TEOKRATİK DİKTATÖRLÜK DARBESİNE HAYIR!

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

SOKAĞA, SINIFIN KENDİ YÖNTEMLERİYLE DARBEYE KARŞI AKP’DEN AYRI MÜCADELESİNE

— Şadi Ozansü

Cemaat örgütlenmesi; 27 Mayıs ürünü 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana, onun topluma sunduğu sınırlı da olsa bütün kazanımları (düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı, grev hakkı, sendikalaşma hakkı, toplu sözleşme hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, vb.) ortadan kaldırmak amacıyla emperyalizm tarafından devreye sokulan bir örgütlenmedir. Zamanında, yani 60’lı yılların ikinci yarısında ve 70’lerde Süleyman Demirel hükümetleri tarafından desteklenmiştir. Erzurum Müftüsü Fethullah Gülen Türkiye’de “Komünizmle Mücadele Dernekleri”nin öncülüğünü yapmış, işçi, sosyalist ve demokratik bütün hareketlere karşı devletin yan gücü olarak faaliyet göstermiştir.  Daha sonra Kenan Evren askeri diktatörlüğünün göz bebeği olmuş, Turgut Özal ve ANAP hükümetleri döneminde serpilip gelişmiş ve gelişiminin zirvesine AKP hükümetleri döneminde ulaşmıştır. Özellikle AKP döneminde rejimin geleneksel yapısını yıkmak amacıyla uzunca bir süredir zaten son derece konformistleşmiş Kemalist kadroları neredeyse tümüyle tasfiye eden bu örgütlenme o günden bu yana CIA’nın denetimindeki bütün sofistike teknolojik araçları da kullanarak bugünlere gelmiştir. Darbe girişimiyle alakalı oldukları iddiasıyla bugün itibariyle 103 general ve amiral gözaltına alınmış ve bir kısmı tutuklanmaya başlanmıştır. Dikkat edilirse bu general ve amirallerin ana gövdesini tuğgeneral ve tuğamiraller oluşturmaktadır. Yani 2010 yılı sonrasında generallik rütbesini kazanmış olanlar. Bir başka ifadeyle Ergenekon, Balyoz tutuklanmaları sırasında generalliğe terfi edenler. Özellikle Hava ve Deniz Kuvvetlerinde o dönemden itibaren paşalığa terfi edenlerin neredeyse tamamı Cemaat kadrolarıdır ve bugünkü darbe girişiminin merkezindedirler. TSK’daki toplam general ve amiral sayısı yaklaşık 400 civarında olduğuna göre karşımızda çok ciddi bir yapılanma var demektir. Özellikle AKP hükümetlerinin desteğiyle bu general ve amiraller zaten en kilit noktalara yerleştirilmişlerdi.

“Nasıl oldu da bu noktaya gelebildiler?”

Bu yanlış bir sorudur. Yukarıda yaptığımız hesaplama bir gerçeği bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Toplam içinde yüzde 25’lik bir oran çok yüksektir. Hadi bırakalım yüzde 25’leri TSK içinde bugün yüzde 10’luk bir merkezileşmiş örgütlenme düzeyi bile bir darbe girişiminde bulunmak için yeterlidir.

“Ne yani bu kadar Fethullahçı mı vardı?”

