MARUTİ SUZUKİ İŞÇİLERİ SENDİKASINDAN ÇAĞRI:

13 İşçi arkadaşımıza ÖMÜR BOYU HAPİS cezası verildi

13 Maruti Sendikası üyesine sendika kurmak ve taşeron sistemini kaldırmak için verdikleri mücadeleden dolayı ÖMÜR BOYU HAPİS cezası verildi

Maruti İşçilerine Özgürlük!

Maruti Suzuki grevi (2012). Özel güvenlikçilerin işçilere saldırdığı sırada fabrikada çıkan şaibeli yangında müdür Awanish Kumar Dev dumandan zehirlenerek hayatını kaybetti. Bunun ardından yüzden fazla Maruti işçisi “cinayet” suçlamasıyla hapse atıldı. Sendikanın resmileşmesine yardım etmiş olan ve işçilikten gelen bir yönetici olan Dev’in talihsiz ölümüyle işçilerin herhangi bir ilgisi yoktur.

18 Mart günü öğleden sonra Gurgaon Mahkemesi’nde on üç kardeşimize temelsiz bir cinayet suçlaması ile ömür boyu hapis cezaları verildi – bunların arasından 12’si Maruti Suzuki İşçi Sendikası organlarında görevli işçiler. Dört işçiye de 5’er yıl hapis cezası verildi. 14 işçiye ise 3 yıl hapis cezası verildi ama bu işçiler zaten 4 yıldır hapisteydiler, dolayısıyla serbest bırakıldılar. Yine 4 yıl hapis yatmış ama sonrasında beraat etmiş olan 117 işçiye ise bu kaybettikleri yılları kim geri verecek bilemiyoruz. 2012 yılından bu yana 148 işçi 4 yıl hapiste tutuldu, bunun öncesinde ise 2500 işçi yasadışı şekilde işten çıkartılmış ve devamında da devletin baskısına maruz kalmışlardı.

“Objektif bir hüküm” verilmiş olduğu yalanını reddediyoruz. Gerek iddianame gerekse hüküm hiçbir delile dayanmamaktadır. Yalancı tanıklıklara ve saf sınıf nefretine dayanmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz savların detaylarını burada aktaracağız. Sendikanın resmileşmesine yardım etmiş olan ve işçilikten gelen bir yönetici olan Avanish Kumar Dev’in talihsiz ölümü ile işçilerin herhangi bir ilgisi yoktur. Savunmanın ortaya koymuş oldukları bunu kesin bir şekilde kanıtlamaktadır.18 Temmuz 2012 günü yaşanan çatışma bir süpervizörün bir Dalit işçisi olan Jiyalal’e saldırması ile başladı. Jiyalal ise daha sonra kast önyargılı bir suçlama ile bu davadaki esas suçlu haline getirildi ve işten uzaklaştırıldı. Bu dava tümüyle yönetimin sendikayı bitirmek için yürüttüğü komplonun parçası idi. Esas olarak da Sendikalaşma Hakkına ve sendikanın yükseltmekte olduğu taleplere – özellikle de taşeron işçilik sisteminin kaldırılması talebi- ve bunun işçilerin mücadelesinde bir sembol haline gelmesine yönelik bir saldırıydı.

İşçi sınıfının siyasi tutsakları olan Maruti işçilerine özgürlük!

Görülen hukuk davasında başlangıçtan itibaren, 18 Temmuz 2012 tarihinden sonra yönetimle hükümetin işbirliğiyle (bu işbirliğine polis, idare ve Çalışma Bakanlığı birimleri de dâhil) nasıl binlerce işçinin vahşi bir baskı altına alındığı mahkemeye aktarılmıştır. Verilen bu hüküm tümüyle işçi düşmanıdır ve ciddi biçimde Şirket yönetiminin çıkarlarının, “bir ders verme”, tüm ülkede, özellikle de Haryana ve Racastan’daki Gurgaon’dan Neemrana’ya uzanan kuşaktaki sanayi işçileri arasında korku salma ve terörize etme hedefi doğrultusunda verilmiştir. Savcılık son mütalaasında işçiler için “ölüm cezası” isterken – Chandigarh Yüksek Mahkemesi’nin 2013 Mayıs tarihli işçilerin serbest bırakılmasını reddeden kararına çok benzer bir şekilde- sermayenin “güveninin” yeniden sağlanmasından ve Başbakanın küresel yatırımcıları “Hindistan malı” üretmek için davet ettiği girişimden bahsetmektedir. Bu yabancı ve ulusal kapitalistlerin güveni tek bir şeye bağlıdır: ucuz ve itaatkar bir işgücü; dolayısıyla sendikalar veya taleplerin yükseltilmesine yer yoktur.Tüm sendikanın özel olarak hedef alınmasıyla Raj Şirketi, ülkedeki işçi hareketinin, sendika kurma hakkının ve diğer sendikal hakların ve işçilerin insan haklarının sermayedarlar ve Devlet tarafından legal ve illegal yollarla bastırılacağını göstermek istemektedir. Sendika organlarında görevli arkadaşlarımıza yönelik saldırılar sadece bu arkadaşlarımız 2011 yılından beri fabrikadaki emek sömürüsü uygulamalarına karşı mücadelede liderlik etmelerinden, sendikal hakları ve onurları için daimi ve taşeron işçilerin birliğini sağlayarak uzun süreli meşru bir mücadele içinde olmalarından, taşeronluk sisteminin kaldırılmasını, işyerinde onurlu çalışmayı ve yönetimin sömürücü uygulamalarına son verilmesini talep etmiş olmalarından ve nihayet 1 Mart 2012 tarihinde sendikamızı resmen tescil ettirmiş olmalarından dolayı yaşanmıştır. Yönetim, işçilerin bu hak talebini kabul etmemiş ve sendikamızı ezmek istemiştir; özellikle de Nisan 2012’de taşeronluk sisteminin kaldırılması gerektiğini savunan Talepler Bildirgemizi sunduktan sonra. İşte bu nedenle 18 Temmuz 2012’de yaşanmış olan çatışmayı kışkırttılar ve hızlandırdılar.

Enerjik ve umut dolu mücadelemiz Honda’dan Rico’ya Asti’den Shriram Pistons’a, Daikin AC’den Bellsonica’ya sanayi bölgesinde ve ötesinde benzer sömürü koşullarına karşı başka işçilerin de mücadele etmeleri için onlara güç verdi. İşçilerin bu ortak karşı çıkışı ezilmeli, şirket yönetimlerinin çıkarına onlara “bir ders verilmeliydi”.

Maruti işçileri grevde (2012)

İşçi hareketlerine yönelik benzer çatışmalar ve baskılar Noida’da Graziano Transmissions firmasında, Puducherry Regent Ceramics’de, Chennai’da Pricol firmasında ve başka yerlerde de yaşanmıştı. Verilmiş olan bu hüküm de yaşanmış bu baskılarla aynı doğrultudadır ve bu baskıları daha da şiddetlendirmektedir. Bu şekilde sanayi bölgeleri polis kamplarına dönüşmektedir.

Maruti Suzuki CEO’su RC Bhargava bunun bir “sınıf savaşı” olduğunu ifade etti. Hükümetin yaptığı ise işçilerin şirketler ile anlaşmazlıklarını bir “Hukuk ve Asayiş sorununa” dönüştürmek, sendikal hakları için ve taşeron sistemine karşı mücadele eden işçileri kriminalize etmek. Bunu lanetliyoruz. Korkmuyoruz. Bu muazzam ve sürekli baskıdan yorgun düşmüş de değiliz. Ancak işçilerin daimi işçiler-taşeronlar şeklinde bölünmüşlüğünü aşarak ve işçiler arasındaki birliği yükselterek, Şirket-Devlet sömürü-baskı rejiminin sürekli saldırılarına karşı bağımsız sınıf davamızı yükselterek mücadelemizi ileriye taşıyabiliriz. Sanayi bölgelerindeki yüz binlerce işçi 9 Mart’tan beri dayanışma eylemleri düzenliyorlar ve 16 Mart’ta Haryana, Racastan, UP, Tamil Nadu’da yüzbinin üzerinde işçi açlık grevine gitti. Kararın hemen ardından 18’inde 5 Maruti Suzuki fabrikasındaki 30.000 işçi yönetimin bastırma çabasına ve 8 günlük ücret kesintisi tehdidine rağmen bir saatlik bir iş bırakma eylemi yaptılar. 16 Mart’tan bu yana 20’den fazla şehirde birçok işçi, öğrenci, insan hakları örgütleri ve diğer örgütler protestolar düzenledi; 21 ülkede çeşitli heyetler dayanışma eylemleri gerçekleştirdi.

4 Nisan günü için bir Ulusal Protesto günü çağrısı yapıyoruz. Bu tayin edici ve önemli dönemeçte tüm işçilere ve işçiden yana güçlere suçlanan işçilerin serbest bırakılmaları, adaletin sağlanması ve işçilerin hakların elde edebilmeleri için ellerinden gelen her yolla bizimle dayanışma içerisinde olmaları çağrısını yapıyoruz.

Maruti İşçileri serbest bırakılsın!

Sanayi bölgelerindeki sömürü ve baskı rejimine son!

 

Maruti Suzuki İşçileri Sendikası Geçici Komitesi
18 Mart 2017

Bağlantı adresi: 7011865350 (Ramniwas), 9911258717 (Khusiram) on behalf of the PWC, MSWU.
E-mail: marutiworkerstruggle@gmail.com
Güncel bilgiler için bakınız: marutisuzukiworkersunion.wordpress.com


2016 yılı sonunda Hindistan’da gerçekleştirilen,

Ömür boyu hapis cezası verilen Maruti Sendikası işçilerinden Ram ve Pardeep, Mumbay Dünya Konferansı delegeleriydi.

Türkiye’den de iki delegenin katıldığı Savaşa, Sömürüye ve Güvencesiz Çalıştırmaya karşı toplanan Mumbay Dünya Konferansı‘nda Maruti Suzuki işçilerinin dayanışma çağrısı önemli bir yer tutmuştu. Konferans, tüm katılımcılarından “işçi heyetleriyle ülkelerindeki Hindistan elçiliklerine gitmelerini ve halen hapiste olan Maruti Suzuki işçilerinin derhal salıverilmesini ve sendikaları Maruti Suzuki İşçileri Sendikası (MSWU) için tüm sendikal hakların tanınmasını talep etmelerini” istedi.

Hindistan’ın Manesar-Gurgaon sanayi bölgesinde yaşanan baskıya ve taşeron sistemine karşı grevler ve fabrika işgali gerçekleştiren Maruti işçileri yıllardır cezaevinde, “idam cezası” ile yargılandılar ve şimdi de “ömür boyu hapse” mahkum edildiler. Mumbay Dünya Konferansı’nda dayanışma çağrılarını yükselten Maruti işçileri şimdi dünya işçi sınıflarından destek bekliyor.

Mumbay Dünya Konferansı kapanış oturumu (20 Kasım 2016)

“Her Yerde Olduğu gibi Türkiye’de de Savaş, Sömürü ve Taşeron Çalıştırma Var”

Söz Cemal Bilgin’de

36 yaşında hasta bakıcı

Mumbai Konferansı delegesi

 

ltt[Savaşa, Sömürüye ve Güvencesiz Çalıştırmaya karşı Uluslararası İşçi Konferansı, 18-20 Kasım tarihleri arasında Mumbai’de (Hindistan) gerçekleşiyor. Türkiye delegasyonunda bulunan, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde taşeron işçi örgütlenmesi faaliyetleri nedeniyle hedef olmuş ve yakın zamanda işten atılmış Cemal Bilgin’in bu röportajı, Fransa’da La Tribune des Travailleurs gazetesinin 2 Kasım 2016 tarihli 62. sayısında yayınlanmıştır.]
ltt-cemal-rop

Kendini tanıtır mısın?

Cemal Bilgin: Orta Anadolu’nun yoksul bir kenti olan Yozgatlıyım. On beş yıldır İstanbul Üniversitesi Büyük Hastanesinde hasta bakıcı olarak çalışıyorum. Burada taşeron çalışan yaklaşık bin kadar ücretliyiz. Ayda yaklaşık 300 Avro alıyoruz. Ama İstanbul’da hayat çok pahalı, neredeyse Avrupa’nın bazı sanayileşmiş ülkelerininkiyle aynı düzeyde.

Buna karşılık hiçbir toplu sözleşme güvencesine sahip değiliz. Bizim işyerinde sendikal örgütlenme talebimiz İdare tarafından sürekli olarak geri çevrilmiştir. Beş yıldan fazla bir zamandır Taş-İş Der adlı bir taşeron işçi derneği kurmuş bulunuyoruz. Bu mütevazı örgütlenme sayesinde ücretli yıllık hakkı benzeri çeşitli kazanımlar elde ettik. Taş-İş Der bir sendikanın maddi imkanlarına sahip olmasa da, onun aracılığıyla işten çıkartmalara karşı koyabildik. Ama bugün OHAL uygulamasına maruzuz ve mesela derneğin yöneticilerinden biri olduğum halde işten atılmış durumdayım. Arkadaşlar eylemleriyle beni desteklediler ama şimdi işten çıkarılma tehdidi altındalar. İşten atılmış olmama rağmen arkadaşlarımla işyerindeki ilişkilerimi sürdürüyorum (İdare bizim buraya girmemize yasak koyamıyor çünkü burası bir hastane ve kamusal bir alan) hatta İstanbul’un diğer hastanelerinin hasta bakıcıları ile temastayım. Hatta Türkiye’nin başka kentlerindeki taşeron işçilerle de ilişkilerimi sürdürüyorum. Türkiye’de, biz işçilerin yönetiminde olacakları bağımsız bir kitlesel işçi partisi oluşturmak istiyoruz. Türkiye’de böyle bir partiye olan ihtiyacın vazgeçilemez olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Türkiye’de bizim sınıf olarak sözümüzü söyleme imkanımız yok.

Türkiye’deki ETUC (Avrupa Sendikalar Konfederasyonu) üyesi konfederasyonlara bağlı sendikalarla ilişkileriniz nasıl?

Türkiye’de soldan sağa bütün sendikal konfederasyonlar ETUC’a bağlı. Bütün bu sendikalarla şaşırtıcı ilişkilerimiz oldu. Ama bizim açımızdan en şok edici olan kendilerini “Solda” tanımlayanlarla ilişkimizdi (çünkü sağ sendikalar zaten korporatist bir anlayışa sahip olduklarından, taşeron işçilerin mücadelesiyle hiç ilgilenmiyorlar, sendikalarına sadece hükümet partisine yakın işçileri dahil ediyorlar ya da almak istedikleri işçileri Erdoğan’ın partisi AKP’nin çalışmalarına katılmaya zorluyorlardı).

İşten çıkartmalara karşı gerçekleştirdiğimiz eylemlerde basit bir megafonla işçilere hitap etmeye kalktığımda, bana, “Dur! Provokasyon yapma! OHAL var. Biz burada İdare ile diyalog için varız, tavizsiz bir mücadele yürütmüyoruz. İşçilere senin değil sendikanın hitap etmesi gerekir” dediler. İşte bu tip sendikacılara hiç güven duymuyoruz. Biz, arkadaşlarımıza özgürce hitap edeceğimiz buna yasak getirmeyecek kendi sendikamızı ve kendi bağımsız partimizi istiyoruz.

Neden Türkiye’deki kadın/erkek kardeşlerini Mumbai’de temsil etmek istiyorsun?

Hindistanlı işçi militanların savaşa, sömürüye ve güvencesiz eğreti çalışmaya karşı bir uluslararası konferans çağrısını gördüğümde kendi kendime şöyle dedim: ” Başka ülkelerden kadın/erkek kardeşlerimle tanışmak için mutlaka oraya gitmeliyim. Onlara kendi deneyimlerimi aktarmalı, onların deneyimlerini öğrenmeliyim. “Türkiye’de Savaşı, Sömürüyü, Taşeron çalışmayı bir arada yaşıyoruz. Bu üç kötülük dünyanın her yerinde var. Bunlara karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Bu yüzden Hindistan’da, Mumbai’de olacağım.

Savaşa, Sömürüye ve Güvencesiz Çalışmaya karşı Mumbai’de (Hindistan) yapılacak bir Dünya Konferansı için çağrı

 

Sevgili yoldaşlar,

Bu yıl 2 Eylül’de Hindistan’da emekçi kitlelerin mücadele iradesini gösteren 150 milyon kişinin – örgütlü olunan sanayideki, örgütlü olunmayan işkollarındaki ve tarımdaki işçilerin- katıldığı başka bir genel greve tanıklık ettik.  

Bu grev 1991’de başlayan, en düşük aylık ücretin 15.000 Rs (250 dolar) olması, sağlık sigortası, emeklilik ve benzeri talepleri olan; sözleşmeli çalışma sistemine, özelleştirmeye ve iş kanununda kapitalistlerin lehine değişikliklere karşı olan genel grevlerin devamıydı.

Amerikalı işçiler saatlik ücretin 15 dolar olmasını talep ediyorlar. ABD ve Avrupa’daki işçiler iş kanunlarının geriletilmesine ve kemer sıkma adına sosyal güvenlikteki kısıtlamalara karşı çıkıyor. Sömürenlerin küresel gündemi, ilerleme ve yapısal uyum adına 85 kişinin dünya zenginliğinden, çokuluslu ortaklıkların elindeki üretim ve kapitalin üçte birinden yararlanmasıyla sonuçlanan akıl almaz bir eşitsizlik ortaya çıkardı.

Hindistan’dan bazılarımız İşçiler ve Halkların Uluslararası Bağlantı Komitesi’nin (ILC) Barselona, Paris, San Francisco, Madrid ve Berlin’de düzenlediği Açık Dünya Konferanslarına katılma fırsatına sahip olduk. ILC’nin de içinde yer aldığı “Savaşa ve Sömürüye karşı” gündemli son konferans 2010’da Cezayir’de gerçekleşti. Bu konferanslar işçileri bir araya getiriyor, deneyim alışverişleri yeni bir canlılık ve ilham sağlıyor. Bu konferansların amaçlarından biri de uluslararası işçi hareketinin, işçi sınıfının bütün politik eğilimlerini kucaklayan Uluslararası İşçi Birliği I. Enternasyonal çizgisinde inşası için çabalamak.  

Yaşanan olaylar, Cezayir’de yapılan Açık Dünya Konferansı’nın ortaya koyduğu “Savaş ve Sömürü” gündeminin her zamankinden çok daha fazla yerinde olduğunu bizlere kanıtladı. Emperyalist askeri şiddetin katmerlenmesi Orta Doğu’da, Afrika’da ve Asya’daki halkların trajedisine yol açtı. Aynı zamanda, Avrupa Birliği’nin kanlı politikaları Yunanistan’daki krizi ortaya çıkardı. Bütün kıtalar –Suriye’de, Brezilya’da, Ukrayna’da, Çin’de neler olduğuna bir bakın- bir dünya krizine sürüklendi.

all-india-general-strike-2nd-september-2016

Hükümetin işçi sınıfı düşmanı korporatist politikalarına karşı genel grev çağrısı

  • Savaş ve yıkım bütün dünyada sürüyor. Gerçek şu ki üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet sistemi insanlığı barbarlık felaketine doğru sürüklüyor.
  • 25 yıl önce bizler birinci Irak savaşının arifesindeydik. O günden bugüne savaş hiç son bulmadı.

11 Eylül 2001’den sonra emperyalist politikalar bütün halklara karşı saldırıda bir adım daha ileri gitti; 11 Eylül sonrasında bunun Amerikan Başkanı Bush “askeri olduğu kadar ekonomik, sosyal ve politik anlamda bütünlüklü bir savaş” olacağını ilan ediyordu.

  • 25 yıl önce Sovyetler Birliği rejimi çöktü –Dünya Konferansı çağrısının imzacılarının tabii ki bu durumun sebepleriyle ilgili çeşitli analizleri vardır. Yöneten sınıfın yanı sıra işçileri savunduğunu iddia eden birçok önderlik tarafından da kapitalist sistemin ve üretim araçlarının özel mülkiyetinin “aşılamaz bir ufuk” halini aldığını ve “tarihin sonuna” ulaştığımızı; işçi örgütlerinin biricik görevinin NGO’laşmak, sisteme “insani bir yüz” edindirebilmek için ona entegre olmak olduğunu söyleyen konuşmalar duyduk.

Kapitalist barbarlığa karşı “hiçbir alternatif gelecek” olmadığı gerekçesiyle, işçiler tarafından kendi çıkarlarını savunmak amaçlı inşa edilen örgütler, 150 yıllık demokratik ve işçi kazanımlarını parçalayan yapısal düzenleme planları ve karşı-reformlarda görev almak için her yerde göreve çağrıldı.

  • Fakat olaylar 25 yıllık “tarihin sonu” iddialarını boşa çıkardı. Olaylar, sınıf mücadelesinin tarihin yürütücü dişlisi olmaya devam ettiğini gösterdi.

Sınıf mücadelesi, işçilerin kendilerini bir sınıf olarak bir araya getiren şeyleri; kazanımlarını ve işçi sınıfının en temel örgütü olan sendikalardan başlayarak örgütlerini savunmayı gerektirir. Sömürünün ihtiyacı, her yerde – rekabet adına – emek maliyetlerinin düşürülmesini zorunlu kılıyor. Diğer bir deyişle, toplu sözleşmelerin ve kolektif hakların temeli; güvencesiz işler, sözleşmeli çalışma ve iş hukukunun yıkımının yaygınlaştırılmasıyla tehdit ediliyor.

  • Son on yıldır ILC konferansları ve diğer inisiyatifler üzerinden uluslararası düzlemde birlikte mücadele edenler olarak, bir kez daha savaşa karşı barış için mücadele etmenin işçi hareketinin görevi olduğunu iddia ediyoruz.
  • 2015 yılı biterken ve Filistin halkı işgal ve baskıya maruz kalmaya devam ederken savaş dünyada, Libya’da, Irak’ta, işgal altındaki Afganistan’da, Suriye’de hâkimiyetini genişletiyor. Binlerce insan anayurtlarını terk etmeye zorlanıyor ve başka ülkelerde en kötü koşullarda göçmen haline geliyorlar.

Afrika genelinde ve bütün dünyada savaşlar ülkeleri parçalıyor. Savaş artık sivillerin zarar gördüğü bombalı saldırılarla emperyalist ülkelerin kendilerinin karşısına çıkıyor.

Bütün ülkelerde acımasız saldırılar kuralsız çalışmayı başlattı, işçi sınıfını kolektif haklarından yoksun bıraktı. İşsiz sayısı durmaksızın yükseliyor.  

  • Halklar bu saldırılara karşı ayağa kalkıyor:

– Yunanistan’da ve Avrupa’nın tamamında işçi kitleleri seferberlik halinde, Hindistan’da tarihsel büyüklükte genel grevler, Güney Afrika’da madenci ve gençlerin kitlesel seferberliği, Çin’de işçi grevleri…

– Her yerde gündemdeki mesele, sömürüye karşı savaşın bir ihtiyacı olarak işçi sınıfının örgütlerinin bağımsızlığı için mücadeledir.

– Savaşa karşı barış için ve ulusların savunulması için mücadele her zamankinden daha fazla işçi sınıfının elinde.

Yükselen barbarlık karşısında, işçi sınıfının tarihsel rol üstlenme ve gençlere, köylülere ve baskı altındaki halka liderlik etme görevi her zamankinden daha fazladır. Bu amaçla, gerek uluslararası gerekse ulusal düzeyde sınıfının devletlerden, yönetici sınıftan ve uluslararası kapitalist kurumlardan bağımsızlığını savunmak zorundadır.

Genel anlamda emeğe yönelik saldırı, sendikaların ve sendikal hakların marjinalleştirilmesi, büyüyen işsizlik ve güvencesiz çalıştırma, emek yanlısı yasaların yok edilmesi dünya çapında işçileri bir yanıt vermeye çağırıyor. Yakın zamanda Hindistan, emek maliyetinin düşürülmesi deneyinde ve sömürünün şiddetlendirilmesinde bir laboratuvar haline geldi.

Savaşa, Sömürüye ve Güvencesiz Çalıştırmaya karşı bir Uluslararası Konferansın Hindistan’da yapılmasının gerekliliğini fazlasıyla hissetmemizin nedeni bu. Böyle bir konferans işçi sınıfının gelişen uluslararası dayanışmasında, Hindistanlı kitlelerin mücadelesine muazzam bir ivme kazandıracaktır.

Konferans hazırlığında, bu göreve aday herkesin içinde olacağı bir hazırlık komitesi kurulması elzemdir.   

Konferans tarihine ilişkin son karar, çağrımızın ulaştığı sendikalardan ve işçi militanlarından, işçi sınıfının politik örgütlerinden ve dünya çapında ilgili bireylerden gelecek imzalara bağlı olarak alınacaktır.  

Sizleri çağrımızı imzalamaya ve aynı zamanda her nerde olursa olsun sendikal hareketteki arkadaşlarınızdan konferans için destek almaya ısrarla davet ediyoruz.

En iyi dileklerimizle,

 

Vasudevan/Franklyn D’Souza

Ortak Çağrıcılar, Dayanışma Komitesi Sendikası (TUSC)

Mumbai

 

A. Patil

Başkan-Sarva Shramik Sangh

Başkan-Yeni Sendika İnisiyatifi-Maharashtra State

Mumbai

 

Milind Ranade

Genel Sekreter-Kachra Vahatuk Shramik Sangh (KVSS)

Mumbai

 

Deepti Gopinath

Genel Sekreter- Hindistan Havayolu İşçileri Sendikası

Mumbai