Yunanistan Seçimlerinde Ne Oldu?

ATİNA- Yunanistan’da 20 Eylül seçimlerinde, Avrupa Birliği ve Troyka (IMF, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Komisyonu) tarafından talep edilen kemer sıkma önlemlerini uygulamak için Başbakan Alexis Tsipras’ın vekâlete sahip olduğu iddialarına kitlesel çekimserlik darbe vurdu ve rekor düzeye ulaştı.

Önceki seçimlerde %30 olan yüksek katılmama oranıyla karşılaştırılırsa bu seçimde seçmenlerin %45’inden fazlası evlerinde oturdu. Syriza’nın parlamento üyelerinden Zoi Konstantopoulou “Yunan halkının %50’den fazlasının parlamentoda temsil edilmediğini” ifade etti. Basında yer alan bu açıklama, yüksek katılmama oranı ve parlamentoda temsil edilmek için %3 barajını geçemeyen aralarında 155 bin oy alan LAE (Syriza’dan kopan sol kanat, Birleşik Halk Partisi) ve 46 bin oy alan Antrasya’nın bulunduğu partileri destekleyenlere bir referanstır.

Geleneksel sağ parti Yeni Demokrasi, Ocak ayındaki son genel seçimlerden sonra 200 bin oy kaybetti. Yunanistan seçmeni Yeni Demokrasi ve son beş yılda ülkeyi yöneten ve AB’nin dayattığı memorandum da dahil ilk iki kemer sıkma planını uygulayan PASOK’un (geleneksel sosyal demokrat parti) yozlaşmış politik sistemine herhangi bir geri dönüş fikrini reddetti.

Sonuç, Başbakan Alexis Tsipras’ın “ulusal birlik” hükümeti oluşturma planlarına ilk “HAYIR”dır.

Büyük çekimserlik, Potami’nin (iki yıl önce ortaya çıkan merkezci Avrupa yanlısı parti) topyekûn iflası, son seçimlerden sonra Syriza’nın 320 bin oy kaybı, Tsipras’ın üçüncü Mnemonio’yu; yani kemer sıkma memorandumunu uygulama vekâletine sahip olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Solda Antarsya yeni kurulan Birleşik Halk Partisi (LAE) ile birleşik bir seçim cephesi oluşturmaya karşı çıkarak kendi adaylarını çıkarmaya karar verdi. 5 Temmuz’da (seçmenler kitlesel olarak AB’nin kemer sıkma politikalarını reddettiğinde) vekâleti savunmak için bu birleşik cepheyi kurmuş olsalardı LAE parlamentoda temsil edilecekti.

Artık seçimler sona erdi, Troyka tarafından talep edilen 51 yeni kemer sıkma yasasının bu üçüncü Mnemonia’da uygulamaya başlanması zorunlu. Patronlar örgütü SEB, sendikalara ve politik partilere bu “reform” gündemini uygulamak üzere “ulusal birlik” çağrısı yapıyor. Sendika federasyonu GSEE’nin liderliği şimdiden bu “ulusal birlik” davetini kabul etti. Fakat herkesin aklındaki soru: işçiler bu dikteyi kabul edecekler mi? Ya da Troyka’nın taleplerine karşı çıkmaya devam mı edecekler?

Yunanistan Nereye?

— Dominique Ferré1

Memorandumların reddi, toplumun büyük sektörlerinin işçi sınıfının etrafında kenetlenmesine neden oluyor: Köylüler, gençler, iflas bayrağını çekmiş “orta sınıflar”

Sınıf mücadelesi zeminindeki sert direniş

Doğrudan sınıf mücadelesi zemininde işçiler sayısız “eylem günü” yaşadılar. Ama bu eylemlerin (grevlerin) hemen hepsi sendikal konfederasyonların yöneticilerince kaderlerine terk edildi. Üstelik bunlar başlangıçtaki hedeflerinin çok ötesine uzanan grevlerdi, söz gelimi, daha sonra Atina ulaşım işçilerinin de desteğini alan ve 2013 yılının Ocak ayında konfederasyon yönetimleri tarafından bilinçli olarak yalnız bırakılan sekiz günlük Atina Metro işçileri grevi gibi. Bunun gibi çok sayıda engelle karşılaşan Yunan halkı, direnişini seçim zemininde de sürdürdü.

2012 yılının Mayıs ve Haziran aylarında yapılan seçimlerde, daha önce Yunan Komünist Partisi’nin (KKE)  yaşamış olduğu bir krizden dolayı ondan kopan grupların başını çektiği bir koalisyon olan Syriza2 adlı küçük bir parti, sözcüsü Alexis Çipras, “memorandumların iptali” için kampanya başlattığında ve özellikle de bu memorandumların hayata geçirilmesini hedefleyen bir hükümete katılmayı reddettiğinde, bir anda parlamenter muhalefetin birinci partisi haline geliverdi. İşte bu satırları kaleme aldığımız sırada 25 Ocak 2015 tarihinde yapılacak olan genel seçimlerle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklamalarında en yüksek oyu elde edeceği ifade edilen parti bu partidir.

Avrupa Komisyonu ile “mali piyasalar” adına Aralık ayı sonunda görüş belirten Jean-Claude Juncker ile Pierre Moscovici, kelimelerinin üstüne basa basa şöyle dediler: “Tanıdık isimlerle çalışmayı arzularız”. Avrupa Birliği kurumlarının anti-demokratik karakterlerini doğrularcasına Yunan halkının kendi temsilcilerini seçme hakkına sahip olmadığını ileri sürdüler. Der Spiegel dergisinin bir “boşboğazlığı” olası bir Syriza hükümetinin memorandumları sorgulaması halinde Almanya Şansölyesi Merkel’in Yunanistan’ı Avro bölgesinden çıkartma tehdidinde bulunduğunu çıtlattı.

AB’ye göre seçimleri kim kazanırsa kazansın kemer sıkma politikaları sürdürülmeliydi

Oysa bizzat Spiegel’e göre bu abartının kendisi böyle bir varsayımın gerçekleşmesini engellemek için yapılmış olan bir baskıdan ibaretti, zira Yunanistan’ı Avro Bölgesinden ihraç etmek, O’nu dış borçlarını hiç ödememe noktasına getirirdi ki bu da belli başlıları Alman finans kapitaline ait olan bankaları büyük zarara sokardı. Mevcut durumda Samaras-Venizelos hükümetinin çöküşünü engelleyemeyen Avrupa Birliği Komisyonu, artık ne yapıp edip Syriza etrafında oluşacak bir hükümetin, Çipras’ın 2012’de dediği gibi “cehenneme gidecek yolun taşlarını döşeyecek” bir yönelişe girmesini sağlamanın koşullarını yaratmalıydı.

Syriza cephesinde de işler karışık

Bu arada Syriza cenahından da çelişkili ifadeler akmaya başladı. Bir yandan Çipras, 29 Aralık tarihinde Hükümetin düşmesinden birkaç saat sonra, “İşçi sınıfına takılan zincirleri kıracağız(…) Memorandumlar tarafından dayatılan talimatları bütünüyle ve sistematik olarak askıya alacağız” açıklamasını yaparken (ki bu açıklamalar Syriza’nın işçi, köylü ve halk seçmenini kendi geleneksel tabanının çok ötesine sıçratmaktadır), öte yandan aynı Syriza’nın yöneticileri “Avrupa Solu” çerçevesinden dışarı çıkmayarak Avrupa Birliği kurumlarını sorgulama fikrini bile tartışmaya açmamayı sürdürdüler.

Halkın özlemleriyle “AB çerçevesine saygı” birbirleriyle mutlak uzlaşmazlık içindedir

Militan işçiler, Syriza’nın önderliğinin her zaman grevleri ufalama/parçalama stratejisini izlediğinin – hem bir ya da iki günlük grevlere verdiği destek hem de denetim altında tuttuğu sendikal yapıların politikaları3 aracılığıyla- farkındalar.

Aralık ayı sonunda Syriza önderliği daha önce kemer sıkma politikalarına destek vermiş oldukları için itibarını yitirmiş olan şahsiyetler ve partilerle “ittifak” arama yoluna girdi (Haziran 2012 ile Haziran 2013 tarihleri arasında Sağ-PASOK hükümeti üyesi Dimar Partisi gibi). Bununla birlikte, bu “ittifak” arayışları Ocak ayında Syriza’nın yerel ve bölgesel kurullarında büyük ölçüde geri çevrildi.

Ama buna rağmen 6 Ocak tarihli Le Monde şunu yazıyor: “Brüksel’de bazı çevreler bu partinin Merkez Sol ile koalisyon oluşturacağını ve Troyka’ya karşı daha az radikal bir çizgi izleyeceğini düşünüyorlar. Bay Çipras Avro’dan çıkmak istediğini söylemediği gibi Yunanistan’ın mevcut borcunu ödemeyeceğini de söylemiyor. Financial Times’a göre bu onun pragmatizmi, ama daha şimdiden niyetleri konusunda kendilerine güven verebilmek için uluslararası yatırımcılarla görüşmeler yapmaya başladı bile…”

Öte yandan geçtiğimiz günlerde şunu da gördük: Bir Syriza çoğunluğunun başını çeken Réna Duru, Attika Bölgesel Konseyi’nde selefi olan PASOK’lunun bütçesini aklamadı mı?

29 Aralık tarihli konuşmasında Çipras şöyle diyor: “Avrupa Birliği sorumlularının bugünkü açıklamaları partnerlerimizin yeni Yunan Hükümetiyle işbirliği yapmaya hazır olduklarını doğruluyor…” Juncker’lerle Moskovici’lerin kendisine köpürerek saldırdıkları bir sırada sarf edilen tuhaf sözler doğrusu. Ve aynı Çipras, “Avrupa Birliği’nin çerçevesine ve Avrupa Birliği kurumlarına” duyduğu saygıyı ifade etmekten vazgeçmiyor.

Oysa son yıllarda Yunanistan’da olduğu kadar Avrupa’da da işçi sınıfının tüm deneyimi, milyonların kemer sıkma planlarına son verme özlemleriyle Avrupa Birliği kurumlarına saygı duyma arasında mutlak bir aykırılık olduğunu gösteriyor. Çünkü Avrupa kurumları bu konudaki renklerini zaten fazlasıyla belli etmiş durumdalar: Memorandumları sonuna kadar uygulamaya devam etmek gerek!

Kitlelerin öfkesi her taraftan taşıyor

Atinalı bir kadın işçi militan Yunan halkının durumuyla ilgili olarak bize şu ruh halinden söz etti: “Genelinde, inanılmaz sayıda insan, Syriza’ya kuşkuyla bakanlar dahil olmak üzere (O Syriza ki, bir an olsun patronlara, Merkel’e, Yunan Kilisesine, Papa’ya ve benzerlerine el uzatmaktan vazgeçemiyor) Syriza’ya oy vermenin dışında bir çıkış yolu göremiyorlar. Felâket o kadar büyük ki! Eski IKA’nın (Sosyal Güvenlik Kurumu) lokallerinde fareler cirit atıyor! Küçük burjuvazi umutsuz durumda. Öfke sel olmuş ve her yerden taşıyor…”

Yunan halkının ve işçilerinin isyanı, her ne kadar Syriza yönetimi Avrupa Birliği tarafından belirlenmiş “çerçeveye saygı” duyacağını ileri sürse ve buna mukabil Yunan işçi sınıfı da buna bir biçimiyle karşı olsa da, bütün bunlara rağmen oylar yoğun olarak Syriza’ya akacaktır. Syriza’ya gidecek oylar işçi sınıfının grevlerde defalarca ifade ettiği gibi memorandumların derhal iptalini olduğu gibi diğer tüm barbarlık önlemlerinin de kaldırılmasını dayatıyor.

Bu oylar, işçiler için, önlerindeki sayısız engele rağmen, kendi isteklerini dayatma ve gene kendi meselelerinin çözümünü bizzat kendi ellerine almaları konusunda müthiş yüreklendirici bir kaldıraç işlevi görecektir. Yunan işçileri ve halkı bu yolda bütün Avrupa’nın işçilerinin, militanlarının ve gençlerinin desteğini yanında bulacaktır.

  1. 7 Ocak 2015 tarihli Informations Ouvrieres‘den alınmıştır. []
  2. Fransa’daki Komünist Partisi (PCF) ve Sol Parti (PG) ve Almanya’daki Die Linke vb. gibi Avrupa Sol Partisi’ne bağlı olan Syriza Avrupa Birliği’ne karşı olmamasının yanı sıra O’nu (AB’yi) “reforme” etmeyi ve “daha sosyal” hâle getirmeyi umuyor. []
  3. Öte yandan, “Ortodoks” Yunan Komünist Partisi (KKE) ile onun sendikal kesimi, sınıf hareketini sistematik olarak bölme politikasını sürdürüyor: sınıfın diğer kesimlerinden ve örgütlerinden ayrı grev çağrıları, ayrı sokak gösterileri… Aynen PASOK’un konfederal sendikal yapılarının yönetimleri gibi KKE de burjuvazi için çok faydalı bir mücadele ufalama/parçalama aygıtı. []

Bir Eksik Yok mu?

— Daniel Gluckstein1

Yunan halkının kendi geleceğini özgürce tayin etmeye hakkı vardır. Yunan işçileri son iki yılda Troyka’nın ölümcül memorandumlarına karşı her defasında kendi yöneticilerinin kilitlemelerine toslayan 10’dan fazla genel grev gerçekleştirdiler. Eğer bugün Syriza yöneticilerinin taahhütlerini dikkate alıp seçim sandığını kullanarak memorandumun iptali için oy vermek istiyorlarsa, onların bu hakkına kim karşı çıkabilir?

Moskovici’lerin, Juncker’lerin, Merkel’lerin onlara savurdukları tehditlere kesinlikle tahammül edilemez. Bu çerçevede, bazı seçilmiş ve sorumlu Fransız politikacı ve sendikacılar “Avrupa Birliği’ne, Avrupalı yöneticilere, İMF’ye ve notasyon ajanslarına” çağrı yaparak, onlardan, “şantaj” yaparak “Yunan seçim kampanyasına müdahale etmemeleri” talebinde bulunuyorlar.2 Bundan daha meşru ne olabilir? Ama ortada bir eksiklik var ve bu insanı hayrete düşürüyor. Bu metinde, yani Avrupalı yöneticileri Yunan halkının gırtlağına bıçak dayamakla suçlayan bu metinde bir isim eksik: François Hollande. Ama zaten Hollande daha önce Yunan halkına tehdidini açıkça savurmuştu: “Yunanlılar kendi hükümetlerini özgürce seçme hakkına sahiptirler” ama “hükümet yöneticileri alınmış olan kararları uygulamak zorundadırlar”. Bir başka ifadeyle Troyka’nın planlarını uygulamak zorundadırlar! Aynı Hollande 11 Ocak tarihinde Merkel’le bir araya gelerek bu düzenlemelerini herkese ilan etti. Le Monde, büyük bir memnuniyet içinde başlığını attı: “Yunanistan: Merkel ile Hollande Oyunun Kurallarını Belirlediler”

Şimdi bu sessizliği nasıl yorumlamalıyız? Her kim ki Fransa’da Yunan halkına yardım etmek istiyor, onun görevi ilk elde Yunanistan’da memorandumların sürmesini dayatan Hollande-Valls Hükümetinin bu tavrıyla mücadele etmek değil midir?

Kaldı ki, Fransa’daki “Sorumluluk Sözleşmesi” ile Macron yasasının Yunanistan’daki İMF ile Troyka’nın ölümcül memorandumlarıyla aynı kaynaktan beslendiklerini kim inkâr edebilir?

İnsan gene bir konuda daha şaşırmadan edemiyor: Yüzlerce Fransız militan ve sorumlu tarafından imzalanmış bu metinde Portekiz, İspanya, İtalya ve Belçika’daki grevler ve gösterilerden söz ediliyor, ama Fransa’daki sınıf mücadeleleri konusunda tek kelime yok. Metin bu konuda dilsizi oynuyor. Peki, şimdi bunu nasıl anlayacağız? Yunan halkıyla yapılacak etkin bir dayanışma, nasıl olur da Fransa’da Hollande-Valls Hükümetinin (bu konuda Samaras Hükümetinden ne farkı varsa?) gerici politikasını başarısızlığa uğratmak için “Sorumluluk Sözleşmesi”ni süpürecek işçi sınıfı güçlerinin bir araya gelmesine yardımcı olacak mücadeleden koparılabilir?

Bu ilişki kurulmak istenmediğinde, gerçek sorumlulukların üstü örtüldüğü gibi gerçek çözümler ileri sürmek de imkânsızlaşır.

Açık konuşalım: Yunanistan’da olduğu gibi Fransa’da da demokrasinin ve işçi sınıfının öncelikli düşmanı kendi hükümetimizdir.

İşte bu zeminde POI, Yunan işçilerine olduğu kadar Avrupa kıtasının bütün ülkelerindeki işçilere, Troyka’nın ve sermayenin planları karşısında, birliklerini gerçekleştirmeleri için yardımcı olmaya çalışıyor. POI’nin 17 Ocak’ta Paris’te gerçekleştirilecek birlik ve direniş konferansına sunacağı destek de bu anlamdadır.

  1. Fransa Bağımsız İşçi Partisi (POI) Genel Sekreterlerinden []
  2. İmzacılar arasında Fransız Komünist Partisi (FKP) Ulusal Sekreteri Pierre Laurent, Jean-Luc Mélenchon ve Eric Coquerel gibi Sol Parti yöneticileri, FKP Stains veya Ile-Saint-Denis (Yeşil) Belediye Başkanları, bir dizi Yeşil, Sol Cephe ve sendikalist sorumlular vardır. []