Birleşik İşçi Cephesi ya da “İşçilerin Kendi Partisi” Anlayışı Üzerine

— Şa­di OZAN­SÜ

Son 150 yıl­dır dün­ya ça­pın­da sı­nıf­sız ve sö­mü­rü­süz bir top­lum için mü­ca­de­le eden Mark­sist ör­güt­len­me­le­rin ta­ri­hi is­ter is­te­mez iş­çi sı­nı­fı­nın bir­le­şik cep­he­si­ni ya­rat­mak için ve­ri­len mü­ca­de­le­nin de ta­ri­hi­dir. Bu iki­si­ni bir­bi­rin­den ay­rı dü­şün­mek, ya­ni bir baş­ka ifa­dey­le, bir­le­şik cep­he tak­tik­le­ri üze­ri­ne bas­ma­dan yü­rü­tü­le­cek po­li­ti­ka­lar­la Mark­sist par­ti­le­rin doğ­ru­sal ola­rak ser­pi­lip ge­li­şe­bi­le­ce­ği­ni var­say­mak if­lah ol­maz bir ma­ce­ra­cı­lı­ğın, o de­ğil­se, su ka­tıl­ma­mış bir ha­yal­pe­rest­li­ğin ürü­nü ola­bi­lir an­cak. Ger­çek­ten de, sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin her tür­lü çı­kış ve ta­bii iniş dö­nem­le­rin­de de Mark­sist bir sı­nıf par­ti­si­nin sı­nı­fın ile­ri un­sur­la­rı­nı ka­zan­ma­ya ça­lış­ma­sı ve bu yol­da her tür­lü sis­te­ma­tik ça­ba­yı gös­ter­me­si ka­çı­nıl­maz bir zo­run­lu­luk­tur. Ama ge­ne her dö­nem­de sı­nı­fın do­ğa­sı ge­re­ği ken­di Mark­sist ör­güt­sel ya­pı­sı dı­şı­na ta­şan ke­sim­le­ri­ni şu ya da bu yol­dan or­tak bir ey­lem hat­tı­na çek­me­ye ça­lış­ma be­ce­ri­si­ni gös­te­re­me­yen ya­pı­la­rın da uzun va­de­li sı­nıf po­li­ti­ka­la­rı­nı uy­gu­la­ya­bil­me im­kan­la­rı son de­re­ce sı­nır­lı­dır.

1. En­ter­nas­yo­nal dö­ne­mi

1864 yı­lın­da ku­ru­lan 1. En­ter­nas­yo­nal ken­di için­de o gü­nün iş­çi sı­nı­fı­nın mü­ca­de­le için­de­ki bü­tün ke­sim­le­ri­ni ku­cak­la­yan bir ya­pıy­dı. Za­ten bu­nun ak­si­ni dü­şün­mek de kim­se­nin ak­lı­nın kö­şe­sin­den geç­mi­yor­du. İş­çi sı­nı­fı­nın anar­şist, sen­di­ka­list ve Mark­sist bi­le­şen­le­ri – kuş­ku­suz o za­man­lar esas ola­rak Av­ru­pa ağır­lık­lıy­dı­lar – ara­la­rın­da­ki bü­tün ide­olo­jik, fel­se­fi ve po­li­tik an­laş­maz­lık­la­ra rağ­men bir dün­ya par­ti­si ça­tı­sı al­tın­da ör­güt­sel ola­rak bir ara­ya gel­me­nin ka­çı­nıl­maz­lı­ğı­nı gö­rü­yor­lar­dı. Çün­kü her şey­den önem­li olan iş­çi sı­nı­fı­nın ka­pi­ta­lizm­den ve onun dev­le­tin­den ba­ğım­sız ola­rak ör­güt­len­me­si­nin ya­ra­tıl­ma­sıy­dı. Pa­ris Ko­mü­nü ye­nil­gi­si­nin mo­ral bo­zuk­lu­ğu üze­ri­ne da­ğı­lan bu ilk ulus­la­ra­ra­sı iş­çi ör­güt­len­me­si dün­ya­da bir­le­şik bir iş­çi cep­he­si­nin in­şa­sı­nın ilk ör­ne­ği ola­rak ta­rih­te­ki ye­ri­ni şe­ref­le al­mış­tır. O ta­rih­te iş­çi sı­nı­fı­nın en ge­liş­miş ol­du­ğu ül­ke olan İn­gil­te­re’de ku­ru­lan bu ya­pı, ger­çek­ten de iş­çi­le­ri sa­vun­mak için sa­mi­mi bir şe­kil­de mü­ca­de­le eden bü­tün akım­la­rı, iş­çi de­mok­ra­si­si te­me­lin­de, çe­şit­li­li­ğe say­gı gös­te­re­rek ve bir­le­şik sı­nıf ey­le­mi­ni ile­ri­ye ta­şı­ya­cak bir şe­kil­de ör­güt­len­miş­ti. Kuş­ku­suz iş­çi sı­nı­fı­nın ken­di için­de­ki kat­man­laş­ma­nın da­ha son­ra­ki yıl­la­ra ve ta­bii bu­gü­ne gö­re çok da­ha ge­çiş­li ve za­yıf ol­du­ğu o yıl­lar­da Marx ve ar­ka­daş­la­rı da za­ten iş­çi sı­nı­fı­nın bü­tü­nün­den ay­rı bir Mark­sist par­ti­nin in­şa­sın­dan ya­na de­ğil­di­ler. İs­ter is­te­mez iş­çi sı­nı­fı­nı bir bü­tün ola­rak ele alı­yor­lar ve onun za­ten “ko­mü­nist” ol­du­ğu ya da ol­ma­sı ge­rek­ti­ği yar­gı­sın­da bu­lu­nu­yor­lar­dı. Ge­le­cek gün­ler bu­nun böy­le ol­ma­dı­ğı­nı gös­te­re­cek­ti ama her şe­ye rağ­men sı­nı­fın bir­le­şik mü­ca­de­le­si­ne ve ey­le­mi­ne gös­te­ri­len özen bu­gün­ler­le kar­şı­laş­tı­rıl­ma­sı müm­kün ol­ma­yan bir gü­ve­ni bağ­rın­da ta­şı­yor­du.

