Marksizm Seminerleri: Son Oturum 23 Haziran Cumartesi

23 Haziran 2012 Cumartesi

Yaşam Ağacı Derneği, Taksim. Şehit Muhtar Mahallesi Süslü Saksı Sokak No:19 kat:2 Beyoğlu/İstanbul

“İşgal Et!” Hareketi ve Son Dönemde ABD’de Sınıf Mücadelesi

Saat ve yer değişikliği olmuştur, lütfen dikkat ediniz.

11:00 – 14:00

Eric Blanc*

Şadi Ozansü

“İşgal Et” (Occupy) Hareketi ilk önemli eylemini 2011’in Eylül ayında Wall Street’te gerçekleştirdi ve dünya çapında geniş yankı buldu. İspanya’daki Öfkeliler hareketiyle bilhassa geleneksel işçi hareketine alternatif olmak iddiasında benzeşen bu hareket, öte yandan tarihsel devamı olduğu alternatif küreselleşmeci hareketten çok daha sert bir söylem tutturdu. Bugün sokaktaki eylemi sönümlenmiş olsa da politik hattı devam etmekte olan hareket özellikle kriz koşullarında çok kritik bir rol oynuyor. Bir yandan ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin Çay Partisi hareketine karşı Demokrat Parti’nin cevabını oluşturuyor, ki bu başkanlık seçimlerinin olduğu yılda çok önemli. Diğer yandan burjuvazinin korporatizm kıskacına aldığı bürokratik aygıtları ile kriz nedeniyle harekete geçmek zorunda olan tabanının arasında sıkışmış geleneksel işçi örgütlerine bir çıkış yolu sunduğunu iddia ediyor. Bu tartışmada “İşgal Et” hareketini sınıf mücadelesine etkisi bağlamında değerlendirmek istiyoruz.

*Eric Blanc, IV. Enternasyonal’in ABD seksiyonu Socialist Organizer’ın (S.O., Sosyalist Örgütçü) üyesi ve Berkeley, Kaliforniya öğrenci hareketinin önderlerinden. Son yıllarda diğer S.O. militanları ile beraber eğitim bütçelerindeki kesintilere ve harç zamlarına karşı Kaliforniya’nın çeşitli bölgelerinde kitlesel öğrenci ve işçi eylemlerine öncülük etti. S.O. işçi hareketi ve göçmen hakları mücadelesinde aktiftir ve sendikaların, Siyah ve Latino örgütlerinin Demokrat Parti’den kopup kendi Kitlesel İşçi Partilerini kurmaları için mücadele etmektedir.


19 Mayıs 2012 Cumartesi

Osmanağa Mahallesi Nüzhet Efendi Sokak 20/5 Kadıköy/İstanbul

Sovyet Devleti’nin Sınıf Karakteri Tartışması

Sovyet Devleti’nin sınıf karakteri üzerine tartışma SSCB’nin 1991’de çökmesiyle birlikte ortadan kalkmadı, tersine günümüzde de yakıcılığını fazlasıyla sürdürüyor. Bu tartışmada mesele ağırlıklı olarak diyalektik yöntemin kullanımıyla ilgili. Troçki’nin konuyla ilgili olarak IV. Enternasyonal’in o zamanki ABD seksiyonu olan SWP içindeki tartışmada yaptığı açılımlar – ki Marksizmi Savunurken adı altında kitaplaştırılan yazılarında mevcuttur – önemini koruyor. SSCB’nin çökmesinden sonra konunun asıl sahibi olan Troçkist hareketin meseleye ilgisinin azalması büyük bir eksiklik olarak duruyor.

SSCB’nin 1991 öncesinin olduğu kadar günümüz Rus Devleti’nin sınıfsal karakterinin de aynı diyalektik yöntemle çözümlenmesi gerektiği aşikâr. Marksizmi Savunurken’in yanı sıra Troçki’nin “İhanete Uğrayan Devrim” adlı başyapıtında o günün SSCB devletinin geleceğine ilişkin ortaya attığı on kadar soruya verilecek olan cevaplar ve yeni sorular ihtiyacımız olan tartışmaya başlangıç teşkil edebilir. Hiç unutmayalım ki Troçki’nin düşünce yönteminin lâyıkıyla kullanımı onun günümüzde ortaya çıkan gelişmelere ve sorunlara Troçki’nin kendisi olmadan da çözümler ve cevaplar verilebilmesine imkân tanıyacaktır.

