Bu Sayı

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— Yayın Kurulu

Dergimizin bu sayısı hazırlanırken İD (İslam Devleti) Kobanê’ye saldırılarını sürdürmekte. Kürt Hareketi şu ikileme zorlanıyor: ya İD tarafından katliama uğra ya da emperyalist devletlerle ve onların bölgedeki işbirlikçileriyle anlaş, onlardan silah al ve Suriye’nin parçalanması sürecinde “ılımlı” muhaliflere katıl. Aynı sırada emperyalizmin kendi güçlendirdiği İD’ye karşı göstermelik1 bombardımanları sürüyor.

Böyle bir durum karşısında emperyalizmin artık var olmadığı, yerini “İmparatorluk” adı verilen bir ulusüstü yapıya bıraktığı yahut tüm ülkelerin emperyalist olduğu türünden teoriler bir fayda sağlamıyor. Yahut Lenin’in dediği gibi emperyalizmin “her düzeyde gericilik” olduğu gerçeğini unutmak İD’ye karşı emperyalizmin gerçekten etkili bir saldırı yürüteceği yanılsamasına yol açabiliyor. Bugün dünyadaki gericiliğin baş sebebi emperyalist sermayedir.

Bu sayımızdaki ilk metin maalesef Balkanlar’daki yoldaşımız Pavlusko Imsirovic üzerine. Hastalığı sebebiyle kaybettiğimiz Pavlusko, emperyalizmin en çetrefil oyunlarını oynadığı ve parçaladığı Yugoslavya’da herhangi bir üçüncü yol yanılsaması içine girmeden, Miloseviç’in emperyalizmle olan ilişkisini görmüş2 ve emperyalizmin bölgedeki protektorasını tesis eden Dayton Antlaşması’na karşı tutarlı muhalefetini sürdürmüştü. Pavlusko’nun vefatının Kobanê’ye karşı kurulan Srebrenitsa benzeri tezgahın zamanına denk gelmesi acı bir tesadüf.

Dergimizdeki ikinci metin içinde yer aldığımız partimiz İKP’nin Kobanê üzerine açıklaması. Metin emperyalizmin kurduğu tuzağı açıklamayı hedef ediniyor ve emperyalizmden destek aramak yerine bölgede emperyalizmin saldırısına uğrayanların dayanışmasını öneriyor.

Şadi Ozansü’nün kaleme aldığı ikinci metin Türkiye’deki devrimci Marksist hareketlere keskin bir eleştiri yöneltiyor. Ozansü, geçtiğimiz yıllarda devrimci Marksist olduğunu iddia etmekle beraber devrimci Marksizm’le temelden uyumsuz bir dizi hatalı politika (12 Eylül referandumunda HAYIR çağrısı yapmamak, Irak’ta ve Suriye’de antiemperyalizm yerine üçüncü yol politikası izlemek, sermaye hükümetinin sendikalara müdahalesine bürokrasiyle mücadele adına payanda olmak vb.) izleyen örgütlerin ortak tarihsel arka planına inerek bu hataların sebeplerini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Umarız bu tartışma bu hataların tekrarlanmaması için faydalı olacaktır.

Samir Hassan ve François Lazar’ın kaleme aldığı Amerikan Barışı başlıklı metin hem bugün Ortadoğu’da yaşananları tarihsel perspektife oturtmak açısından hem de Kürt Hareketi’yle yürütülen Barış Süreci’nin gerçek yüzünü ortaya koyması bakımından çok önemli. Yazarlar Camp David ve Oslo gibi imzalanan “barış”ların nasıl daha çok savaş getirdiğini anlatıyorlar.

Bu sayımızda çok önem verdiğimiz ve üzerlerine uzun bir tartışma yürütmek gerektiğini düşündüğümüz iki yazı; Marx ve Engels’in iki hayati konuyla ilgili pozisyonunu bugüne aktarmayı amaçlıyor: demokrasi sorunu ve örgütsel inşa sorunu.

François Forgue imzalı Marx, Demokrasi ve Devrim; Marx ve Engels’in demokrasi meselesine – burjuva devrimi, genel oy hakkı, komünizm ve demokrasi – yaklaşımına odaklanıyor. Bugün burjuvazi, emperyalist ülkelerde dahi siyasal demokrasiyi ortadan kaldırmanın peşinde. Türkiye’de baskı ve terör yasalarıyla yürüyen süreç örneğin Avrupa ülkelerinde AB kurumlarının seçilmiş parlamentoların üstüne çıkarılması vb. yöntemlerle işliyor. Troçki’nin burjuvazinin gericileşmesine karşı geliştirdiği Sürekli Devrim teorisine uygun biçimde demokratik kazanımlara sahip çıkmak devrimci politikanın temel görevlerinden.