2. En­ter­nas­yo­nal dö­ne­mi

İş­çi sı­nı­fı­nın dün­ya ça­pın­da­ki ilk bü­yük ulus­la­ra­ra­sı ör­güt­len­me­si kuş­ku­suz 2. En­ter­nas­yo­nal­dir. 2. En­ter­nas­yo­nal “Ulus­la­ra­ra­sı Emek­çi­ler Der­ne­ği” adıy­la anı­lan 1. En­ter­nas­yo­nal’le kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da dev bir iş­çi ör­gü­tü­dür. Ken­di için­de­ki par­ti­ler son de­re­ce mer­ke­zi ola­rak ör­güt­len­miş bü­yük iş­çi par­ti­le­ri­dir. Bu par­ti­le­re bağ­lı ve­ya on­lar­dan kıs­men ba­ğım­sız bü­yük iş­çi sen­di­ka­la­rı da ge­ne 2. En­ter­nas­yo­nal’in üye­si­dir­ler. 1900’lü yıl­la­rın baş­la­rın­da 2. En­ter­nas­yo­nal ve ona bağ­lı par­ti­ler ve iş­çi ör­güt­le­ri ne­re­dey­se kı­sa bir za­man di­li­mi için­de ka­pi­ta­liz­me kar­şı ver­dik­le­ri mü­ca­de­le­de ba­şa­rı­ya ulaş­ma­nın eşi­ği­ne var­mış gi­bi gö­zü­kü­yor­lar­dı. Marx’ın yol­da­şı En­gels bi­le bu mu­az­zam ge­liş­me kar­şı­sın­da ol­ma­sı ge­re­ken­den faz­la umut­la­ra ka­pı­lı­yor ve ka­pi­ta­liz­min ar­tık su­yu­nun ısın­dı­ğı­nı ilan ede­bi­li­yor­du. Oy­sa ka­pi­ta­liz­min o yıl­lar­da­ki hız­lı ge­li­şi­mi be­ra­be­rin­de ye­ni du­rum­lar da ya­ra­tı­yor­du: evet iş­çi sı­nı­fı – özel­lik­le sa­na­yi pro­le­tar­ya­sı – hız­la ge­li­şi­yor­du, ama ken­di için­de geç­miş­ten fark­lı ola­rak be­lir­li bir aris­tok­ra­si­yi ve bü­rok­ra­si­yi de ya­ra­tı­yor­du. İş­çi sı­nı­fı­nın bu ay­rı­ca­lık­lı ta­ba­ka­la­rı ken­di mad­di ve ma­ne­vi çı­kar­la­rı­nı sı­nı­fın ge­nel çı­kar­la­rı­nın üs­tü­ne yer­leş­tir­dik­le­rin­de ulus­la­ra­ra­sı iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin ta­ri­hin­de ya­şa­ya­ca­ğı ilk bü­yük ko­pu­şun da ha­zır­la­yı­cı­sı ol­du­lar. Ni­te­kim ilk em­per­ya­list sa­vaş 1914 yı­lın­da pat­lak ver­di­ğin­de bu iş­çi aris­tok­ra­si­si ve bü­rok­ra­si­si sı­nı­fa kar­şı ilk bü­yük iha­net­le­ri­ni ger­çek­leş­tir­di­ler. Ger­çek­ten de tam an­la­mıy­la bir bir­le­şik iş­çi cep­he­si ola­rak ör­güt­len­miş olan 2. En­ter­nas­yo­nal’in yö­ne­ti­ci­le­ri pat­lak ve­ren sa­vaş es­na­sın­da iş­çi sı­nı­fı­nın ge­nel çı­kar­la­rı­nı sa­vun­mak­tan­sa ken­di ül­ke­le­ri­nin ka­pi­ta­list­le­ri­nin ya­nın­da saf tut­tuk­la­rın­dan bu kos­ko­ca sı­nıf ör­gü­tü­nün par­ça­lan­ma­sı­na ne­den ol­du­lar. Sos­yal de­mok­rat iş­çi ör­gü­tü yö­ne­ti­ci­le­ri­nin bu ilk iha­ne­ti dün­ya iş­çi sı­nı­fı­nın o gün­den bu ya­na – yak­la­şık yüz yıl­dır – ba­zı is­tis­nai an­lar dı­şın­da bir ara­ya ge­le­me­me­si­nin de mü­seb­bi­bi ol­du. Ta­bii bu ay­nı za­man­da dün­ya bir­le­şik iş­çi cep­he­si­nin de so­nu an­la­mı­na gel­di.

3. En­ter­nas­yo­nal ve son­ra­sı

Ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­liz­me kar­şı ba­şı­nı Le­nin ve yol­daş­la­rı­nın çek­ti­ği Mark­sist çe­kir­dek­ler Ekim Dev­ri­mi’nin de ver­di­ği güç­le sa­vaş son­ra­sın­da 1919 yı­lın­da iş­çi sı­nı­fı­nın ulus­la­ra­ra­sı çı­kar­la­rı­nı ka­pi­ta­list bar­bar­lı­ğa kar­şı so­nu­na ka­dar sa­vun­mak üze­re 3. En­ter­nas­yo­na­li kur­du­lar. Sos­yal de­mok­rat iş­çi ön­der­lik­le­ri­nin ka­pi­ta­lizm­le uz­la­şan iha­net­le­ri yü­zün­den son de­re­ce hak­lı te­mel­ler­de ku­ru­lan 3. En­ter­nas­yo­nal hiç­bir za­man bir da­ha 2. En­ter­nas­yo­na­lin yüz­yı­lın ba­şın­da ya­ka­la­mış ol­du­ğu ni­tel ve ni­cel gü­ce ula­şa­ma­dı. Ama 3. En­ter­nas­yo­nal par­ti­le­ri­nin dı­şın­da ka­lan sos­yal de­mok­rat iş­çi par­ti­le­ri­nin En­ter­nas­yo­na­li de hız­la za­yıf­la­ma­ya baş­la­dı. 3. En­ter­nas­yo­nal esas ola­rak Ekim dev­ri­mi­nin ve ta­bii Sov­yet dev­le­ti­nin mad­di ve ma­ne­vi des­te­ğiy­le güç­lü iş­çi par­ti­le­ri­nin oluş­ma­sı­na kat­kı­da bu­lun­du. Bu­nun­la bir­lik­te, Le­nin’in ölü­mün­den iti­ba­ren de­mok­ra­tik mer­ke­zi­yet­çi ya­pı­sı­nı hız­la yi­tir­di­ği gi­bi Sta­lin­ci Sov­yet bü­rok­ra­si­si­nin dip­lo­ma­tik bir ma­nev­ra ara­cı ha­li­ne dö­nüş­me­ye baş­la­dı. So­nuç­ta Sta­lin­ci bü­rok­ra­si II. Dün­ya Sa­va­şı ön­ce­sin­de sı­ra­sıy­la Çin’de, Al­man­ya’da ve İs­pan­ya’da pro­le­tar­ya­nın çı­kar­la­rı­nı ka­pi­ta­list­le­re ve ta­bii on­la­rın yar­dak­çı­sı fa­şist­le­re peş­keş çek­ti­ği gi­bi, sa­vaş sı­ra­sın­da ve son­ra­sın­da da baş­ta İtal­ya, Fran­sa ve Yu­na­nis­tan ol­mak üze­re bir di­zi ül­ke­de em­per­ya­list­ler­le uz­la­şa­rak pro­le­tar­ya­ya iha­ne­ti­ni en üst nok­ta­ya ulaş­tır­dı. Za­ten Sta­lin da­ha son­ra 1943 yı­lın­da em­per­ya­list­le­rin ta­le­bi üze­ri­ne 3. En­ter­nas­yo­na­li fes­het­ti.

İş­te ge­rek 2. En­ter­nas­yo­na­lin ve ge­rek­se 3. En­ter­nas­yo­na­lin dün­ya iş­çi sı­nı­fı­na iha­net­le­ri biz­zat iş­çi sı­nı­fı­nın için­de bir par­ça­lan­ma­ya ve öz gü­ven­siz­li­ğe ne­den ol­du­ğu için ara­dan ge­çen on­ca yı­la rağ­men dün­ya iş­çi sı­nı­fı­nın nis­pe­ten za­yıf olan 1. En­ter­nas­yo­nal tü­rü bir dün­ya par­ti­si­ne bi­le ka­vu­şa­ma­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz.

İha­net­ler doğ­ru po­li­ti­ka­la­rı da im­kan­sız kıl­dı

1914’te pat­lak ve­ren ilk bü­yük iha­net dün­ya iş­çi sı­nı­fı­nın ka­pi­ta­list sö­mü­rü­ye kar­şı yek­vü­cut dav­ran­ma­sı­nın önün­de­ki ilk be­lir­le­yi­ci en­gel ol­du. Ni­te­kim bu iha­net ve son­ra­sın­da or­ta­ya çı­kan bö­lün­me (sos­yal de­mok­rat/sos­ya­list par­ti­ler ile ko­mü­nist par­ti­le­rin ih­ti­la­fı) yü­zün­den özel­lik­le bel­li baş­lı Av­ru­pa ül­ke­le­ri­nin iş­çi sı­nıf­la­rı­nı or­tak düş­ma­na kar­şı bir ara­ya ge­tir­mek ola­ğa­nüs­tü zor­laş­tı. Hat­ta bu zor­luk o ka­dar had saf­ha­ya var­dı ki, iş­çi sı­nı­fı ör­güt­le­ri­nin – üs­te­lik sa­de­ce si­ya­si par­ti­le­rin de­ğil, sen­di­ka­la­rın da – top ye­kûn im­ha­sı an­la­mı­na ge­len fa­şiz­min yük­se­li­şi kar­şı­sın­da bi­le bir ara­ya ge­le­me­di­ler. Bu­nun so­nu­cun­da Av­ru­pa’nın en güç­lü ve ör­güt­lü pro­le­tar­ya­la­rı­na sa­hip ül­ke­le­rin­den Al­man­ya’da ve İtal­ya’da fa­şizm eli­ni ko­lu­nu sal­la­ya sal­la­ya ik­ti­da­ra gel­di. Fa­şiz­min ilk ik­ti­da­ra gel­di­ği ül­ke olan İtal­ya’da he­nüz 3. En­ter­nas­yo­na­lin iha­ne­tin­den söz et­mek müm­kün de­ğil­di. Ka­pi­ta­liz­min fa­şist sal­dı­rı­sı­na kar­şı iş­çi sı­nı­fı­nın bir­le­şik mü­ca­de­le­si­nin önün­de­ki te­mel en­gel 2. En­ter­nas­yo­nal­di. Kal­dı ki o sı­ra­lar za­ten ye­ni or­ta­ya çık­tı­ğı için fa­şiz­min ay­rın­tı­lı bir te­orik tah­li­li he­nüz ya­pı­la­ma­mış­tı. Bu­na kar­şı­lık dün­ya iş­çi sı­nı­fı­nın ta­ri­hi­ni olum­suz yön­de kö­kün­den de­ğiş­ti­re­cek olan Al­man fa­şiz­mi­nin ik­ti­da­ra ge­li­şi­nin bi­rin­ci so­rum­lu­su Sta­lin­ci 3. En­ter­nas­yo­nal bü­rok­ra­si­si ol­du. Ger­çek­ten de 3. En­ter­nas­yo­nal ön­der­li­ği o sı­ra­lar yü­rüt­tü­ğü po­li­ti­ka­lar­la Al­man Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si­ni ne­re­dey­se Hit­ler’in Na­zi Par­ti­sin­den bi­le da­ha teh­li­ke­li gör­dü­ğü­nü ilan et­ti. Bu, fa­şiz­min yo­lu­nu açan ve iş­çi sı­nı­fı­nın bir­le­şik cep­he po­li­ti­ka­sı­nı te­mel­den di­na­mit­le­yen bir dav­ra­nış­tı. Ni­te­kim Sta­lin ön­der­li­ği Troç­ki’nin yap­tı­ğı bü­tün uya­rı­la­ra rağ­men bu po­li­ti­ka­sı­nı Hit­ler’in ik­ti­da­ra gel­me­si­ni sağ­la­ya­na ka­dar sür­dür­dü. İş­te XX. yüz­yı­lın ba­şı­nın en güç­lü pro­le­tar­ya­sı böy­le­ce fa­şist bar­bar­lı­ğa kar­şı mü­ca­de­le­sin­de tek bir kur­şun bi­le sık­ma­dan tes­lim bay­ra­ğı­nı çek­miş ol­du. Bu du­rum as­lın­da bü­tün bir yüz­yı­la dam­ga­sı­nı vu­ran bir ge­liş­mey­di. Dün­ya pro­le­tar­ya­sı­nın ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­liz­me kar­şı en önem­li ka­le­si, bir ba­kı­ma bü­tün Mark­sist­le­rin göz be­be­ği ve dün­ya dev­ri­mi­nin mer­ke­zi ko­nu­mun­da­ki Al­man iş­çi sı­nı­fı pa­ram­par­ça edil­miş ve bu sa­ye­de II. Dün­ya Sa­va­şı’nın pat­la­ma­sı­na im­kan sağ­lan­mış­tı. Ger­çek­ten de Al­man­ya’da fa­şiz­min ik­ti­da­ra ge­li­şi bu ka­dar ko­lay ger­çek­leş­me­sey­di ikin­ci bü­yük bar­bar­lık sa­va­şı bu ka­dar ko­lay ilan edi­le­mez­di. Üs­te­lik bu ge­liş­me­nin olum­suz­lu­ğu Na­ziz­min ye­nil­gi­sin­den son­ra da ken­di­ni faz­la­sıy­la sür­dür­dü. Dün­ya dev­ri­mi­nin en bü­yük ko­zu olan Al­man pro­le­tar­ya­sı sa­de­ce ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­liz­min po­tan­si­yel bir düş­ma­nı ol­du­ğu için de­ğil, fa­kat Sov­yet bü­rok­ra­si­si­nin de var­lı­ğı­nı do­lay­lı ola­rak teh­dit et­ti­ği için de coğ­ra­fi ola­rak da par­ça­lan­dı: Ba­tı ve Do­ğu Al­man­ya ola­rak! Bu, pro­le­tar­ya­nın par­ça­lan­ma­sı için ulu­sun or­ta­dan iki­ye bö­lün­me­siy­di. Bun­dan böy­le dün­ya dev­ri­mi­nin mer­ke­zi­ne otur­muş bir Al­man iş­çi sı­nı­fın­dan bah­set­mek müm­kün ol­mak­tan çı­kı­yor­du. ve bu ge­liş­me­nin so­rum­lu­su da fa­şiz­me kar­şı bir­le­şik iş­çi cep­he­si po­li­ti­ka­la­rı­nı so­nu­na ka­dar red­de­den 3. En­ter­nas­yo­nal ön­der­li­ğiy­di.

3. En­ter­nas­yo­nal ön­der­li­ği dün­ya iş­çi sı­nı­fı­na kar­şı yü­rüt­tü­ğü ha­in­ce po­li­ti­ka­la­rı fa­şiz­min Al­man­ya’da ik­ti­da­ra ge­li­şin­den son­ra da sür­dür­dü. Hem de bu kez tam ter­sin­den: ar­tık fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­de “de­mok­rat” em­per­ya­list ül­ke­ler­den ya­na ol­mak ge­re­ki­yor­du! Ya­ni Al­man ve İtal­yan ka­pi­ta­lizm­le­ri­ne kar­şı Fran­sız, İn­gi­liz ve Ame­ri­kan ka­pi­ta­lizm­le­rin­den ya­na ol­mak! Bu şu de­mek­ti: Av­ru­pa ve dün­ya pro­le­tar­ya­sı fa­şiz­me kar­şı mü­ca­de­le­sin­de ken­di için­de­ki par­ça­lan­ma ve bö­lün­me­yi or­ta­dan kal­dı­ra­cak po­li­ti­ka­la­rı gün­de­me ge­ti­re­ce­ği­ne, ya­ni bir baş­ka ifa­dey­le yıl­lar­dır ara­la­rı açık olan iş­çi ör­güt­le­ri­ni bir ara­ya ge­ti­re­ce­ği­ne, her ül­ke­de bü­yük ka­pi­ta­list­le­rin par­ti­le­riy­le “Halk Cep­he­si” adı al­tın­da bir ara­ya gel­me­liy­di! İş­te bir­le­şik bir iş­çi cep­he­si ye­ri­ne, ger­çek­te fa­şiz­min ik­ti­da­ra gel­me­si­ni ar­zu­la­mış olan bü­yük ka­pi­ta­list­le­rin si­ya­si par­ti­le­riy­le ar­tık za­ten mi­adı­nı dol­dur­muş olan fa­şiz­me kar­şı ya­pı­lan an­laş­ma­lar ve bu an­laş­ma­lar­la iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin yö­ne­ti­mi­nin bu bur­ju­va par­ti­le­ri­ne dev­ri ye­ni fe­la­ket­le­ri ge­tir­di. Ön­ce, 1939 yı­lın­da bu po­li­ti­ka sa­ye­sin­de mu­az­zam İs­pan­yol dev­ri­mi can evin­den vu­rul­du ve Fran­ko­cu­la­rın ik­ti­da­rı­nın yo­lu açıl­dı. Ar­dın­dan özel­lik­le II. Dün­ya Sa­va­şı’nın bi­ti­min­de ay­nı po­li­ti­ka­lar sa­ye­sin­de bu kez ik­ti­da­rın eşi­ği­ne gel­miş olan Fran­sız, İtal­yan ve ta­bii Yu­nan pro­le­tar­ya­la­rı­nın ye­nil­gi­le­ri sağ­lan­dı.

Bir­le­şik iş­çi cep­he­si po­li­ti­ka­la­rı­nın red­di­nin ne­den ol­du­ğu bü­yük tah­ri­bat

İş­te 1914’ten (sos­yal de­mok­rat par­ti­le­rin sa­vaş­tan ya­na ta­vır al­ma­la­rı) 1989’a (Ber­lin Du­va­rı’nın yı­kıl­ma­sı ve es­ki­si­ne gö­re çok da­ha na­mü­sa­it ko­şul­lar al­tın­da da ol­sa Al­man pro­le­tar­ya­sı­nın ye­ni­den bir­leş­me yo­lu­na gir­me­si) ka­dar sü­ren za­man zar­fın­da, ön­der­lik­le­ri­nin (sos­yal de­mok­rat ve ko­mü­nist) ha­in­ce po­li­ti­ka­la­rı yü­zün­den bir­bir­le­ri­ne düş­man olan Av­ru­pa iş­çi­le­ri­ni bir sı­nıf cep­he­si al­tın­da bir ara­ya ge­tir­mek müm­kün ol­ma­dı. Bu doğ­rul­tu­da yü­rü­tü­len po­li­ti­ka­lar da sü­rek­li ola­rak du­va­ra çarp­tı. 1. En­ter­nas­yo­nal dö­ne­min­den fark­lı ola­rak fark­lı inanç­la­rı pay­la­şan iş­çi sı­nıf­la­rı or­tak ya­pı­lar al­tın­da esas düş­ma­na kar­şı mü­ca­de­le ede­me­di­ler. Ba­tı­da­ki­ler bü­yük ka­pi­ta­list­ler re­ji­miy­le uz­la­şan aris­tok­ra­tik ön­der­lik­le­ri ara­cı­lı­ğıy­la, Sov­yet­ler Bir­li­ği ve ben­ze­ri bü­rok­ra­tik iş­çi dev­let­le­rin­de­ki­ler ise yö­ne­ti­mi elin­de bu­lun­du­ran bas­kı­cı bü­rok­ra­si­nin – ki bu bü­rok­ra­si so­nuç­ta biz­zat ka­pi­ta­list sı­nıf ol­ma­ya so­yu­nup iş­çi dev­le­ti­nin yı­kıl­ma­sı­na ne­den ol­du – yıl­dır­ma­la­rıy­la ta­ma­men apo­li­tik­le­şe­rek bir­bir­le­riy­le sı­nıf da­ya­nış­ma­sı­na gi­re­me­di­ler. Do­la­yı­sıy­la ka­za­nan hep ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­lizm ol­du.

Gü­nü­müz­de­ki çe­liş­ki­li du­rum

İş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­ni 1914’ten iti­ba­ren kont­rol al­tın­da tu­tan sos­yal de­mok­rat ön­der­lik­ler­le özel­lik­le 30’lu yıl­lar­dan iti­ba­ren ken­di de­ne­ti­mi­ne so­kan Sov­yet bü­rok­ra­si­sin­den ge­ri­ye ka­lan ön­der­lik­ler, ar­tık gü­nü­müz­de geç­miş güç­le­ri­nin çok uza­ğın­da­lar. Bu­nun baş­lı­ca iki ne­de­ni var:

 

  1. Sov­yet dev­le­ti­nin çök­me­sin­den son­ra ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­liz­min önün­de­ki te­mel en­gel­ler­den bi­ri kalk­mış ol­du. Ken­di ül­ke­le­rin­de­ki iş­çi­le­rin Sov­yet­ler Bir­li­ği’ne özen­me­si ih­ti­ma­li – ki bu du­rum geç­miş­te, ya­ni Rus Dev­ri­min­den he­men son­ra, ih­ti­mal ol­ma­nın da öte­sin­de bir so­mut­luk ta­şır­ken, Sta­li­nizm’le bir­lik­te za­ten hep sü­rek­li bir ge­ri­le­me için­dey­di – yok ol­du. Bu ise, özel­lik­le II. Dün­ya Sa­va­şı’ndan son­ra ka­pi­ta­list­ler­ce Ba­tı Av­ru­pa’da uy­gu­lan­mak zo­run­da ka­lı­nan “re­fah dev­le­ti”ne du­yu­lan ih­ti­ya­cı or­ta­dan kal­dı­rı­yor­du. Av­ru­pa iş­çi sı­nı­fı­na Sov­yet blo­ğu­na kay­ma­sın di­ye su­nu­lan sos­yal hak­lar ar­tık ge­ri alın­ma­lıy­dı. Ni­te­kim gü­nü­müz­de Av­ru­pa’da ve hat­ta ABD’de bi­le tam bu­nu ya­şa­mak­ta­yız. Kuş­ku­suz Av­ru­pa iş­çi sı­nı­fı­nın el­de et­miş ol­du­ğu bu hak­lar, ik­ti­da­ra ge­le­me­se bi­le ken­di yü­rüt­tü­ğü sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ve ta­bii bu ara­da Ekim Dev­ri­mi’nin ürü­nüy­dü. Gü­nü­müz­de yıl­la­rın ge­tir­di­ği ra­ha­ta alış­kın Av­ru­pa sos­yal de­mok­ra­si­si ön­der­lik­le­ri sü­rat­le ge­le­nek­sel iş­çi ör­güt­len­me­si an­la­yı­şın­dan uzak­la­şa­rak Av­ru­pa mu­ha­fa­za­kar par­ti­le­ri­nin iş­le­vi­ni üst­len­mek is­ti­yor­lar. Fran­sız Sos­ya­list Par­ti­si’ni sen­di­ka­la­ra da­ya­nan bir iş­çi par­ti­si ola­rak ta­nım­la­mak geç­miş­ten be­ri müm­kün de­ğil­ken, tam da ger­çek bi­rer iş­çi ör­gü­tü ge­le­ne­ği­ne sa­hip olan İn­gi­liz ve Al­man par­ti­le­ri­nin son dö­nem­ler­de içi­ne gir­dik­le­ri sü­reç bü­tü­nüy­le böy­le. Bu par­ti­le­rin mev­cut ön­der­lik­le­ri­nin bur­ju­va­zi­nin çı­kar­la­rı­nı kol­la­ma­da kral­dan faz­la kral­cı ol­ma­la­rı bu du­ru­mun açık bir gös­ter­ge­si. Ta­bii Av­ru­pa Bir­li­ği pro­je­si de bu ge­liş­me­ye faz­la­sıy­la iv­me ka­zan­dı­rı­yor.
  2. Ge­ne Sov­yet dev­le­ti­nin çök­me­si­ne pa­ra­lel ola­rak geç­miş­ten bu ya­na onun des­te­ği­ne maz­har ol­muş bü­tün Av­ru­pa ko­mü­nist par­ti­le­ri mu­az­zam bir boş­luk içi­ne düş­tü­ler. Ger­çek­ten de Sov­yet dev­le­ti­nin var­lı­ğı­nın so­na er­me­sin­den bu ya­na ge­rek Fran­sız Ko­mü­nist Par­ti­si ve ge­rek­se İtal­yan Ko­mü­nist Par­ti­si iş­çi ta­ban­la­rı­nı hız­la yi­tir­me­ye baş­la­dı­lar. Ben­zer du­rum Yu­nan Ko­mü­nist Par­ti­si ve özel­lik­le İs­pan­yol Ko­mü­nist Par­ti­si ve Por­te­kiz Ko­mü­nist Par­ti­si için de söz ko­nu­su ol­du. Bun­lar­dan İs­pan­yol Ko­mü­nist Par­ti­si ile Por­te­kiz Ko­mü­nist Par­ti­si ina­nıl­maz öl­çü­de sa­ğa kay­dı­lar. Yu­nan Ko­mü­nist Par­ti­si hü­kü­met­te ka­la­bil­mek için sağ par­ti­ler­le ko­alis­yon oluş­tur­du. İtal­yan Ko­mü­nist Par­ti­si­nin ana göv­de­si “ko­mü­nist” adın­dan bi­le vaz­geç­ti ve ta­bii bur­ju­va­zi adı­na ül­ke­yi yö­ne­tir ol­du. Öte yan­dan SSCB’nin da­ğıl­ma­sıy­la bir­lik­te ka­pi­ta­liz­mi se­çen Do­ğu Av­ru­pa ül­ke­le­ri­nin es­ki ko­mü­nist par­ti­le­ri de ne­re­dey­se is­tis­na­sız bir bi­çim­de se­çim­ler­le ik­ti­da­ra ge­lip ül­ke­le­ri­ni bu kez ka­pi­ta­lizm adı­na yö­net­me­ye ko­yul­du­lar. Bu­ra­da üze­rin­de önem­le du­rul­ma­sı ge­re­ken hu­sus do­ğu ül­ke­le­rin­de­ki ko­mü­nist par­ti­le­ri­nin de hız­la bi­rer iş­çi ör­gü­tü ol­mak­tan uzak­laş­ma­la­rıy­dı. Ni­te­kim bu ko­nu­da en çar­pı­cı ör­nek es­ki Do­ğu Al­man­ya Ko­mü­nist Par­ti­si­nin du­ru­mu ol­sa ge­rek. Du­var yı­kıl­dık­tan son­ra PDS (De­mok­ra­tik Sos­ya­lizm Par­ti­si) adı­nı alan bu par­ti üye bi­le­şi­mi ola­rak iş­çi sı­nı­fı dı­şı ke­sim­le­re uza­na­rak iş­çi ta­ba­nın­dan kop­ma­yı ter­cih et­ti. Pa­ra­dok­sal olan du­rum, ha­li­ha­zır­da Al­man Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si’nin (SPD) üye bi­le­şi­mi­nin bu par­ti­ye gö­re da­ha faz­la iş­çi sı­nı­fın­dan ol­ma­sı­dır.

Es­ki ko­mü­nist ve sos­yal de­mok­rat par­ti­le­rin ön­der­lik­le­ri­nin em­per­ya­lizm yan­lı­sı kam­pa ge­çiş­le­ri kuş­ku­suz bu par­ti­le­rin bi­rer iş­çi par­ti­si ol­mak­tan çı­kış­la­rıy­la da doğ­ru­sal ola­rak oran­tı­lı­dır. Ger­çek­ten de bu par­ti­ler ne öl­çü­de iş­çi ta­ban­la­rın­dan uzak­la­şır­lar­sa o öl­çü­de ka­pi­ta­list kam­pa ya­kın­laş­ma im­ka­nı­nı el­de edi­yor­lar. Ak­si hal­de saf bur­ju­va po­li­ti­ka­lar iz­le­mek­te olan ön­der­lik­le­re sa­hip İn­gi­liz ve Al­man Sos­yal De­mok­rat Par­ti­le­ri gi­bi ta­ba­nın ba­sın­cıy­la iki ile­ri bir ge­ri adım at­mak zo­run­da ka­lı­yor­lar.