11:00 – 14:00 Burcu Özkesen

Sovyet Devleti’nin Sınıf Karakteri Meselesinin Günümüze Yansımaları

Sovyet devletinin sınıf karakteri üzerine tartışma aslında bugünün tartışması olmaya devam ediyor. Hatta o kadar devam ediyor ki, Türkiye’de 2010 referandumunda “Evet” ve “Hayır” yönelişleriyle Boykot tavrı bile bu tartışmadan ayrı olarak düşünülemez. Gene aynı şekilde Libya ve Suriye meselelerine bakış açıları da bu tartışmanın uzağında değil.

Referandumda “Yetmez ama, Evet!” diyenlerin pozisyonu zamanında SSCB’yi Devlet Kapitalizmi olarak niteleyenlerin tavrı değil mi? Gene Boykotçular da SSCB konusunda ikircikli tutum alanlardan çok mu farklı? Zamanında SSCB’yi “yükselen emperyalizm” diye niteleyenler bugün hâlâ burjuva devrimler çağında olduğumuzu iddia ederek devlet ve sözde yerli sermaye ile işbirliğinin peşinde koşmuyorlar mı? İçinde bulunduğumuz Devrim ve Karşı Devrim süreçlerini görememenin ardında SSCB’nin karakterine ilişkin tartışmanın geçmişte ne kadar hazmedilip hazmedilememiş olduğu yatıyor olabilir mi?

15:00 – 18:00 Şadi Ozansü

3 Mart 2012 Cumartesi

Yaşam Ağacı Derneği, Taksim. Şehit Muhtar Mahallesi Süslü Saksı Sokak No:19 kat:2 Beyoğlu/İstanbul

Üretici güçler gelişiyor mu?

Troçki’nin 1938 yılında kaleme aldığı Geçiş Programında üretici güçlerin dünya çapındaki gelişiminin durduğu saptamasında bulunulmuştu. Emperyalizm ya da çürüyen kapitalizm üretici güçlerin gelişimini durdurmuştu, dolayısıyla uluslar arası sosyalist devrim için koşullar artık sadece olgun değil aynı zamanda neredeyse çürümeye yüz tutmuştu. İşte bu yüzden de, işçi sınıfının önderlik krizinin çözülüp çözülmemesi aslında bütün bir insan uygarlığının kurtulup kurtulmaması anlamını taşıyordu. Bir başka ifadeyle 21.Yüzyılda sorun hâlâ bu çerçevede ele alınabilir mi? Yoksa üretici güçler hâlâ gelişiyor mu? Eğer böyleyse kapitalizmin hâlâ bir geleceği var mı demektir? Böyle ise Lenin’in emperyalizm teorisi geçerliliğini yitirdi mi? Ya da…

11:00 Sunuşlar Şadi Ozansü, Alican Zorbozan
12:30 Tartışma
14:00 Bitiş

Ulusal sorun ve küçük burjuva milliyetçiliği

İçinde bulunduğumuz emperyalizm çağında ulusal sorun başka zamanlarda olduğundan daha büyük bir önem arz ediyor proletaryanın iktidar mücadelesinde. Ulusal sorunu dikkate almayan bir işçi sınıfı hareketinin mücadelesindeki başarı şansı neredeyse sıfır! İşte bu yüzden de hem genel olarak dünyadaki ulusal mücadelelere ve tabii özellikle de Kürt hareketinin mücadelesine özel bir önem vermek zorunlu. Bu tartışmada son dönemde ortaya çıkan gelişmeleri de göz önünde bulundurarak Kürt meselesinin çözümünün nereden geçebileceğini tartışmak hayati bir mesele. Öte yandan, emperyalizmin yeni müdahaleleriyle ulusal sorun bugün eskisine göre daha da genişlemiş durumda. Örneğin eskiden Irak’ta sadece bir Kürt ulusal sorunundan söz edilirken bugün tüm Irak için bir ulusal sorun, yani kendi kaderini tayin sorunu baş göstermiş durumda. Emperyalizmin klasik döneminin ardından gelen yeni sömürgecilik döneminde az rastladığımız emperyalist işgaller tekrar sıklaşmaya başlamış durumda. Ulusal sorunun genişlemesine bir diğer örnek, bugün AB diktası nedeniyle krizden çıkış için kendi egemenliği çerçevesinde karar alamayan Yunanistan. Bugün kendi kaderini tayin edemeyen, kendi ekonomisini kontrol edemeyen Yunanistan ve AB’nin tüm geç üyeleri için bir ulusal sorun söz konusu.

Ulusal sorunun genişlemesi beraberinde küçük burjuva milliyetçiliğin güçlenmesini de getiriyor. Bunların bazıları antikapitalist çizgiye gelmeseler bile antiemperyalist tutumlar alırken bazıları ise doğrudan emperyalist manipülasyonların bir aracına dönüşüyor. Devrimci bir politika, bu iki tipe karşı farklı tutumlar izlemeyi, küçük burjuvaziyi işçi sınıfının peşine takmak doğrultusunda gerekli kılıyor.

Aydınlatıcı olacağını düşündüğümüz bir tartışma olması umuduyla…

15:00 Sunuşlar Şadi Ozansü, Kamil Karaağaç
16:30 Tartışma
18:00 Bitiş

4 Şubat 2012 Cumartesi

Yaşam Ağacı Derneği, Taksim. Şehit Muhtar Mahallesi Süslü Saksı Sokak No:19 kat:2 Beyoğlu/İstanbul

Dünyada devrimin güncelliği

Klasik anlamda son proleter devrimi 1974 yılında gerçekleşen Portekiz devrimiydi. Ve iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesine mevcut işbirlikçi önderlikleri (SP ve KP) tarafından engel  konulduğu için başarısızlıkla sonuçlandı. Tabii aynı zaman diliminde önce Vietnam’ın (Güney) kurtuluşu, ardından İran Devrimi ve sonrasında da Nikaragua devrimlerine tanık olundu. Dolayısıyla yaklaşık 30 yıldır dünya solu neredeyse devrimi unutmuş olarak yaşadı ki, bu neredeyse bir kuşak demektir. Devrimin unutulması, günümüzde patlak veren devrimlere de sol tarafından kuşkuyla bakılmasına neden oluyor. Oysa emperyalizm çağında, yani devrimler ve karşı devrimler çağındayız. Öyle değil mi? Bu tartışmada öncelikli olarak devrimin ne olup olmadığını saptayıp ardından da bunu tartışacağız.

11:00   Sunuşlar          Engin Bodur, Şadi Ozansü
12:30   Tartışma
14:00   Bitiş

Tunus, Mısır, Yunanistan devrimleri

2011 yılının ilk ayları önce Tunus’ta ve ardından da Mısır’da emperyalizmin uşağı diktatörlerin büyük halk hareketleriyle yıkılmasına neden oldu. Ancak bu diktatörlüklerin yıkılmasının üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimine derhal son vermemiş olması ağırlıklı ‘sol’ çevrelerce bu ülkelerde yaşananların bir devrim olmadığı gibi, neredeyse emperyalizmin bir manipülasyonu olarak sunulmasına neden oldu.

Öte yandan Yunanistan’daki devrimci durum, kapitalist sisteminin bunalımının hiç de Mağrip ve Maşrık coğrafyasına sınırlı olmadığını, bir “Arap Baharı”nın değil dünya devriminin halkalarının söz konusu olduğunu gösterdi ve tüm yakıcılığıyla Avrupa’ya da yayılarak sürüyor.

Bu tartışmada bölgedeki gelişmelerin tarihsel materyalizm süzgecinden geçirilerek yorumlanmasına çalışılacak.

15:00   Sunuşlar          Doğan Fennibay, Alican Zorbozan
16:30   Tartışma
18:00   Bitiş