltmesine;

San Francisco İşçi Konseyi’nin, Kaliforniya İşçi Federasyonu’nu ve bağlı sendikalarını darbeye karşı kesin bir biçimde muhalefet yapmaya davet etmesine;

San Francisco İşçi Konseyi’nin, San Francisco’daki Brezilya Konsolosluğu’na bu kararı bildirmek için ve kararın Brezilya’daki ilgili makamlara hızla ulaştırılmasını sağlamak için bir delegasyon oluşturmasına; aynı zamanda, Kaliforniya’daki merkezi işçi konseylerinin ve sendikaların, Brezilya konsolosluklarına Brezilya’daki işçi hakları ve demokrasiye olan şaşmaz desteğimizi ifade etmesi için acilen delegasyonlar oluşturmasını sağlamaya KARAR VERİLMİŞTİR.

Alan Benjamin (OPEIU Yerel 29) tarafından sunulmuş ve 2 Mayıs 2016’da San Francisco İşçi Konseyi İcra Komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Saygılarımla,

Tim Paulson

İcra Direktörü

San Francisco İşçi Konseyi (AFL-CIO)

AFL-CIO onerge-s.1AFL-CIO onerge-s.2