Ukrayna: IV. Enternasyonal Militanına 5 Soru

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

Rabochie Izvestiya1, 50. sayı (Şubat 2015)

“Minsk Anlaşmalarını” nasıl yorumlamalıyız?

Eğer bu anlaşmalar gerçekten barış getirseydi o zaman Ukrayna, Rusya, Belarus halkları ve diğer halklar tarafından memnuniyetle karşılanabilirlerdi. Bölge halkları, bütün dünyanın halkları gibi savaş istemiyor. Yıllardır Ortadoğu’nun, Asya’nın ve Afrika’nın bütün bölgelerini harap eden savaşın Avrupa kıtasının doğusunda hüküm sürmesinden kaygı duyuyorlar. Ukrayna’da çoğunluğu “moguilisation”ı2 reddeden gençlik düşünülürse savaş, fedailere dönüştürülmek anlamına geliyor. Farklı “kamplardaki” işçilerin hepsi için savaş sefalet, sosyal haklara daha fazla saldırı ve bu saldırılara karşı savaşmak için kolektif örgütlenme önünde muazzam zorluklar anlamına geliyor. Poroşenko (Başkan) polisin bütçesini artırırken ve Kiev’de grevcilerin mitingleri dağıtılırken, “Lugansk Halk Cumhuriyeti” maden işçilerinin sendikaya kayıt yaptırmasını yasaklıyor. Dolayısıyla, emperyalizm adına vahşice işçilerin haklarına saldıran hükümetler, devam etmesi ve kötüleşmesi için birlikte savaşı körüklüyorlar.

Minsk “barış anlaşmalarının” savaş ile sonuçlanması sürpriz oldu mu?

Ne yazık ki hayır. Tarafların hiçbiri, politikanın başka araçlarla devamı olan” mevcut savaşın –kasten provoke edilmiş olsun ya da olmasın- sona erdirilmesi ile ilgilenmiyor. Ne Obama ne de AB; ne Poroşenko ne de Putin!

ABD yönetimine (ve Doğu Avrupa’daki yeni savaş planı dışarı henüz sızmış olan silahlı kanadı NATO’ya) gelince Afganistan, Irak, Libya, Suriye vs. halklarına karşı gelişen savaşlardaki ve Ukrayna’da bir yıl önceki rejim değişikliğindeki rolünü biliyoruz. Obama, ABD emperyalizminin çizgisini haber sitesi Vox’ta 9 Şubat’ta yer alan röportajında özetledi: “Bizim ihtiyaç duyduğumuzu yapmayan ülkelerin silahlarının namlusunu bazen bükmemiz gerekir…”

Hollande ve Merkel, Avrupa Birliği kurumlarının çekirdeğini biçimlendiriyor. Zamanında Merkel açıkça sosyal kazanımların imhası için kapitalistler adına genelkurmay başkanı olarak rol aldığında (Yunanistan’daki siciline bakın), doğu sınırında devam eden savaş bütün ülkedeki işçilerin sınıf mücadelesine büyük baskılar yapmak için bir araç oldu.

Poroşenko ve (Başbakan) Yatsenyuk’a göre düzenli ordunun demoralizasyonu ve çöküşüne rağmen ve Yarosh’a3 bağlı Ulusal Muhafız taburları yoluyla Kiev’de hazırlanan darbe söylentilerine rağmen kavgaya dur demek önlerine başa çıkılmaz sorunlar çıkaracak. Ukrayna’nın iflası karşısında IMF tarafından talep edilen ve 2015 bütçesinde uygulanan (harcamalardaki tek yükseliş polis ve ordu için) “şok tedavi”ye karşı şimdiden ilk grev kıvılcımları (madenlerde ve taşımacılıkta) ve polisle şiddetli çatışmalarla sonuçlanan toplantılar patlak verdi. Harabe haldeki Donbass’a söz verilen ”özerkliğin” ötesinde, Minsk anlaşmaları ile ilgili olarak Fransız burjuva gazetesi Le Monde’un sunduğu gibi şu merak konusu olabilir: “Eğer barış çözümü başarılı olursa, Donbass hangi para ile yaşayacak? Ve bu parayı kim yönetecek?

Daha da ötesinde, uluslararası kapitalist ”standartlara” göre, Ukrayna’nın ve Rusya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi “bölgenin kömür madenlerinin ağır biçimde mali yardıma muhtaç ve sanayisinin eskimiş halde” olduğu gerçeği ilave edilebilir.

Ve Putin ne istiyor?

Putin rejimi –farklı biçimlerde olsa da kendisinden önce Yeltsin’inki gibi- kökleri 1991’de SSCB’yi ve kazanımlarını yıkan restorasyoncu bürokraside bulunan sosyal katmanların bir ifadesidir. Bu sosyal katmanlar kendi konumlarını korumak için emperyalizm adına likidasyon ve yağmalamayı organize ettiler. Sosyal pozisyonları özelleştirmeler ve Ekim’in kazanımlarının tahrip edilmesi üzerinde temelleniyor. Bu anlamda emperyalizmden bağımsız değiller. “Ulusal” bir temelleri yok; tersine dünya sermayesinin asalak mafyatik bir uzantısı. Sermayenin küresel yasalarına tabiler, ama sermayenin kendisi de can çekişen, kitlelerin eylemleriyle birlikte kendi krizinin etkisi altında her dakika patlama tehdidiyle karşı karşıya olan bir durumda. Aynı zamanda, Putin emperyalizm tarafından Ukrayna’nın bölünmesi için kullanılan enstrümanlardan biri. Ukrayna’nın çalışan nüfusunun ve işçi sınıfının bölünmesi için kendi planını devreye soktu. Ayrıca, sözde “anti-terörist koalisyon” söz konusu olunca ABD liderliği bugün [daha önce Putin’in 25 Mayıs 2007’de NATO askerlerinin Rusya Federasyonu topraklarından geçmesi için Duma’ya (Parlamento) yasa çıkartmasında olduğu gibi] Rusya’ya ihtiyaç duyuyor.

“Yerel” bir bakış açısından Rusya 1990’ların büyük özelleştirme yağmasıyla kapitalist sistemin (“yükselen ekonomi” olduğu uydurma hikâyeleri ile birlikte) dünya krizine tamamen girdi. Ukrayna sorunu, Putin rejimi tarafından özelleştirme ve çokuluslu büyük şirketlerin çıkarlarına itaat etme politikaları karşısında kitlelerin öfkesini başka yöne çekmek için kullanılıyor. Bu, Renault-Nissan ortaklığının AvtoVAZ’da4 işe başlamasının ardından yaşanan kitlesel işten çıkarmaları engellemek için federal hükümetin parmağını bile oynatmadığı Togliatti’de görülebilir. Rejimin “vatanseverliği” yabancı çokuluslu şirketler karşısında Rus işçilerini savunmaya gelince ya da oligarklar sermayelerini anavatan dışına transfer edip para piyasalarında Ruble’lerinden kurtulmakta bir sorun yaşadığında, sığlığını ve sahteliğini açığa vuruyor.

AB ve ABD tarafından Rusya’ya karşı uygulanan “yaptırımlar” üzerine IV. Enternasyonal’in tutumu nedir?

IV. Enternasyonal’in emperyalist ülkelerde (ABD, Fransa, Almanya vb.) bulunan seksiyonlarındaki militanları yaptırımları kınıyor. Bu yaptırımların çalışan nüfus için ve ne yazık ki Rusya Federasyonu’ndaki okuyucularımızın çokça aşina olduğu dramatik sonuçları oluyor. İthal ürünlerin yanı sıra karabuğday ve sütün yükselen fiyatlarına ilave olarak onlarca işletme iflas tehdidi ile karşı karşıya. Putin rejiminin “vatansever” oligarkları içinse yaptırımları bypass etmenin yolu Rublelerini satmak ve sermayelerini kaçırmak. Bunun sonucunda Ruble değer kaybediyor ve durum kitleler için daha da kötü bir hale geliyor. Uluslararası işçi sınıfının bakış açısından yaptırımlara karşı çıkmak ilkesel bir sorundur: Belgrad, Bağdat ve Trablus bombacıları ne hakla gelip bize demokrasi dersi verebilir? Ve kemer sıkma planlarıyla Avrupa halkını boğazlayan ve Yunan halkının 25 Ocak’ta işçi karşıtı planlara karşı kullandığı oyu şiddetle ezmenin peşinde olan Avrupa Birliği’nin ne meşruiyeti olabilir? Yaptırımlar Rusya’yı etkiliyor ve Belarus “Avrupa’daki son diktatörlük” olarak anılıyor. Fakat aynı iki ülke (AB-ABD) Kazakistan’da Zhanaozen grevcilerini5 katleden ve Kazakistan’ı “yabancı yatırımcılara” açan Nazarbayev6 ile samimi ilişkiler sürdürüyor. Belki yarın sermayenin çıkarlarına göre ona da yaptırımlar uygulayabilirler. Bu katıksız bir emperyalist ikiyüzlülüktür.

Çözüm ne?

Halkları bölen bu savaşa bir son verecek “mucize bir çözüm”e sahip olduğunu kimse iddia edemez. Fakat kesin olan bir şey var: işçilerin bu savaşın devam etmesinden hiçbir kazancı yok. Ayrıca büyük emperyalist güçlerden ve onların kurumlarından (NATO, AB, BM, OSCE) veya emperyalizme tabi herhangi bir rejimden –nihayetinde Putin’in rejimi gibi- iyi şeyler geleceği beklentisi de olamaz.

Çözüm, sadece işçilerin kendisinden gelebilir. Bir ülkeden diğerine tek başına değil, çünkü Donbass’dan Galiçya’ya Ukrayna işçilerinin kaderi bütün bölgenin işçilerinin kaderiyle sıkı sıkıya bağlıdır. Daha da geniş olarak Avrupa ve dünya işçilerinin kaderiyle ve özellikle ABD işçilerinin kaderiyle bağlıdır. Savaşa ve parçalanmaya rağmen, her taraftan çığ gibi gelen şovenist propagandaya rağmen, emperyalist müdahaleye ve müdahaleden fazlasına rağmen yeniden oluşmaya ve kendi çıkarlarını savunmaya çalışan bir işçi sınıfı var. KievPasTrans belediye ulaştırma şirketinden AvtoVAZ’a kadar işçi sınıfı aynı.

Lenin’in 100 yıl önce “emperyalizm, her alanda gericilik” çağı olarak tanımladığı çağımızda ulusal sorunlar ve sosyal sorunlar sıkı sıkıya bağlıdır. Büyük yabancı emperyalist güçler (1918 Kaiser Almanya’sı, 1941 Nazi Almanya’sı, bugün ABD emperyalizmi) daima Ukrayna’nın ulusal özlemlerini kendi çıkarları için kullanma arayışında oldular. Fakat sömürü, baskı ve savaştan kurtulmak için bir dünya cumhuriyeti perspektifiyle kendisini “özgür halkların, özgür birliği” olarak tanımlayan Sovyet Rusya ile özgürce ilişkilenmiş, bağımsız bir Ukrayna’yı ilk defa oluşturan Lenin, Troçki ve Bolşeviklerin liderlik ettiği -1917 Ekim Devrimi’nin sonucu ve sermayenin kamulaştırılmasına dayalı- Sovyet hükümetiydi. Bu perspektif barbarlık karşısında tek olası seçenek olmaya devam ediyor.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. [İşçi Haberleri] Eylül 2008’den itibaren yayın yapan Rusça “Sınıf mücadelesi için uluslararası açık platform”. La Vérite/ Gerçek’in Mart 2015’te yayınlanan 85. sayısında yayınlanmıştır. []
  2. Ukrayna basınında kullanılan bir kelime oyunu: “mobilizatsiya” (seferberlik) ve “moguila” (mezar/ölüm veya mezar taşı) birleşmesinden oluşuyor. []
  3. Euromaidan’ın aşırı-sağcı liderlerinden biri. []
  4. AvtoVAZ otomotiv sektöründe Doğu Avrupa ve Rusya’daki en büyük şirket. Lada markası ile ünlüdür. Togliatti’de bulunan fabrikası Avrupa’daki ve Rusya’daki en büyük fabrikadır. Yakın zaman önce 80.000 kişi çalışıyordu. []
  5. 16 Aralık 2011’de Zhanaozen’de (Kazakistan) grevdeki petrol işçilerinin polis tarafından katledilmesine referans olarak. []
  6. Nursultan Nazarbayev, 1991’e kadar Kazakistan Komünist Partisi Sekreteri ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi Politbüro üyesi. 1991’den sonra Kazakistan Cumhuriyeti Başkanı. []