İşte bir apolitik soru daha. TSK içinde Fethullahçı örgütlenmenin dışında hangi örgütlenme vardı? AKP’liler mi örgütlüydü? Millici solcular ya da bir başka ifadeyle Kemalistler mi örgütlüydü? Bu ikinciler zaten beş altı yıl önce tasfiye edilmemişler miydi?  Dolayısıyla TSK içinde birileri darbe girişiminde bulunacak idiyse, bunların zaten Cemaatçilerin dışında birilerinin olması ihtimali yoktu ki. Açıktır ki, TSK’nın yüksek rütbeli subaylarının Cemaat dışında kalanları zaten son derece apolitiktir. Bu durumda Cemaatçilerin darbeye yeltenmelerine şaşırmak ve “olamaz bunların yanında mutlaka Kemalistler vardır” tekerlemesine sarılmak en az TSK’nın apolitik subayları kadar apolitik olmak anlamına gelir. Bir hatırlatmada bulunmadan yapamayacağım: Bugün Hava kuvvetlerinin neredeyse tamamının –yaklaşık 600 pilotun- Cemaatçilerin kontrolünde olduğu söyleniyor. Peki bunda, bundan birkaç sene önce Balyoz ve Ergenekon operasyonlarını protesto ederek TSK’dan ayrılarak özel hava yolu şirketlerinde daha dolgun ücretlerle çalışmaya yönelen en az 250 civarında ulusalcı ya da solcu pilotun ya da onların TSK’dan ayrılmasına ses çıkartmayan üstlerinin hiç mi payı yok sanıyorsunuz? Cemaat TSK içinde bir üye kazanmak için illegal faaliyetle yıllarını verirken, siz bir çırpıda kaçıp gidiyorsanız bunun vebalini ödeyeceksiniz demektir. Kimse kimseyi kandırmasın bu teokratik darbe girişimi Gülen cemaatinin eseridir.

ABD henüz hazır değildi

Gülen Cemaatinin bu darbe girişimde tam bu sırada bulunmasının iki nedeni olmalı: Birincisi kendini güçlü, Erdoğan’ı ise emperyalizmle ilişkilerinde zayıflamış görmesi olabilir. Ama tabii daha gerçekçi olansa MİT’ten istihbarat alan Erdoğan’ın Cemaat’in TSK dahil her kanadına darbe vurmaya hazırlanmış olmasının fark edilmesi ve prematüre doğuma gidilmesidir. ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin açıklamalarından anlaşılan, gelişmelerden haberdar oldukları, ancak Cemaat’in “çok açık” oynadığı, bir darbe girişiminde bulunacağını bütün NATO ülkelerine sızdırdığına ilişkin serzenişte bulunduğudur. Kerry üstü kapalı bir biçimde, “ biz açık çek vermedik, ama başarılı olsalardı muhtemelen onaylardık” demek istiyor. Başarısız olunca da tabii ki, “biz seçilmiş hükümetin yanındayız” diyor. Şu bir gerçek ki, ABD emperyalizmi çok sıkışmadıkça emir/komuta zinciri altında darbeleri maceracı darbe girişimlerine tercih ediyor.

Teokratik darbe girişimine karşı ne yapmalı?

AKP ve Erdoğan hükümetinin işçi hareketinin bağımsız örgütlenmesine ilişkin düşmanca politikalarının, Kürt halkına karşı düşmanca politikalarının, Alevilere yönelik düşmanca mezhepçi politikalarının, Suriye’nin parçalanmasına yönelik düşmanca politikalarının aslında Cemaat tarafından da son zamanlara kadar nasıl desteklendiğini gayet iyi biliyoruz. Hatta denebilir ki, Cemaat bu konularda da AKP’ye bir dönem akıl hocalığı yapmıştır. Bugün bazı konularda ayrı düşüyormuş gibi gözükmesi tamamen taktik gereğiydi. O kadar.

İşçi ve demokratik hareket Erdoğan’ın nispeten uzun vadeli ve önce başkanlık sistemi ve oradan hareketle “alaturka faşizme” ulaşmak isteyen anlayışına karşı sonuna kadar mücadele etmek zorundadır. Ama burada bir tercih yapılmalıdır. Teokratik diktatörlük tehdidi şu an daha yakıcıdır. İşçi ve demokratik hareket AKP’nin ideolojik olarak Cemaat’ten hiçbir farklılık göstermeyen kitlesinden ayrı ve bağımsız olarak teokratik darbe girişimine karşı kitlesel bir protesto eylemi içine girmelidir. İşçi sınıfı bu gerici darbeye karşı kendi mücadele yöntemleriyle sokağa çıkmalı ve mücadeleye çağrılmalıdır. Dikkat edin, AKP Gülencilere karşı mücadelesinde işi şova çevirmiş durumdadır. İşçi ve demokratik hareket bu şova karşı kendi sınıfsal yöntemleriyle işyerlerinden çıkarak mücadeleye katılmalıdır. Gerici darbelere karşı gerçek mücadelenin yolunun nereden geçtiği bütün topluma gösterilmelidir.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter