Suriye’de Büyük Savaşa Doğru

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— İbrahim Devrim

Suriye’de ve Ortadoğu’da dengeler hızla değişiyor.  Birkaç yıl öncesinde Esad’ı devirmek üzere emperyalizmin toparladığı gruplar arasına, Cenevre toplantılarına kabul edilmeyen PYD, şu anda Suriye’deki savaşın belki de en önemli unsuru olmuş durumda. Bu toplantılarda Kürtleri temsil ediyormuş gibi yapması için kurulan tabela partilerinin veya ithal cihatçı çetelerin aksine gerçekten bu topraklarda kökleri olan tek örgüt PYD-YPG/J olmasına rağmen durum böyleydi. PYD bir taraftan Türkiye, diğer taraftan Barzani’nin KDP’si tarafından izole edilmişti. KDP bir hayli ileri giderek PYD’ye karşı Rojava’da ayaklanma örgütlemeyi bile denedi. Diğer taraftan Suriye rejiminin yıkılmaması ve savaşın ilk yıllarında PYD’ye destek vermesi, Rojava’da PYD’nin önemli bir güç olmasına yardım etti. PYD köklü bir örgüt. Bu süreçte savaş şartlarına uyum sağladı ve bölgeyi kontrol eden bir güç olmayı başardı.

PYD Kobane’de ve ardından Tel Abyad’da koşulların değişmesinin getirdiği olanakları değerlendirdi ve büyük zaferler kazandı. ABD’nin Suriye’de uyguladığı cihatçı grupları destekleyerek Esad’ı devirme politikasının çökmesinde Kobane direnişinin büyük rolü oldu. Aynı zamanda bu politikanın çöküşü PYD için yeni olanaklar yarattı.  ABD cihatçı gruplara hala destek verse de savaşın ilk yıllarında izlediği politikanın son dönemde ciddi biçimde değiştiği (ABD kabul etmese de) anlaşılıyor.  ABD’nin önceki dönemde PYD’yi yok sayma politikasının aksine bugün havadan destek veriyor olması bu değişimin bir göstergesi.

Cihatçı çetelerden aradığını bulamayan yani bu çeteler ile Suriye’de rejimi deviremeyen ABD, PYD’yi Esad rejiminin karşısındaki safa çekmek için bu desteği veriyor. Fakat bu sınırlı destek ile birlikte IŞİD  ABD tarafından kullanılan bir sopa olarak bölgede kalmaya devam edecek gibi görünüyor. PYD veya Irak rejimi ile çelişkiler yaşanması durumunda IŞİD’nin tekrar Kürtlerin yaşadğı bölgelere saldırması olasılık dahilinde. Bu anlamda IŞİD’in varlığı ABD’nin oldukça işine yarıyor. IŞİD’in saldırdığı bölgeler, Musul’da açıkça yaşandığı gibi ABD yardımına muhtaç kalıyor ve tabii ki yardım almanın bir bedeli var.

AKP Türkiye’nin yeni komşusundan rahatsız

Türkiye sınırındaki gelişmeler, özellikle PYD’nin pozisyonu Türkiye’nin politikasını etkiliyor. Kürtlerin Suriye’de önemli bir güç olması kaçınılmaz olarak Türkiye’deki Kürt sorununu da farklı bir boyuta taşıyor. Türkiye sınırının büyük kısmının YPG/J tarafından kurtarılmasının ardından IŞİD için önemli bir tedarik hattı kapandı. Fakat, hala IŞİD’in Türkiye ile sınır hattı var ve tedarik hattı tamamen kapanmış değil. Kısa vadede PYD’nin bu hattı ele geçirme ve tüm ikmal yolunu kapatma ihtimali yüksek. Yakın zamanda yeni bir savaş bekleniyor ve bu savaş Türkiye sınırına yeni bir şekil vererek Türkiye’nin Suriye’ye müdahale olanaklarını kısıtlayabilir.

