Troçki ve Geçiş Programı

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter

— Daniel GLUCKSTEIN1

Geçiş Programı Troçki’nin bütün temel metinleri ve çalışmaları arasında kuşkusuz en kısa olanlarından biridir. Ve de ilk bakışta yapısı itibariyle insana en şaşırtıcı gelenidir. Bununla ilgili olarak Troçki şöyle yazıyor:

Son yaptığımız tartışmalarda bazı yoldaşlar metindeki kimi önerme ve taleplerimi oportunist bulmuşlar. Kimi yoldaşlar ise metnin objektif koşullara tekabül etmeyen, aşırı devrimci bir metin olduğunu söylediler. Bu tür iki görüşün biraradalığı şaşırtıcı. Bu yüzden görünürdeki bu ikilemi kısaca savunarak açmaya çalışacağım.”2

“Hayatımın En Önemli Çalışması”

Troçki’nin zihninde bu çalışmanın, yani programın geliştirilmesinin işgal ettiği yerin merkezi önemi hiçbir şekilde önemsizleştirilmemelidir. Bu çalışmanın önemsiz olduğunu düşünenler çıkmışsa da, bu türden iddiaları ortaya atanların niyetleri başkadır. Isaac Deutscher’in yazdığı biyografide3 şöyle deniliyor:

“[Troçki’nin] Enternasyonal için yazdığı Geçiş Programı, prensiplerin açıklandığı bir metin değildir. Daha ziyade taktikleri uygulamaya dair talimatlar içerir. Partiyi derhal pratik liderliğe hazırlamak için, sendikal mücadele ve günlük siyaset için yazılmıştır.”

Birleşik Sekreterya’nın liderleri Geçiş Programı’nın şu veya bu bölümleri (özellikle üretici güçlerle ilgili olanları) zamanın iktisadi durumuyla ilgilidir, programatik meseleler değildir deyip durdular. Bu suçlamalar bizzat Troçki’nin kendisi tarafından çürütülmüştü4 :

“Gelecek dönemin (öndevrimci ajitasyon, propaganda ve örgütlenme döneminin) stratejik meselesi olgunlaşmış nesnel devrimci koşullarla, proletarya ve onun öncüsünün hamlığı (yani yaşlı neslin kafa karışıklığı, hayal kırıklığı ve genç neslin tecrübesizliği) arasındaki ikilemin aşılmasıdır. Kitlelere günlük mücadeleleri içerisinde yükseltecekleri talepleriyle ve sosyalist devrim programı arasındaki köprüyü kurmaları için yardım edilmelidir. Bu köprü geçiş talepler sistemini içermelidir. Gene bu köprü; mevcut koşullardan ve proletaryanın en geniş kesimlerinin mevcut bilincinden hareketle oluşturulacak bir geçiş talepleri sistemidir ki, kaçınılmaz bir biçimde tek ve aynı hedefe varır: İktidarın proletarya tarafından fethine.”

Burada da açıkça görülmektedir ki, Troçki’nin söyledikleri Deutscher’in iddiasından, yani IV. Enternasyonal’in sendikal mücadele ve günlük siyasete indirgenmesi önerisinden çok uzaktadır. Geçiş Programı’nın merkezinde iktidar ve bu iktidarın işçi sınıfı tarafından fethi5 meselesi vardır. Bilhassa, devrim için fazlasıyla olgunlaşmış nesnel koşullar ile öznel koşulların (işçi sınfı bilincinin tarihsel çıkarlarını savunacak bir partide kristalize olması) hamlığı söz konusuyken iktidarın ele geçirilmesi çok önemli bir meseledir. Troçki hayatının son beş yılını bu ikileme ve bu ikilemin çözümüne adamıştır. Troçki, 1935’de “Sürgün Günlüğü”ne şöyle yazar6 :

“Şu anda yürütmekte olduğum çalışma tüm yetersizliklerine ve parçalı karakterine rağmen hayatımın en önemli çalışmasıdır. Bu 1917’den de, İç Savaş’tan da, bugüne kadar bütün yazdıklarımdan da daha önemli. Şöyle açıklayayım: Eğer 1917’de Petersburg’da olmasaydım Ekim Devrimi yine de gerçekleşirdi. Zira Lenin oradaydı ve hareketi yönetiyordu. Elbette ne Lenin ne de ben orada olmasaydık Ekim Devrimi gerçekleşmezdi. Bolşevik Parti liderliği buna izin vermezdi. (…) Ama tekrar ediyorum. Lenin orada mevcut olduğu sürece, Ekim Devrimi muzaffer olurdu. İç Savaş için de aynı söylenebilir. (…) Bu yüzden 1917-21 arasındaki faaliyetlerimin “elzem” olduğunu söyleyemem. Ama şu anki çalışmam kelimenin tam manasıyla “elzem”. Ukalalık yapmıyorum. İki Enternasyonal’in çöküşü, bu Enternasyonallerin liderlerinin çözebilecek yeterlilikte olmadığı bir durum yarattı. Kişisel kaderim beni bu meseleyle daha önce karşılaştırmıştı ve bu meseleyle başa çıkabilmek için tecrübe kazandım. Benden başka kimse yeni nesli devrimci yöntemle donatamaz. Bu konuda Lenin’le (ya da Turgenyev’le) kesinlikle hem fikirim. En zalimi : 55 yaşının üstünde olmak! Başarılı olabilmek için en az 5 yıl daha kesintisiz çalışmam gerek.”