Bü­tün bu an­la­tı­lan­lar­dan an­la­şı­la­ca­ğı üze­re iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti gü­nü­müz­de son de­re­ce çe­liş­ki­li bir du­rum­la yüz yü­ze: bir yan­dan var­lık­la­rı iş­çi sı­nı­fı­na iha­net­le eş anıl­ma­ya baş­lan­mış ön­der­lik­le­rin çö­kü­şü ve if­la­sı­nın ya­rat­tı­ğı olum­lu ge­liş­me, ama öbür yan­dan iş­çi sı­nı­fı ör­güt­le­ri­nin (par­ti­ler ve sen­di­ka­lar) ge­ri­le­yip za­yıf­la­ma­la­rı­nın ya­rat­tı­ğı olum­suz­luk. Bu çe­liş­ki­nin aşıl­ma­sı yö­nün­de atı­la­cak adım­lar önü­müz­de­ki dö­ne­min dev­rim­ci Mark­siz­mi­nin ka­de­ri­ni be­lir­le­ye­ce­ği gi­bi dün­ya iş­çi sı­nı­fı­nın da ge­le­ce­ği­ni ta­yin ede­cek­tir. 1938’de ol­du­ğu gi­bi, gü­nü­müz­de de, in­san­lı­ğın kri­zi pro­le­tar­ya­nın ön­der­lik kri­zi­ne in­dir­gen­miş du­rum­da­dır. Tek fark­la ki, o za­man pro­le­tar­ya­yı tü­müy­le kont­rol­le­ri al­tın­da tu­tan ön­der­lik­ler var­dı, bu­gün­se on­lar bi­le yok. Bu­nun bir de­za­van­taj ol­mak­tan çı­kıp bir avan­ta­ja dön­dü­rül­me­si ta­ma­mıy­la dev­rim­ci Mark­sizm’e ve do­la­yı­sıy­la onun tek ulus­la­ra­ra­sı öl­çek­te­ki ör­güt­lü gü­cü olan IV. En­ter­nas­yo­nal’e bağ­lı­dır. Önü­müz­de­ki dö­nem­de IV. En­ter­nas­yo­nal’in ata­ca­ğı adım­lar pro­le­tar­ya­nın sı­nıf mü­ca­de­le­ci bir ön­der­li­ği­nin in­şa­sı yo­lu­nun açıl­ma­sı­na ya da son­su­za ka­dar ka­pan­ma­sı­na ne­den ola­cak­tır. Hep söy­le­dik, ge­ne söy­lü­yo­ruz, in­san­lı­ğın önün­de, bü­tün bir in­san uy­gar­lı­ğı­nın kur­ta­rıl­ma­sı ve do­la­yı­sıy­la ka­pi­ta­list bar­bar­lı­ğa son ve­ril­me­si yo­lun­da çok faz­la za­man yok­tur. Gir­mek­te ol­du­ğu­muz ka­pi­ta­list bar­bar­lık ve yı­kım sü­re­cin­den in­san uy­gar­lı­ğı­nı kur­ta­ra­cak tek güç olan ulus­la­ra­ra­sı pro­le­tar­ya bu­nu an­cak dev iş­çi ör­güt­le­ri­ni her ül­ke­de in­şa ede­rek ba­şa­ra­bi­lir. IV. En­ter­nas­yo­nal’in gö­re­vi bu ko­nu­da pro­le­tar­ya­nın yo­lu­nu aç­mak, ona yar­dım­cı ol­mak­tır. Pro­le­tar­ya­nın kur­tu­lu­şu­nun onun ken­di ese­ri ola­ca­ğı­nın bi­lin­cin­de­ki IV. En­ter­nas­yo­nal, onun ye­ri­ni ken­di­si dol­dur­ma­ya­cak, sa­de­ce ze­mi­ni te­miz­le­ye­cek ve ona ter­te­miz bir bay­rak su­na­cak­tır.

Dün­ya­da ya­pıl­ma­sı ge­re­ken

Ge­le­nek­sel iş­çi par­ti­le­ri­nin he­men hiç va­rol­ma­dı­ğı ya da za­man için­de si­lin­di­ği ül­ke­ler­de atıl­ma­sı ge­re­ken en önem­li adım, iş­çi sı­nı­fı­nın baş­ka kit­le­sel ör­güt­le­ri­nin dev­re­ye so­ku­la­rak sı­nıf te­mel­li, ser­ma­ye­den ve onun dev­le­tin­den ba­ğım­sız bir iş­çi par­ti­si­nin in­şa­sı­na va­ra­cak yol­la­rı aç­mak­tır. Bre­zil­ya, Gü­ney Ko­re ve Ce­za­yir’de ya­pıl­dı­ğı gi­bi. Ve­ne­zu­ela, Mek­si­ka ve Ek­va­dor’da böy­le bir par­ti in­şa­sı­nın ilk adım­la­rı­nın atıl­dı­ğı gi­bi. Bi­lin­me­li­dir ki, böy­le bir par­ti gü­nü­müz­de bir­le­şik bir iş­çi cep­he­si­nin ne­re­dey­se iz­dü­şü­mü­dür.

“İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si” ya da kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si an­la­yı­şı ve­ya bir­le­şik bir iş­çi cep­he­si­nin so­mut­la­nı­şı kuş­ku­suz dün­ya­nın her ül­ke­sin­de ay­nı sey­ri iz­le­mek zo­run­da de­ğil­dir. Ger­çek­ten de, söz­ge­li­mi, çe­şit­li ge­le­nek­sel iş­çi ör­güt­le­ri­nin (sen­di­ka­lar ve par­ti­ler) var­lık­la­rı­nı her şe­ye rağ­men ko­ru­ma­ya de­vam et­tik­le­ri ül­ke­ler­de atıl­ma­sı ge­re­ken adım bel­ki de va­ro­lan bu par­ti­le­rin üze­rin­den yü­rü­mek ola­bi­lir. Ni­te­kim eğer Al­man Sos­yal De­mok­rat Par­ti­si ya da İn­gi­liz İş­çi Par­ti­si bu ül­ke­le­rin pro­le­tar­ya­sı­nın ha­la bü­yük ço­ğun­lu­ğu­nu ku­cak­lı­yor­sa ve bun­la­rın dı­şın­da bir si­ya­sal ya­pı­lan­ma söz ko­nu­su de­ğil­se ha­re­ket nok­ta­sı bu ör­güt­sel ya­pı­lar üze­rin­den yü­rü­mek ola­bi­lir. Bu du­rum­da, iş­çi sı­nı­fı­nın bu ge­le­nek­sel ya­pı­la­rı­nın için­den ve dı­şın­dan yü­rü­tü­le­cek sis­tem­li bir ör­güt­sel fa­ali­yet­le ilk el­de bu par­ti­le­rin için­de ye­ni­den sı­nı­fın geç­miş ka­za­nım­la­rı­nın ko­run­ma­sı te­me­lin­de bir ça­lış­ma ya­pı­la­bi­lir. Bu du­ru­mu so­mut­la­mak ge­re­kir­se şöy­le söy­le­mek ge­re­kir: özel­lik­le Sta­li­nist ön­der­lik­le­rin iş­çi sı­nı­fı­nın sır­tın­dan düş­tük­le­ri, bu­na kar­şı­lık sos­yal de­mok­rat ön­der­lik­le­rin de geç­miş “sos­yal dev­let” ka­za­nım­la­rı­nı ko­ru­ma­yı bü­yük öl­çü­de terk et­tik­le­ri gü­nü­müz­de, eğer Al­man ve İn­gi­liz par­ti­le­ri ken­di ül­ke­le­ri­nin iş­çi sı­nı­fı­nın gö­zün­de ha­la al­ter­na­tif­siz­se­ler, bu­nun üze­ri­ne üze­ri­ne git­mek dev­rim­ci Mark­sizm’in yü­rüt­tü­ğü sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ay­rıl­maz bir par­ça­sı ol­ma­lı­dır. İş­çi sı­nı­fı­nın ne sen­di­ka­la­rı ve ne de kit­le­sel si­ya­sal ör­güt­le­ri neo-li­be­ral po­li­ti­ka­la­rın iz­le­yi­ci­si olan ön­der­lik­le­rin eli­ne bı­ra­kı­la­maz. Kuş­ku­suz kit­le­sel sos­yal de­mok­rat par­ti­le­rin ön­der­lik­le­ri da­ha I. Dün­ya Sa­va­şı’nın pat­lak ver­me­sin­den bu ya­na bur­ju­va po­li­ti­ka­lar iz­li­yor­lar­dı. Ama geç­miş­te bu po­li­ti­ka­la­rı iz­ler­ken ay­nı za­man­da iş­çi sı­nı­fı­nın çı­kar­la­rı­nı do­lay­lı yol­dan da ol­sa sa­vun­mak du­ru­mun­day­dı­lar. Şim­diy­se ar­tık bu­na bi­le ih­ti­yaç duy­mu­yor­lar. İş­te bu fark­lı­lık­tır ki, gü­nü­müz­de, bu par­ti­le­rin için­de, var olan ön­der­lik­le­ri­ne kar­şı her dü­zey­de bir sı­nıf po­li­ti­ka­sı yü­rü­tül­me­si im­ka­nı­nı su­nu­yor.

Tür­ki­ye’de bir­le­şik iş­çi cep­he­si­nin “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si”nde so­mut­la­nı­şı

Tür­ki­ye’de PGB Sos­ya­lizm ge­le­ne­ği­nin bir­le­şik iş­çi cep­he­si tak­tik­le­ri ko­nu­sun­da iz­le­di­ği po­li­ti­ka­lar 12 Ey­lül 1980 ön­ce­si­ne uza­nır. Ni­te­kim 12 Ey­lül as­ke­ri dar­be­sin­den he­men ön­ce Şu­bat 1980 ta­ri­hin­de ya­yın­la­nan İş­çi Cep­he­si der­gi­sin­de yak­la­şan bir as­ke­ri dar­be ih­ti­ma­li­ne kar­şı ge­nel grev çağ­rı­sı ya­pı­lır­ken, ay­nı za­man­da va­ro­lan bü­tün iş­çi ör­güt­le­ri­nin bir ara­ya ge­lip bir bir­le­şik cep­he oluş­tur­ma­la­rı öne­ri­si ya­pıl­mış­tı. O gü­nün ko­şul­la­rın­da iş­çi ör­güt­le­ri­nin bir ara­ya gel­me­si­nin so­mut an­la­mı TÜRK-İŞ ile DİSK’in bir cep­he oluş­tur­ma­sı ve di­ğer iri­li ufak­lı iş­çi sı­nı­fı yan­da­şı ör­güt­len­me­le­rin de bu cep­he­nin için­de yer al­ma­la­rıy­dı. Kuş­ku­suz böy­le bir öne­ri Tür­ki­ye sos­ya­list ha­re­ke­ti­nin bi­le­şen­le­ri­ne hiç de sı­cak gel­me­di, çün­kü so­nuç­ta “sağ”da yer al­dı­ğı bi­li­nen TÜRK-İŞ’i de kap­sı­yor­du. Bi­lin­di­ği gi­bi as­ke­ri dar­be ön­ce­sin­de böy­le bir cep­he in­şa edi­le­me­di ve do­la­yı­sıy­la dar­be­nin ken­di­si de da­ha ko­lay ger­çek­leş­ti.

Ben­zer ve hat­ta da­ha so­mut bir öne­ri 1990 yı­lın­da­ki Zon­gul­dak di­re­ni­şi sı­ra­sın­da PGB Sos­ya­lizm ta­ra­fın­dan ya­pıl­dı. Bu­na gö­re di­re­ni­şe ge­çen yak­la­şık 50 bin ma­den iş­çi­si ve ai­le­si­ne Ge­nel Ma­den-İş Sen­di­ka­sı­nın Baş­ka­nı Şem­si De­ni­zer ön­der­li­ğin­de kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si kur­ma­la­rı çağ­rı­sı ya­pı­lı­yor­du. O gü­nün kon­jonk­tü­rün­de böy­le bir par­ti­nin Zon­gul­dak mer­kez­li ola­rak ku­rul­ma­sı du­ru­mun­da bi­le Tür­ki­ye ça­pın­da mil­yo­na va­ran üye sa­yı­sı­na ula­şa­ca­ğı ve bu­nun sos­yo­lo­jik ola­rak da bir iş­çi par­ti­si ola­ca­ğı aşi­kar­dı. Tür­ki­ye sos­ya­list ha­re­ke­ti bu öne­ri­yi de an­la­ya­ma­dı. Hat­ta da­ha da ile­ri git­ti ve böy­le bir par­ti­nin na­sıl olur da Şem­si De­ni­zer gi­bi bir sen­di­ka bü­rok­ra­tı­na kur­dur­tu­la­bi­le­ce­ği sor­gu­lan­dı. El­de­ki ör­nek hep Lu­la’ydı ve ta­bii De­ni­zer bu­na uy­mu­yor­du! Böy­le­lik­le bir bü­yük fır­sat da­ha ka­çı­rıl­mış ol­du.

Yak­la­şık al­tı ayı aş­kın bir sü­re­dir “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si” fik­ri­ya­tı­nı be­nim­se­yen bir di­zi sen­di­ka­cı, iş­ye­ri tem­sil­ci­si ve sen­di­ka­lı ak­ti­vist­le bir­lik­te Ulus­la­ra­ra­sı İş­çi Kar­deş­li­ği bül­te­ni ara­cı­lı­ğıy­la için­de bu­lun­du­ğu­muz ko­şul­lar­da bir kit­le­sel iş­çi par­ti­si­nin ku­rul­ma­sı­nın çağ­rı­sı­nı yap­mak­ta­yız. Kuş­ku­suz bu­gü­nün ko­şul­la­rı 1990 yı­lı­nın ko­şul­la­rın­dan ol­duk­ça fark­lı. Zon­gul­dak bü­yük iş­çi ey­le­mi 1989 yı­lın­da baş­la­yan yük­se­li­şin son ba­ru­tuy­du. Za­ten o gün­den bu gü­ne ha­re­ket sü­rek­li bir ge­ri­le­me için­de. Bu ge­ri­le­me­nin baş­lı­ca ne­de­ni ise ide­olo­jik. İn­san­lar ara­dan ge­çen za­man zar­fın­da neo-li­be­ral po­li­ti­ka­la­rın doğ­ru­dan ürü­nü olan özel­leş­tir­me­le­rin as­lın­da çok da kö­tü bir şey ol­ma­dı­ğı­na ik­na edil­di­ler. Baş­ta SSK ol­mak üze­re sos­yal gü­ven­lik ku­rum­la­rı­nın as­lın­da ge­rek­siz ve müs­rif ku­rum­lar ol­du­ğu­na şart­lan­dı­rıl­dı­lar. San­ki her şey kâr­dan iba­ret­miş gi­bi, KİT’le­rin sa­tı­şı­nın ve üre­tim­den dü­şü­rül­me­si­nin an­lam­lı ol­du­ğu­na inan­dı­rıl­dı­lar. Şim­di işin far­kı­na va­rıl­ma­ya baş­lan­dı­ğın­da ise, “ar­tık geç­miş ol­sun!” de­ni­yor. Şu­nu hiç­bir za­man unut­ma­ya­lım: “ar­tık geç­miş ol­sun!” cüm­le­si iş­çi ha­re­ke­ti açı­sın­dan kul­la­nıl­ma­sı en teh­li­ke­li cüm­le­dir. Çün­kü bu her şe­yin ar­tık ge­ri dön­me­me­ce­si­ne bit­ti­ği an­la­mı­na ge­lir. Oy­sa bu­gün ha­la her şey kay­be­dil­miş de­ğil­dir ve kal­dı ki, her şey ger­çek­ten kay­be­dil­di­ğin­de bi­le kay­be­di­len­le­rin ye­ni­den ka­za­nıl­ma­sı bu­gü­ne ka­dar hiç ka­za­nıl­ma­mış olan­la­rın ka­za­nıl­ma­sın­dan da­ha ko­lay­dır. Bu­gün Zon­gul­dak 1990’da de­ği­liz ama, o gün­kün­den fark­lı ola­rak sa­de­ce Zon­gul­dak Kö­mür İş­let­me­le­ri de­ğil, on­lar­ca KİT yok edil­me teh­di­di al­tın­da­dır. Do­la­yı­sıy­la içi­ne gir­di­ği­miz dö­nem­de özel­lik­le ge­ri­ye ka­lan KİT’ler­de ko­lek­tif ola­rak mü­ca­de­le edi­le­bi­le­cek, da­ha doğ­ru­su bir­lik­te mü­ca­de­le­nin ör­güt­le­ne­bi­le­ce­ği bir alan mev­cut­tur.

“İKP” ça­lış­ma­sı na­sıl sür­dü­rü­lü­yor?

Şim­di­ler­de “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si” fa­ali­ye­ti­nin ana ek­se­ni­ni Ulus­la­ra­ra­sı İş­çi Kar­deş­li­ği bül­te­ni ara­cı­lı­ğıy­la sür­dür­mek­te­yiz. Ulus­la­ra­ra­sı İş­çi Kar­deş­li­ği bül­te­nin­de çe­şit­li ulus­la­ra­ra­sı kam­pan­ya­lar sür­dü­rül­dü­ğü gi­bi (Ha­len tu­tuk­lu bu­lu­nan Ro­men Ma­den­ci­ler Sen­di­ka­sı Ge­nel Baş­ka­nı Mi­ron Coz­ma’nın ser­best bı­ra­kıl­ma­sı, Bang­la­deş’in Chit­ta­gong li­ma­nı­nın sa­tı­şı­nın dur­du­rul­ma­sı, Bre­zil­ya’da top­rak­sız köy­lü­le­rin top­rak ta­lep­le­ri­nin İş­çi Par­ti­si hü­kü­me­tin­ce ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si gi­bi) esas ola­rak “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si”nin bu yıl için­de ku­ru­lu­şu­nu ger­çek­leş­tir­me­si ça­ba­la­rı sür­dü­rü­lü­yor. Bu doğ­rul­tu­da yü­rü­tül­mek­te olan po­li­ti­ka şu: Ulus­la­ra­ra­sı İş­çi Kar­deş­li­ği’nde ya­yım­lan­mış bu­lu­nan ve Emek Plat­for­mu­nu en kı­sa za­man­da sa­de­ce iş­çi­ler­den olu­şa­cak bir par­ti­yi kur­ma­ya da­vet eden mek­tu­bun çe­şit­li sen­di­ka yö­ne­ti­ci­si, iş­ye­ri tem­sil­ci­si, iş­ye­ri baş tem­sil­ci­si ve sen­di­ka ge­nel ku­rul de­le­ge­le­ri­ne im­za­lat­tı­rıl­ma­sı. TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ’e bağ­lı 100 ka­dar sen­di­ka­cı­nın ve sen­di­ka ak­ti­vis­ti­nin im­za­la­dı­ğı bu mek­tu­bun im­za­cı­la­rı­nın sa­yı­sı­nın bin­le­ri bul­ma­sı du­ru­mun­da – ki ko­lay­lık­la müm­kün gö­zü­kü­yor – Emek Plat­for­mu­nun o gün­kü dö­nem söz­cü­lü­ğü­ne bu ta­le­bin su­nul­ma­sı ge­re­ki­yor. Böy­le bir ta­le­be Emek Plat­for­mu­nun ne ce­vap ve­re­ce­ği­ni ya da bu yol­da ne tür adım­la­rın atı­la­bi­le­ce­ği­ni kuş­ku­suz şim­di­den kes­tir­mek müm­kün de­ğil. Ger­çi sa­yı­la­rı bin­le­ri bu­lan bir im­za­cı­lar lis­te­si or­ta­ya çık­tı­ğın­da Emek Plat­for­mu­nun bu­na ka­yıt­sız kal­ma­sı bek­le­ne­mez ama, bir sü­rün­ce­me du­ru­mun­da im­za­cı­la­rın ken­di iç­le­rin­den se­çe­cek­le­ri ku­ru­cu­lar­la “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si”ni kur­ma­la­rı ka­çı­nıl­maz­la­şa­cak­tır. Bu­nun­la bir­lik­te Ulus­la­ra­ra­sı İş­çi Kar­deş­li­ği et­ra­fın­da bir ara­ya ge­len böy­le bir par­ti­nin ta­raf­tar­la­rı da­ha son­ra Emek Plat­for­mu­nun ça­tı­sı al­tın­da ku­ru­la­bi­le­cek olan muh­te­mel bir ba­ğım­sız iş­çi par­ti­si için­de ku­rul­muş olan bu par­tiy­le yer al­ma­yı şim­di­den ta­ah­hüt et­me­li­dir­ler. Bir baş­ka ifa­dey­le önü­müz­de­ki dö­nem­de ku­ru­la­cak olan “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si”, ken­di ku­ru­lu­şun­dan son­ra eğer da­ha kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si ku­ru­lur­sa onun için­de yer al­ma­lı­dır.

Öte yan­dan “İş­çi­le­rin Ken­di Par­ti­si” ça­lış­ma­sı bir­le­şik cep­he tak­tik­le­ri­ni da­ha şim­di­den ha­ya­ta ge­çir­me­nin yol­la­rı­nı ara­ma­lı­dır. Bu kı­sa­ca şu de­mek­tir: Bir yan­dan yu­ka­rı­dan aşa­ğı­ya, ya­ni sen­di­ka yö­ne­ti­ci­le­ri ara­cı­lı­ğıy­la böy­le bir ba­sın­cı iş­çi ta­ba­nı üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­mak, öte yan­dan, aşa­ğı­dan yu­ka­rı­ya sen­di­ka yö­ne­ti­ci­le­ri­nin üze­rin­de böy­le bir par­ti­nin in­şa­sı doğ­rul­tu­sun­da on­la­rın fa­ali­yet gös­ter­me­le­ri­ni sağ­la­mak için bas­kı yap­mak.