PYD henüz dış dünyaya ulaştırmasa da büyük miktarda petrol sahasını kontrolü altına aldı. Bir taraftan ABD’nin desteğini kısmen almış durumda, diğer taraftan Esad rejimi ile bağları kopmuş değil. AKP hükümeti PYD’yi zayıflatmak için çabalasa da sonuç alamadı. Hükümetin desteklediği gruplar PYD karşısında geriledi. Önümüzdeki dönemde, Türkiye ya ABD’nin değişen politikasına ayak uyduracak ya da Suudi Arabistan ve Katar gibi mevcut politikasına devam edip ABD’nin bunu kabul etmesi için ısrar edecek. AKP hükümeti devam ettiği sürece ikinci seçenek muhtemel görünüyor. Son günlerde havuz medyasındaki PYD anti-propagandası ve IŞİD güzellemeleri AKP’nin PYD’yi saf dışı bırakacak bir politikada ısrar edeceğini gösteriyor. Sınırın tamamen kapanması durumunda TSK’nın Suriye topraklarına girmesi ve savaşa doğrudan katılması gibi korkunç bir üçüncü bir olasılığın bulunduğunu da belirtmek gerekiyor.

Esad direniyor

Türkiye sınırında kritik gelişmeler yaşanırken bu cepheye en yakın Halep’in kuzeyinde ve Keseb’de tutunan Esad rejimi ağırlıklı olarak diğer cephelerde savaşmaya devam ediyor. Suriye ordusu bugüne kadar karşısındaki güçlerin beklemediği bir direnç gösterdi. Özellikle, kısa sürede Şam’a namaz kılmaya gitme beklentisindeki AKP’nin hiç beklemediği bir direniş oldu. Cihatçı kardeşlerine çok güvenen AKP, PYD konusunda olduğu gibi Esad rejiminin gücü konusunda da yanıldı. Suriye ordusu neredeyse beş yıldır direniyor. Tabii ki İran ve Rusya’nın desteği ve Lübnan Hizbullah’ının Suriye ordusunun yanında savaşa katılması Esad’ın ayakta kalmasında büyük öneme sahip.

Son günlerde Esad yönetiminin zayıfladığı haberleri sıkça duyulmaya başladı. Bunun büyük bir kısmı psikolojik harp olsa da Suriye ordusunun ağır kayıplar verdiği ve yorulduğu gözlemlenebiliyor. Sıkça duyulan diğer haber, Rusya’nın askeri danışmanlarını Suriye’den çekmesi ve bunun Esad’a desteğini sonlandırdığı anlamına geldiği yönünde. Fakat, Rusya’nın Akdeniz’deki yegane üssünden kolayca vazgeçebileceğine ve bunun pazarlığını yapabileceğine inanmak güç.  NATO ile ilişkileri bıçak sırtında ilerlerken Esad yönetiminden vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Rusya’nın desteğini çektiği görüşünün karşısında, bunun bir görev değişikliği olduğu ve İran ordusunun üst düzey komutanlarının bu süreçte devreye girerek Suriye ordusu için yeni bir strateji hazırladığı, Suriye ordusunun ağır kayıplar verdiği çete savaşını bırakıp büyük bir saha savaşına hazırlandığını savunan bir başka bilgi var. Kısa bir süre sonra hangisinin doğru olduğunu ve sonuçlarını göreceğiz.

Eğer yakın zamanda beklenen son savaşı Suriye ordusu kazanırsa, Ortadoğu’nun yeni düzeninde İran’ın ve Rusya’nın daha çok söz sahibi olmasını ve Lübnan Hizbullah’ının güçlenmesini bekleyebiliriz. NATO ve körfez ülkeleri buna engel olmak için her yolu denedi. Böyle bir sonuç onlar için çok ciddi bir yenilgi anlamına gelecek ve Ortadoğu’da ABD ve kuklalarının etkisinin azalmasına yol açacak.

Emperyalizmin çıkarları için kısa bir sürede neler yapabileceğini Suriye’de gördük. Ortadoğu barbarlığı yaşıyor. Yüzbinlerce kadın, erkek, çocuk vahşice katledildi. İnsanlar köle olarak satıldı. Milyonlarca mülteci hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yaşanan bir din savaşı, inanç, mezhep savaşı veya diktatörlüğe karşı “Suriyeli devrimciler”in savaşı değil. UIluslararası sermayenin Ortadoğu’yu yeniden düzenleme saldırısı ve bir paylaşım savaşı. Bu barbarlığı sonlandırmak için öncelikle ABD’nin ve kuklalarının Ortadoğu’dan defedilmesi gerekiyor. Ortadoğu halklarının barış içerisinde bir arada yaşaması için başka bir yol yok. Bu noktada açıkça taraf olmak, Suriye ordusu ve onunla birlikte savaşan güçlerin yanında yer almak gerekiyor. PYD’nin bugün savaşın kazananlarından birisi olduğu açık. Fakat bu noktada PYD için de bir seçim yapma vakti yaklaşıyor.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter