Avrupa İşçi Konferansı Sonuç Metni

Paris, 12-13 Mayıs 2018

Maastricht Antlaşması’nın imzalanmasından 25 yıl sonra biz, işçiler1, gençlik ve işçi hareketi militanları Belarus, Belçika, İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Makedonya, Portekiz, Romanya, Sırbistan, İspanya, İsviçre ve Türkiye’den gelerek Paris’te 12-13 Mayıs 2018 tarihlerinde toplandık ve Fransa, Almanya ve İtalya’dan gelen çağrıya cevap verdik.

Devamı

  1. Yaşamak için işgücünü satmak zorunda olan tüm işçiler, yani kol ve kafa emeğiyle ücretli çalışanlar, işleri elinden alınmış aktif ve emekli işçiler, eğitim alan genç işçiler. []

Bu bir erken seçim değil her tür demokrasiyi ortadan kaldırma kararıdır!

Devlet Bahçeli’nin Tayyip Erdoğan’la aldığı 26 Ağustos 2018’de erken seçim önerisinin sözde 30 dakikalık bir görüşmeyle 24 Haziran 2018 tarihine çekilmesi kararı, bütün açıklığıyla bu kararın daha önceden danışıklı olarak alınmış olduğunu gösteriyor. Üstelik bu kararın gerekçesi olarak ileri sürülen görüşler özrü kabahatinden büyük dedirten türden.

Evet Bahçeli, Erdoğan’ın da kendisiyle aynı görüşte olduğunu ifade ettiği bir gerçeği avazı çıktığı kadar haykırıyor: “Bu işi bir an evvel bitirelim ve kurtulalım şu seçim belasından!” Yani Türkiye’deki mevcut iktidar bloku bırakın demokratik bir seçimi, var olan demokrasi kırıntılarına bile tahammülü olmadığını ilk kez bu kadar açık bir biçimde dillendirmiş oluyor. Seçmen tercihini kendilerinden yana kullandığında demokrasi bir faziletken, şimdi işler tersine döndüğünde bir baş belası haline geliyor.

OHAL koşullarında yapılacak olan “seçimlerin” aslında seçimden başka her şeye benzeyeceği şimdiden belli olmakla birlikte uygun olmayan koşullar altında da olsa bir sınıf mücadelesi öznesi olduğu görülmelidir. İktidar Bloku bu kararıyla hem Türkiye burjuvazisinden hem de emperyalist burjuvaziden kendi iktidarı için onay istiyor. TÜSİAD türü burjuvalardan “istikrar” adına, Anadolu ve büyük şehir “çakalları”ndan ihalelerin sürdürülmesi adına ve tabii emperyalist burjuvaziden de ülkenin varını yoğunu talan eden büyük “projeler”in gerçekleştirilmesi adına onay istiyor. Tabii emperyalist sisteme başta Ortadoğu olmak üzere sunulacak destekler de işin cabası.

İşte bu koşullar altında sahte seçimlerin hiçbir sorunu çözmeyeceğini bile bile bu mücadelede saf tutmak işçi örgütleri ve ezilen halk için bir zorunluluk ve hayat memat meselesidir. Çünkü demokrasi için mücadele işçi sınıfı için din ve vicdan özgürlüğü, fikir özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kadar ve hatta belki onlardan daha fazla örgütlenme özgürlüğü anlamına gelir. İşçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlenme hakkı elinden alındığında – ki OHAL rejimi bu hakkın gasp edilmesinin ayyuka çıkmış halidir- ortada bugün görüldüğü gibi demokrasinin kırıntısı bile kalmaz ve diğer bütün haklar da hasır altı edilir. İşçi sınıfı, ezilen halklar ve gençlik örgütlenemiyorsa ülke boğuluyor demektir.

Bu koşullar altında ivedilikle yapılması gereken ne?

İktidar Blokuna karşı demokrasi için mücadele edecek bütün siyasi yapılar adaylarını göstermelidirler. Hatta bu konuda bütün işçi ve gençlik örgütleri birbirlerine destek olmalıdırlar. Mümkün olduğu kadar fazla aday – her kesimi temsil eden- gösterilmelidir. Bu, İktidar Blokunun seçimleri ilk turda kazanmaması için bir zorunluluktur. Bütün muhalif adaylar aralarında peşinen bir yazılı anlaşmaya varmalıdırlar, o da şu olmalıdır: Aralarından hangisi ikinci tura kalır ve seçilirse başkanlık sistemine son verecek bütün düzenlemeleri (yani TSK’da, Emniyet’te, yargıda, eğitimde) yaparak 6 ay sonunda demokratik seçimlere gitme taahhütünde bulunmalıdır. O halde muhalefetin yapması gereken tam bir “tabula rasa”dır, yani sil baştandır. Adına ister kurucu meclis deyin ister demeyin, barajların sıfırlandığı, her partinin eşit propaganda hakkına sahip olduğu ve eşit koşullar altında girdiği bir seçim sonucu oluşacak bir meclis böyle işlev görür. Egemen bir karakter kazanır. İkinci tura kalmak için mücadele edecek adaylar başkanlık rejimini değil, parlamenter sisteme derhal geri dönüşü sağlayacaklarını ortaklaşa taahhüt etmelidirler.

Esas seçim sonrası ne olacak?

Şu anda görüldüğü kadarıyla muhalefet bu seçimlerde büyük çoğunluğa sahiptir. Ama iş gene pekala “atı alan Üsküdar’ı geçti”ye dönebilir. Buna karşı bile biz bir kurucu meclis mücadelesinin yolunu açmış oluruz ki bu sınıf mücadelesinin günümüz koşullarında ayrılmaz bir parçasıdır.

Son söz CHP’ye

CHP Genel Başkanını aday göstermemelidir. Çünkü bir parti eğer demokrasiden söz ediyorsa kendi başkanı, esas olarak sembolik bir karakter taşıyacağını ileri sürdüğü cumhurbaşkanlığına değil başbakanlığa talip olmalıdır. Demokrasiyi savunmak bunu gerektir.

 

20 Nisan 2018

PGB Sosyalizm

Trump’ın Provokasyonu: Filistin Halkı Tehlikede!

IV. Enternasyonal’in Yeniden Oluşumu için Örgütlenme Komitesi’nin (OCRFI) Deklarasyonu

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığı ve ABD Büyükelçiliği’ni bu şehre taşıyacağı yönündeki provokatif açıklaması Filistin halkının ve Filistin halkının kendi geleceklerini kendileri belirleme hakkını koşulsuz destekleyen tüm dünyadan insanların haklı öfkesine sebep oldu. Filistin halkı bir kere daha tehdit altında!

Trump’ın provokasyonunun ardından kimi devlet başkanları ve siyasal liderler açıklamayı “esefle karşıladılar”, kimileri de bunu ABD yönetiminin politikasının gerçekliğini yansıtmayan “sorumsuz” bir açıklama olarak tanımladılar.

Elbette dünyanın en güçlü burjuvazisinin hükümetinde en üst düzeyde bir kriz mevcuttur. Ancak Trump’ın provokasyonu ABD emperyalizminin ve onun müttefiklerinin öncülüğünü yaptığı, halklara karşı yürütülmekte olan yaygın savaşın bir parçasını oluşturmaktadır. Bu adım; onun Kuzey Kore’yi haritadan silme tehdidinden, Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü soykırımsal savaşta ABD’nin dahlinden, Afganistan’daki güçlendirilmiş işgalden, Venezüella’nın istikrarsızlaştırılmasında ABD’nin doğrudan müdahalesinden ve Lübnan ve İran’a yönelik ABD-İsrail-Suudi tehditlerinden sonra gelmiştir. Bu, Cumhuriyetçi olsun Demokrat olsun, Trump’tan önce de Beyaz Saray’da olanların izlediği politikanın bir devamı ve hızlandırılmasıdır. Trump’ın Ortadoğu’da yeni kıyımların zeminini hazırlayan provokasyonu aslında üretim araçlarının özel mülkiyeti sisteminin varmış olduğu çıkmaz sokağın bir ifadesidir. Bu sistem bugün ancak üretici güçlerin kitlesel imhası pahasına, özellikle de silah ve savaş ekonomisinin büyümesi aracılığıyla yaşamını sürdürmektedir.

Uluslararası basının yansıttığı gibi Trump’ın provokasyonu Beyaz Saray temsilcilerinin Ortadoğu’da aylar süren müzakerelerinin sonucu olmuştur: “Ocak ayından bu yana ABD Başkanının damadı Jared Kushner sürekli Kudüs ile Riyad arasında mekik dokumuştur. Aslında eski bir İsrail rüyası üzerinde çalışmıştır: Arapları – en azından Körfez monarşilerini- İsrail’e yakınlaştırmak.” Bu pazarlıklar gerici Arap rejimleri ile İsrail devleti arasındaki açıkça ilan edilen işbirliğini beraberinde getirmiş, İsrail Genelkurmay Başkanı’nın bir Suudi gazetesine “İsrail ve Suudi Arabistan, İran’ın niyetleri hakkında tam bir görüş birliği içerisindedir” şeklinde demeç vermesi sonucunu doğurmuştur. Aynı bu müzakereler gibi ABD Başkanı’nın -Ortadoğu’da kontrolü elinde tuttuğunu iddia eden- açıklamaları bir kere daha Filistin sorununun öne sürüldüğü gibi bir tarafta “Yahudiler”, diğer tarafta “Müslümanlar”ın olduğu dini bir çatışma olmanın çok uzağında olduğunu göstermektedir. ABD emperyalizminin himayesinde Vahabi İslam’ın Suudi temsilcileri ile “Yahudiler adına” konuştuğunu iddia eden Siyonist devletin temsilcileri el ele vererek Filistin halkına karşı bu yeni darbeyi hazırlamışlardır. Bu, acısını Yahudi nüfus da dahil olmak üzere bölgenin tüm halklarının çekeceği bir darbedir.

Trump’ın provokasyonu 70 yıl önce, Kasım 1947’de BM’de Amerikan, İngiliz ve Fransız emperyalist liderlikleri ile SSCB Stalinist bürokrasisi arasında ulaşılan üst düzey bir anlaşmaya dayanarak dayatılmış olan Filistin’in taksimi planı ile başlamış mantığın devamıdır. Filistin’in bölüşümü, teokratik Siyonist Devletin kurulmasıyla sonuçlanmış ve bu devletin hedefi her geçen gün daha fazla Filistinlinin topraklarından atılması, sürekli katliamlara uğraması olurken, Yahudi nüfus da sömürgeci bir idare mantığına sıkıştırılmış ve hapsedilmiştir. Bu bölünmenin kabulüne ve İsrail devletinin tanınmasına dayanan tüm anlaşmalar, özellikle de Oslo Görüşmeleri (1993) Filistin halkının üzerindeki boyunduruğu ve topraklarından kovulmuşluklarını sadece pekiştirmiş ve milyonlarca Filistinli mültecinin en basit demokratik hakları olan 70 yıl önce çıkartıldıkları köylerine ve şehirlerine dönme haklarını kullanmalarını daha da imkansız hale getirmiştir.

Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden Oluşumu için Örgütlenme Komitesi (OCRFI), ABD Yönetiminin başı tarafından yapılan provokasyonu şiddetle kınamakta ve Filistin halkının toprak, barış ve özgürlük hakları için mücadelesine, bir başka ifade ile Filistin halkının bir ulus olma hakkı ve tüm mültecilerin geri dönme hakkına koşulsuz desteğini tekrarlamaktadır.

OCRFI; Filistin halkının savunulması için, ABD emperyalizminin ve onun Ortadoğu’daki hizmetkarlarının, yani İsrail devletinin ve gerici Arap devletlerinin politikalarına karşı çıkılması için işçi örgütlerine ve demokratik örgütlere birliktelik çağrısı yapmaktadır. OCRFI’ya bağlı örgütler Filistin halkını savunan her türlü eyleme -kendi bayrakları ile- katılacaklardır.

OCRFI; işçi hareketi içerisinde 1947’de BM’in taksim planına karşı çıkan tek akım olan Dördüncü Enternasyonal’in mücadelesinin devamının bir parçasıdır. Bu akım, o gün bu planı doğru bir şekilde “aynı anda hem Arap kitlelerin mücadelesini, hem de Yahudi işçi kitlelerin hoşnutsuzluğunu anti-emperyalist bir patlamadan saptırarak bir kardeş katli kavgasına yönlendirmenin en etkili yolu” olarak tanımlamıştı (Quatrième Internationale, Aralık 1947).

Bu süreklilik içerisinde OCRFI Filistin halkının kendi geleceğine özgürce karar verme hakkını ve Kudüs başkenti olacak şekilde tüm tarihi Filistin bölgesini kapsayacak, dini ve etnik kökenlerinden bağımsız olarak tüm vatandaşları için eşit hakları güvenceye alacak demokratik ve laik bir Filistin Cumhuriyetinin yolunu açacak bir Filistin Kurucu Meclisini savunduğunu duyurmaktadır.

8 Aralık 2017
OCRFI Uluslararası Komitesi

 

Haritalar sırasıyla 1946 yılındaki Filistin topraklarını ve Yahudi yerleşimlerini, 1947’deki BM bölünme planı sonrası durumu, 1949-1967 yılları arasında Filistin ve İsrail topraklarını ve 2000 yılındaki durumu gösteriyor.

Avrupa Konferansı Çağrısı İLK İMZACILAR listesi

Demokrasi ve işçi hareketlerinin çeşitli akımlarından işçilerin ve işçi mücadelesi veren insanların Avrupa’da bir İşçi Konferansının toplanması için gerçekleştirdiği ÇAĞRIyı sizlere ulaştırmış ve Türkiye’den de işçi sınıfı mücadelesi yürütenleri İLK İMZACILAR arasına katılarak destek olmaya çağırmıştık. Tüm Avrupa’dan gelen ilk imzacılar listesini aşağıda paylaşıyoruz.

Tüm Avrupa halkları ve işçilerinin sınırlar ve sınırlamalar olmaksızın özgür birlikteliği için!

İşçi haklarının ve demokrasinin Avrupası için!

Maastricht ve Avrupa Merkez Bankası diktasından kurtulmak için!

Bu yolda nasıl adım atabileceğimizi özgürce tartışmak için bir Avrupa İşçi Konferansı’nın toplanmasını öneriyoruz.

Avrupa Konferansı ÇAĞRI metinini buradan okuyabilirsiniz >>>

TÜRKİYE: Cengiz Arın, Emekli akademisyen; Yaşar Avcı, Emekli-sen, üye; Cemal Bilgin, Taş-iş Der Başkanı/Savaşa, Sömürüye ve Güvencesiz Çalıştırmaya karşı Dünya Konferansı delegesi (Hindistan, 2016); Behlül Çalışkan, Eğitim-Sen üniversite temsilcisi; Gençay Gürsoy, Yurttaş Girişimi, üye/İşgallere ve Ülkelerin İçişlerine Müdahaleye karşı Uluslararası Konferans (Cezayir, 2011) delegesi; Birsen Kaya, Sağlık-iş üyesi; Mahir Sarı, Eğitim-Sen  üyesi; Kenan Okta, Maden-iş üyesi; Şadi Ozansü, İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) Genel Başkanı; Furkan Şafak, İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) MYK üyesi; Sevim Şimşek, İşçi Kardeşliği Partisi (İKP), MYK üyesi.

ALMANYA: Volker Barth, scientist; Christof Beschorner, Ver.di trade unionist; Ismail Eren, Workers Commission of the SPD, Ver.di trade union; Justine Hauptmann, member of the SPD, trade unionist Ver.di; Peter Jehkul, president of the Social Democrats Commission on Healthcare (Münster), Ver.di trade union; Aglaé Kellerer, researcher; Sidonie Kellerer, teacher, trade unionist GEW; Wilfried Klapdor, Workers Commission of the SPD, Ver.di; Peter Kreutler, vice president of the Düsseldorf Workers Commission of the SPD, member of the board of the Ver.di Trade Union Delegates Committee; Barbara Ludwig, SPD municipal councillor, member of the board of the GEW trade union, local spokesperson for the DGB confederation; Norbert Müller, Workers Commission of the SPD, Ver.di trade union; Till Müller, student; Ernst Neweling, teacher, trade unionist GEW; Arnau PONS, writer; Klaus Rittinger, member of the SPD and the SPD/AfA Workers Commission, Ver di trade. unionist; Sidonia Rohn, Workers Commission of the SPD, Ver.di trade unionist; Peter Saalmüller, SPD, Ver.di ; Iris Saalmüller, Ver.di ; Gerlinde Schäfer, member of the SPD ; Hans Karl Schäfer, member of the SPD, GEW trade unionist; Petr Schnur, CMF; Bodo Schoo, member of the SPD and the SPD /AfA Workers Commission, IG Metall trade unionist; Claudia Schüller, participant at the Mumbai Conference; Heimgard Schüller, IG BAU trade unionist; Klaus Schüller, member of the national board of the SPD Workers Commission, EVG railway workers trade union; Anna Helena Schuster, Ver.di trade union delegate; H.-W. Schuster, president of the Düsseldorf SPD Workers Commission, Ver.di trade union delegate; Karsten Schuster, Ver.di (Lüdenscheid); Wolfgang Spahr, Ver.di trade unionist, member of Die Linke (All in their personal capacity).

BELÇİKA: Augustin Antoine; Moumni Boubaker; Gaëtan Coucke, teacher, trade unionist; Laëtitia Coucke, student; Emmanuel Dal Cortivo, teacher, trade unionist; Eddy Decreton, teacher, trade unionist; Muriel Dimartinelli, federal secretary of the CGSP-ALR Brussels*; Serge Monsieur, President of the CGSP Vivaqua*; Laura Moraga Moral, teacher, trade unionist; Maxime Nys, regional deputy secretary of the CGSP-ALR Brussels*; Igor Pliner; Bruno Raulier, trade unionist; Carine Rosteleur, regional secretary of the CGSP-ALR Bruxelles*; Mathieu Verhaegen, President of the CGSPALR Brussels*; Marie Verselle, student (*in their personal capacity).

FRANSA: Michel Allain, trade unionist; Lionel Beck, salaried doctor Public Hospital (CHU); Julien Bessedjerari, local councillor Jarny, trade unionist, Regional Authority of Public Administration; Ch. Blanchard; Dimitri Boibessot, health worker – trade unionist; Véronique Brisacier, childcare nurse at the Tours Hospital ; Rémi Candelier, retired from National Education; Patricia Cestor, trade unionist Public Administration; Claude Charmont, trade unionist; Maxence Chorvot, civil servant , Regional Authority; Michaël Clément, F.I. (La France Insoumise Unbowed France) activist; Gilles Cordival, elected official; Fabrice Cotrel, metalworkers trade unionist; Hugues Da Rocha, glass worker trade unionist; Géraldine Delaye, teacher, trade unionist; Patricia Delbecq, Social Security trade unionist; François Eychenne, teacher, trade unionist; Kamal Fettar; Stéphane Formery, trade unionist; Samuel Garnier, PG (Left Party) activist; Jacky Gassert, retired trade unionist; Yves Gérin Mombrun, Member Free-thinkeres Association ; Daniel Gluckstein, national secretary of the POID; Reinaldo Gomez-Larenas, civil servant, trade unionist; Gisèle Grammare, professor emeritus Paris 1 Panthéon Sorbonne; Patrick Griesbach, cross-border workers trade unionist; Dominique Gros, POID; Murat Gunay; Laurent Gutierrez, PCF (French Communist Party) activist; Nicolas Guyard, member of FI (La France Insoumise); François Hiegel, cross-border workers trade unionist; Patrick Jubert, stage manager; Justin Kayodi, postal worker trade unionist; Christel Keiser, municipal councillor for the town of Montreuil, national secretary of the POID; Alain Kerlheus, PCF activist; Patrick Lartaut, PCF activist; Véronique Lartaut, PCF activist; Bruno Le Clerc, school headmaster, trade unionist; Eric Le Courtois, syndicalist ; Christelle Leclerc, trade unionist; François Leclerc, Regional Authority trade unionist; François Lopera, ArcelorMittal trade unionist ; Didier Manca, trade unionist Regional Authority Public Administration; Philippe Manenti, President of the Moselle Cross-border Workers Defence Committee Initiatives; Geneviève Marchal, Head of the CGT group-Wives and Widows of Iron Miners; Michel Mariotte, pensioner; Fernanda Matias, trade unionist National Education; Isabelle Michaud, local councillor Joigny, La France Insoumise – France Unbowed activist; Marie-Luce Mouly, citizen; Christian Muller, trade unionist Regional Authority of Public Administration; Bernard Noël, writer; Christian Paire, postal worker; Michel Parcabe, trade unionist; Franz Pierre Victor, activist; Fabien Privé Saint-Lanne, CGT trade union secretary at the Donges Refineries; Jean-Jacques Rodriguez, glass worker trade unionist; Pascal Rovisse, postal worker trade unionist; Arsène Schmitt, President of the Moselle Cross-border Workers Defence Committee; Anna Targe, pensioner; Maurice Targe, pensioner; Gérard Trembleau, retired from the State Public Administration ; Bernard Vinsot, pensioner.

İNGİLTERE: Ian Hodson President Bakers Union – BFAWU; Ronie Draper General Secretary Bakers Union – BFAWU; Steve Hedley, RMT Assistant General Secretary, Labour Party; Joginder Bains (Mrs) General Secretary IWA pers cap; John Sweeney Unison pers cap , former trade union liaison officer labour leave ; Jane Doolan Unison Nec pers cap, John Hendy Lawyer pers cap ; Alex Gordon RMT Paddington 1 Branch pers cap, Mike Calvert Islington Unison pers cap; Peter Durrant, NW Norfolk Unite the Union pers cap ; Terry Luke, Islington Unison; Nick Phillips Unite the Union pers cap ; Ann Green, British Pensioners & Trade Union Action Association, Campaign ; Paul Filby Secretary Merseyside Trade Union Council, pers cap; Keith Dunn Labour Party Tottenham CLP ; Eric Hill National Pensioners Convention; Islington Unison retired members secretary ; Doreen McNally Liverpool Unite the Union Community Branch; Steve Higginson Liverpool Unite the Union; Dianna James Islington Unison Convention, Henry Mott Southwark Unite the Union; Jane Gebbie, Secretary Neath Port Talbot Unison Branch, Labour Cllr. ; Bridgend County Borough; John Smithee, Fenland Branch Labour Party and Wisbech Unite; Mark Still, Waterloo RMT and Islington North CLP; Mina Rodgers Unison retired members officer. Leicester Leicestershire Health; Graham Durham, Brent Central CLP; Craig Johnston,
Relief Regional Organiser, RMT, North West; David Coleman,Young Members Officer NPT UNISON; Karen Chapman, Education Officer, NPT UNISON; Tony Richardson Unite ; Zarina Bahia Palestinian Solidarity Campaign; Selwyn Williams Universities and Colleges Union (UCU) member Chair Cymru Cuba ( Cuba Solidarity Campaign in Wales), Sheila Bodros Teacher ; Nat Queen University and College Union, University of Birmingham; Vince Mills – Unite Glasgow; Michael Laughlin Liverpool ; Raymond Mennie Unite the Union Dundee Area Activists Committee pers cap, Secretary Dundee Branch CPB pers cap , Member Scottish Cttee CPB pers cap; Mike Arnott Secretary Dundee trades Council; Wes Hinckes
Unite Community activist (Unite the Union), Labour Party Councillor (Sedgemoor District Council) Jeff Sawtell, former art editor of the Morning Star newspaper; ( All in Personal capacity )

İRLANDA: Thomas Pringle TD ( Member of Parliament ) ; Ciaran Campbell Mandate; Bian Forbes Mandate ; Katrina Groves, teacher, trade union rep; Frank Keoghan TEEU

İSVEÇ: Nadezhda Bravo Cladera, professor, Univerity of Stockholm.

İSVİÇRE: Marzia Fiastri, teacher, trade unionist; Ali Korkmaz, trade unionist in industry; Johan Kraft, translator; Georges Meylan, member of the PSGe and the PSS; Brice Touilloux, Socialist Youth, PSS; Michel Zimmermann, PS municipal councillor.

İTALYA: Nicola Adduci, teacher “Manifesto of the 500 for the defence of public education”, Turin; Loredana Agnese, employee, Turin ; Alberto Ara, employee, candidate on the list of the Political Movement for Repeal- Turin 2016 ; Gabriella Arpe, worker public education ; Davide Ascoli, academic and researcher, Turin ; Camilla Barone, teacher, Turin ; Francesco Bragante, FIOM union local rep, Turin ; Luigi Brandellero, industrial worker, MPA (Political Movement for Repeal) activist; Rossella Brossa, public education worker, Turin ; Valeria Busicchia, teacher, trade union rep ; Riccardo Canceller, self-employed worker, Turin ; Giulio Capozzolo, local councillor for Venaria (Turin); Concetta Cardone, public education worker; Marco Celeghin, teacher, trade unionist, Turin ; Alessandra Cigna, teacher, trade union rep ; Claudia Cintia, public education worker, Turin ; Giovanni Cocchi, teacher, activist in defence of public education, Bologna ; Ugo Croce, editorial staff of “Tribuna Libera” monthly paper ; Serena Di Mauro, teacher, Turin ; Paolo Fascella, public education worker, Turin ; Giuseppe Fatibene, pensioner, trade unionist, Turin ; Felice Fazzolari, teacher, MPA (Political Movement for Repeal) activist; Angela Fenocchio, teacher, MPA (Political Movement for Repeal) activist; Kristian Goglio, teacher, union officer; Dario Granaglia, industrial worker, union officer; Antonietta Grandizio, trade union rep , Turin ; Daniele Grego, teacher, trade union rep ; Monica Grilli, teacher, trade union rep; Adriano Guerra, pensioner, trade unionist , Turin ; Gianni Guglieri, industrial worker, trade union rep; Mihaes Josif, teacher, Turin ; Antonio Landro, teacher, trade union rep , Turin ; Marco Lentini, trade union rep , Turin ; Aldo Mangano, student; Simona Marchese, nurse, Turin ; Rosetta Masi, public education worker, Turin ; Andrea Monasterolo, industrial worker, trade union rep; Lorenzo Mortara, industrial worker, trade union rep; Piero Oreste, industrial worker, Turin ; Angelo Palma, candidate on the list Political Movement for Repeal Turin 2016 ; Agata Pantella, teacher, Political Movement for Repeal Turin ; Ezio Perano, teacher, Turin ; Alberto Pian, teacher, editorial staff of  “Tribuna Libera” monthly paper; Claudia Poggio, teacher; Fabrizio Prestipino, teacher, Turin ; Serafino Puccio, teacher,
trade unionist, Turin ; Mariangela Quinci, teacher, Turin ; Betty Raineri, teacher, trade union rep; Denis Riviera, industrial worker, Turin ; Roberto Rizzi, doctor, Turin ; Caterina Sabatella, nurse, Turin; Mariagrazia Sala, teacher, union officer, Milan; Cinzia Sannazzaro, call center worker, union officer ; Maria Taverna, teacher, Turin ; Vincenza Triolo, public healthcare worker, Turin ; Lorenzo Varaldo, school headmaster, MPA (Political Movement for Repeal) activist; Giulia Venia, teacher, unionist, Brescia ; Vanna Ventre, teacher, MPA (Political Movement for Repeal) activist; Beniamino Vicino, public function employee; Roberto Villani, teacher, unionist, “self-called workers”, Rome ; Del Core Vincenzo, teacher, Turin.

MACARİSTAN: Ivan Albert, labour activist; Klara Anyiszonyan, labour activist; Judit Somi, labour activist; Jozsef Tarko, labour activist.

PORTEKİZ: Daniele Carlozzi, IT analysist; Flavio da Ros, IT analysist; Fernando Gomes, trade unionist, SPZS/CGTP*; José Santana Henriques, trade unionist, CESP/CGTP* ; Eleutério Luís, trade unionist STAL/CGTP*; Bruna Pontes, IT analysist; Rui Rodrigues, teacher, trade unionist SENSUP*; Lia Santos, teacher, SPGL trade unionist* ; José Silva, unemployed; Jorge Torres, trade union delegate CITE/ CGTP*, member of the Workers Commission CT/SAICA*; Adriano Zilhao, economist; Giuseppe Zollino, candidate on the list of the Political Movement for Repeal – Turin 2016* (*in their personal capacity).

ROMANYA: Marius Cîrpici, general secretary of the Lignite Coal Miners Union, Termocentrala Rovinari, in the depertment of Gorj; Sabin Codarcea, president of the National Labour Union, Jiu Valley, Hunedoara County; Ion Cornescu, president of the National Labour Union, Jiu Valley, Oltenia County; Ileana Crețan, president of the FMN women’s organisation; Marius Cretan, vice-president Tismana Quarry trade union; Constantin Cretan, president of the National Federation of Labour (FNM); Constantin Dorin Cretan, secretary general of the League of Workers of Romania; Constantin Diaconu, president mining region union of Berbesti-Alunu County, Vâlcea ; Ion Dumitru, president of the “Our Victory” miners’ union of Oltenia; Marian Duroaica, president of the League of Workers, Vâlcea; Marian Efta, president of the Pinoasa Quarry County trade union, in the county of Gorj; Tiberiu Grigoriu, executive president of the League of Workers of Romania; Dumitru Haica Petrescu, president of the Pinoasa Quarry County trade union,in the county of Gorj; Gheorghe Militaru, president the League of Workers, Jiu Valley section, Hunedoara; Lulu Iulian Pauna, president of the Oltenia Lignite Coal Miners Union; Valeriu Peptenatu, president of the association DURII, Tirgu-Jiu; Ion Somanescu, president of the County Trade Union of Rovinari.

SIRBİSTAN: Rastko Podesta, labour activist; Jacim Milunovic, labour activist.

SLOVENYA: Dimitar Anakiev, editor Novi Borac.

YUNANİSTAN: Dimitrios Balaskas,farmer, Nafplio; Dimosthenis Drougkas, Nafplio town councillor; Andreas Guhl,editor of Ergatika Nea, member of LAE Argolida; Eva Kallitsi, stident, Athens; Giorgos Kapsouros, member of LAE Argolida; Pantelis Kokkinopoulos, Nafplio town councillor; Maryse Le Lohé, member of LAE Papagos-Cholargos Athens ; Sotiria Lioni, Nafplio; Stelios Marinakos, member of LAE Argolida; Eirini Morou, Nafplio; Eleni Pierropoulou, member of Popular Unity (LAE), Papagos-Cholargos, Athens; Dimitris Vasileiou, member of LAE Argolida.

Avrupa Konferansı için ÇAĞRI

Maastricht Antlaşması 25 yıl önce imzalandı

Bizler ülkelerimizdeki demokrasi ve işçi hareketlerinin çeşitli akımlarından işçiler, işçi mücadelesi veren insanlarız.

Maastricht Antlaşması’nın kabulünün sonuçları olarak şu gerçekleri tespit etmek zorundayız:

Fransa’da

  • Bize dayatılan “serbest ve çarpıtılmamış rekabet” her alanda kısmi veya tam özelleştirmelere yol açtı: demiryolları (SNCF), enerji (EDF-GDF), posta, telekom, havaalanları, TV kanalı (TF1) ve birçok kamu sanayi işletmesi (Saint Gobain, Matra, Renault, Rhône-Poulenc, Elf Aquitane, Seita, Total, CGM, Péchiney, Usinor-Sacilor, Suez, Bull, Thomson, Aerospatiale, Air France, SNECMA, Safran, EADS); bankalar (Paribas, CCF, Société Générale, Crédit Local de France, BNP, BFCE, Crédit Lyonnias, CIC, CNP) ve büyük sigorta şirketleri, tersaneler, otobanlar vs.
  • “Serbest ve çarpıtılmamış rekabet” prensibinin ve bütçe açığının yurtiçi gelirin yüzde üçünü geçmeme zorunluluğunun sonucu olarak yapılan bir dizi karşı-reform ile sağlık harcamaları (sosyal güvenlik) kısıtlandı; 445 milyar avro prim geliri (işçilerin katkısı) patronlara hibe edildi; yıkıcı karşı-reformlar (Balladur 1993, Juppé 1995, Fillon 2002, Hollande-Ayrault 2013 ve şimdi Macron tarafından duyurusu yapılan) ile emeklilik primi ödeme süresi 37,5’dan 42 yıla yükseltildi.
  • Piyasaya açılma prensibinin sonucu olarak rekabet gücünün arttırılması kapsamında işçi haklarına karşı en korkunç saldırılar yapıldı, bu da güvencesiz çalışmayı arttırdı. El Khomri Yasası ve Macron kararnameleri İş Yasasını tümden yerinden oynattı.
  • Maastricht Antlaşması’nın borç alma limitinin (yurtiçi gelirin yüzde üçü), çeşitli kemer sıkma programlarının ve sorumluluk anlaşmalarının (Bachelot ve Touraine yasalarıyla hayata geçirilen bu anlaşmalar her düzeyde kamu bütçelerini neredeyse çökerttiler) sonucu olarak hastanelerde 16 bin yatak azaltıldı, doğumevlerinin yarısından fazlası kapatıldı ve kamu hizmetlerinde yüz binlerce iş ortadan kaldırıldı.
  • Serbest ve çarpıtılmamış rekabet ve genel kuralsızlaştırma önlemlerinin sonucunda 2000-2015 döneminde sanayide 900 bin iş (dört işten biri) yok edildi. İşsizlik yüzde 10’u geçti, nüfusun yüzde 14’ü bugün yoksulluk sınırının altında yaşıyor (18-25 yaş arasında yüzde 25’i). Birbiri ardında gelen karşı-reformların (başta El Khomri yasası ve Macron kararnameleri) sonucunda güvencesiz işlerin sayısı sürekli artıyor. Kamu hizmetlerinde son on yıl içinde düzenli işlerin sayısı 500 bin azalırken güvencesiz işler 120 bin arttı.

Ve bu sürede kârlar düzenli bir şekilde artmaya devam etti. Fransa’da 2016’da CAC-40 Borsa endeksindeki işletmeler yatırımcılarına yaklaşık 56 milyar avro temettü dağıttı (2015’te bu rakam 43 milyardı). Bu rakam yaklaşık olarak, krizden önceki 2007 rakamına denk geliyor ve 2014’teki bir önceki rekor rakamı geçiyor. CAC-40 işletmelerinin toplam kârı 2016’da 75 milyar avro oldu, yani 2015’ten yüzde 32 daha fazla. 2017’nin ilk yarısında kârlar 42,3 milyar avroya ulaştı ki bu da 2017 için yeni bir rekor demek.

Bu önlemler her siyasetten parti başkanları ve hükümetler tarafından alındı. Hepsi AB’nin istek ve direktiflerine biat etti. Parlamentoda görüşülen yasaların yüzde 90’ı AB direktiflerinin hayata geçirilmesi için.

İtalya’da

  • Maastricht Kriterleri’nin hayata geçirilmesi için ve “dış borcun” düşürülmesi adına her yıl bütçe kesintilerine gidildi. Toplamda 550 milyar avro kesinti yapıldı. Bu kamu hizmetlerinde yüz binlerce işin yok edilmesine, eğitim ve sağlık bütçesinin küçültülmesine, kamu hizmetlerinin yok edilmesine yol açtı. Aynı sırada kapitalistlerin çıkarına çeşitli avantajlar hayata geçirildi, bir çalışmaya göre bunlar yılda 30 milyar avroya denk geliyor.
  • Fransa’da olduğu gibi serbest rekabet kuralları her sektörde özelleştirmeyi getirdi: ENI ve ENEL (Enerji), IRI (demir çelik sanayi, makine, gıda, telekom, otobanlar, tersaneler), demiryolları, posta, tüm belediye hizmetleri (ulaşım, su, okul destekleri…), bankalar… Yüz binlerce kamu işi yok edildi: örneğin 2000’lerin başındaki demiryolu özelleştirmesi tek başına 115 bin işi ortadan kaldırdı.
  • AB’nin ve bütçe kesintilerinin baskısı altında ulusal sağlık sistemi önce bölgeselleştirildi, sonra bir “reform” ile sağlık hizmetinin finansman sistemi ortadan kaldırıldı. Bu “reform” işletmelerden alınan katkıları 1997’den itibaren yılda 2,5 milyar avro azalttı. Bu da çok sayıda hastanenin kapanmasına, binlerce yatağın ve kliniklerin ortadan kaldırılmasına, kliniklerin kapatılmasına yol açtı. Bugün çok sayıda vatandaş, doktor hizmeti veya acil detaylı tetkik için aylarca bekliyor. Bir ameliyat randevusu almak giderek zorlaşıyor. 2016’da 12 milyon hastaya doktor tarafından bakılamadı ve ortalama yaşam beklentisi ilk defa düştü.
  • Eğitimde okullara özerklik yasası ağır sonuçları olan bir dizi “reforma” dönüştü: 150 bin öğretmen kadrosu iptal edildi; ulusal okul programları kaldırıldı veya küçültüldü, bu da eğitimde fırsat eşitliğini özellikle işçi mahallelerinde ciddi anlamda zedeledi. Ulusal diploma derecelerini sorgulanır hale getirdi, eğitim çalışanlarının alım gücünü sınırladı, okullardaki çalışma koşullarını kötüleştirdi. Okullar ayakta kalabilmek için kendilerini özel yollardan finanse etmek durumda kalıyorlar.
  • Esneklik ve rekabet gücü adına ilk eşel mobil sistemi ortadan kaldırıldı (1993). Sonra Treu (1997) ve Biagi (2002) yasalarıyla ve son olarak “Job’s Act” [İşler Yasası – ç.n.] (2015) ile 1971’de kazanılmış iş yasaları (Statuto di Lavatori) yok edildiler. Güvencesiz çalışma ile düzenli işlerin önemli bir kısmı ortadan kaldırıldı. Her sektörde toplu iş sözleşmeleri özellikle gençler için en berbat sömürü koşullarını içeren bireysel sözleşmeler ile değiştirildi. Dahası gençlerde işsizlik oranı yüzde 42’ye ulaştı. Emeklilik sistemi fiilen yok edildi: bir taraftan emeklilik yaşı 67’ye yükseltilirken (gelecek yıllarda 70’e yükseltilecek), öbür taraftan dayanışmaya dayanan emeklilik sistemi sermayeye dayanan emeklilikle değiştirildi. Böylece emeklilik maaşı önceki maaşın sadece yüzde 40, bazen yüzde 35’ine ulaşabilecek. Çoğu durumda 40-45 yıl çalışmadan sonra 500-600 avro emeklilik maaşı alınabilecek (buna da çoğu işçi ulaşamayacak!).
  • Tüm bu önlemlerin sonucunda nüfusun yüzde 7,6’sı mutlak yoksulluk, yüzde 11’i ağır yoksulluk ve yüzde 28,7’si yoksulluk tehdidi altında.

Bunlara ek olarak tam anlamıyla (özellikle tarımda) kölelik koşullarında yaşayan yüz binlerce göçmen geliyor. Bu göçmenler işgücünün değerini düşürmek ve toplu iş sözleşmelerini yok etmek için kullanılıyorlar.

Almanya’da

  • Fransa ve İtalya’da özelleştirmeler, borç limiti ve sanayisizleştirme sonucu yaşanan olgular Almanya’da da yaşandı. Ancak burada Kohl hükümetlerinin 1998’de örgütlü işçi hareketi ve gençlik karşısında gerilemesinden sonra; sosyal demokrat Başbakan Schröder’in Gündem Politikası [Schröder’in “Gündem 2010” adı altında gerçekleştirildiği ve sonra da devam ettirilen karşı-reformlar – ç.n.] Maastricht Antlaşması’nın hayata geçirilmesi için motor rolünü üstlendi. DGB içindeki Alman sendikalarının yönetimleri de buna eşlik ettiler.
  • Bugün “sosyal ortaklar anlaşması” yardımı ile “Avrupa Sendikaları Konfederasyonu” ETUC’un (çoğu zaman ulusal konfederasyonlarla beraber) sermaye ile AB düzleminde pazarlığını yaptığı, yasama ortağı olarak kararını aldığı ve ulusal yasalara tercüme edilen kararların bilançosunu çıkarmak durumundayız. Schröder’in yasaları AB Komisyonu’nun isteklerine oldukça yakındı. Kiralık işçi mevzuatı olsun, kısmi süreli çalışma veya belirli süreli iş sözleşmeleri yasaları olsun; ETUC’un yardımıyla “sosyal diyalog” zemininde yapılan bu düzenlemeler Avrupa çapında kuralsız ve güvencesiz çalışma koşullarını hayata geçirdi. Bunların Almanya’ya yansıması şöyle oldu:

— 1991-1993 arasında Almanya’da 114 bin kişi kiralık olarak çalışıyordu. AB direktifleriyle beraber 2002-2008 arasında bu rakam 715 bine ulaştı ve 2016’da 993 bin işçiyi etkiliyor.

— 2016’da Almanya’da 8,4 milyon işçi kısmi zamanlı olarak çalışıyordu. Çalışan kadınların yüzde 30,2’si kısmi zamanlıydı. 2015’te neredeyse yarısı kısmi zamanlı (yüzde 46,4). Erkeklerde bu oran aynı süre içinde 5 katında çıktı: yüzde 2’den yüzde 10’a.

— 2016’da yeni işe başlayanların yüzde 45’i (yaklaşık 1,6 milyon) belirli süreli bir sözleşme ile çalışıyor. 2015’te bu oran yüzde 41’di. 25-29 yaş arasında bu oran 2016’da yüzde 50 (2015’te yüzde 47) ve 20 yaşındakilerde yüzde 59.

  • Bu kuralsızlaştırma süreci Hartz [Gündem 2010 kapsamında çıkarılan yasalar – ç.n.] yasalarıyla dayatılan sermayenin toplu sözleşmelerden kaçışıyla (o güne kadarki ücret seviyesinin yüzde 30 altına kadar işlerin zorla kabulü) kol kola gitti: 1995’te Batı Almanya’daki işçilerin yüzde 72’si bir işkolu toplu sözleşmesine bağlıydı. 2016’da sadece bu rakam sadece yüzde 51. Doğuda ise toplu sözleşme ile çalışma yarıya düştü: 2/3’ten 2016’da 1/3’e. Yaklaşık 2 milyon “tek başına çalışan” toplu sözleşme korumasından tamamen düştü. Almanya’daki çalışanlar 1995-2015 arasında yüzde 40 gerçek ücret kaybına uğradı.
  • 2015 yılında tüm çalışanların yüzde 22,6’sı düşük ücret sınırının (10,22 avro/saat) altında çalışıyordu. Yaşlılık yoksulluğu patladı: 2016’da 65-74 yaşındakilerin yüzde 11’i (942 bin) bir iş aramak zorunda kaldı. 2006’da bu oran yüzde 5’ti.
  • Bu rejim aynı zamanda 30 Dax [Alman borsa endeksi – ç.n.] şirketine 114,2 milyar avro gelir sağlıyor. Bu rakam borç limiti diktasındaki Alman federal bütçesinin yaklaşık üçte birine denk geliyor.

Bu, ölümcül bir rejim. Robert-Koch Enstitüsü 2014’te Almanya için şu tespiti yapıyor: yoksulluk yükselen bir ölüm riski ve daha kısa bir yaşam beklentisi ile kol kola gidiyor. En düşük gelir grubundaki kadınlar (ortalama gelirden yüzde 60 daha az kazanıyorlar) en çok kazananlardan 8 yıl daha erken; erkekler de on yıl daha erken ölüyorlar.

* * * *

AB’de bankaların kurtarılması için: 2008 ve 2010’da bankalar ve finans sektörü AB devletlerinden 1,6 trilyon avro (AB toplam gelirinin yüzde 13’ü) aldı. (Ek olarak AB devlet yardımlarını kolaylaştırdı.) Zımni destekleri de hesaba katmak gerekir: devletler ve Avrupa Merkez Bankası’ndan gelecek güvenilir desteklere dayanan bankalar, piyasalarda daha rahat spekülasyon yapabildiler. Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller fraksiyonunun isteğiyle yapılan bir araştırmaya göre bu zımni destekler yılda 200 ila 300 milyar avroya denk geliyorlar. Ek olarak Avrupa Merkez Bankası’nın 2015’ten beri uyguladığı parasal genişleme politikasıyla 1,4 trilyon avro mali sisteme aktarıldı.

Bizler İtalya, Almanya ve Fransa’daki demokrasi ve işçi hareketlerinin çeşitli akımlarından işçiler, işçi mücadelesi veren insanlarız. Bazılarımız Kasım 2016’da Mumbai’de (Hindistan) düzenlenen Savaşa, Sömürüye ve Güvencesiz Çalıştırmaya Karşı Uluslararası Konferans’ı destekledik, bir kısmımız da ona katıldı. Bugün tespit etmemiz gerekiyor ki: bu sömürü ve güvencesiz çalıştırmanın Avrupası bizim Avrupamız değil.

Bizler İtalya, Almanya ve Fransa’daki demokrasi ve işçi hareketlerinin çeşitli akımlarından işçiler, işçi militanları olarak bu hatta karşı mücadelelere katıldık. Bu mücadele sırasında ülkelerimizdeki işçiler, işçi örgütlerinin her kademesinde zorluklarla ve engellerle karşı karşıya kaldılar, özellikle örgütlerinin tepesindeki bazı kesimlerin AB’nin politikalarıyla mücadele etmek yerine ona “eleştirel” destek vermesi gerçeğiyle karşılaştılar. Bu yüzden biz daha da eminiz ki, bizleri birleştirecek için bir Avrupa konferansı için inisiyatif almamız gerekiyor.

  • Savaşların, hükümetlerimiz tarafından ABD ve NATO’ya biat ederek girişilen Afganistan, Suriye, Irak’taki askeri müdahalelerin Avrupası bizim Avrupamız değil.
  • Yoksulluğun, dikenli tellerle çevrili sınırların, bedenleri Akdeniz’in dibinde yatan binlerce göçmenin, “bizim” hükümetlerimizin savaşları yüzünden ülkelerinden kovulan ve on binlerle Avrupa’ya itilen göçmenlerin Avrupası bizim Avrupamız değil.
  • Sözde “Avrupa Sendikaları Konfederasyonu” ETUC’un işçi düşmanı planların ve direktiflerin uygulanmasında Avrupa Merkez Bankası’na payandalık yaptığı Avrupa bizim Avrupamız değil.
  • Avrupa Merkez Bankası’nın her yıl milyarlarca avroyu, avronun desteklenmesi için piyasalara aktardığı ve böylelikle milyonlarca insanı yoksulluğa ittiği; kapitalistlere ve bankacılara işçilerin üzerinden her gün daha fazla kâr elde etme imkanı veren Avrupa bizim Avrupamız değil.

İşçi ve demokrasi hareketinden işçiler ve militanlar olarak bizler enternasyonalistiz. Tüm Avrupa işçileri sınıf kardeşlerimizdir. Biz bugünkü AB içinde olsun olmasın herkese açık bir Avrupa istiyoruz.

Brexit oylamasının ardından yarın AB dışında olacak olan İngiliz işçi sınıfına sesleniyoruz: sizler yine de bizim eşit sınıf kardeşimizsiniz. Doğu Avrupa’daki AB üyesi olmayan işçiler; sizler bizim kardeşimizsiniz, tüm emekçilerle eşit haklara sahipsiniz.

Bizler sınırlar ve sınırlamalar olmaksızın işçilerin ve demokrasinin Avrupasını istiyoruz. Bizler özgür halklar, uluslar ve özgür işçilerin gönüllü birlikteliğini istiyoruz.

Bu yöndeki ilk adım Avrupa Merkez Bankası ve kapitalistlerin çıkarları için işçi haklarına saldıran tüm antlaşmaların iptalidir. Bu yöndeki ilk adım Maastricht Antlaşması’nın (ve onunla bağlantılı tüm antlaşmaların) iptali, halkları boğazlayan ve öldüren bu Maastricht AB’sinden ve Avrupa Merkez Bankası’ndan kopuştur.

Kopuş yoluna girmemenin sonucu Yunanistan örneğinde açıkça bellidir. Bugün Yunanistan’da yaşananlar Avrupa’nın tüm ülkelerini ve işçilerini tehdit etmektedir.

Tüm Avrupa halkları ve işçilerinin sınırlar ve sınırlamalar olmaksızın özgür birlikteliği için!

İşçi haklarının ve demokrasinin Avrupası için!

Maastricht ve Avrupa Merkez Bankası diktasından kurtulmak için!

Bu yolda nasıl adım atabileceğimizi özgürce tartışmak için bir Avrupa İşçi Konferansı’nın toplanmasını öneriyoruz.

Bu çağrıyı ilk imzacılarından olarak destekleyin:

[Avrupa Konferansı Çağrısını ilk imzacılar listesi ile birlikte İngilizce olarak ya da Almanca olarak okuyabilirsiniz.]