İran’da Emperyalist Savaşa Karşı Nasıl Mücadele Edilir?

Başını ABD emperyalizminin çektiği emperyalist savaş dünyanın dört bir yanında patladı. Bu bir başlangıç olsa da her şeye rağmen bir 3. Dünya Savaşı başlangıcı! 60 yıllık ara dönem bitti. Çürüyüşünün zirvesine ulaşmış emperyalist/kapitalizm hayatta kalabilmek için yeni savaşlara ihtiyaç duyuyor ve bunun için de geçen yüzyıl Rosa Luxemburg’un haklı olarak tespit ettiği gibi korkunç bir militarizasyona ve esas olarak Çin gibi çok büyük pazarlara ihtiyaç duyuyor. Trump gibi palyaço liderlerin ortaya çıkması bir tesadüf değil, sistemin varlığını sürdürmek istemesinin mantıki sonucu.
Emperyalizm, Çin’in sahip olduğu dünyanın en büyük pazarını ele geçirmek istemesinin yanı sıra, klasik emperyalist sömürü mekanizmalarını dünyanın çeşitli bölgelerinde zorlamasından da rahatsız olduğu için Çin’i önüne hedef olarak koymuş durumda. Ama bunun için zemin temizliği yapması gerekiyor ki, bunun için de Latin Amerika (Venezuela, sonra Küba vs.) ve şimdi de İran. Dünyanın en büyük petrol yataklarına sahip olan Venezuela şimdi Çin yerine İsrail’e petrol sevkiyatı yapıyor. İran savaş nedeniyle Hürmüz Boğazını kapatmak zorunda kaldı, savaşı kaybederse bu petrol de ABD şirketlerinin kontrolüne geçecek.
Emperyalist Savaş dedik. Şöyle ki: İlk olarak Ukrayna’da başlatılan da üstü örtülü de olsa bir AB emperyalizmiyle Rus emperyalizmi savaşı. Daha sonra Filistin’de derhal soykırıma varan bir emperyalist savaş ve şimdi İran’a karşı bir emperyalist savaş.
Bunların hepsi dünya emperyalist savaşının parçaları. Aynı savaşın parçaları ama hiçbiri birbirinin benzeri değil. Devrimci Marksizm bu savaşların hepsine yanıt olarak bir “Evrensel İşçi Konseyleri Cumhuriyeti” stratejik hedefini koysa da, herbirine farklı taktiklerle müdahale etmeyi zorunlu kılıyor.

Ukrayna/Rusya Cephesi

Nitekim bugün Ukrayna’da dört yıldır süren savaş bir emperyalistlerarası savaştır. Rus emperyalizmiyle AB emperyalizmi tarafından desteklenen Ukrayna arasında süren bir savaştır bu. Devrimci Marksistlerin ve dolayısıyla işçi sınıfının öncüsünün bu savaşta izlemesi gereken taktik/politika her iki ülkede de bozgunculuk/ kendi tarafının yenilmesi politikası olmalıdır. Yani her iki ülkenin işçi sınıfları da kendi ülkelerinin hükümetlerinin yenilgisini ehven-i şer (kötünün iyisi) kabul ederler. Sadece bu politika her iki ülkede de iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesine imkan sağlar.

Filistin Cephesi

Filistin’de izlenmesi gereken politika çok net olmakla birlikte- soykırım ve kolonizasyona karşı- zafer için daha da ayrıntılandırılmalı ve dünya devriminin bir parçası haline getirilmelidir.
Filistin halkının mücadelesi şu anda dünya devrimi sürecinin zirvesidir. Dünyanın bütün emperyalist ülkelerinin soykırımcı politikaları karşısında teslim olmayı reddederek Gazze’de yıkılıp yokedilmiş olan kendi topraklarına dönmeyi bütün bombalamalara rağmen ısrarla gerçekleştiren bir halk bu şerefi fazlasıyla hak ediyor.
Ama Filistin’in kurtuluşu mücadelesinde- ki bu 1948’den bu yana İsrail devletinin işgal ettiği toprakların kurtarılması ve dolayısıyla İsrail devletinin varlığına son verilmesi anlamına gelir- izlenecek politika çok önemlidir. Bu politikaya göre, Arap, Yahudi, Müslüman, Hıristiyan, Ate ve seküler bütün Filistinliler’den oluşan bir devrimci önderliğin inşası vazgeçilmez bir zorunluluktur. Batı Şeria’da FKÖ, Gazze’de Hamas ve İsrail’de İsrail Komünist Partisi önderlikleri – ki bu sonuncusu zaten Filistin Komünist Partisi adını bile İsrail Komünist Partisi’ne çevirme utancını üzerinde taşıyor- iflas etmiş önderliklerdir. Hepsi işin bugünlere varmasına yol açan Oslo ürünü “iki devletli çözümü” kabullenmiş önderliklerdir. Filistin’in Arap, Yahudi, Müslüman, Hıristiyan, ate ve seküler emekçileriyle gençlerinin yürüttükleri mücadele yeni bir önderliğin “Bağımsız, Birleşik, Laik ve Demokratik” tek bir Filistin devleti hedefiyle inşa edilmesinin yolunu açıp dünya devrimine bütün bölgede ivme kazandıracaktır.

İran meselesi

ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi öncülüğünde Avrupa’nın belli başlı bütün emperyalist devletlerini arkasına alan orantısız bir emperyalist savaş İran’a karşı başlatılmış durumda. İran’ın 47 yıllık İslamcı önderliği bugüne kadar ülke içinde uyguladığı işçi örgütlenmelerine, başta Kürtler olmak üzere bütün ezilen ulus örgütlenmelerine, kadınların ve gençlerin özgürlük taleplerine düşmanca yaklaşmış ve bunları büyük bir zulümle bastırmış olduğundan kitle desteğini büyük ölçüde yitirmiş bulunmaktadır. Bütün bunların üstüne ekonomik sistem olarak da tamamiyle yolsuzluğa batmış bir hükümet olarak üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti baş tacı eden bir kapitalizmi ayakta tutmaya çalıştığından kendi geleneksel tabanında bile desteğini yitirmeye başlamıştır. Şu anda hala ayakta durmasının nedeni bu rejime muhalif kitleler nezdinde bile ABD emperyalizmiyle İsrail siyonizmine duyulan haklı nefrettir.
İşçi sınıfının öncüsü, Büyük Şeytanla onun çocuklarının vahşi saldırıları karşısında şu an İran’da bozgunculuk/yenilgicilik politikası önermez. Hatta tam tersine, olası bir işgal durumunda İran devletinden emperyalizme karşı savaşmak üzere en sofistikeleri de dahil olmak üzere silah talebinde bulunmalı, bu silahları kendi eğitimcileri aracılığıyla kullanmalı ve kendi bağımsız silahlı örgütlenmelerini yaratmalıdırlar. İran rejiminin bazı sektörleri eğer emperyalizme karşı savaşacaksa, kimse onlara “sen gericisin, emperyalizme karşı savaşma hakkın yok” deme lüksüne sahip değildir. Rejim işçi sınıfının öncü örgütlerine bu silahları vermeyi reddettiğinde kitleler nezdinde İslamcı önderliği teşhir etme imkanını elde ederler. Bu teşhirde rejimin emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelede yetersiz kaldığı ve böyle giderse yenilgiye uğrayacağı söylenmelidir. Emperyalizme karşı mücadelede anti-emperyalist bir cepheyi reddettikleri propagandası yürütülme imkanı yakalanmış olur. Bu durumda İran’ın işçi, gençlik ve kadın örgütlenmeleri bu yoldan kendi bağımsız partilerini de inşa etme imkanını elde ederler. Bugüne kadar zulme uğramış Kürt örgütlerine böyle bir savaşta en azından emperyalistlerin yanında yer almamalarını önerebilmeleri imkanı doğar. Ancak bu yolda hareket eden işçi örgütlenmeleri emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelede İslami önderlikten daha cesur, daha bilinçli ve kararlı olmak zorundadırlar.
İşte böyle bir mücadele hattı İran’da öncü işçilerin geniş kitleleri kazanarak iktidar mücadelesi yoluna girmelerine imkan sağlayabilir. Gene ancak böyle bir mücadele hattı, onları, İrak işgalinde olduğu gibi karşı-devrimci sürecin basit izleyicileri olmaktan çıkarır.

Şimdi, Ukrayna/Rusya, Filistin ve İran savaşlarında ileri sürdüğümüz bu politikaları hayata geçirmenin hayal olduğu, real politiker’in buna izin vermeyeceği, böyle yapılırsa kıyıma uğranılacağı şeklindeki itirazla mutlaka karşılaşacağız. Böyle itirazlar yapanlar tarihte devrimci politikaların nasıl bir cesaret ve fedakarlık gerektiği konusunda geçmişte bildiklerini de unutmuş olanlardır. Ne de olsa aradan 60 küsur yıl geçti! Ama şu unutulmasın: Eğer ortada bir 3. Dünya Savaşı, yani bir uluslararası karşı-devrim tehdidi varsa, uluslararası devrim imkanı da var demektir. İran’ın uğradığı saldırı karşısında başta ABD olmak üzere bütün emperyalist metropollerde işçi sınıfının öncüsünün yapması gereken kitlesel emperyalist savaş karşıtı eylemler ve mümkün olduğu koşullarda kendi ülkelerinin savaş makinasını sabote etmeye çalışmaktır. Bu politikaları savaşın yaratacağı ortamdan daha kolay devreye sokabilme şansı hiçbir zaman yakalanamaz.
Tabii savaş aynı zamanda 1. ve 2. Dünya savaşlarında uygulanan sosyal-şoven (sosyal demokrat yurtsever) ve kom-şoven (komünist yurtsever) politikalarla hesaplaşarak işçi sınıfının dünya partisini yeniden inşa etmenin de yolunu sonuna kadar açacaktır.

Kahrolsun Trump’ın Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırganlığı!

Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden İnşası için Örgütlenme Komitesi’nin (OCRFI) açıklaması

3 Ocak 2026

2–3 Ocak gecesi ABD Hava Kuvvetleri Venezuela’yı bombaladı. Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırdığını açıkladı.

Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden İnşası için Örgütlenme Komitesi (OCRFI), egemen bir ülkeye yönelik bu emperyalist saldırganlığı kınamaktadır. Bu saldırı, Eylül 2025’ten bu yana Venezuela kıyıları açıklarında konuşlandırılan ABD donanmasının, Karayip Denizi’nde Venezuela ve Kolombiya teknelerinin bombalanmasının ve Trump yönetiminin CIA’ye Venezuela topraklarında “gizli operasyonlar” yürütme talimatı vermesinin bir devamından başka bir şey değildir.

OCRFI, bombardımanların derhal durdurulmasını ve Nicolas Maduro ile destekçilerinin serbest bırakılmasını talep etmektedir. Trump’ın bu saldırıları meşrulaştırmak için ileri sürdüğü gerekçeleri en sert biçimde reddetmektedir. Trump yönetimini harekete geçiren şey ne “uyuşturucuyla savaş”tır ne de “demokrasi mücadelesi”.

Trump yönetiminin asıl motivasyonu—Ukrayna’daki savaşın, Gazze’deki soykırımın, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki yağma savaşının, başta Çin olmak üzere tüm ülkelere karşı yürütülen ticaret savaşının ve ABD’de işçilerin demokratik ve sosyal haklarına karşı açılan savaşın ardındaki motivasyonla aynıdır—Wall Street finans kapitalinin diktatörlüğünü her ne pahasına olursa olsun dayatmaktır.

Venezuela söz konusu olduğunda bu temel motivasyon, 5 Kasım’da Trump yönetiminin himayesindeki Venezuela’lı “Nobel Barış Ödülü sahibi” Maria Machado’nun Florida/Miami’de düzenlenen Amerikan İş Forumu’nda yaptığı konuşmada açıkça ortaya konmuştur:

“Venezuela’yı yabancı yatırımlara açacağız. (…) Sadece petrol ve gazda değil, madencilikte, altında, altyapıda, enerjide de (…) yabancı yatırım için güvenlik sağlanacak ve sizi bekleyen şeffaf, kapsamlı bir özelleştirme programı uygulanacak!”

Gazze’deki soykırım dünya halkları için bir uyarıydı. Maduro’nun kaçırılması ise ABD emperyalizminin çizgisine uymayan her politikacıya yönelik bir uyarıdır.

İşçiler yapılanın ardından yatan bir başka gerekçenin daha ayırdında olmalılardır. Bir yandan Avrupa’daki NATO hükümetleri aylardır militarizasyon için geniş bir mutabakat oluşturmak amacıyla “dış tehdit” hayaletini dolaşıma sokmaktalarken, diğer yandan Trump’ın da savaşa ihtiyacı vardır.

Epstein skandalına batmış durumda olan ve politikaları işçilerin yaşam standartlarında çöküşe yol açan Trump, kendi etrafında “ulusal birlik” yaratmaya ihtiyaç duymaktadır. Aylar boyunca, liderleri—sözde “sol kanadının” büyük kısmı dahil—savaşın tırmandırılıyor oluşunun üzerini örten Demokrat Parti’nin desteğini zaten arkasına almıştır.

Ancak ne ABD’de ne de dünyanın başka bir yerinde işçilerin ve örgütlerinin Venezuela’ya karşı bu emperyalist yağma savaşını desteklemekte hiçbir çıkarı yoktur. Bu savaş, yalnızca kapitalist hükümetlerin işçi sınıfına ve demokratik özgürlüklere karşı yürüttüğü “içerdeki savaşı” güçlendirecektir.

Çözüm ne kapitalist hükümetlerden ne de bir ay önce Gazze’de Trump’ın utanç verici “barış planını” meşrulaştıran BM’den gelecektir. Çözüm, Venezuela halkıyla dayanışma içinde dünya çapında işçilerin ve halkların seferberliğinden gelecektir.

Maduro hükümetine ilişkin görüşler ne olursa olsun, emperyalist müdahaleye son verilmesi, ABD birliklerinin geri çekilmesi, Maduro ve eşinin serbest bırakılması, herhangi bir kara müdahalesinin reddedilmesi ve Venezuela halkına ait kaynakların yağmalanmasına karşı çıkılması için en geniş birlik gereklidir.

Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşasını savunanlar açısından, genelleşmiş bir emperyalist savaşa doğru atılan bu yeni adım, Lenin’in şu sözlerinin güncelliğini bir kez daha doğrulamaktadır:
“Eğer sosyalizm zafer kazanmazsa, kapitalist devletler arasındaki barış yalnızca bir mütareke, bir ateşkes, halklar arasında yeni bir boğazlaşmanın hazırlığı olacaktır. Barış ve ekmek—işçilerin ve sömürülenlerin başlıca talepleridir… Barış ve ekmek, burjuvazinin devrilmesi, savaşın açtığı yaraları iyileştirmek için devrimci araçlar, sosyalizmin tam zaferi—mücadelenin hedefleri bunlardır.” (14 Aralık 1917).

OCRFI’ye bağlı örgütler, işçi ve demokratik örgütler tarafından şu sloganlar etrafında düzenlenecek her türlü ortak eyleme katılacaktır:

  • Trump’ın Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırganlığına derhal son!
  • ABD birlikleri geri çekilsin, bombardıman dursun!
  • Nicolas Maduro ve eşi serbest bırakılsın!
  • Gazze’den Venezuela’ya, Ukrayna’dan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne: savaşa hayır, sömürüye hayır, emperyalizme hayır!

Venezuela’dan elinizi çekin!

Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden Teşkili için Örgütlenme Komitesi (OCRFI) herkesi uyarıyor: Önümüzdeki günlerde, hatta saatler içinde Trump, Venezuela halkına yönelik emperyalist saldırganlıkta bir adım daha atarak kara müdahalesini başlatma tehdidini savuruyor.

Trump’ın Venezuela kıyılarına 4.500 Deniz Piyadesi ve tüm bir donanmayı sevk etmesinin üzerinden üç ay geçti. Bu süre boyunca ABD Hava Kuvvetleri her hafta Venezuela ve Kolombiya teknelerine saldırılar düzenledi; bu saldırılarda yaklaşık yüz kişi hayatını kaybetti.

Şimdi ise Trump, CNN’e yaptığı açıklamada kara saldırısının yakın olduğunu duyurdu.

OCRFI’ye göre, dünya çapında işçilerin ve halkların, emperyalist saldırganlığa karşı Venezuela halkının yanında saf tutması acil bir zorunluluktur. Bu amaçla tüm işçi ve anti-emperyalist örgütler güçlerini birleştirmelidir.

Bu birlik, herkesin Maduro rejimiyle ilgili kendi görüşüne sahip olma hakkından bağımsız olarak kurulmalıdır.

OCRFI, ABD emperyalizminin müdahaleyi meşrulaştırmak için ileri sürdüğü gerekçeleri en güçlü biçimde reddeder.

“Uyuşturucuya karşı savaş” mı? Oysa on yıllardır kartelleri, uyuşturucu ekonomisini ve uyuşturucunun kendisini kendi çıkarları için kullanan ABD emperyalizmidir: Kendi çıkarları için, yani ABD’de Siyah özgürlük hareketini ezmek için; yüz binlerce genç Amerikalıyı Vietnam Savaşı’nda ölüme göndermek için; Nikaragua’daki karşıdevrimci savaşı finanse etmek için; 2008 finans krizinde “bankaları kurtarmak” için…

“Demokrasi mücadelesi” mi? Her gün ABD’de ve dünyada totaliter bir düzen dayatmaya çalışan Trump kimi kandırıyor?

El Salvador’da Bukele, Arjantin’de Milei, Şili’de Kast rejimlerini ve Haiti halkını ezen kukla hükümeti destekleyen; Filistin halkına karşı Netanyahu’nun soykırım suçlarını finanse eden ve teşvik eden Trump mı “demokrasi”den söz ediyor?

“Barış için mücadele” mi? Trump, Demokrat Parti’nin de desteğiyle, askerî-endüstriyel kompleksi daha da beslemek ve halklara karşı yeni savaşlara hazırlanmak için 900 milyar dolarlık bir savaş bütçesini yeni kabul ettirdi. Ve bu savaşlar, ABD’de işçilere karşı yürüttüğü savaştan ayrı düşünülemez.

Karayip Denizi’ndeki tırmanışı yorumlayan uluslararası basın, tüm Amerika kıtasını ABD’nin “arka bahçesi” ilan eden ve burada her türlü hakkı kendinde gören “Monroe Doktrini”ne sıkça atıfta bulunuyor. Mesele tam olarak budur. Sırada kim var? Meksika mı? Brezilya mı? Venezuela’ya yönelik saldırganlıkla, kıtanın tüm halkları ve ötesinde dünya halkları tehdit altındadır.

Emperyalist saldırganlığın gerçek nedeni, Trump’ın gözdesi, Venezuela’nın “Nobel Barış Ödüllü” ismi Maria Machado tarafından 5 Kasım’da Florida, Miami’de düzenlenen Amerikan İş Forumu’nda açıkça dile getirildi:
“Venezuela’yı yabancı yatırımlara açacağız. (…) Sadece petrol ve gazda değil; madencilikte, altında, altyapıda, enerjide de… Yabancı yatırımlar için güvenlik sağlanacak ve sizi bekleyen şeffaf, kapsamlı bir özelleştirme programı hayata geçirilecek!”

OCRFI, Venezuela’ya karşı Trump yönetiminin öncülüğünde ve çoğu Batılı hükümetin suç ortaklığıyla yürütülen emperyalist saldırganlığı kınar.

Bağlı ve aynı çizgideki örgütlere, her ülkede—özellikle ABD’de ve Batı ülkelerinde—aşağıdaki sloganlar etrafında en geniş birleşik cepheyi oluşturmak üzere acilen inisiyatif almaları çağrısında bulunur:

Trump: Venezuela’dan elini çek!
Venezuela petrolü Venezuela halkınındır!
Emperyalist müdahaleye son!

19 Aralık 2025

Dördüncü Enternasyonal’in Yeniden Kuruluşu için Örgütlenme Komitesi (OCRFI)

Gazze: Dakikalar bile önemli!

Bu 17 Eylül günü, İsrail Ordusu bundan 82 yıl önce Varşova Gettosunun ezilmesini hatırlatan sahnelerle Gazze’nin kent merkezine saldırıya geçti. Bu yeni Nekbe’de onbinlerce çocuk ve yaşlı, İsrail ordusu tarafından henüz katledilmedilerse, 2023 yılı Ekim ayından bu yana 15. ya da 20. defa yine geçmişte olduğu gibi kaçış yollarına koyulmuş bulunuyorlar.
Trump’ın Dışişleri Bakanı Rubio’nun Tel Aviv’i ziyareti sırasında yeniden dile getirdiği saldırı onayıyla birlikte düşünüldüğünde, Siyonist devlet tarafından gerçekleştirilen bu barbarlık ABD emperyalizminin desteği olmaksızın gerçekleştirilemezdi. Filistin halkına karşı uygulanan bu barbarlık çökmekte olan kapitalist sistemin barbarlığıdır. Bu barbarlık dünyanın bütün kıtalarından halkların, işçilerin ve gençlerin nefretini ve öfkesini üzerine çekiyor.
Katillerin eline teslim edilmiş açlıktan kırılan Gazze halkı perişan haldeyken dünyanın büyük güçleriyle uluslararası kurumların yöneticileri ikiyüzlü ve sefil açıklamalar yapmakla yetiniyorlar. BM Genel Sekreteri “çaresiz” kaldığını söylerken Fransız hükümeti “yıkıcı bir girişim”den, Britanya hükümeti “korkunç” bir hareketten bahsediyor; ABD’den sonra İsrail’e en fazla silah sağlayan Alman hükümeti ise İsrail’i “mahkum” ettiğini ifade ediyor. Katar’daki “Arap ve İslam” ülkeleri zirvesi “İsrail ile ilişkileri yeniden gözden geçirme” kararı alıyor! Ama istisnasız hepsi, Gazze halkını yok etmeye çalışan soykırımcı devletin ellerini serbest bırakacak şekilde onunla diplomatik, askeri ve ticari ilişkilerini sürdürmeye devam ediyorlar.
IV. Enternasyonal’in Yeniden Teşkili İçin Örgütlenme Komitesine (OCRFI) bağlı örgütler ve gruplar aylardır 29 Haziran’da bir araya gelen 40 ülkeden işçi örgütleriyle birlikte her bir ülkede hükümetlerden soykırımcı devletle her türlü diplomatik, askeri, ekonomik, ticari, kültürel ve sportif ilişkiyi derhal kesmelerini talep ediyor.
Gazze’deki bir milyon çocuğun hayatını kurtarmanın biricik yolu budur. Soykırımcı devleti zayıflatmanın, durdurmanın ve yalıtmanın tek yolu da budur. Avrupa’daki “sol” partilerin yöneticilerinin büyük bir bölümü bu talebi dile getirmekten ısrarla kaçıyorlar. Oysa ki bu talep bütün gençlik ve işçi örgütlerinin dayanışma eylemlerinde en öne çıkmış durumda.
OCRFI, geçtiğimiz 14 Eylül pazar günü İspanya Devletindeki 100 bin işçinin ve gencin Madrid’den başlayan geleneksel İspanya Bisiklet Yarışı Turuna soykırımcı devletin takımının katılımını engellemelerini coşkuyla selamlar.
Aynı şekilde Fas, Fransa, İtalya ve başka ülke limanlarından İsrail’e malzeme götüren gemilerin sevkiyatını engelleyen dok işçilerini de selamlıyoruz.
Gene Güney Afrika’daki 10 bin emekçi ve militanın ANC hükümetinden ülkelerindeki İsrail elçisini sınır dışı etmesini talep etmelerini, bu konuda bastırmalarını da selamlıyoruz.
Kaybedilecek tek bir dakika bile yoktur! Ülkelerimizin hükümetlerinden soykırımcı devletle her türlü ilişkiyi kesmeleri için, ona silah göndermeyi durdurmaları için, bütün gıda sevkiyatını kesmeleri için, soykırımcı devletin ekonomisini nefes alamaz kılmak için eylemlerimizi her zamankinden daha üst seviyelere taşıyalım.

17 Eylül 2025

IV. Enternasyonal’in Yeniden Teşkili İçin Örgütlenme Komitesi (OCRFI)

Trump’ın Gazze’deki Filistin halkına yönelik tehditleri dünyanın tüm işçileriyle halklarına da bir tehdittir!

4 Şubat’ta Trump’ın Gazze Şeridi’ni “kontrol altına alma” tehdidinde bulunması ve burada yaşayan iki milyon Filistinliyi sürerek bölgeyi “Orta Doğu’nun Rivierası”na dönüştürme planını açıklaması hafife alınmamalıdır. Hitler’in Mayıs 1945’teki çöküşünden bu yana, büyük bir emperyalist gücün lideri ilk kez bu ölçekte bir nüfusun kitlesel sürgününü açıkça savunmaktadır.

Trump’ın bu tehditleri, 20 Ocak’tan bu yana dile getirilen diğer emperyalist planlarla birlikte değerlendirilmelidir: Grönland’ın, Panama Kanalı’nın ve Kanada’nın ilhakı, Çin’e karşı hızlandırılmış savaş hazırlıkları, Meksika’ya yönelik tehditler… “Dışarıya” yönelik bu savaş tehditleri, ABD “içindeki” işçi sınıfına, demokratik haklara ve özellikle de göçmen işçilere karşı yürütülen savaşın bir parçasıdır.

Trump’ın Gazze’ye ilişkin tehditleri son derece ciddidir ve kimse tarafından hafife alınmamalıdır. Bu tehditler, dünya işçilerini ve halklarını doğrudan ilgilendiriyor.

Bu açıklamalar, Ocak ayının sonunda yaşanan tarihi bir olaya doğrudan bir yanıttır, şöyle ki: 500 bin Filistinli – kadın, erkek, çocuk ve yaşlı – yasaklamalara meydan okuyarak onlarca kilometre yürüyüp Gazze Şeridi’nin kuzeyine dönmüş ve “evlerinin yıkıntıları üzerine çadırlarını kurmuştur.” İsrail’in 15 aydır yürüttüğü soykırım – Gazze’nin kuzeyini “boşaltmayı” ve ilhak etmeyi planlayan – on binlerce insanın yaşamına mal olmuş, ancak Filistin halkı ne topraklarından vazgeçmiş ne de ulus olarak var olma iradesinden geri adım atmıştır. 1948’den beri Filistin devriminin temel talebi olan “geri dönüş hakkı” mücadelesi devam ediyor ve bu, emperyalizm için kabul edilemez bir durumdur.

Trump, ABD’nin Gazze’ye doğrudan – hatta askeri – müdahale etme tehdidinde bulunarak, İsrail’in 76 yıldır ABD emperyalizminin Orta Doğu’daki ileri karakolu rolünü dahi sorguluyor. Netanyahu’nun ve İsrail Savunma Bakanı’nın Gazze halkını dünyanın herhangi bir yerine göç etmeye teşvik eden açıklamaları bile Trump’ın ifadelerinin yarattığı şokun yanında hafif kalıyor.

Öte yandan, Trump’ın Gazze’ye ABD askerlerini gönderme ihtimaline dair açıklamalarını inkar eden Dışişleri Bakanı Rubio, ABD emperyalizminin 50 yıl sonra bile Vietnam’daki ağır yenilgisinin hayaletinden kurtulamadığını itiraf etmiş oluyor.

Trump’ın açıklamalarına karşı öfke dolu tepkiler veren Arap rejimleri (Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan), Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve liderleri (Macron, Starmer) kimseyi kandıramaz. Biden ile birlikte Gazze’deki Netanyahu soykırımını ve Batı Şeria’daki suçları destekleyen, İsrail’i silahlandırıp finanse eden de onlardır. Trump’ın kışkırtmalarına karşı “iki devletli çözüm”ü öne süren emperyalist devletler ise gerçekle yüzleşmelidirler:

Çünkü ortada sadece iki seçenek vardır: Ya Filistin halkının sürgünü ve soykırımı ya da tarihi Filistin topraklarının tamamında tüm yurttaşlarına eşit haklar sağlayan laik ve demokratik bir Filistin devleti.

Trump’ı bu açıklamalara iten diğer faktörler arasına Gazze açıklarında keşfedilen doğal gaz yatakları ve damadının Gazze’deki emlak projelerine dahil olması gibi sebepler de eklenebilir. Trump, Ukrayna’ya askeri yardımını “nadir bulunan kıymetli madenler”in sömürülmesine bağladığında olduğu gibi, Filistin konusunda da aynı mantıkla hareket ediyor. Aynı şekilde, Çin’e karşı savaş hazırlıklarının temel sebebi de Wall Street’in Çin ekonomisini çökertme ve Çin halkına ait olan kaynakları yağmalama hedefidir.

Trump, her durumda, ABD kapitalist sınıfının önünde hiçbir engel olmaksızın neyi, ne zaman ve ne kadar yapacağına kendisinin karar vermesi gerektiğine tercüman oluyor. Dolayısıyla ABD kapitalist sınıfının dünyanın geri kalanını ezerek insanlığı barbarlığa sürükleme ihtiyacına da zemin hazırlıyor. “Önce Amerika” (America First) sloganının gerçek anlamı budur. Onun faşizan vahşeti, çürüyen kapitalist sistemin çıkmazının bir yansımasıdır. Bu sistemin tek alternatifi ise sosyalizm için mücadeledir.

IV. Enternasyonal’in Yeniden Teşkili İçin Örgütleme Komitesi (OCRFI) şu hususları vurgular:

• Filistin halkının ve hiçbir halkın geleceğini Trump yönetimi belirleyemez. ABD yönetimi, dünya işçilerinin ve halklarının düşmanıdır.

• Bu konuda karar verme yetkisi, Filistin halkına yönelik suçlara ortak olan BM veya diğer uluslararası kurumlarda da değildir.

• İşçilerin dünya çapındaki devrimci seferberliği, Filistin halkı da dahil olmak üzere tüm halklara bir gelecek sunacaktır.

• 1948, 1967 veya 2025’te sürgün edilen tüm Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkı tartışılmaz ve devredilemezdir.

Bu konular, 21-22 Mart tarihlerinde Paris’te düzenlenecek olan emperyalist savaşa karşı acil uluslararası toplantıda OCRFI militanları tarafından ele alınacaktır. Bu toplantı, işçi hareketinin farklı eğilimlerinden militanları, grupları ve akımları bir araya getirecektir.

6 Şubat 2025