Ukrayna: Genel savaşı dayatan kim?

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— Dominique FERRE1

Ukrayna’da genel bir savaşı dayatan kim? Foreign Affairs dergisi (Eylül-Ekim 2014 sayısı) meseleyi şöyle koyuyordu:

Batı’da hüküm süren akla göre Ukrayna krizinin günahı neredeyse tümüyle Rus saldırganlığına bağlanabilir… Ancak bu açıklama yanlış: ABD ve onun Avrupalı müttefikleri krizin esas sorumluluğunu paylaşıyor. Sorunun kökeni NATO’nun genişlemesi, bu da Ukrayna’yı Rusya’nın yörüngesinden çıkarmaya yönelik genel stratejinin merkezi öğesi… Çin’in büyük bir askeri ittifak oluşturup buna Kanada ve Meksika’yı dahil etmeye çalışması karşısında ABD’nin öfkesini hayal edin.

Bu satırlar Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in basın sekreteri tarafından kaleme alınmadı; oldukça nüfuzlu bir ABD dış politika dergisi tarafından yazıldı.2

Ancak hepsi bu değil. Hükümetin Rada’daki (Ukrayna parlamentosu) – Ukrayna seçmenlerinin üçte birini temsil eden. – çoğunluğu; yıl bitmeden önce “Ukrayna’nın tarafsızlık statüsünü kaldıracak ve ülkenin NATO’ya katılma politikalarını canlandıracak” yasalar çıkarma niyetini açıkladı.

Ukrayna hükümetinin doğudaki sanayi bölgesi Donbass’ı (Donetsk ve Lugansk kesimleri) [Nüfusunun büyük çoğunluğu Rus asıllı işçi sınıfından oluşan her iki bölge de yakın tarihte bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi – çn] “ayrılıkçı” güçlere karşı “terörle mücadele operasyonu” ile harap ettiği ülkede son haftalarda savaş endişe verici bir şekilde hızlandı. Bu operasyon dört binden fazla kişinin ölümüne ve en az 800 bin mültecinin Ukrayna ve Rusya’ya kaçmasına sebep oldu.

Muhabirlerimiz Moldova’da bir istikrarsızlaştırma kampanyasının başladığını bildiriyorlar. Eski bir Sovyet cumhuriyeti olan ülke Ukrayna’nın komşusu ve Romanyalılar, Ukraynalılar ve Türkçe konuşan azınlık Gagavuzlar bu ülkede beraberce yaşıyorlar. 30 Kasım seçimleri yaklaşırken iktidardaki koalisyon (“Avrupa Entegrasyonu için İttifak) Moldova’ya iltica etmeye çalışan Ukraynalı aktivistleri, özerk Gagavuz bölgesi halkının temsilcilerini vd. hedefleyen bir dizi tutuklama dalgası başlattı. Gagavuz bölgesi Avrupa Birliği’yle Birleşme Antlaşması’na karşı bir referandumu kabul etmişti.

Kış yaklaşırken Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko bir karar alarak yıkıma uğramış Donbass bölgesindeki her tür kamusal harcamayı tamamen durdurdu. Bunun anlamı maaşlar, emekli maaşları, aile yardımları, gazilere ve sakatlara yardımlar ile her tür kamu hizmetinin durdurulması ve personelinin tasfiye edilmesi. Bu karar 21 Kasım’da yürürlüğe girdi.

ABD ve AB tarafından desteklenen ve “demokrasi” ile “Avrupa Değerleri”nin güvencesi olarak parlatılan Poroşenko 14 Kasım’da Odessa’da, Donbass bölgesinin kendi tabiriyle “mali abluka” altına alınmasının hedeflerini açıklıyordu:

“Bizim işlerimiz olacak, onların olmayacak.” diyordu Poroşenko, “Bizim emekli maaşlarımız olacak, onların olmayacak. Bizim emekliler ve çocuklar için yardımlarımız olacak, onların olmayacak. Bizim çocuklarımız okullara ve kreşlere gidecek, onlarınkiler bodrumda oturacak, çünkü hiçbir şey yapamayacaklar. Ve işte tam da böyle bu savaşı kazanacağız.”

Bu iç savaş çağrısı ve Donbass endüstriyel bölgesindeki milyonlarca insanın kelimenin tam anlamıyla açlığa mahkûm edilmesinin gerçekte amacı tüm Ukrayna nüfusunu terörize etmek.

Zira Donbass’a karşı yürütülen savaşın ve Rusya’ya karşı milli birlik çağrısı yapan “vatansever” çağrıların arkasında IMF ve Dünya Bankası tarafından dayatılan “reformlar” politikası var. Parlamentodaki hükümet yanlısı çoğunluğun içindeki Samopomych Partisi’nin yayımladığı bir belgeye göre parlamentonun şimdi ile 2015-2016 arasında bir noktada kalan tüm devlet mülkiyetindeki kömür madenlerini özelleştirmesi ve Ougol’ Ukrainy’ (Ukrayna Kömürü) kamu işletmesini kapatması gündemde.

Bu; tam olarak Dünya Bankası’nın Ukrayna, Belarus ve Moldova temsilcisi Qimiao Fan’ın Ekim başında talep ettiği şeydi. Sadece kömür madenleri için de değil: “Ukrayna’nın önceliği yeni yasaların kabul edilmesi değil eski Sovyet yasalarının tamamının tasfiye edilmesidir.”

Bu topyekûn yıkım savaşı; Avrupa’nın doğusunda kalıcı parçalanmanın teşvik edilmesini gerektiriyor ve ABD ve onun iştiraklerinin hükümetlerinin – Fransa’da Hollande, İngiltere’de Cameron, Almanya’da Merkel – hararetlenip Rusya’ya karşı “yaptırımların” sıkılaştırılmasını talep etmesine sebep oldu. Bu “yaptırımlar” ilk olarak doğrudan halkı ciddi olarak etkiliyor. Temel gıda maddelerinin fiyatları hızla yükseldi bile.

Rosstat’ın [Rusya Federal Devlet İstatistikleri Servisi – çn] resmi rakamlarına göre darı ununun fiyatı Kasım’ın ilk yarısında yüzde 27 yükseldi! Şeker yüzde 19, sosis yüzde 16 arttı… On ay içerisinde avro 40 rubleden 50 rubleye, sonra da 60 rubleye çıktı.

Ancak ABD yaptırımları Avrupalı kapitalistlerin eksiksiz desteğini almaktan çok uzak, zira onlar da yaptırımların sonuçlarını hissetmeye başlıyorlar. Fransız günlük finans gazetesi Les Echos’taki bir köşe yazarı şöyle yazıyor:

Moskova’ya karşı ekonomik yaptırımlar gerçekten de mali varlıkların kaçmasına ve merkez bankasının rubleyi desteklemekten vazgeçecek noktaya gelmesine sebep oluyor. Ancak bu ekonomik misilleme politikaları ilelebet süremez çünkü herkese zarar veriyorlar… G20’nin Avustralya’daki son toplantısı bu yönde bir işaret veriyor. [Yaptırımların desteklenmesi yönünde] en ateşli gözükenler “Anglosaksonlar”dı (ABD, Kanada, Avustralya, İngiltere). Ancak uzakta veya kıtamızın uzak köşelerinde oldukları düşünülürse, bunlardan hiçbiri bir gün savaş alanı olmayacaklar.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. Bu metin Fransa’daki Bağımsız İşçi Partisi’nin (POI) haftalık yayını Informations Ouvrières’nin (İşçi Haberleri) 26 Kasım sayısında yayımlanan makaleden çevrilmiştir. []
  2. Rusya ile gerilen ilişkiler ve Putin’in G20 toplantısından aniden ayrılması sebebiyle basın bayram ediyordu. Foreign Affairs’deki makalenin de payına şu düştü: “Çin’in büyük bir askeri ittifak oluşturup buna Kanada ve Meksika’yı dahil etmeye çalışması karşısında ABD’nin öfkesini hayal edin.” []