Bu sayımızda çok önem verdiğimiz ikinci metin Lucien Gauthier imzalı. Marx ve Engels’in teorisyen kimliklerinin ötesine geçerek örgütlenmeye verdikleri önemi ve pratik faaliyetlerini aktarıyor. Geçiş Programı’nda insanlığın bunalımının temel sebebi olarak tespit edilen önderlik bunalımını aşmak devrimci Marksizm’in en yakıcı görevi olarak kalmaya devam ediyor. Marx ve Engels’in düşüncelerinin ve faaliyetlerinin bu görevde bize yardımcı olacağını umuyoruz.

Bölgemizdeki koşullar sebebiyle Ortadoğu ağırlıklı bir sayımız oldu ancak emperyalizmin krizi Avrupa’da da devam ediyor. Kriz İspanya’da kendini kralın tahttan inmek zorunda kalması ile ifade etti. Kitleler bunu veliahttın tahta geçmesini seyrederek değil 1931’in İspanya Cumhuriyeti bayraklarını alıp sokağa çıkarak yanıtladı. Mücadele Avrupa’da da keskinleşerek devam ediyor. Yer verdiğimiz IV. Enternasyonal İspanya seksiyonunun bildirisi bu konuya eğiliyor.

İD’nin yaz aylarında Ortadoğu’daki saldırılarıyla eşzamanlı olarak İsrail de yeniden Gazze’ye saldırdı. Baştaki amacı Gazze’yi tamamen boşaltmak olan Netanyahu, Filistin halkının ağır kayıplarına rağmen direnmeyi bir an bile bırakmamasıyla vazgeçmek zorunda kaldı ve geri çekildi. İsrail; İD’ninkini kapsam, süre ve teknoloji olarak aşan bu vahşeti uygularken tüm emperyalist hükümetler – Almanya, Fransa, ABD vd. – tamamen İsrail’in yanında olduklarını açıkladılar. Yani Filistin halkına Kobanê halkına verilen emperyalizme teslim olma seçeneği bile sunulmadı. İşte bu durum Filistin meselesini dünya devriminin en önemli meselelerinden biri haline getiriyor.

Bu sayıda Filistin’e ayırdığımız dosyanın ilk metninde IV. Enternasyonal, Filistin meselesinin yukarıda kısaca andığımız güncel durumunu tahlil ediyor. İsrail’in tarihinin en zayıf anında olduğunu tespit eden metin, emperyalizme buradan vurulması gerektiğini belirtiyor.

Dosyanın ikinci metni Cezayir İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Sekreteri ve Afrika Sendikalar Birliği Örgütü Başkan Yardımcısı Abdelmadjid Sidi Saïd ve Cezayir İşçi Partisi Genel Sekreteri Louisa Hanoune imzalı. Bu metin Gazze ablukasının kaldırılması, limanın ve havalimanının açılması ve her tür savaş tedbirinin sonlandırılması için çağrı yapan kampanyanın ana metni. Bu kampanyanın Türkiye ayağını örmek hem Filistin halkı için hem de Filistin meselesi yumuşak karnı olan AKP hükümetine karşı mücadele için kritik önemde.

Dosyanın ve bu sayımızın son metni ise İsrail’in saldırısının genellikle Siyonistlerin etkisi altında olan ABD işçi hareketinde yarattığı çatlakla ilgili. Alan Benjamin örgütlerin yayımladığı açıklamaları ve aldığı kararları inceleyerek bu çatlağı tespit ediyor ve burada nasıl bir devrimci çalışma yürütülebileceğini tartışmaya çağırıyor.

Filistin ve Kobanê kazanacak! Emperyalizm ve Siyonizm kaybedecek!

Sonraki sayımızda buluşmak üzere…

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. “Wall Street Journal’e konuşan bir IŞİD yetkilisi ise ABD’nin daha çok boşaltılmış boş kampları bombaladığını söyledi ve ekledi: ‘Esad güçlerinin hava saldırıları çok daha etkili oluyor.’ Radikal, “Kobani’de çatışmalar 3 cephede yoğunlaştı”, 7 Ekim 2014 []
  2. 42. sayımızda yer verdiğimiz ve Pavlusko’nun kaleme aldığı Yugoslavya Savaşı’nın ‘Barışçıl Yollarla’ Sürdürülmesinin Aracı Olarak Srebrenitsa; Madalyonun İki Yüzü: Şovenizm ve NATO-Pasifizmi makalesinde bu durum tahlil edilir. []