Avrupa’daki “göçmen krizi” üzerine: “Sınırları hemen koşulsuz olarak açın!”

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— Dominique Ferré

[Not: Aşağıdaki makale, Fransa’daki Demokratik Bağımsız İşçi Partisi’nin (POID) haftalık gazetesi Tribune des Travailleurs’ün (İşçi Kürsüsü) 9 Mart 2016 tarihli 29. sayısından alınmıştır.]

Avrupa Konseyi başkanı Donald Tusk, göçmenleri işaret ederek “Avrupa’ya gelmeyin!” açıklaması yaptı. Sanki yüzlerce erkek, kadın ve çocuk kendi istekleriyle göçmek için yollara dökülmüş gibi!

Bu sözlerin edilmesinin ardından hızla Avrupa Konseyi Başkanının talimatları fiiliyata geçirildi: Makedon polisi, savaşlar ve IMF planlarıyla talan edilen ülkelerinden kaçan mülteci aileleri, yakın mesafeden göz yaşartıcı gaz bombaları atarak karşıladı. Bu olay, ülkelerinden Suriye ve Afganistan’daki savaşlar nedeniyle sürülen mültecilerin toplandığı, “Sınırları açın!” haykırışlarının çınladığı Makedonya-Yunanistan sınırında gerçekleşti.

“SİZİN yarattığınız barbarlıktan kaçan bu erkek, kadın ve çocuklara kapıları açın!”

Evet: “Sınırları açın! Sizin yarattığınız barbarlıktan kaçan bu erkek, kadın ve çocuklara kapıları açın!” Bu, işçi hareketinin ortak talebi olmalıdır. Bu talep, “tiranlara savaş ilan eden” ve zulüm kurbanlarına sığınma hakkı tanıyan Fransız Devrimi’nin mirası ile tutarlı temel demokratik bir taleptir. Sonuç olarak, hayatlarını tehlikeye atarak Ege Denizi’ni geçen ve binlerce mili yürüyerek kat eden, her türlü mafyatik “kaçakçı” tarafından ellerinde avuçlarında ne varsa çalınan yüz binlerden oluşan mülteci dalgasından kim sorumlu?

“Toplu göçün esas sebebi savaştır!”

International New York Times, 1 Mart 1 2016 tarihli başyazısında “Suriye, Irak ve Afganistan’daki savaş ve Ortadoğu’da ve Afrika’daki baskı ve ekonomik güçlükler birçok insanı Avrupa’ya ulaşmayı denemeye zorluyor” diye yazdı. Bir önceki sayımızda [Tribune des Travailleurs/İşçi Kürsüsü] Afganistan Radikal Solu’ndan bir militan, “ülkemizde Büyük Güçler’in sebep olduğu ve yıllardır sürdürdüğü savaş, bu toplu göçün temel sebebi” diye açıkladı. Bu koşullar altında, savaşı çıkaranlardan – Afganistan’ı, Irak’ı ve Suriye’yi yıkan ve enkaz altında bırakanlardan – en azından mültecileri onurlu bir biçimde karşılamalıları beklenmeli, öyle değil mi? Ama hayır, buna “Hiç gerçekçi değil, mülteci akını hiçbir zaman bitmeyecek!” denilerek itiraz edilecektir.

Bütün emperyalist müdahalelerin bir an önce sonlandırılması için!

İşçi hareketi bu itiraza açık seçik biçimde yanıt vermelidir: “Göçmen krizi” barbar emperyalist savaşların ve müdahalelerin sonucudur. Şurası bir gerçek ki Fransa Başkanı François Hollande’ın beş yıllık görevi süresince rekor sayıda yabancı askeri müdahaleye (Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Irak, Suriye ve Afganistan’ın devam eden işgali) tanıklık edildi. Yüz binlerce kadın ve erkeğin savaştan kaçmasına son verebilmek, bütün emperyalist müdahalelere derhal son verilmesini gerektirir! ABD, Fransa, İngiltere ve diğer ülkeler müdahale ettikleri bütün ülkelerden askeri birliklerini hemen geri çekmelidir! Büyük Güçlere vekâlet eden – Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi – Suriye’yi kana bulayan silahlı gruplara silah tedarik eden güçler tarafından yapılan bütün müdahaleler son bulmalıdır.

Hepsini kabul etmemiz “mümkün değil”

Fakat bütün Avrupa ülkeleri felaket bir sosyal durum içindeyken bütün bu insanları ağırlamak nasıl mümkün olabilir diye sorabiliriz. Sonuç olarak “Dünyadaki bütün sefaleti ağırlayamayız” diyen “sosyalist” başkan Michel Rocard değil miydi? Ve Yunanistan hükümeti on binlerce mülteciye sığınma sağlayabilmek için gerekli olan finansmanı sağlamaktaki yetersizliğini henüz açıklamadı mı?

Ancak Yunan hükümeti, Avrupa Birliği ve IMF’nin Yunan halkını yoksulluk içine batmaya devam etmeye mahkûm eden bütün direktiflerini uygulamayı kabul ederken bunun için – ya da herhangi bir başka şey için – nasıl finansman sağlayabilir? “Göçmenler için hiç kaynak yok” ya da bize böyle söylendi. Fakat gerçek şu ki Avrupa Birliği ve IMF’nin tasarruf planlarının demir ökçelerinin altında hiç kimse için kaynak yok; Yunanistan, İtalya, Polonya ve diğer ülkelerin halkları ve işçilerinin ihtiyaçlarına hitap edecek hiçbir kaynak yok.

İhtiyaç; “Memorandumlar”ın, “Yükümlülük Anlaşmaları”nın ve kapitalistlerin ve spekülatörlerin milyarlarca avroluk kurtarma hibelerinin sonlandırılmasıdır; ancak bunun ardından herkes için finansman sağlanır! Bu, Avrupa çapındaki bütün işçi örgütlerinin ortak pozisyonu olmalıdır!

Bizi bölmelerine izin vermeyelim!

Makedon polisi mültecileri dağıtırken, Fransız polisi Avrupa’nın en büyük gecekondu bölgesi olan Calais’teki [ç.n.- Kuzey Fransa’da önemli bir liman. Channel Tüneli’nden feribotlarla İngiltere’ye giriş noktası.] sözde “karışıklığı” buldozerlerle yerle bir ediyordu. (Elbette bu sadece yeni gecekondular kurulmasıyla sonuçlanacak.) On yıllardır süren sanayisizleştirmenin çalışan nüfusu işsizlerin saflarına (resmi rakam yüzde18) ittiği Calais’te maceraperestler faşist kampanyaları teşvik ediyor.

“Böl ve yönet” Roma İmparatorluğu’ndan bu yana yöneticilerin düsturu olageldi. Calais’teki Demokratik Bağımsız İşçi Partisi’nden (POID) yoldaşların deyimiyle: “Bizi bölmelerine izin vermeyelim! Burada iş kanunlarına karşı toplumsal bir savaş örgütleyenlerle orada bombalarıyla insanları ezenler aynı hükümetlerdir!”

Her zamankinden daha çok, savaş ve sömürünün asıl müsebbibi olan kapitalist sistem karşısında işçi sınıfının uluslararası dayanışma bayrağını yükseltme zamanıdır. Her zamankinden daha fazla “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!”

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter