Grev Hakkına Saldırılıyor! ILO Tehdit Altında!

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— Jacques Diriclet

 

Uluslararası çalışma sözleşmelerinin hazırlanmasına, bunların ülkelerin onayına sunulmasına ve uygulamasının izlenmesine dayalı olan ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) standartları sistemi çerçevesi yine saldırı altında. Bu saldırı, 2012 yılında 101. Oturumda işverenler grubunun, grev hakkının 87 sayılı örgütlenme özgürlüğü sözleşmesinin sonucu olduğu gerçeğine meydan okumaya karar vermesiyle başladı. Aşağıda göstereceğimiz gibi bu saldırı 2013 ve 2014 yıllarında da sürdürüldü.

Örgütlenme özgürlüğü grev hakkından ayrılamaz

1948’de ILO, örgütlenme hakkına ilişkin 87 sayılı sözleşmeyi kabul etti. 1949’da bu sözleşme örgütlenme hakkı ve toplu pazarlık ile ilgili 98 sayılı sözleşmeyle tamamlandı. O günden bu yana ILO organları tekrar tekrar grev hakkının 87 sayılı sözleşmenin sonucu olduğunu teyit etmiştir, özellikle de “Çalışanların örgütleri iş programlarını belirlemek hakkına sahiptirler” şartını koşan 2. maddesinin ve “çalışanların çıkarlarına hizmet ve bu çıkarları savunma amacı” için örgütlenme hakkının tanınıyor olmasının (madde 10).

1951’de kurulan ve 87 ile 98 sayılı sözleşmelerin ihlali yönündeki şikayetleri inceleyen Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, işleyişinin ilk yılında “grev hakkının işçilerin ve örgütlerinin temel bir hakkı olduğuna” karar vermiştir. Uzmanlar Komitesi, grev hakkının işçilerin ve örgütlerinin temel bir hakkı olduğunu tekrar tekrar teyit etmiştir.

1957’de Uluslararası Çalışma Konferansı üye devletlere yönelik bir karar alarak “işçilerin, grev hakkını da içerecek biçimde, sendikal hakların etkin ve kısıtlamasız bir şekilde kullanılmasını sağlayan yasalar” çıkartılması çağrısı yapmıştır.

ILO’nun tüm bir standartlar ve denetim sistemine karşı kararlı bir saldırı söz konusu

Her yıl Uluslararası Çalışma Konferansı’nın senelik oturumu esnasında, Standartların Uygulanması Komitesi diğer şeylerin yanı sıra, özellikle standartların ciddi ihlalini içeren yirmi beş vakayı da inceler.

2012 yılında, 1927’den beri ilk kez işverenler grubu 87 sayılı sözleşmenin ihlali vakalarının incelenmesine katılmayı reddetti. Bir önkoşul olarak, Komitenin sonuç metninde kendi ihtilaflarının kayıt altına alınmasını talep ettiler: İşverenler grubunun değerlendirmesine göre “Grev hakkının, örgütlenme özgürlüğü sözleşmeleri içerisinde hukuki bir temeli yok“tu.

2013 yılında Komite çalışmalarını baltalama tehdidinde bulunan işverenlerin şantajıyla karşılaşan ILO İşçi Grubu, yirmi beş vakanın gereği gibi incelenebilmesi için, talep ettikleri ifadenin sonuç metninde yer almasını kabul etti.

2014 yılında İşçi Grubu bu ifadeyi reddetti ve bu durum yirmi beş vakadan sadece beşinin incelenebilmesiyle sonuçlandı.

Bu sebepten dolayı köleliğin sınırında olan yöntemlere karşı göçmen işçilerin korunması, sendikacılara karşı ayrımcılık, çocuk işçiliği veya Avrupa’daki kemer sıkma programları çerçevesindeki istihdam politikaları gibi vakalar ele alınamadı.

ILO tehdit altında!

Bugün ILO’nun doğrudan temelini tehdit eden bu saldırı yeni bir boyut kazanıyor. Ama aslında saldırı çok önceden ilan edilmişti. 1998’de ABD Başkanı Bill Clinton’ın himayesinde bir Temel Haklar Deklarasyonu kabul edilmişti. Bu deklarasyon “iyi niyetle temel haklarla ilgili ilkelere saygı gösterme, bunları ilerletme ve uygulama” çağrısı yapmaktaydı.(1) Bir “ilerleme” veya gelişim olarak sunulan bu deklarasyon sözleşmelerin onaylanmasına eşdeğer değildir. 87 sayılı sözleşme, tüm sözleşmeler gibi şunu belirtmektedir: “Bu sözleşme sadece onayları Genel Direktör’de kaydedilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütü Üyeleri üzerinde bağlayıcı olacaktır.” Bir sözleşmeyi onaylayan Devletlerin bunu ulusal kanunlarına geçirme yükümlülüğü vardır. Örneğin ABD halen 87 ve 98 sayılı sözleşmelerle bağlı değildir; çünkü halen bu sözleşmeleri onaylamamıştır.

2012 yılında daha büyük bir basınç uygulandı: İşverenler Grubu “uluslararası çalışma standartlarını denetlemenin üçlü bir yapının görevi olması ve işçilerle işverenlerin ihtiyaçları da dahil olmak üzere ihtiyaçları yansıtması gerektiğini” ilan etti. “İhtiyaçlar” adı altında patronlar bazıları için geçerli, diğerleri için farklı bir yorumu uygulamaya koymak istiyorlar.

Bugün grev hakkına meydan okunurken, onlar da yeni bir aşamaya geçmeye meyilliler. Tüm bir standartlar sistemi tehdit altında: bir yüzyıla yakın bir süre önce ILO çerçevesinde oluşturulmuş olan uluslararası çalışma standartlarının varlığı, geçerliliği ve izleme istemi doğrudan tehdit ediliyor.

Geçtiğimiz haziran ayında ILO kürsüsünden Fransa Çalışma Bakanı François Rebsamen “ILO’nun değiştirilmesi” ve sosyal diyalog çerçevesinde “sosyal ortaklığın” getirilmesini önerdi. “Standartları yorumlama sorunu bu şekilde netleştirilmeli ve üçlü bir konsensüs çözümü bulunmalıdır. Fransa, Örgüt içerisinde esnek ve ekonomik yöntemlerle yapılacak bir yorumlama mekanizmasından yana olduğunu yeniden teyit etmektedir”.

“Esneklik” tam bir deregülasyon anlamına gelmektedir. Sadece birkaç hafta önce esneklik adına Fransa işverenler örgütü Medef Başkanı, Fransa’nın, işverenlere bir çalışanı işten çıkarmak için meşru sebep göstermelerini şart koşan 158 sayılı sözleşmeye onayını kaldırmasını savunmuştur.

İşçi örgütlerini ve onların grev hakkından ve bağımsızlıklarından ayrılamayacak olan özgürlüklerini savunmakla, 1944 Philadelphia Deklarasyonu ile yeniden teyit edilmiş olan 1919’daki orjinal misyonu ile ILO’yu savunmak arasında bir fark yoktur. Ve bu, işverenlerin azgın sömürüsüne ve onların hizmetindeki hükümetlere karşı işçilerin haklarını savunmak için bize bir manivela kuvveti verir.

Bu konular bugün her zamankinden daha önemlidir!

Notlar:
(1) Referans olarak sekiz sözleşmeye değinilmiştir: Örgütlenme özgürlüğü konuları üzerine olanlar (87 ve 98 sayılı sözleşmeler), zorla çalıştırmayı yasaklayanlar (29 ve 105 sayılı sözleşmeler), eşit haklar üzerine olanlar (111 ve 151 sayılı sözleşmeler) ve çocuk işçiliğine dair sözleşmeler (138 ve 182 sayılı sözleşmeler).

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter