İki Devletli Çözüm: Filistin’de Cinayete Devam

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

İsrail devletinin yaz aylarında Gazze’de yaptığı katliamın bilançosu şu oldu: 2150 ölü, birçoğu ölümcül durumda binlerce yaralı, 100 bin evsiz, yıkılan 26 okul, hastaneler, 350 adet çeşitli işyeri, bombardımanlar sonucu 17 bin hektar tarım alanının yakılması ve bundan böyle kullanılamaz hale gelmesi, 1 milyon insana hizmet veren su borularında sürekli sızıntılar ve toplam yerleşimlerin yüzde 15’inin yıkılması…

Avrupa parlamentoları Filistin devletini istiyor!!?

İsrail devletinin yaz aylarında Gazze’ye yaptığı yukarıda bilançosunu sunduğumuz katliamı “ama bu İsrail’in kendini savunma refleksidir” diye destekleyen Avrupa Birliği ülkelerinin halk tarafından “seçilmiş” parlamentoları birdenbire İsrail’den ayrı bir Filistin devletinin kurulması doğrultusunda tutumlar almaya başladılar. Sırasıyla İsveç, Büyük Britanya, İspanya ve Fransa parlamentoları bu yönde adımlar atıyorlar. Kuşkusuz, bu noktada bir Filistin devletinin adı bile geçmiyor, sorun esas olarak İsrail devletinin güvenliği çerçevesinde ele alınıyor ama iki devletli “çözüm”e de kapı aralanmış durumda. Artık kimse 1993 Oslo Anlaşması’nın iflâs etmiş olduğunu ifade etmekten çekinmiyor.

Eski Mossad Başkanı ne diyor?

İsrail’in Siyonist politikalarının yılmaz savunucularından Mossad eski başkanlarından Şabtay Şavit bakın özetle ne diyor:

Avrupalılar yıllardır bizim politikalarımızı savunmaktan artık yorgun düştüler, kriz nedeniyle ABD ile aramızda gerginlikler var, ABD üniversiteleri, yani ABD’nin gelecekteki yöneticilerinin yetiştiği üniversiteler Filistinliler için birer sera haline geldi, hepsinde Filistin yanlısı gelişmelere tanık oluyoruz. İsrail’deki kriz binlerce Yahudi’nin bir yabancı ülke pasaportu edinerek ülke dışına kaçmanın yollarını aradıklarını gösteriyor. Bizdeki dinci Siyonist paramiliter güçler güçlenmeye başladı. Filistinlilerin etnik temizliğine kadar uzanacak bir süreç başlayabilir. Bu yüzden ayrı bir Filistin devletinin kurulması İsrail’in güvenliği için hayati bir önem taşıyor. (İsrail’in Haaretz gazetesinden, 24 Kasım 2014)

Bir başka ifadeyle 2002 yılında Suudi Kralı Fahd’ın ABD’nin çıkarlarını savunmak adına ileri sürdüğü plana onay veriyor. O plana göre, bütün Arap ülkelerinin İsrail devletinin varlığını tanıması karşılığında İsrail de bağımsız bir Filistin devletinin kuruluşunu onaylamalıydı.

Peki, Mısır Devlet Başkanı Mareşal Sissi ne diyor?

O da aynen ABD Dışişleri Bakanı Kerry gibi İsrail’in güvenliğini ön planda tutan bir açıklama yapıyor, diyor ki:

Kurulacak bir Filistin devletinin içine askeri birlikler göndermeye hazırız. Yerel polise yardımcı oluruz ve böylelikle İsraillilere güvence sağlayan rolümüzü sürdürürüz. Tabii ilelebet değil. Güven telkin edecek zorunlu zamanın geçmesine kadar. Ama önce bir Filistin devletinin olması gerekir ki, oraya birliklerimizi gönderebilelim.  (Corriere Della Sera, 24 Kasım 2014)

İsrail devletinin yanı sıra bir Filistin devleti kurulursa ne olur?

Önce BM’nin denetimi altında yıllardır Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerde mülteci kamplarında yaşayan 6 milyon kadar Filistinli bu statülerini de kaybederek, ya bulundukları ülkelerde zorunlu vatandaş haline getirilirler ya da kurulacak mini Filistin devletine dönerek bu kez Filistin Otoritesi ile uluslararası kurumların denetimi altında bir küçük açık hava hapishanesinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalırlar. Ayrıca herkes bu “devletin” diğer devletlere benzemeyeceğinin ve daha baştan esir olacağının farkındadır.

Filistin halkının mücadelesinin devrimci karakteri

Filistin halkı; 1947 bölüşümünün planından miras kalan yapay sınırlarla 1967’de işgal edilen topraklar arasındaki bağlantıyı kurmak için son otuz yıldır görülmemiş bir kitlesel seferberlik içinde. Filistinli kitleler bu birleşme mücadelesini kendi önderliklerine rağmen sürdürdükleri için de devrimci karaktere sahipler. İki devlet çözümünü kabul eden önderlikler Filistin halkının kendi birleşme arzusunun ve ulusu bir araya getirme eyleminin karşısında durarak karşı-devrimci bir rol oynamayı sürdürüyorlar.  Ama Filistin halkı kendi önderliklerini bile bir kalemde gözden çıkartmaya hazır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Filistin halkı kendi işbirlikçi önderliklerinden çok ama çok daha devrimci.

Filistin halkı niye dünya devriminin başını çekiyor?

İşte Filistin halkının 60 yıldır sönmeyen mücadelesinin önemi de burada yatıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde işçi sınıfının iktidarı alamamasının temelinde işçi sınıfı önderliklerinin krizi yatıyor. Bugüne kadar işçi sınıfı önderliklerinin tarihsel ihanetleri söz konusu olmasaydı proletarya çoktan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejiminin en kokuşmuş biçimi olan emperyalist kapitalizmi tarihin çöp sepetine atmış olurdu. Emperyalist kapitalizm hâlâ varlığını sürdürüyorsa, bunun nedeni kendine sosyalist, komünist ya da sosyal demokrat diyen işçi önderliklerinin dünya kapitalizmiyle yapmış oldukları ve yapmaya devam ettikleri işbirlikleri yüzündendir. Bu işbirliklerine işçi sınıfının sadece siyasal örgütleri değil, maalesef sendikal örgütleri de dahildir. Emperyalizm kendi varlığını, teslim aldığı ya da satın aldığı işçi örgütlerinin varlığına borçludur. İşte zavallı Filistin halkının kendi işbirlikçi örgütlerinin varlığına rağmen yürüttüğü mücadele, O’nu ister istemez dünya devrim mücadelesinin merkezine yerleştiriyor. İşte bu yüzden de emperyalistler ve onların işbirlikçileri Filistin halkının azılı düşmanlarıdır. Çünkü bu halkın yürüttüğü bağımsız, laik Filistin devleti mücadelesi dünyanın bütün işçi örgütlerine emperyalistlerden kopmak yönünde örnek oluyor. İşçi örgütlerinin ve ezilen halk önderliklerinin emperyalizmden kopuşu ise dünya devriminin dizginlerinden boşalması demektir. Emperyalistlerin Filistin halkının mücadelesinden korkuları bundandır. Yıllardır ilk kez ABD kamuoyunda bile İsrail’e karşı Filistin yanlısı eylemler patlak vermeye başladı. ABD işçi sendikalarının yönetim organları geleneksel olarak Siyonistlerin elindedir. İlk kez bu yaz, ABD işçi sendikalarından Filistin halkının mücadelesini destekleyen karar tasarıları çıkmaya başladı. Bu, ABD emperyalizminin geleneksel politikalarından çeşitli işçi örgütlerinin bağımsızlaşmaya başlaması demektir ki, bunu en iyi emperyalistler anlarlar. Bakmayın Filistin halkının yoksulluğuna ve çaresiz gözükmesine, emperyalizme şu an en büyük darbeyi O indiriyor.

Çözüm laik, demokratik ve bağımsız Filistin devletidir!

Filistin’de iki devletli çözüm Siyonist vahşetin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da katlanarak sürmesi demektir. Ortadoğu’da barışçı çözüm Siyonist devletin yıkılıp, onun yerine laik, demokratik ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından geçer. Bu devlette; Müslümanlara da, Yahudilere de, Hıristiyanlara da eşit hak ve kardeşlik hep olacaktır.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter