Obama Avrupa Birliği’ni savunmak için en önsafta

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

[Fransa Bağımsız Demokratik İşçi Partisi’nin (POID) haftalık yayınlanan Workers’ Tribune (İşçi Kürsüsü) gazetesinin 36. sayısı – Uluslararası Günlük]

— François Forgue

ABD başkanı Barack Obama 22 Nisan’da Londra’ya vardı. Derhal, diplomatik geleneği de çiğneyerek ve hatta basının fikrini sormasını bile beklemeden, İngiliz seçmenlere 23 Haziran’daki referandumda sorulacak olan “İngiltere AB’de kalsın mı, ayrılsın mı?” sorusuna vermeleri gereken cevabı dikte etti.

Obama’ya göre, AB içinde kalmak istiyoruz demeleri onların göreviydi. Eğer bunu yapmazlarsa, Obama “İngiltere ve ABD arasında yapılacak olan ticari anlaşmanın sıranın sonuna atılacağı” konusunda uyardı. (Financial Times, 23 Nisan).

Obama’nın pervasızlığı, Avrupa Birliği gerici yapısına ayrılma yönünde oy kullanarak indirilecek bir darbenin tüm dünya düzenine bir tehdit oluşturacağı gerçeğinin altını çiziyor. Dolayısıyla, İngiltere seçmenlerine her türlü otorite ve kurum – hükümet başkanları, IMF, Londra City1 ve ayrıca Avrupa işçileri adına konuşma hakkı olduğunu iddia eden “Avrupa Sendikalar Birliği” olarak yanlış adlandırılan ETUC – tarafından verilen buyruklar şu mesajı iyice vurguluyor: “Obama ve Cameron’un emirlerine itaat etmelisiniz.”

Bu geniş seferberlik içinde, son durak, Avrupa Birliği’yle bağların korunması için çağrıda bulunan İngiltere ve başka yerlerdeki işçi hareketi önderleri tarafından temsil ediliyor. Sürekli tekrar edilen argüman şu: Muhafazakar Parti’nin en gerici unsurları olan yabancı düşmanı ve faşist aşırı-sağ İngiltere’nin AB’den ayrılması çağrısını yapıyor.

Elbette, referandum, siyasi demokrasinin son derece indirgenmiş bir formudur çünkü seçmenler, kökten karşıt politik güçlerin tamamen farklı nedenlerle aynı yanıtı verebilecekleri bir soruya “Evet” ya da “Hayır” cevabı vermeye çağrılır.

Aslında, referandumların çoğu zaman onları düzenleyenlerin lehine dönmesinin temel nedeni de budur. Durum bu olmadığında, referandum derin bir krizin işaretidir. General de Gaulle’ün korporatist projesinin birleşik bir “Hayır” oyu seferberliği sayesinde yenildiği 1969 yılında Fransa’da olan da buydu. Bu seferberlik kararını ilk olarak Force Ouvrière sendika konfederasyonu almış ve CGT’de karara uymuştu.

Burjuvazinin tüm kesimlerinin –“Fransa Cezayir”i konusunda nostaljik bir özlem içinde olanları da dahil- kendine özgü nedenlerle “Hayır” oyu için çağrı yapmış olması, halkın işçi sınıfının çıkarlarının nerede yattığını net bir biçimde görmesine engel olmamıştı.

Aynı şey bugün İngiltere için geçerli. Cameron’un gerici hükümetinin yenilmesi ve AB kurumlarının reddedilmesi işçi sınıfının çıkarınadır.

Bu nedenle, tüm Avrupa’da işçi sınıfının çıkarlarını ve onun örgütlülüklerinin bağımsızlığını savunanlar, AB’den ayrılmak için çağrı yapan Britanya işçi hareketinin tüm kesimlerine koşulsuz desteklerini sunmaktadır.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. çev.- Londra Borsası’nın da bulunduğu dünya finans merkezi []