IV. Enternasyonal Bildirisi: Tunus Devrimi Üzerine

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— IV. Enternasyonal1

Polis kalabalığın üzerine ateş açtı. Ama kitlesel gösterilerin her geçen gün büyümesini ve güçlenmesini engelleyemedi. Tüm dünyada işçiler ve halklar bu görüntüleri izlediler. Tunus halkının sokakları ele geçirmesini, baskıya karşı başkaldırmasını, devlete “kahrolsun rejim!” diye haykırmasını gördüler, duydular. Bunlar başkaldıran bir halkın görüntüleriydi…

Dördüncü Enternasyonal geçtiğimiz haftalarda baskıya, cinayetlere ve tutuklamalara karşı direnen; Ben Ali’yi alaşağı edip “Su ve Ekmek İstiyoruz, Ben Ali’yi Değil!” diye haykıran gençliğin, işçi sınıfının ve Tunus halkının hareketini selamlıyor.

Bu slogan etrafında Ben Ali’nin dayattığı sefalete, yoksulluğa ve baskıya karşı başkaldırdı Tunus halkı. “Su ve Ekmek İstiyoruz” diye haykırdıkları için vahşi saldırılara maruz kaldılar.

Tunus halkı toplumsal, demokratik ve ulusal talepleri işçi sınıfı talepleriyle birleştiren bu başkaldırıyla konuşma haklarını yeniden ellerine aldı. Tunus gençliği Genel Tunus İşçileri Sendikası’yla (GTİS) birlikte hareket ederek bu isyanı örgütledi, işçilerin ve tüm halkın yolunu açtı. Dördüncü Enternasyonal devrimi yaşatmak için ölen düzinelerce insanın hatırasını selamlar!

Bu görüntüler dünyanın dört bir yanındaki işçilere önceki proleter devrimleri hatırlattı. 1917 Rus Devrimi’ni, 1936 İspanyol Devrimi’ni, 1974 Portekiz Devrimi’ni… Gençliğin ve işçilerin sendikalarıyla, komiteleriyle, askerlerle dayanışmasıyla gerçekleşen bu devrimleri… İşte bu görüntüler de uluslararası devrimin ve sınıf mücadelesinin görüntüleri!

Halk Kendini Örgütlüyor

Gençlik ve işçiler GTİS üyeleri ve sendika konseyleriyle birlikte, Ben Ali rejiminin ölüm birliklerinden kendilerini korumak için mahallelerinde müdafa komiteleri kurdular. Uluslararası güçler Ben Ali’nin yardımına koşarken bunu tek başlarına başardılar.

Ve müdafa komitelerini acil işleri halletmek ve günlük ihtiyaçlarını gidermek için harekete geçirdiler. GTİS temsilciliklerinin ofislerinde bir araya gelindi. Küçük, kokuşmuş bir azınlığın çıkarlarını korumak için inşa edilmiş rejimin kurumlarına karşı ayaklanıldı.

Müdafa komiteleri en demokrat formlardan biri. Tüm ülkeyi saran ateşi taşıyan Tunus halkı, işte bu komitelerde özgürce ve tüm iradelerini kullanarak geleceklerini, yani devrimin müdafasını tartıştılar.

Devrimin nasıl müdafa edileceği tüm ülkede tartışıldı. Şöyle yazıyor Kasserin’deki Devrimi Müdafa ve Denetleme Bölgesel Komitesi bildirilerinde: “Devrim düşmanları hem içimizde, hem dışımızda. Halkın devrimine el koymak, şehitlerimizin kanını ayaklar altına almak, eski rejimin tüm kuvvetlerini temel alıp yeni bir rejim yaratmak istiyorlar. Halkın kazanımlarını ellerinden almak ve emperyalizme, Siyonizme ve gerici Arap rejimlerine hizmet etmeye devam etmek istiyorlar.”

Kendi görevinin ne olduğunu da şu şekilde duyuruyordu Kasserin komitesi: “İktidar partisini, onun milislerini ve tüm yapılanmalarını bozguna uğratmalı; tüm varlıklarına el koymalı ve halktan çaldıkları malları yeniden halka vermeliyiz.

Bildiride ayrıca “Ulusal Halk Kurtuluş Hükümeti” kurulması çağrısı yapılıyor; eski rejimden kopuşu sağlamak için yeni bir Destur yani Anayasa hazırlayacak bir Kurucu Meclis seçilmesi talep ediliyordu.

Bildirinin de dile getirdiği gibi, devrim sadece emperyalist dış güçlerin tehditi altında değil; aynı zamanda emperyalizmin Tunus’taki uzantılarının tehdidi altında. Eski rejimi muhafaza etmek için Ben Ali rejiminin iktidar partisi olan RCD’nin üst kademe yöneticilerini devletin başında tutmayı istiyorlar. Bilhassa Ben Ali hükümetinin eski başbakanı ve Tunus’taki özelleştirme kıyımının mimarı olan Dünya Bankası’nın eski direktörü Mohamed Ghannouchi’yi yukarılarda istiyorlar.

İşçi sınıfı tarihsel örgütü olan GTİS’i sahiplenerek onu siyasal sahnenin önüne çıkardı. Böylece 1952’de öldürülen Farfaht Hached tarafından kurulan GTİS’in sınıf mücadeleleri tarihiyle bütünleşti. GTİS 1955’de kabul ettiği bildiriyle, tüm sömürge mallarının millileştirilmesini ve toprak reform kanunu talep etmişti.

Tunus’ta Devrim Başladı

Evet, Tunus’ta devrim başladı. Bu Batı medyasının yazdığı gibi sadece bir “demokratik devrim” değil.

Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşması imzalayan, IMF’nin emirlerini harfiyen uygulayan, önce sömürge olmaktan kurtulsa da, daha sonra işçisinin aşırı-sömürüye mahkum edildiği, egemenliği elinden alınan bir ülkeydi Tunus.

Bu devrim halk egemenliğini, ulusal egemenliği, gençlerin, işçilerin ve çalışan insanların haklarını bilhassa Fransız ve ABD emperyalizminin hizmetindeki küçük zümreye karşı savunan bir devrim.

Tunus halkının başkaldırısı, Ben Ali’nin ve onun “partisi” RCD’nin önderi olduğu kokuşmuş zümrenin mallarına el konulması ihtiyacını gündeme getirdi. Bu devrim, sermayeye ve üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan sisteme karşı bir işçi devrimi.

Elbette Ben Ali rejimi özelleştirmeler, kuralsızlaştırmaler ve milli varlıkların satışlarıyla büyük güçlerin çıkarlarına hizmet eden sadık bir hizmetkardı. İşte bu rejim tüm Tunus’un bir serbest ticaret bölgesine dönüştürülmesine, Avrupa’daki fabrikalarını söküp Tunus’a diken çokuluslu şirketlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde gençliğin, işçilerin ve küçük köylülerin inanılmaz derecede yoksulluğa sürüklenmesine zemin hazırladı.

Bu yüzden emperyalistler (bilhassa her görüşten Fransız ve ABD hükümetleri) Ben Ali rejimini 23 yıldır desteklemekteydiler. Sürekli Tunus’u “gelişmekte olan ülkelere” bir örnek olarak sundular. Birçok kez ise Tunus halkı polis milislerin postallarının altında ezilir, Ben Ali diktatörlüğü altında kan ağlarken, “artan demokratikleşme” safsatalarına başvurdukları oldu. Fransız ve ABD emperyalizmi son ana dek Ben Ali rejimini destekledi. Ancak Ben Ali devrildikten sonra eski rejimi yamamaya çalıştılar. Halkın Ben Ali’yi devirmesi her şeyden önce emperyalist güçler karşısında alınan bir zaferdir.

Sosyalist Enternasyonal’e yazıklar olsun! 17 Ocak 2011’e yani Ben Ali’nin devrilmesinden üç gün sonrasına dek, 1989’dan beri üyeleri olan RCD’lileri saflarında barındırdılar. IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn’a yazıklar olsun! 2008’de ziyaret ettiği Tunus’un “izlenmesi gereken en iyi örnek” olduğunu söyleme pişkinliğini gösterdi.

Fransız sözde soluna ve aşırı soluna yazıklar olsun. Ortak bir bildiri yazıp “Avrupa Birliği’ni Tunus’taki gerçek demokratik dönüşümü desteklemeye” çağırdılar. Ben Ali’ye Tunus halkını yerlebir etme emrini verenlere, Tunus’a “yardım edin” çağrısında bulundular.

Dördüncü Enternasyonal’in duruşu şudur: “Fransız hükümeti, ABD emperyalizmi, Avrupa Birliği, IMF! Ellerinizi Tunus’tan Çekin!” talebi bugün tek doğru taleptir. Tunus halkı kendi kaderini tayin etmelidir. Bugün sözde “demokratik geçiş” çağrılarını yapan tüm siyasi güçler ve büyük güçlerin hükümetleri Tunus halkının kendi kaderini tayin etmesine karşılar.

Büyük güçlerin onayıyla kurulan sözde milli birlik hükümeti karşısında gençlik, işçiler ve halk sokaklara döküldü ve haykırdılar: “Su ve Ekmek İstiyoruz, RCD’yi değil!” Çünkü Tunus’un zenginliğinin halka ait olmasını istiyorlar. Halk RCD’nin dağıtılmasını talep etmek için sokağa döküldü. Tunus’un geleceğini, Tunus halkından başka kim belirleyebilir?

Tunus Halkının Sesi!

Gençlik, işçiler ve halk iş istiyor; çalışarak yaşayabilmek istiyor. Uluslarının zenginliğinin uluslararası şirketlere ve onların işbirlikçilerine akıtılmasını istemiyorlar. Rejimin tüm kurumlarını yıkmak istiyorlar. Rejim karşısında kendi komitelerini kuruyorlar çünkü yönetimi kendi ellerine almak istiyorlar, meseleleri kendileri halletmek istiyorlar.

Bu komiteleri kendileri koordine etmek istiyorlar, isteklerini temsil etmek için GTİS’e bağlı sendikaları kullanıyorlar.

18 Ocak’ta milli birlik hükümetinin kurulmasının ardından GTİS Milli İdare Komitesi bir bildiri yayımladı. Bu bildiride şöyle deniliyordu:

“Koalisyon hükümeti fikirlerimizi ve taleplerimizi yansıtmıyor. Halkın ve işçilerin isteklerini temsil etmiyor. GTİS koalisyon hükümetinden temsilcilerini çekecektir. Seçilmiş sendika temsilcileri Ulusal Hükümet’ten, Konsey Meclisi’nden ve yerel konseylerinden istifa edeceklerdir. GTİS’in Ekonomik ve Sosyal Konsey’deki varlığının askıya alınmasına karar verilmiştir.”

Aynı bildiride GTİS şunu talep ediyor: “RCD kapatılmalı… ve halkın iç meselelerine yabancıların dahil edilmesi reddedilmelidir. O halk ki kendisini ezen bir başkanı devirmiştir.” Sendika ayrıca “Ben Ali kabilesinin tüm mülkiyetinin millileştirilmesini” talep etmektedir.

GTİS bu amaçla “halkın iradesini yansıtacak özgür ve adil seçimlerle oluşturulacak bir Kurucu Meclis” çağrısı yaptı.

Sendika konfederasyonunun hazırladığı bu tür sorular komitelerde, mahallelerde ve işyerlerinde tartışıldı. Bu tartışmalara dair gözlemlerin çoğundan Tunus halkının ülkelerinin geleceğini belirlemek istedikleri çıkıyor.

Demokrasi demek” diyorlar, “hükümetlerin tüm Tunus halkının çıkarları doğrultusunda politikalar üretmesi demektir.” Demokrasinin işçi hakları demek olduğunu; laikliğe ve kadın haklarına saygı demek olduğunu söylüyorlar… Demokrasinin Ben Ali’nin bürokratlarının iktidarda kalmasını reddetmek olduğunu; demokrasinin ifade özgürlüğü olduğunu haykırıyorlar… Demokrasi devrimin ihanete uğratılmamasıdır diyor; demokrasinin halkın seçtiği ve denetlediği bir hükümet gerektirdiğini söylüyorlar.

9 Ocak’ta, Sfaks’da GTİS’in çağrısıyla bir genel grev düzenlendi. Grev RCD’nin ve Ben Ali rejiminin dağıtılmasını ve kokuşmuş azınlık rejiminin mallarına el konulmasını talep ediyordu. 20 Ocak’ta ise GTİS ulusal önderliği, Halk Kurtuluş Hükümeti’nin kurulması gerektiğini duyurdu.

Tunus Halkı Emperyalizme Karşı

Dördüncü Enternasyonal, uluslararası işçi hareketinin Tunus halkının iç meselelerine herhangi bir dış kuvvetin karışmasına net ve güçlü bir şekilde karşı çıkarak, Tunus’ta başlayan devrimi savunması gerektiğine inanıyor.

Tevekkeli değil, Standard and Poor’s (bir kredi kurumu) Tunus’un kredi notunu düşürme tehditinde bulunuyor; “mevcut siyasi iktidarsızlık ekonomiyi etkileyebilir, kamu maliyesini kötüleştirebilir” diyor. Tehdit açık. Fransız ve ABD emperyalizminin amacı yeni hükümetin devrik Ben Ali’nin uyguladığı tüm politikaları uygulamaya devam etmesi.

Onların Tunus’taki devrimden istedikleri bu. Nasıl kriz bahanesiyle işçilerin kazanımlarını parçalamak istemişlerse, işte öyle istiyorlar devrimi. Bunun için Ben Ali’nin IMF’den aldığı 18 milyar dolarlık borcu gündeme getiriyorlar. Biz de diyoruz ki bu borç Tunus halkının borcu değil. Tüm borçlar silinsin!

Dünyanın her köşesinden işçiler Tunus halkının yanında, çünkü düşman ortak. Tunus’ta başlayan devrim dünya halkları için bir dayanak zira bu devrim emperyalizme, IMF’ye ve AB’ye karşı bir devrim. Bu insanlığı barbarlığa sürükleyen sisteme karşı bir devrim. Bu devrim savaş ve parçalanma tehditi altında olan Orta Doğu ve Afrika’daki halklar için bir dayanak noktası… Fil Dişi Kıyıları’nda, Sudan’da, Lübnan’da ve daha birçok yerde olan bu değil mi? Savaş ve ulusların parçalanması yalnız bu ülkeleri yağmalayan emperyalizme ve çokuluslu şirketlere yarıyor.

Tunus’taki devrim Asya halkları için bir dayanak. Asya’daki halklar da yerinden edilme ve savaş tehditi altında. Afganistan’daki ve aynı yıkıcı mantığın tehditi altındaki Pakistan’daki durum bu değil mi?

Tunus’taki devrim Latin Amerika’daki halklar için bir dayanak. Buradaki halklar da ulusal egemenlik mücadelelerinde Tunus halkıyla aynı düşmana karşı savaşıyorlar. Emperyalizme ve emperyalizmin hizmetindeki IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlara karşı; ABD ve AB ile yapılan “serbest ticaret “ anlşamalarına karşı…

Tunus’daki devrim ulusal hakları için meşru mücade içindeki Filistin halkı için bir dayanak. Filistin halkının sözde “kardeş” rejimleri sayesinde ayakta kalan siyonist devletin altında ezilen Filistin halkı için… İsrail Başbakan yardımcısı Silvan Shalom açıkça bu durumu ortaya koydu: “Zine El Abidine Ben Ali’nin başında olduğu rejimin düşmesi başka ülkelerde benzer olayların yaşanmasının öncülü olabilir, bizim sistemimizin istikrarını etkileyebilir.” İsrail Radyosu’na verdiği röportajda sözlerine şu şekilde devam etti Shalom: “İsrail ve Arap ülkelerinin çoğunun birçok ortak çıkarı bulunmakta… Arap dünyasında gerçekleşecek bir demokratik sistem bu birliği bozabilir. Zira olası demokratik sistemler İsrail karşıtı halklarca yönetileceklerdir.” (Avram.org, 15 Ocak 2011).

Tunus’ta başlayan devrim Fransa’nın ve diğer AB ülkelerinin hükümetlerine karşı başkaldırıya dönüştü. Bu yüzden Tunus devrimi Avrupa’nın tüm ülkelerinde hakları ve kazanımları saldırı altında olan Avrupa halkları için de bir dayanak olabilir.

Tunus’ta başlayan devrim Yunanistan, İrlanda, Fransa, Portekiz, İspanya’da başkaldırıp, kapitalizme karşı direnişlerini derinlşetirenler için büyük bir cesaret kaynağı. Zira Avrupa’dan sökülüp Tunus’a dikilen atölyelerde Tunus işçilerini sömüren sistem, Avrupa’da yüzbinlercesini işsiz bırakanla aynı sistem.

Ve bu devrim, Irak ve Afganistan’daki savaşa karşı çıkan, tüm engellere ve zorluklara rağmen gerçek genel sağlık hakkını ve diğer tüm hak ve kazanımlarını korumak için uğraşan ABD’deki gençlik ve işçi sınıfı için dayanak noktası.

Hükümetler Halkın Devriminden Korktu

Tunus devrimi başlamadan birkaç hafta önce Uluslararası Bağlantı Komitesi’nin (ILC) davetiyle Cezayir’de Savaş ve Sömürüye Karşı Açık Dünya Konferansı düzenlenmişti. Cezayir İşçi Partisi (PT) ve Genel Cezayir İşçileri Sendikası (UGTA) tarafından desteklenen konferansın bildirisinde şunlar yazıyordu:

“Dünyayı saran tüm acılara rağmen halkların, gençliğin ve işçilerin direnişi yükselmektedir. Tüm bu aktörler mücadele etmek, direnmek ve kayıplarını geri kazanmak için örgütlerini sahiplenmektedirler… Aşağıda imzası olan bizler, ILC’nin 2 Ocak 1991’de Barselona’daki kuruluş konferansı birdirisinde yazdığı sloganı destekliyoruz: “Savaşların ve sefaletin sorumlusu hükümetlerdir. Halkın devriminden korkun! Kahrolsun savaş, kahrolsun sömürü!”

Evet “savaşların ve sefaletin sorumlusu hükümetlerdir”. Şimdi korkun. Tunus halkı ayaklandı. Tunus halkı GTİS’i sahiplendi. Tunus halkı devrimci müdafa komiteleri kuruyor.

Dördüncü Enternasyonal uluslararası işçi hareketinin Tunus halkına gönderebileceği yegane mesajın şu olduğunu söylüyor: “Fransa hükümeti, ABD hükümeti, AB hükümetleri, IMF… Ellerinizi Tunus’tan çekin! Tunus halkının kaderini sadece Tunus halkı tayin edebilir.”

Tunus gençliği, işçileri ve halkı dünya gençliğinin, işçilerinin ve halklarının yükselen barbarlık tehlikesi ve gezegeni saran kapitalist sistem karşısında insanlığın yolunu açabileceğini gösterdi.

Barbarlığı yenmek için sınıf mücadelesi içinde hakları ve egemenlikleri için birleşip harekete geçmiş halklardan başka çare yok. Bu, çalışan halkların; kapitalistlere, emperyalizme ve onun hizmetkarlarına karşı mücadelesi.

Bunun koşulu işçileri savunmak için kurulan örgütlerin, bilhassa sendikaların özgür ve bağımsız olması. Bu örgütler Sermaye’nin taleplerine kapılmamalılar. Tüm ülkelerdeki işçi mücadelelerini temsil etmeli, onların güçlü sesi olmalılar. “Krize çare” adı altında sendikaları Dünya Bankası’nın, IMF’nin, AB’nin ve sermayedar sınıfının emirlerine itaat ettirmeye çalışanlara karşı çıkmak için tek yol bu.

Eğer sendikalar işçilere ve halklara karşı gerçekleştirilen “karşı-reformaların” içinde erirlerse bir adım ileri gidilmez. Tam tersine. Tunus’ta başlayan devrimin gösterdiği gibi işçilerin ve halkların ortak mücadelesi halk egemenliğini ve ulusal egemenliği yeniden tahsis etmeyi mümkün kılacaktır. İşçilerin ve halkların barbarlığı, savaşları, ulusların parçalanmasını engellemekteki tek yolu budur.

Barbarlığı sonlandırmak, kapitalizmi yıkmakla olur. İnsanlığı saran tüm kötülüklerin anası olan kapitalizmi yıkmak sosyalizm yolunu açmaktır.

Dördüncü Enternasyonal bu yolu ve bu yolda ilerleyecek partilerin kurulması için atılacak her adımı desteklemektedir.

Tunus’taki devrim büyük güçleri sarstı. Bu zalim güçler tehdit altında olduklarını gördüler.

Yaşasın Tunus Gençliği, İşçileri ve Halkı!
Yaşasın Doğan Tunus Devrimi!

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. Yasin Kaya tarafından çevrilmiştir. []