Pavlusko Imsirovic (1948-2014)

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

Yugoslavya’da ve Balkanlar’da IV. Enternasyonal Yolunda Elli Yıllık Bir Mücadele

Pavlusko ImsirovicPavlusko Imsiroviç, uzun bir süre kararlılıkla mücadele ettiği hastalığın sonucunda, 16 Ağustos 2014 tarihinde Belgrad’da hayatını kaybetti. Ağır hastalığına rağmen IV. Enternasyonal’in son kongresinde yer almasının yanı sıra, üyesi olduğu Uluslararası Sekretarya’nın toplantılarına da düzenli olarak katılıyordu.

Cenaze töreni, 22 Ağustos Cuma günü, kendisine son vazifelerini yapmaya gelen 150 kişinin huzurunda, Belgrad krematoryumunda gerçekleştirildi. Sırbistan işçi ve demokratik hareketinden militanların yanı sıra Slovenya’dan bir militanla IV. Enternasyonal’in Romanya seksiyonundan bir delegasyon törende hazır bulundular. IV. Enternasyonal Uluslararası Sekretaryası’nı temsilen Dominique Ferré ile Lucien Gauthier de törendeydiler. İki konuşma yapıldı. İlkini Pavlusko’nun kadim bir dostu ve onunla birlikte hapis yatmış olan Lazar Stojanoviç yaptı. Stojanoviç, Pavlusko’nun hapiste ve poliste arkadaşlarına dik durmaları konusunda nasıl yardımcı olduğunu, cesaretini ve kararlılığını anlattı. Merasimin sonunda katılımcılar sıkılı yumruklarıyla farklı dillerden söyledikleri Enternasyonal’le Pavlusko’yu uğurladılar. IV. Enternasyonal adına Lucien Gauthier’nin yaptığı konuşmayı ve Pavlusko’nun IV. Enternasyonal saflarında sürdürdüğü elli yıllık siyasal hayatındaki ilginç bir anısını da aşağıda okuyacaksınız.

IV. Enternasyonal’den Taziye

— Lucien Gauthier

“Bayanlar, baylar, sevgili dostlar, sevgili yoldaşlar, 16 Ağustos’ta aramızdan ayrılışını büyük bir üzüntüyle öğrendiğimiz Pavlusko Imsiroviç’in anısını yad etmek için burada toplanmış bulunuyoruz. Genç yaşında katılıp, hayatının sonuna kadar sadık kaldığı IV. Enternasyonal’in selamını ulaştırmak üzere burada bulunuyoruz. Genç bir öğrenciyken 1968 yılında Belgrad Üniversitesi’nde patlak veren eylemlere katıldı. Tam da bu koşullar altında bilinçli bir şekilde IV. Enternasyonal’e üye olmaya karar verdi. Pavlusko, Tito’nun tek parti rejimine karşı mücadeleyle Stalinci bürokrasiye karşı mücadelenin emperyalizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunun bilincindeydi. Hayatı boyunca Stalinizme ve emperyalizme karşı mücadele yürüttü.

1972 yılında Pavlusko’nun kurmuş olduğu yeraltı örgütü polis tarafından çökertilmişti. Savcılık, Pavlusko’yu ve iki yoldaşını gençleri ve işçileri şiddet olaylarına sürüklemekle suçladı. Savunmasında, Yugoslavya işçi sınıfının yürüteceği sınıf mücadelesinin hem bürokrasiyi hem de emperyalizmi kovacağına olan inancının tam olduğunu ifâde etti. Hapse atıldı.

70’li yılların tümü ve 80’li yılların ilk yarısı boyunca ya hapisteydi ya da yargılanıyordu. Bağlılıklarını pahalı ödedi, ama hiç geri adım atmadı. Ne şantajlara, ne baskılara ve ne de hapis cezalarına boyun eğmedi. İşçi sınıfının kurtuluşunun işçi sınıfının kendi eseri olacağı ilkesini hep mücadelesinin rehberi olarak belirledi. Pavlusko yoldaşlarına ve dostlarına karşı özellikle sınıf bağımsızlığı konusundaki uzlaşmazlığı nedeniyle sertti, çünkü bu konuda kendine karşı da sertti.

1980’li yılların sonlarına doğru IMF’nin “şok terapi” plan uygulamalarına karşı işçi sınıfı ülke çapında harekete geçtiğinde, bürokrasi bütün Yugoslavya Cumhuriyetlerinde işçileri birbirine düşman ettirmeyi hedefleyen bir milliyetçi dalga yükseltti. Pavlusko, bu durum karşısında hayatının mücadelesi olarak adlandırılabilecek bir mücadelenin, yani Yugoslavya’nın birliği için mücadelenin başını çekti. Pavlusko gerçek bir Yugoslavdı. Bosna’da karma bir evlilikten dünyaya gelmişti (o sıralar Boşnakların yüzde 30’u böyleydi); Dolayısıyla gerçek bir Yugoslavdı ve kendini öyle adlandırıyordu. Hem anası hem babası ulusal kurtuluş savaşı sırasında partizandılar. Ebeveynleri, Nazi işgaline karşı sosyalist, özgür ve bağımsız bir Yugoslavya için savaşmışlardı; Pavlusko farklı bir biçim altında Yugoslavya’nın varlığını savunarak aslında onların mücadelesini sürdürmüş oluyordu.

1991’de Hırvatistan’da ilk savaş patlak verdiğinde Sırbistan’da rejimden ve devletten bağımsız bir işçi sendikası olan Nezavisnost’un kuruluşuna öncülük edip gene aynı yıl onun kuruluş kongresini yaptırtması mücadelede belirleyici bir yer tuttu. Nitekim Pavlusko bu sendikanın ilk kongresini yaptırttığında Sırp ve Hırvat birlikleri birbirleriyle kıyasıya çarpışıyorlardı ve Sırbistan’da milliyetçi bir kampanya dizginlerinden boşanmıştı. İşte Sırbistan’da kurulan bu sendikanın ilk kongresinde savaşa karşı bir karar onaylandı ve Hırvat emekçilerine dostluk eli uzatıldı. Pavlusko; Yugoslavya halklarının, daha doğrusu Balkan halklarının kurtuluş yolunun emekçilerin kavgasından, dolayısıyla onların sınıf mücadelesinden geçtiğinin bilincindeydi.

Bütün bu savaş yılları boyunca farklı Balkan ülkelerinde bölgenin işçi militanlarını bir araya getiren toplantılara ve konferanslara katıldı. Bosna Savaşı’nın patlak vermesinin hemen arifesinde gerçekleştirdiği bir toplantıyla Saraybosnalı farklı kökenli işçi militanlardan oluşturduğu bir grupla ilân edilmiş bulunan Bosna savaşına karşı çıkan binlerce ve on binlerce Saraybosnalının şu sloganla savaşa karşı yürümesini sağladı: “Sırplar, Hırvatlar, Müslümanlar, Hepimiz biriz!” Savaşın kışkırtılmasında Amerikan emperyalizminin hesabına çalışan Miloşeviç’in olduğu kadar bürokrasinin diğer fraksiyonlarının sorumluluklarını hiç çekinmeden ilân etti.

Aynı şekilde Kosova Savaşı’nda da benzer bir enternasyonalist ve anti-emperyalist tutum takındı. Hiçbir zaman emperyalizme ve Stalinizme karşı mücadeleden geri adım atmadı. Yugoslavya’nın parçalanmasını hiç kabullenmediği gibi, sürekli bir biçimde sınıf mücadelesinin ve halkların mücadelesinin bir ürünü olarak Yugoslavya’nın yeniden oluşturulması talebini bütün yakıcılığıyla savundu.

IV. Enternasyonal adına; yoldaşlarına, dostlarına, ailesine ve özellikle bundan sonra hep yanlarında olacağımız çocukları Dragan ve Ana’ya selâmlarımızı getirdik. Ve tabii nasıl olur da, şu anda, bundan birkaç yıl önce kaybettiğimiz Elka’yı – çocukların annesi- anmayız. O da Pavlusko gibi gerçek bir militandı. 1972 yılında açılan her üç davanın da içinde yer aldı ve 1,5 yıl hapis yattı. O da hiçbir zaman eyleminden geri adım atmadı. Yugoslavya’daki savaş sırasında savaşa karşı kadınların kitlesel seferberliklerini örgütledi ve kızı Ana’yı da bu seferberliklere kattı. Dragan ve Ana, anne ve babalarıyla gurur duyabilirler. Biz de saflarımızda elli yıla yakın bir süre Pavlusko’yu barındırdığımız için gurur duyuyoruz. Bundan böyle bu elli yıllık mücadeleyi Pavlusko’nun yoldaşlarıyla sürdüreceğiz. Selam devrimci militana, selam yoldaşa, selam dosta, selam kardeşe.”

Belgrad, 22 Ağustos 2014

Pavlusko ile yapılan bir röportajdan kesit

2009 yılı Temmuz ayında Fransa’daki POI’nin (Bağımsız İşçi Partisi) haftalık yayın organı Informations Ouvrieres’de yayımlandı.

(…) Tito’nun Komünist Birlik (Yugoslav Komünist Partisi) rejimi tarafından defalarca “anti-komünist konspirasyon ve Troçkizm” suçlamasıyla yargılandım ve hapse girdim. Yargılanmalarımda Troçkistliğimi hiç saklamadım, şahsıma yöneltilen suçlamanın bağımsız bir işçi örgütü kurmak olduğunun ileri sürüldüğünü, bunun doğru olduğunu ve iktidardaki parti için de bunun en büyük tehlikeyi oluşturduğunu açıkça ifâde ettim.

İktidardaki bürokrasinin gaspçı ve asalak bir toplumsal güç olarak kendini halk karşısında açıkça anti-komünist niteleyemeyeceği için otantik komünistleri anti-komünist olarak isimlendirmesini anladığımı belirttiğimde mahkeme başkanı çok tedirgin oldu (…)

Yugoslav işçilerinin grev hareketi 80’li yıllarda IMF’nin “şok terapileri”ne karşı genel greve dönüştü. İşçilerin tepkisi Yugoslavya’nın kapitalizme “geçiş” sürecine duydukları öfkeydi. 1980 yılında Yugoslavya’nın dış borcu 20 milyar dolardı. Aradan geçen yedi yılda Yugoslavya 86,5 milyar dolar faiz ödemesine rağmen ana borç azalmadığı gibi 22 milyar dolara yükseldi. Yugoslav işçiler yaşam koşullarına ve kazanımlarına darbe indiren bu duruma karşı genel greve gittiklerinde, bu genel grevin sonuçlarını engellemek için emperyalizm ve mafyacı parti bürokrasisi savaş çıkarttı ve Yugoslavya’nın bütün halkları birbirlerine kırdırılarak ülke parçalandı. Bu savaş, emperyalizmin ve Yeltsin’in 1991 yılında SSCB’yi yıkmalarını kolaylaştırdı.

Ancak bu savaş Yugoslav işçilerinin bütün kazanımlarını yok edemediği gibi, onları savunmak için yürütülen kitlesel seferberlikleri de durduramadı. Grev hareketleri savaşa karşı mücadele eylemleriyle genişledi ve bu çerçevede işçiler ilk bağımsız sendikalarını oluşturmaya başladılar. Avrupa İşçileri İttifakı’nın Yugoslavya bürosunun bir militanı ve örgütleyicisi olarak, bağımsız sendikal hareketin ve savaşa karşı hareketin de yöneticilerindendim. 1991 yılı Ağustos ayında savaşa karşı bir kitlesel eylem sırasında siyasi polis gösteriyi dağıtmak için beni yakaladı. Tito zamanında beni sürekli olarak gözaltına aldıran aynı polis müdürüydü bu. Beni diğer polislere gösterirken nefretle şu cümleleri sarf etti: “Şuna bakın: Hâlâ komünist! Bir komünist! Bir kızıl haydut! İflâh olmaz bu!” Onunla dalga geçerek kendisine şöyle dedim: “Hayatında ilk defa gerçeği söylüyorsun. Evet, yıllarca büyük bir yalancılıkla anti-komünist olarak suçladığınız komünist benim. Nihayet bu gerçeği kabullendiniz. Peki, o zaman bana karşı anti-komünist bir kamu davası açın da cesaretinizi görelim bakalım!” ILC tarafından hızla örgütlenen Avrupa ve Yugoslavya çapındaki bir sendikal ve savaş karşıtı hareket sonucu birkaç saat içinde serbest bırakıldım. Bırakılmam sırasında polis müdürü şu tehdidi savurdu: “Artık seni gözaltına almayacağız. Bize sorun çıkartmaya devam edersen, seni faşist Seselj’e1 bırakırız, temizlemesi için. Biliyorsun savaş halindeyiz ve bir ya da daha fazla kişinin ölmesi bu gibi durumlarda sadece bir istatistik konusudur”. Bu tehdidi şöyle cevapladım: “Yugoslavya’da sizin denetiminiz dışında faşist yoktur. Seselj’in Çetnikleri’ne2 gelince, hepsinin tasmalarını siz elinizde tutuyorsunuz.” Ertesi gün, bütün bunları o sıralar çok popüler olan Belgrad’ın genç bağımsız radyosu B 92’ye anlattım. Sonucu çıkartabilirsiniz, hâlâ hayattayım.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. Vojislav Seselj: Sırp Radikal Partisi yöneticisi, aşırı-milliyetçi, bir aralar Miloşeviç rejiminin müttefikiydi, 1998-2000 yılları arasındaki Sırp Hükümetinin başbakan yardımcılığını yaptı. Şu sıralar La Haye Uluslararası Ceza Mahkemesinde hakkında açılmış olan bir davanın sonucunu bekliyor. []
  2. Çetnik: Köken olarak, 2. Dünya Savaşı sırasında Kızıl Partizanlarca ezilen Mihajloviç taraftarı Sırp monarşisti silahlı gruplara verilen addır. “Çetnik” geniş anlamda “Sırp milliyetçisi” demektir. []