Emek Partisi’nin Açmazı Tarihseldir. Ama…

— Şadi OZANSÜ

Emek Partisi (EMEP), Türkiye sosyalist hareketi içinde gerçek bir partileşme sürecinin esas olarak işçi sınıfı hareketi içinden yaratılması gerektiğinin farkına varan ve buna uygun olarak davranmaya çalışan örgütlü yapıların başında geliyor. Bu partinin öncüllerinin 70’li yılların başındaki çizgisi göz önünde bulundurulduğunda (THKO çizgisi) aslında bu gelişme oldukça şaşırtıcı. Muhtemelen bu olumlu yönelim değişikliğinin ardında Halkın Kurtuluşu çevresinin teorik ve örgütsel donanımını ileride değineceğimiz tüm sınırlarına rağmen Arnavutluk Emek Partisi (AEP) üzerinden kurgulamış olmasının payı önemli gibi. Gerçekten de Latin Amerika’nın fococu örgütlenme geleneğini savunan bir başlangıç çizgisinin işçi sınıfı örgütlenmesine evrilmesi pek olağan bir gelişme olmasa gerek. Öte yandan SBKP’nin (Sovyetler Birliği Komünist Partisi) Türkiye uzantısı olan geleneksel TKP’nin Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte kendini tasfiye edip tarih sahnesinden silinmesi göz önünde bulundurulduğunda SBKP ve SSCB’den hiç de farklı bir gelişme seyri izlememiş olan AEP’nin ve Arnavutluk Halk Cumhuriyeti’nin çöküşüne rağmen, zamanında onun politikalarına sıkı sıkıya bağlı kalan bir yapının mevcut gelişimi anlamlı olsa gerek. Devamı

“Neoliberalizm” Üzerine

— Pierre CISE

Gerek basında gerek iktisadi ve siyasal literatürde “liberal” veya “neoliberal” kelimelerine sık sık rastlıyoruz, örneğin “liberal küreselleşme”, “neoliberal politikalar”, “ultraliberal”, “sosyal liberalizm” gibi öbeklerin içinde.

“Liberalizm” ya da “neoliberalizm” nedir?1

İktisadi alanda liberal düşünce, 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında, kapitalist üretim biçiminin baskın üretim biçimi haline gelmesiyle gelişti. Bu düşünce ekolünün başlıca temsilcileri ve savunucularının İngiliz olması tesadüf değildi, çünkü yeni üretim biçiminin en hızlı geliştiği yer İngiltere’ydi. Bu düşünceyi tanımlamak için “liberal” terimi kullanılıyordu, çünkü özgür girişimcilik (Latince liber, özgür) ve serbest piyasanın işleyişinin önündeki her türlü kısıtlamanın kaldırılması, bu düşüncenin olmazsa olmazıydı. Buna karşın, o dönemin baskın düşünce okulu olan merkantilizm2, korumacılıktan ve devlet müdahalesinden yanaydı. Devamı

  1. Makalenin bu kısmı genel olarak konuyla ilgili engin literatüre dayanmakla birlikte, aynı zamanda Michael Dauberny’nin 1985 yılında La Vérité / Gerçek dergisinin 596. sayısında yayımlanan “Bugünkü Liberalizm” başlıklı makalesinden yararlanılmıştır. []
  2. Merkantilizm, 17. ve 18. yüzyılların hakim iktisadi doktrinidir. Temel olarak, devlet eliyle yürütülen uluslararası ticaret ve sömürgecilik aracılığıyla ülkenin altın/gümüş rezervlerini artırmaya ve yüksek gümrük vergisi politikasına dayanır -ç.n. []