“Yeni Kuşağı Devrimci Bir Yöntemle Donatmak”

Troçki bu sözü söyledikten beş yıl geçtikten sonra, 20 Ağustos 1940’da öldürüldü. Bu beş yılını “yeni kuşağı devrimci yöntemle silahlandırma” işine adadı. 1938 Eylül’ünde, Paris bölgesindeki Perigny Sur Yerres’de kurucu toplantısı gerçekleşecek IV. Enternasyonal’in temelini oluşturacak çalışmalarda bulundu. Bu hazırlık süreci bağlamında, yoldaşlarıyla yoğun tartışmalar içerisinde adı “Can Çekişen Kapitalizm ve IV. Enternasyonal’in Görevleri” olan Geçiş Programı üzerinde çalıştı. Burada bu programın çeşitli boyutları üzerinde durabilirdik. Oysa bu yazımızı Troçki’nin tüm ömrü boyunca dert edindiği ve bugün bizler için çok önemli olan konularla sınırlandıracağız: Nesnel koşulların proleter devrimi zorunlu kılması meselesi, öznel etmen ve bu sorunun çözümü; işçi hareketinin devamlılığında geçiş taleplerinin yeri; parti inşası; nasıl bir parti, kiminle bir parti, hangi biçimde bir parti soruları…

Üretici Güçler Meselesi

IV. Enternasyonal’in programatik temelinde şu vardır: “Proleter devrimin iktisadi önkoşulu, kapitalizm altında ulaşabileceği en yüksek noktaya uzun zamandır ulaşmış bulunuyor. İnsanlığın üretici güçlerinin ilerlemesi durmuştur.” Programın daha ilk satırlarında “yeni buluşlar ve gelişmeler maddi zenginlik seviyesini yükseltememektedir” denir ve şöyle devam edilir:

“Tarihsel koşulların sosyalizm için henüz yeterince “olgunlaşmadığı” muhabbeti, cehaletten veyahut kasti çarpıtmadan başka bir şey değildir. Sosyalist devrimin yokluğunda insanlık medeniyeti felakete doğru sürüklenmektedir. Sıra proletaryaya, devrimci öncüye gelmiştir. İnsanoğlunun tarihsel krizi, devrimci liderlik krizine indirgenmiştir artık.”

Lenin’in emperyalizm analizinden çıkarsanan “proleter devrimin iktisadi önkoşulları” tespiti, Rus Devrimi’nin 20’lerde dünya devrimini getirmediği, dolayısıyla kapitalizmin ayakta kalması için “üretici güçlerin gelişmesinin durduğu,” çürümüş haline dönüştüğü saptamasını içerir. Troçki’ye göre bu su götürmez bir gerçektir. Bu yüzden Geçiş Programı’nda bu meseleye çok yer ayırmaya lüzum görmemiştir. Fakat bu meselenin programın özünde olduğunu görmemek, programı yanlış yorumlamak anlamına gelir. Pierre Lambert 1969 yılında Marksist çalışma grubuna yaptığı “Geçiş Programı’nın Güncelliği”7 konuşmasının büyük bir bölümünü “üretici güçlerin ilerlemesinin durması” meselesine ayırmıştır. Burada Lambert, Marksizm’i ve Marksist emperyalizm analizlerini değiştirenleri (Birleşik Sekretaryacı ve Stalinist iktisatçılarla sözde kuramcıları) yanlışlamaktadır. “Üretici güçlerin ilerlemesinin durması” kapitalizmin gelişme eğiliminin düşüş aşamasına geçtiği ve üretici güçlerin yıkım güçlerine dönüştüğü anlamına gelir. Lenin’in “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması’nda” incelediği eğilimin, Rus Devriminin izolasyonunun ardından yazılan Geçiş Programı’ndaki formulasyonu “insanlığın üretici güçlerinin kesinlikle durduğu”dur. Lambert analizine İkinci Dünya Savaşı’nın ardından paramparça olmuş kapitalizmin, krizini ve çöküşünü ertelemek için gün geçtikçe daha fazlalaşacak ölçüde silahlanma ekonomisine, bilgisayar teknolojisinin atası olan otomasyona ve mali spekülasyona sarıldığını söyler. Yani, üretim sürecinde değerlenme imkânı bulamayan sermayenin giderek artan iktidarsızlığını telafi edebilmek için başvurmak zorunda kaldığı bütün çarpıtılmış ve asalakça araçları kullanmasıdır söz konusu olan. Ve kullanılan bu araçlar her aşamada krizi biraz daha şiddetlendirmekte ve insanlığı daha hızla barbarlık yoluna doğru sokmaktadır. Lambert, Marx’ın kendi döneminde saptadığı kapitalizmin bu kronik eğiliminin XX. yüzyıl başında süreklilik kazandığını ileri sürer. Lambert’e göre ancak programın temelinde yatan bu tahlilledir ki, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalizmin kaçınılmaz sonu, bu çöküşü önlemeye çalışan küçük ya da büyük ölçekli aygıtların ihaneti ve IV. Enternasyonal’in devrimci partisinin neden gerekli olduğu anlaşılabilir.8

Nesnel Koşullar ve Öznel Etmen

Troçki’ye göre programın merkezinde nesnel koşulların olgunluğu ve öznel koşulların hamlığı arasındaki uçurumun nasıl aşılabileceği sorunsalı vardır. Bu sorunsalı Amerikan yoldaşlarıyla girdiği bir tartışmada şu şekilde açıklar:

“ABD ve dünyanın geri kalanındaki duruma bakalım. Ekonomik kriz benzeri görülmemiş bir ölçekte, mali kriz bütün Eyaletleri sarsıyor ve savaş yaklaşıyor. İşte bu eşi benzeri görülmemiş bir toplumsal kriz (…) devlet krizde, yönetici sınıf siyasi krizde. Bu koşullar devrimci durum için çok önemli bir öncül. Tüm dünya benzer bir durumda, ama bilhassa ABD için durum böyle. Şimdi gelelim işçi sınıfının durumuna. Onun durumunda büyük bir değişiklik olmuştur. Gazete ve dergimiz “Socialist Appeal” ile “New International”bazı makalelerinde büyük bir alaka ve memnuniyetle Amerikan işçilerinin kendilerini birer işçi olarak gördüklerini okudum. (…) Ve ardından işyerinde oturma grevleri geldi. Bildiğim kadarıyla ABD’de daha önce böyle eylemler olmamıştı. Bu eylemlerin ardından CIO* kuruldu. Ayrıca bir işçi partisi inşası eğilimini görmekteyiz. (…) Dünyanın genel durumuna yani emperyalist çelişkilere; Amerikan kapitalizminin durumuna; krize ve işsizliğe; Amerikan ekonomisinin ve burjuvazisinin yansıması olan Amerikan devletine; yönetici sınıfın siyasi ruh haline ve saflarındaki dalgalanmalara ve nihayetinde işçi sınıfına bakarsak devrimci için koşulların fazlasıyla olgunlaştığını görürüz. Fakat altyapılardan üstyapılara geçtiğimizde, politikalara baktığımızda aynı olgunlaşmışlığı göremiyoruz. Amerikan kapitalizminin iç çelişkileri, yani kriz ve işsizlik, mukayese edilmeyecek derecede Amerikan işçilerinin bilincinden daha olgun… İşte içinde bulunduğumuz durumun iki kutbu budur. Denilebilir ki, mevcut durumun bir yanında, devrim için gerekli olan temel toplumsal öncüller fazlasıyla olgunlaşmışken (…) Öte yanda, ABD’de maddi koşulların çok büyük bir hızla ve şiddetle çözülmesi yüzünden kitlelerin bilinci- önemli gelişmelere uğramış olmakla birlikte- nesnel koşullardaki gelişme ve olgunlaşmayla kıyaslandığında geri bir noktadadır. Öznel koşullar son tahlilde nesnel koşullara bağlıdır, ama bu bağımlılık basit bir süreç değildir”9 .

Biz de meselenin bu boyutunun altını çiziyoruz. Troçki’nin dediği gibi nesnel etmen, öznel etmenden daha önemlidir. Bu meseleyi Geçiş Programı’nda şu şekilde ele alır:

“Kitlelerin yönelimi öncelikle çürüyen kapitalizmin nesnel koşulları tarafından, ikincil olarak da yaşlı işçi örgütlerinin ihanet dolu politikalarınca belirlenir. Bu etmenlerden elbette ilki belirleyici olandır. Tarihin yasaları kuşkusuz bürokratik aygıtlardan çok daha güçlüdür.”

Bir başka ifadeyle, sınıf mücadelesinin yasalarının işleyişini engellemek kimsenin elinde değildir. Bu yasalar; işçileri, her türlü engele rağmen bir sınıf olarak oluşmaya yönelteceği gibi, kendi örgütlerini ayağa dikmeye ve kapitalist sınıfa karşı en sert sınıf mücadelesini yürütmelerine sevk eder.

“Halk Cephesinin İşleyişini Gördük”

Troçki “nesnel koşullar belirleyicidir” derken hiçbir şekilde öznel koşullar önemsizdir demek istememiştir. Öznel etmenlerin nesnel koşullara bağımlılığı hiçbir zaman “basit bir süreç” değildir. Şöyle der Troçki:

“Fransa’da geçen yıl ABD’deki yoldaşlar için ders niteliğinde olan çok önemli bir gelişmeye tanık olduk. (…) İşçi hareketi çok önemli bir ivme yakalamıştı. Sendikalar birkaç ay içinde üye sayılarını bir milyondan beş milyona çıkartmışlardı. Fransa’daki oturma grevleri ABD’deki grevlerden daha güçlüydü. İşçiler herşeyi yapmaya hazırdılar. Sınırları zorlayacaklardı. Ama Halk Cephesi’nin işleyişini gördük. Komintern’in (Komünist Enternasyonal) ihanetinin tarihsel önemini ilk kez gösterdik. Yıllar içinde Komintern kapitalizmin toplumsal muhafazası için önemli bir aygıt haline geldi. Nesnel ve öznel koşullar arasındaki orantısızlık keskinleşti. Halk Cephesi, kitlelerin büyük devrimci cereyanını kanalize etmenin önünde büyük bir engel haline geldi. Ve bir ölçüde başarılı oldular. (…) Önemli olan şu: ABD’de de, dünyanın geri kalanında da nesnel ve öznel etmenler arasında orantısızlık var. Ama bu orantısızlık hiç bu kadar keskinleşmemişti.”10

Troçki, hain aygıtın Halk Cephesi adı altında karşımıza diktiği engellere rağmen mücadeleyi asla bırakmayacağımızı söyler. Nesnel ve öznel etmenler arasındaki ayrım, işçi sınıfının kaybetmeye mahkûm olduğu manasına gelmez. Devrimci zafer koşullarından biri hariç tümü sağlanmıştır. Yani işçi sınıfının önderlik koşulu haricindekilerin tümü… Bu yüzden Troçki, IV. Enternasyonal’in az sayıda üyesi olmasına rağmen sınıf hareketinin bir parçası olarak onun üzerinde yükseleceğini, işçi sınıfının mevcut bilinci ve görevlerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu bilinç arasındaki gecikmenin kapatılması için hayati bir rol oynayacağını söyler:

“ABD’de yukarıda andığımız bu orantısızlığı ortadan kaldıracak bir kitle hareketi mevcut. Green’den Lewis’e, Walker’dan La Guardia’ya11 … Temel çelişkiyi ortadan kaldıracak bir hareket bu. Komünist Parti, Fransa’daki rolünün aynısını oynuyor; sadece daha düşük şiddetle… Rooseveltizm Fransa’daki Halk Cepheciliği’nin yerini almış. Bu koşullarda partimize büyük görev düşüyor (…) Stratejik mesele kitlelere nesnel koşullarla uyuşacak siyasi ve psikolojik mantaliteyi sağlamakta. Mesele Amerikan işçilerinin geleneksel önyargılarını aşmak, mantalitelerini tüm sistemin siyasi krizine uygun hale getirmek. Bu koşullarda–CIO’nun oluşturulma süreci, oturma grevleri gibi küçük tecrübelerimizden hareketle–daha iyimser ve daha cesur olmalıyız. Amerikan işçilerinin kelime haznesinde olmayan sloganlar geliştirmeliyiz.”

Dolayısıyla, Geçiş Programının zorunluluğu tümüyle IV. Enternasyonal’in Amerikan işçi sınıfına ve tabii dünya işçi sınıfına bu gecikmeyi aşıp önderlik krizine çözüm yolunda ilerleyebilme yolunda yardım edebilmesi yeteneğine bağlıdır. İşte geçiş talepleri anlayışı tam da bu belirgin bölgeye müdahale anlamını taşır.

“Stratejik Kavramsallaştırmamız Bağlamında Bu Bir Geçiş Programıdır”

“Peki Geçiş Programı’nın anlamı ne?” Bu soruya şu şekilde cevap veriyor Troçki:

“Bu bir eylem programı. Kitlelerin kendilerine miras bırakılan fikirleri aşmaları için (…) onları nesnel koşullara uygun hale getirmek için bir program. Bu programda en basit talepler bulunmalı. […] Programımızda bu tür taleplerle, işçilerin iktidarı devrim yoluyla ele geçirmeleri arasındaki bağlantıları kuracak ögeler olmalı. Bu yüzden bazı talepler çok oportunist gelebilir zira bu talepler işçilerin zihniyetine göre şekillenmiş taleplerdir. Bazı talepler de aşırı devrimci gözükebilir. Çünkü bu talepler işçilerin mevcut zihniyetini değil nesnel koşulları yansıtmaktadırlar. Bizim görevimiz tez elden nesnel ve öznel etmenler arasındaki uçurumu kapatmaktır”12 .

Troçki’ye göre Geçiş Programının yönteminin niteliği stratejiktir. Mevcut durumu başlangıç noktası olarak kabul eder ve proletetaryanın iktidarı fethi meselesine yönelir. Bu koşullarda geçiş taleplerinin ana talepleri kapitalist sistem içinde karşılanamaz. (Birazdan açıklayacağımız gibi her ne kadar program acil talepler için mücadeleye de yer verse de. Zira bu mücadele sınıfın bağımsız örgütlenmesi için çok önemlidir)13 .

“Kaynağı, Devrimcilerin Uzun Yıllara Dayanan Kolektif Deneyimleridir”

“Geçiş talebi kavramının kaynağı nedir?” sorusunu şöyle cevaplıyor Troçki:

“Şunu ısrarla vurgulamalıyım ki, bu sadece bir adamın kafasından çıkmış bir kavram değildir. Kökeni, devrimcilerin uzun yıllara uzanan deneyimlerine kadar gider. Eski prensiplerin mevcut koşullara uygulanmasıdır. Bu uygulanma bütün zamanlar için sabitlenmiş bir uygulanma olmayıp tam tersine her durum karşısında belli bir esnekliğe sahip olmalıdır”14 .

Troçki, Geçiş Programındaki bu ifadeyi, yani “devrimcilerin uzun yıllara dayanan kolektif deneyimleri” ifadesini bir üslup gösterisi olarak değil, mücadelenin devamlılığı anlamında kullanmamıştır. Aynı dönemde basılmış bir makalede15 1848-1849 yıllarında Marx ve Engels tarafından yazılmış Komünist Parti Manifestosu’nun on noktasını hatırlatır. Bu manifesto aslında daha o zamandan bir “geçiş programı” karakterine sahiptir. Marx ve Engels bu metni 1872’de Paris Komünü tecrübeleri ışığında düzeltecek ve metne eklemeler yapacaklardır. Öyle ki işçilerin programlarının hayata geçirilmesi için burjuva devlet makinesinin imha edilmesi gündeme gelmiştir. Bu yöntem daha sonra Bolşevikler tarafından ele alınacaktır. Lenin, 1917 Eylül’ünün yani Rus Devrimi’nin ortasında “Yaklaşan Felaket ve Bununla Nasıl Mücadele Etmek Gerekir” adlı makalesinde16 şöyle yazıyor:

“Kaçınılmaz felaket Rusya’nın ensesinde (…) Ülkede yeterli miktarda tahıl ve hammadde varken ve böyle kritik bir zamanda kitlesel işsizlik mevcutken, gıda ve emek kıtlığı çekilmekte! Devrimin üzerinden altı ay geçmişken, sendika bolluğunda, kendisini gururla “devrimci-demokratik” olarak niteleyen organ ve kurumların olduğu bir demokratik cumhuriyette, yaklaşan felakete, kıtlığa dair hiçbir şey yapılmadığını göstermek için başka kanıta ne hacet! Büyük bir süratle felakete sürükleniyoruz. Savaş bizi beklemez ve ülke hayatının her alanında giderek artan yıkımlara neden oluyor.”

Lenin, koşullara uygun acil talepleri formüle etmezden önce bu uygulamaların önündeki engellerden bahseder:

“Biraz dikkat eder ve düşünürsek bu felaketi ve kıtlığı önlemek için yapılacakların açık, basit ve kesinlikle hayata geçirilebilir uygulamalar olduğunu görürüz. Halkın kuvvetleri bu uygulamaları hayata geçirebilirler. Fakat önlerinde bu uygulamaların hayata geçirilmesi halinde büyük kâr kayıplarına uğrayacak bir avuç büyük toprak sahibiyle kapitalist var”17 .

Aslında Bolşevikler’in Lenin’in “Yaklaşan Felaket ve Bununla Nasıl Mücadele Etmek Gerekir”de bahsettiği geçiş talepleri programları etrafında harekete geçmeye zamanları olmayacaktır. Gelişmeler (bilhassa 1917 Eylül ve Ekim’inde Menşevikler’in ve Sosyal Devrimciler’in kitleler üzerindeki etkisinin çökmesi) Bolşevikler’i sovyetlere, iktidarı doğrudan ele geçirmeleri için çağrıda bulunmaya zorlamıştır. Ve zaten sovyetler de 25 Ekim 1917’de iktidarı fiilen kendi ellerine almışlardır. Fakat Bolşeviklerin 1917 Şubatından Ekimine kadar uzanan pratik deneyimleri, Geçiş Programının geçiş taleplerini olduğu kadar “işçi-köylü hükümeti” şiarını da yüklenmesini sağlamıştır. “İşçi-köylü hükümeti” formülü Troçki’ye göre bütün geçiş taleplerinin içindeki “en ileri” taleptir. Troçki bunu burjuvaziden kopuş ihtiyacıyla ilişkilendirir ve Halk Cephesi’ne karşıt koşar. Kitleleri kendi adlarına konuşan partilere burjuvaziden kopma ve işçi-köylü hükümeti için mücadele yoluna girme konusunda baskı yapmak… İşte Troçki için bu kavga ekseni, varsayımının “az gerçeksi” görünmesine rağmen, merkezi bir önem taşır. Şöyle ki:

“Tahminlerle uğraşmaya gerek yok. İşçi-köylü hükümeti sloganı ve ajitasyonu her koşulda muazzam öğretici bir değer taşır… Bu yüzden her geçiş talebinden tek bir sonuç çıkmalıdır: İşçiler burjuvazinin geleneksel partilerinden kopmalı ve köylülerle birlikte kendi iktidarlarını kurmalıdırlar”18 .

Bu bağlamda okuyucularımıza Jean-Pierre Raffi’nin dergimizin bu sayısında yayımladığımız makalesini okumalarını tavsiye ederiz.19

Kısmi Talepler, Demokratik Talepler ve Geçiş Talepleri

Troçki’ye göre geçiş talepleri programını öne sürmek kesinlikle acil taleplerin ertelenmesi anlamına gelmez:

“IV. Enternasyonal’in stratejik görevi kapitalizmin düzeltilmesi değil yıkılmasıdır. Siyasi amacı iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi ve burjuvazinin mülksüzleştirilmesidir. Fakat bu stratejik göreve ulaşmak, küçük ve kısmi olanları da dâhil olmak üzere tüm taktiksel meselelere azami dikkat gösterilmeksizin mümkün olamaz… Bugün içinde bulunduğumuz çağa mahsus özellik, devrimci partiyi günlük meselelerden azade tutması değildir; günlük meselelerle devrimin asıl görevlerini birbirine ayrılmaz şekilde bağlamasıdır.

IV. Enternasyonal eski “asgari” talepler programını tümüyle gözden çıkarmaz. Zira onların da önemlerini korumayı sürdürdükleri anlar hâlâ vardır. Ve daimi olarak demokratik hakları ve işçilerin toplumsal kazanımlarını savunur. Fakat günlük meseleleri gerçek devrimci perspektif bağlamında ele alır. Kitlelerin kısmi, “asgari” talepleri çürüyen kapitalizmin yıkıcı ve alçaltıcı eğilimlerine toslayıp onlarla başa çıkamadığı – ki bu artık her adımda karşımıza çıkıyor- durumlarda IV. Enternasyonal geçiş talepleri sistemini öne sürecektir. Zira geçiş talepleri özünde, her geçen gün artacak şekilde daha açık ve kati suretle burjuva düzeninin temellerini hedefe almaktadır.”

XXI. yüzyılın başında bu alıntının önemi büyük. Zira günümüzde çürüyen kapitalizm (üretim araçlarının özel mülkiyeti düzeninin saflarına katılan “işçi-burjuva” aygıtların da desteğini aldığından) kitleleri savunmaya çekilmeye zorlamaktadır. Bu savunma sadece temel “asgari” talepler için değildir. Aynı zamanda hatta öncelikle, kitlelerin varlıklarını tehdit eden ölümcül saldırılara karşı durmak içindir. Bu saldırı işçilerin, sınıf ve demokrasi mücadelelerinin ürünü olan tüm demokratik kazanımlarını vurmaktadır. Şöyle ki, sırasıyla; günümüzde korporatizm yoluna sürüklenmek üzere benzeri görülmemiş bir basınç altına sokulan bağımsız sendikal ve siyasal örgütlenmelerin varlığı, çürümüş emperyalizmin birbiri ardına yıkmaya çalıştığı siyasal demokrasinin temel ögeleri ve hatta günümüzde dağılma ve çözülme süreci içine sokulmuş olan ulusların varlığı bu saldırının açık hedefleri halindedir. Bu durum sınıfın tüm kazanımlarını ve demokrasiyi savunmak için mücadeleyi zorunlu kılıyor. Ama bu savunma hattının IV. Enternasyonal militanlarının tüm mücadeleyi “asgari taleplere” indirgemesi ve proleter devrimi belirsiz bir geleceğe ertelemesi manasına gelmiyor. Aksine, bu gerici ve yıkım çağında her talep için mücadele etmek, kitleleri, kendilerini mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek için harekete geçirmek manasına geliyor.

Bir Çıkış Yolu Bulabilmek İçin Parti İnşası

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Troçki’ye göre geçiş talepleri sisteminin amacı, proletaryanın önderlik krizinin çözümüne katkı yapmaktır. Bu aynı zamanda IV. Enternasyonal’in temellerini oluşturmak, işçi sınıfı ve örgütlerinin Halk Cepheciliğine ve korporatizme karşı bağımsızlığını savunacak ve güçlendirecek ne gerekiyorsa yapmak demek. Troçki’ye göre geçiş talepleri parti inşasına da dairdir. ABD’deki IV. Enternasyonal destekçileriyle tartışmasında, İşçi Partisi (Labour Party) sorunsalını gündeme getirmiştir Troçki. O sıralarda savaş yaklaşmaktadır ve Avrupa’da faşizm yükselmektedir. Ve sendikaların bir işçi partisi kurması ve Demokrat Parti’den sınıfı koparma tartışmaları yapılmaktadır. Karşı-devrimci politikalarını hayata geçirebilmek için Ekim Devriminin bayrağını gasp etmiş bulunan stalinizmle gene karşı-devrimci politikalarını yürüten sosyal-demokrasinin sınıf üzerinde hâkimiyetlerini sürdürdükleri koşullarda “nasıl bir parti sorusu” gündeme gelmiştir20 . Troçki ABD’de bile faşizmin postalları altında ezilme riskinin olduğunu ifade etmiş, işçilerin faşizme karşı durmaya ve onu önlemeye muktedir olduğunu söylemiştir. Böyle geniş bir işçi Partisi’nin faşizme karşı duvar olacağını belirtmiştir. Bu geniş işçi partisi açılımını gerekçelendirirken de işçilerin doğrudan kitleler halinde bir Troçkist örgüt olan Sosyalist İşçi Partisi’ne katılmayacaklarını eklemiştir. Çünkü ona göre Sosyalist İşçi Partisi’nin gücü şimdilik sınırlıdır. Ve bu şu anki sınırlı güç krizin hızı dikkate alındığında Sosyalist İşçi Partisine gerekli hazırlanma zamanını vermeyecektir. Peki ya devrimci kriz patlak verdiğinde IV. Enternasyonal’in kitlesel etkiye sahip bir partisi eğer henüz kurulmamışsa, neden böyle bir partinin bağımsız temellerini sağlamlaştıracak daha geniş bir kitlesel etkiye sahip kökleşmiş bir bağımsız işçi partisi içinde IV. Enternasyonal bir akım olarak yer almasın? Troçki’ye göre bu soru diğer bütün soruları ikincil kılar. Troçki’ye göre bu devrimci programı asla terk etmek anlamına gelmez. Nesnel koşullardan doğan bir programdır bu. İşçi sınıfına mevcut koşullarda bir alan açılmasına dairdir. Parti inşasında ilerlemek, faşizme doğru sürükleyen kapitalist sınıfa karşı mücadele edecek bir parti kurmaktır. Parti inşasındaki bu geçiş, tarihsel bir zorunluluktan (insanlığın krizi önderlik krizidir) doğar ve amacı nesnel koşulların olgunluğuyla öznel koşulların zayıflığı arasındaki uçurumun hızlanan gelişmeler bağlamında aşılmasıdır.

IV. Enternasyonal ve İşçi Partisi

Amerikalı militanlarla yürüttüğü bir tartışmada kendisine yapılan bir itiraza cevap verirken Troçki şöyle diyor:

“Reformist bir işçi parti kurulmasını mı savunuyoruz? Hayır. Sendikaların terazinin bir kefesine ağırlıklarını koyabilmelerine imkân verecek bir politikayı mı savunuyoruz? Evet. Elbette bu reformist bir partiye dönüşebilir. Zira bu olasılık partinin gelişimine bağlıdır. Bu noktada program meselesi gündeme gelir. Dün de söylediğim bir şeyin altını çizmek istiyorum. İşçi ve köylü hükümeti talebini de içeren Geçiş Talepleri programımız olmalı. Çalışan kitlelerin bağımsız partisinden yanayız. Devlet iktidarını ele geçirecek bir partiden.”21

Troçki’ye göre bu yaklaşım mevcut durumun gelişiminin hızlı bir gözden geçirilmesi ışığında değerlendirilmelidir.

“Çürüyen kapitalizmde yaşıyoruz. Krizler vahşi, savaş yaklaşıyor. Savaş sırasında işçiler hızla öğrenirler. Eğer bekleyip görelim, sonra propaganda yapalım dersek öncü olmayız, artçı oluruz. Bana Amerikan işçileri on sene içinde iktidarı ele geçirebilir mi diye sorarsanız, evet derim, bu pekala mümkün. (…) Biz küçük bir örgütüz. Propaganda yapıyoruz. Bu gibi durumlarda hızla büyüyen kitlelerden daha şüpheciyiz. 1917 başında Lenin partinin Merkez Komite’den on kat, kitlelerin parti kadrolarından yüz kat daha devrimci olduğunu söylemişti. Sakin zamanlarda çokça devrimci fikirleri olan yoldaşlarımız, devrimci durumlarda gerçek frenleyiciler haline gelebiliyorlar. Devrimci bir parti devrimi o kadar sık ve o kadar uzun süre bekler ki, devrim patlak verdiğinde onu ertelemeyi alışkanlık haline getirmiş olabilir”22 .

Elbette Troçki’ye göre geniş ve kitlesel bir işçi partisi inşa süresince IV. Enternasyonal üyeleri kendi örgütlerini dağıtmamalıdırlar:

“Kendi örgütümüz ve yayınımız olduğunu herkese açıkça söylüyoruz (…) Ama biz henüz çok zayıfız. Ama işçilere şunu söyleyemeyiz: ‘Bizim biraz daha etkili ve güçlü olmamızı bekleyin’. Olduğu haliyle harekete müdahale etmeliyiz.”

Troçki, geniş bir işçi partisi inşasında çalışan bir militanla konuşurken şöyle der:

“Geniş işçi partisi’nin devrimci bir parti olduğunu söyleyemem. Ama onu devrimci parti haline getirmek için elimizden geleni yapacağız. Her toplantıda şöyle diyeceğiz: Ben Sosyalist İşçi Partisi’ni temsil ediyorum. Onun tek devrimci parti olduğunu iddia ediyorum. Ama sekter değilim. Siz şimdi büyük bir işçi partisi kurmaya çalışıyorsunuz. Size yardım edeceğim. Ama önerim şu şu talepleri içeren bir parti kurmanız.”23

Gene aynı geniş işçi partisi hakkında konuşurken şöyle devam eder:

“ Böyle ilerici bir hareket karşısında olumsuz bir tavır takınan ya da beklemeci bir tarafsızlığa bürünen bir devrimci örgüt kendini yalnızlaştıracağı gibi sekter bir yozlaşmaya da sürüklenir. (…) Ama Sosyalist İşçi Partisi kendini soyut bir geniş işçi partisi şiarıyla sınırlandırmadığı gibi, bu şiarın örtüsü altında tepelerde ilkesiz ilişkilere de girmez. Yapacağı, bir geçiş talepleri programı ileri sürerek kitle hareketinin bir geniş işçi partisine yönelmesini sağlamaya çalışmaktır.

Kendi örgütsel bütünlüğünü ve siyasi bağımsızlığını muhafaza eden Sosyalist İşçi Partisi,geniş bir işçi partisi oluşturulmasına karşı çıkan ya da bunu burjuvazinin bir aracına dönüştürmek isteyen sendikal bürokrasi karşısında sistematik ve tavizsiz mücadelesini yürütür. Geçiş talepleri programını anlatıp propagandasını yapan Sosyalist İşçi Partisi, kitlelerin güncel deneyimleri temelinde, sendikal bürokrasinin ve onun Sosyal Demokrat ve Stalinist müttefiklerinin reformist ve pasifist hayallerini deşifre eder(…)”24

Troçki’ye göre IV. Enternasyonal’in kuruluşu faşizme doğru yürüyüşün tehdidi altında proletarya ile burjuvazi arasındaki çatışmayla savaşa doğru hızlı ilerlemenin koşulları çerçevesinden ayrı düşünülemez. Bu bağlamda önderlik krizinin çözümü, işçi sınıfına çözüm olacak arayışların merkezindedir. Bu çözüm kendi programı etrafında inşa olacak IV. Enternasyonal ile pratik mücadele içinde yer alacak seksiyonlarını birleştirir; iki tür mücadele de farklı şekillerde nesnel ve öznel koşullar arasındaki boşluğu doldurma hedefine bağlanır. Bugünkü çok farklı tarihsel koşullar Troçki’nin saptamalarını yaptığı koşullarla birçok benzerlikler taşısa da, Troçki’nin doğmakta olan IV. Enternasyonal’den yoldaşlarıyla diyaloğu sırasında ortaya çıkardığı Geçiş Programının yöntemiyle hedeflerinin bütün işçi hareketinin tarihinin devamlılığı açısından güncelliği nedir? İşte IV. Enternasyonal’in sınıf bağımsızlığına gerçekten inanmış işçi hareketinin bütün eğilimlerinden emekçileri ve militanları davet ettiği, kapitalist barbarlığa doğru gidişi engelleyecek muzaffer bir mücadelenin anahtarı olduğunu düşündüğü tartışma budur.

Email this to someoneShare on FacebookTweet about this on Twitter
  1. La Vérité/Gerçek’in 69. sayısından dilimize Yasin Kaya tarafından çevrilmiştir. []
  2. Discussion pour résumer sur les revendications de transition”, 23 mars 1938, tome 17 des Oeuvres de Trotsky. []
  3. Isaac Deutscher, Trotsky. []
  4. Programme de transition: “Programme minimum et programme de transition.” []
  5. O iktidarın fethi ki; partinin, en basit “günlük” talepleri kendinden bir şey olarak değil de iktidar sorununu çözüp önüne koyabilmek için geçişin hareket noktası olarak ele alması anlamına gelir. []
  6. Trotsky, Journal d’exil, 25 mars 1935 []
  7. La Vérité, n: 604, Haziran 1989 sayısında yeniden yayınlanmış. []
  8. Elinizdeki makaleye bu dergide tahsis edilmiş olan yer bu sorunu daha derinlemesine incelememize imkân vermiyor. Pierre Lambert’in 1969 yılında yaptığı söyleşide dillendirdiklerini daha sonraki yıllara uzandırmak mümkündür.1971 yılında Nixon ABD parasının altına endeksliliğinden vazgeçme kararını aldığında IV. Enternasyonal’in bugünkü Fransız seksiyonun atası olan OCI (Organisation communiste internationaliste: Enternasyonalist Komünist Örgüt) bir açıklama yaparak, bunun, “üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejiminin çözülmesi”nin bir ifadesi olduğu tahlilini yapmış ve Amerikan ekonomisinin ancak “sömürülenler tarafından harekete geçirilen üretici güçlerin birer yıkım gücüne dönüştürüldüğü devasa bir insan emeği israfına” yol açan ve giderek artan askeri krediler pahasına hayatını sürdürebildiğini göstermişti. OCI’nin bu açıklamasında (2000 yılında basılan Luttes des classes et mondialisation adlı kitapta yeniden yayınlanmıştır) şu noktanın altı çizilmiştir: “Kapitalist ekonominin diğer bütün sektörleri gibi silah sektörü ekonomisinin de belirli sınırları vardır ve Nixon aldığı tedbirlerle bu sınırları açıklamış bulunuyor.” Nitekim 1971’den itibaren emperyalizm, artı-değerin zoralımında sermayenin karşılaştığı güçlükleri aşabilmek için sürekli olarak silah ekonomisine – hatta giderek bir savaş ekonomisi halini alan silah ekonomisine- ve özellikle benzeri görülmemiş bir şişkinliğe ulaşan sanal sermayelere ve bunun gibi asalakça araçlara başvurdu. Enternasyonalimizin bundan yaklaşık on yıl kadar önce çeşitli makalelerde ayrıntılı olarak tahlil ettiği gibi 1971 kriziyle başlayan bu zincirleme ilişki 70’li yılların sonuyla 80’li yılların başında genelleşmiş mali ve parasal kuralsızlaşmaya kadar vardı. Bu kuralsızlaşma da işgücünün değerine karşı genelleşmiş bir saldırıyla ulusların ve devletlerin yıkımına karşı bir saldırıyı besledi. Krizden krize, spekülatif balondan spekülatif balona yol açan bu şişmiş devasa sermayeler – bazıları gerçek bazıları sanal olmak üzere- her seferinde başta proletaryanın işgücü olmak üzere üretici güçleri yıkan güçler haline dönüşürler.”Subprime”ler krizinin ilk yılı olan 2007 Ağustos’u ile 2008 Ağustos’u arasında imha olan değerler dünya gayrisafi hasılasından fazla olup, bir burjuva iktisatçısının ifadesine göre genel bir dünya savaşının yol açtığı tahribat kadar olmuştur. []
  9. Discussions pour résumer les revendications de transition”, 23 mars 1938, tome 17 des Oeuvres de Trotsky. []
  10. Age. []
  11. Troçki’ye göre William Green’in AFL’sinin gerici meslek sendikacılığından John L. Lewis’in CIO’sunun sanayi sendikacılığına geçişi ileriye doğru atılmış bir adımdır. Hatta CIO’nun gelişmesinin sonucunda, bir başka planda, New York Belediye Başkanlığına kapitalist çevrelerde çok iyi tanınan bir işveren olan James John Walker’in (1886-1957) yerine kendini daha ilerici olarak tanıtan LaGuardia’nın seçilmesi de ilginçtir. []
  12. Discussions pour résumer les reendications de transition”, 23 mars 1938, tome 17 des Oeuvres de Trotsky. []
  13. Ücretlerde ve çalışma saatlerinde oynak merdiven şiarı konusunda Troçki şöyle diyor: “Bu şiar ne anlama geliyor? Gerçekte bu, sosyalist toplumun çalışma sistemidir. Yani toplam işçi sayısının toplam çalışma saati sayısına bölünmesi. Biz meseleyi böyle sunacağımıza sosyalist sistemi bütünsel olarak sunsaydık, bu , sıradan Amerikalının gözünde ütopik ya da Avrupa’dan gelen bir şey olarak gözükürdü. Biz bunu mevcut krize bir çözüm olmak üzere insanların yeme, içme ve sağlıklı konutlarda yaşama hakkını güvence altına alabilmek için ileri sürdük. Söylediğimiz sosyalizmin programıdır, fakat daha basit ve popüler bir biçimde dile getirilmiştir.” (“The Political Backwardness of the American Workers”, The Transitional Program for Socialist Revolution, Pathfinder Press, içinde yayınlanmıştır). Bu arada şunu işaret etmekte fayda var ki, Geçiş Programının bu şiarının Fransa’daki NPA (Nouveau parti anti-capitaliste: Yeni Anti-kapitalist Parti) türü örgütlerin şimdilerde ortaya attıkları “işin ve zenginliklerin paylaştırılması” tipi “talepler”le uzak yakın hiçbir ilgisi yoktur. Çok açıktır ki, milyonlara varan istihdamın yıkımıyla belirlenen mevcut kriz koşullarında öncelikli işçi talebi işten atmaların yasaklanması ve yeni istihdamın yaratılmasıdır (ABD’de, AFL-CIO işçi sendikaları konfederasyonu 15 milyonluk yeni iş yaratılması talebinde bulunmuştur). Günümüzde mevcut işlerin paylaştırılması talebiyse, istihdamın eğreti çalışma ve sınıfın yoksullaştırılması politikaları nedeniyle çökertilmesi riskini taşımaktadır. Geçiş Programı, Troçki’nin de ifade ettiği gibi her koşul altında geçerliliği olan bir talepler kataloğu değildir. Ama kuşkusuz yöntem bütün geçerliliğini koruyor. []
  14. The Political Backwardness of the American Workers”, The Transitional Program for Socialist Revolution, içinde, Pathfinder Press. []
  15. 90 années de Manifeste communiste”, 30 octobre 1937, tome 15 des Oeuvres de Trotsky. []
  16. Yaklaşan Felaket ve Onu Önlemenin İmkânları” []
  17. Age. []
  18. Geçiş Programı: “İşçi ve Köylü Hükümeti” Kardelen Yayınları, 1992. []
  19. İktidarın Sovyetler tarafından ele geçirilişini izleyen yıllarda genç Komünist Enternasyonal Marx’ın ve Engels’in yolunu izledi. Komünist Enternasyonal’in III. Kongresindeki bir kararda şu yazıyordu: “Komünist partiler ancak mücadele içinde gelişebilirler. En küçük komünist partiler bile sadece basit bir propaganda ve ajitasyon faaliyetini sürdürmekle yetinemezler. Komünist partiler proletaryanın bütün kitle örgütleri içinde sınıfın öncüleri olarak yer alıp, gecikmiş ve ayak sürüyen kitlelere somut mücadele hedefleri formüle ederek, onları hayati ihtiyaçlarını talep etme mücadelesine sevk ederek, nasıl savaşmaları gerektiğini anlatarak ve komünist olmayan partilerin nasıl ihanet çizgisine vardıklarını göstererek kendilerini inşa etmelidirler(…) Kapitalizm zemini altında proletaryanın kitlesinin durumunu kalıcı olarak iyileştirecek hiçbir şey mümkün değildir(…) Ama bu duygu bizi hiçbir zaman proletaryanın acil ve hayati talepleri uğruna mücadele etmekten alakoyamaz(…) Tam tersine kitlelerin her ihtiyacı devrimci mücadelelerin hareket noktası olarak ele alınmalıdır, çünkü bunlar bütünsel olarak toplumsal devrimin güçlü bir akımını oluşturabilirler. Komünist partiler bu mücadelelerinde kapitalizmin vücuduna aşı yaparak onun güçlenmesine ve yenilenmesine imkân sağlayacak hiçbir asgari programı önlerine koymazlar. Bu vücudun iflâsı onların yönlendirici hedefi, güncel görevidir. Komünist partiler bu görevi yerine getirebilmek amacıyla gerçekleşmeleri işçi sınıfı açısından acil ve yakıcı bir zorunluluk olan talepleri öne çıkartmalı ve bu talepleri kitlelerin mücadelesi içinde, kapitalist sınıfın sömürü sistemiyle uyumlu olup olmadıklarına bakmaksızın savunurlar.” (Recueil des Quatre Premiers Congres de l’Internationale communiste, These sur la tactique- Combats et revendications partiels”; Komünist Enternasyonal’in ilk Dört Kongresi Derlemesi, “Taktik Üzerine Tez: Kısmi Talepler ve Mücadeleler”). []
  20. Alan Benjamin’in La Vérité nin 69. sayısındaki makalesine bkz. []
  21. Discussion sur le Labor Party”, 21 mars 1938, tome 17 des Oeuvres de Trotsky []
  22. Agt. []
  23. Agt. []
  24. Le Probleme du Labor Party”, avril 1938, tome 17 des Oeuvres de Trotsky. []