Enternasyonal bir sömürgede enternasyonalist bir devrimin dinamikleri Mehmet Şadi

Her ne kadar eleştiri silahı,

silahların eleştirisinin

yerini tutamayacak olsa da…

 

Devrimci bir hareket, politikasını, doğru bir devrim stratejisi ve ona uygun taktik yönelişlerle yürütür. Stratejinin doğru saptanmış olması, doğru taktiklere kendiliğinden varılabileceğinin garantisi olamayacağı için, kimi hatalı taktikler sağlam bir stratejik hattı bile uçuruma sürükleyebilir, öte yandan, stratejiden bağımsız izlenecek bazı “doğru” taktiklerin başarıya götürmesiyse, son derece istisnai koşullara, daha doğrusu tesadüflere bağlı kalır. Stratejiye birincil önem yükleyen Mark­sist politika kuramı, incelikle işlenmiş taktiklerin stratejiyle uyumunun kurulmasının da kuramıdır aynı zamanda. Devamı

Devrimci partinin inşası: Olabilirlikten zorunluluğa Yusuf Barman

Siyaset bilimi açısından “güç” kavramı nasıl tanımlanabilir? Şüp­hesiz bu kavram son derece göreli bir özelliğe sahip. Herşeyden önce “neye göre güç?” sorusunun yanıtlanabilmesi gerekir. Eğer bu soruya “ulusal siyaset” olarak yanıt verilecek olursa, “güç” kavramının ta­nımı da kendiliğinden ortaya çıkar: Ulusal siyasi gündemi belirleyebilme kapasitesi. Bu kapasitenin elbette rakamlarla yakın bağıntısı var; ama yalnızca rakamların değil, siyasal iradenin güçlülüğü, önderliğin gerçekliği ve toplumsal dinamikleri algılama, çözümleme ve doğru çö­zümler önerme yeteneği, bu yeteneğin yaşama geçmesini sağlayıcı me­kanizmalarla donatılmış olma gibi pek çok başka önemli özelliğin de etkisi söz konusu. O halde “güç” olabilmenin koşulları yalnızca mut­lak ve reel var oluşlarda değil, aynı zamanda potansiyellerde, imkânlardave kaabiliyetlerde yatmakta. Devamı

Kürt hareketinde sol liberalizm

— Can ILGIN

 

Türkiye solu, sol liberalizmle 1980’li yılların ortasında tanıştı. 1984 yılında yayınlanmaya başlayan Yeni Gündem adlı haftalık dergi, o zamanlar daha yaygın kullanılan, hala da kullanımda olan deyimle söylersek sivil toplumculuğun, bizim tercih ettiğimiz deyimle sol liberalizmin Türkiye’deki ilk sözcüsüydü. Bu dergi daha sonra yayınını durdurdu, ama elhak büyük bir misyonu yerine getirdi: sadece sol aydınlar arasında değil, Türkiye sosyalizminin genel alanında yer alan birçok hareket içinde de sol liberalizmin hayat bulmasına giden yolda ilk tohumu atmış oldu. Türkiye sol liberalizmi bir ikinci atağı 1988-89 yıllarında Türkiye Komünist Partisi’nin, Sovyetler Birliği’ndeki Gorbaçov yönelişinin etkisi altında, liberalizme intisap etmesiyle yaptı. 90’lı yıllarda ise sol liberalizm Türkiye solunun, parti ve örgütleri kesen en önemli ideolojik akımı haline gelecekti.

Aslında sol liberalizm uluslararası bir olgudur elbette. Kökenleri, İtalyan Komünist Partisi’nin bazı teorisyenlerinin 70’li yıllarda Gramsci’nin belirli tez ve kavramlarını partinin İtalyan burjuvazisiyle kurmayı hedeflediği “Tarihsel Uzlaşma”yı temellendirmek amacıyla çarpıtmasında ve Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da gelişmekte olan “piyasa sosyalizmi” okulunda yatar. Ama esas atılımını burjuva yeni-liberalizminin 80’li yılların başında Thatcher ve Reagan’la başlayan taarruzu döneminde yapmıştır. 1999’dan geri bakıldığında, sol liberalizmin tarihsel işlevinin, bürokratik işçi devletlerini, işçi hareketini ve (ulusal kurtuluş hareketleri de dahil olmak üzere) her türlü solu ideolojik planda burjuva yeni-liberalizmine adapte etmek olduğu kolayca söylenebilir. Bu bakımdan sivil toplumculuğun ya da sol liberalizmin solun saflarında yarattığı yeni tipe en açık örnek Tony Blair’dir.

Kürt hareketinde sol liberalizmin izleri hep varolmuştu. Sonuç olarak, hareketin yükseldiği ve kitleselleştiği 80’li yıllarda rüzgâr bütünüyle sol liberalizmden yana esmekteydi. Rüzgârın etkileri Kürt hareketini en zayıf noktasından vuruyordu: Türkiye tarihinin yorumu. Sol liberalizm Avrupa’da sivil toplumun erkenden gelişmesi dolayısıyla demokrasinin yerleştiğini, Türkiye’de ise ceberrut Osmanlı geleneğini devam ettiren Kemalist devletin hem sivil toplumun, hem de demokrasinin gelişmesini engellediğini ileri sürüyordu. Bu yorum Kürt hareketine görünürdeki anti-Kemalist yönelişi dolayısıyla çekici geliyordu. Nihayet, Türkiye solu Kemalizmden kopuşa temel olacak bir teori geliştirebilmişti! Burada sorun Kemalizm eleştirisinin aslında sadece görünüm düzeyinde işlediği idi. Çünkü aynen Kemalizm gibi sol liberalizm ya da sivil toplumculuk da esas işlevi olarak hakim sınıfları Türkiye’yi Batılılaştırmaya ikna görevini üstlenmişti. Sadece iki ayrı dönemin, dolayısıyla farklı nesnel ihtiyaçların ürünüydüler. Bu yüzden de sivil toplumculuğun benimsenmesi yoluyla Kemalizmin sınırlarının ötesine geçilmesi mümkün değildi. Devamı