Başını ABD emperyalizminin çektiği emperyalist savaş dünyanın dört bir yanında patladı. Bu bir başlangıç olsa da her şeye rağmen bir 3. Dünya Savaşı başlangıcı! 60 yıllık ara dönem bitti. Çürüyüşünün zirvesine ulaşmış emperyalist/kapitalizm hayatta kalabilmek için yeni savaşlara ihtiyaç duyuyor ve bunun için de geçen yüzyıl Rosa Luxemburg’un haklı olarak tespit ettiği gibi korkunç bir militarizasyona ve esas olarak Çin gibi çok büyük pazarlara ihtiyaç duyuyor. Trump gibi palyaço liderlerin ortaya çıkması bir tesadüf değil, sistemin varlığını sürdürmek istemesinin mantıki sonucu.
Emperyalizm, Çin’in sahip olduğu dünyanın en büyük pazarını ele geçirmek istemesinin yanı sıra, klasik emperyalist sömürü mekanizmalarını dünyanın çeşitli bölgelerinde zorlamasından da rahatsız olduğu için Çin’i önüne hedef olarak koymuş durumda. Ama bunun için zemin temizliği yapması gerekiyor ki, bunun için de Latin Amerika (Venezuela, sonra Küba vs.) ve şimdi de İran. Dünyanın en büyük petrol yataklarına sahip olan Venezuela şimdi Çin yerine İsrail’e petrol sevkiyatı yapıyor. İran savaş nedeniyle Hürmüz Boğazını kapatmak zorunda kaldı, savaşı kaybederse bu petrol de ABD şirketlerinin kontrolüne geçecek.
Emperyalist Savaş dedik. Şöyle ki: İlk olarak Ukrayna’da başlatılan da üstü örtülü de olsa bir AB emperyalizmiyle Rus emperyalizmi savaşı. Daha sonra Filistin’de derhal soykırıma varan bir emperyalist savaş ve şimdi İran’a karşı bir emperyalist savaş.
Bunların hepsi dünya emperyalist savaşının parçaları. Aynı savaşın parçaları ama hiçbiri birbirinin benzeri değil. Devrimci Marksizm bu savaşların hepsine yanıt olarak bir “Evrensel İşçi Konseyleri Cumhuriyeti” stratejik hedefini koysa da, herbirine farklı taktiklerle müdahale etmeyi zorunlu kılıyor.
Ukrayna/Rusya Cephesi
Nitekim bugün Ukrayna’da dört yıldır süren savaş bir emperyalistlerarası savaştır. Rus emperyalizmiyle AB emperyalizmi tarafından desteklenen Ukrayna arasında süren bir savaştır bu. Devrimci Marksistlerin ve dolayısıyla işçi sınıfının öncüsünün bu savaşta izlemesi gereken taktik/politika her iki ülkede de bozgunculuk/ kendi tarafının yenilmesi politikası olmalıdır. Yani her iki ülkenin işçi sınıfları da kendi ülkelerinin hükümetlerinin yenilgisini ehven-i şer (kötünün iyisi) kabul ederler. Sadece bu politika her iki ülkede de iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesine imkan sağlar.
Filistin Cephesi
Filistin’de izlenmesi gereken politika çok net olmakla birlikte- soykırım ve kolonizasyona karşı- zafer için daha da ayrıntılandırılmalı ve dünya devriminin bir parçası haline getirilmelidir.
Filistin halkının mücadelesi şu anda dünya devrimi sürecinin zirvesidir. Dünyanın bütün emperyalist ülkelerinin soykırımcı politikaları karşısında teslim olmayı reddederek Gazze’de yıkılıp yokedilmiş olan kendi topraklarına dönmeyi bütün bombalamalara rağmen ısrarla gerçekleştiren bir halk bu şerefi fazlasıyla hak ediyor.
Ama Filistin’in kurtuluşu mücadelesinde- ki bu 1948’den bu yana İsrail devletinin işgal ettiği toprakların kurtarılması ve dolayısıyla İsrail devletinin varlığına son verilmesi anlamına gelir- izlenecek politika çok önemlidir. Bu politikaya göre, Arap, Yahudi, Müslüman, Hıristiyan, Ate ve seküler bütün Filistinliler’den oluşan bir devrimci önderliğin inşası vazgeçilmez bir zorunluluktur. Batı Şeria’da FKÖ, Gazze’de Hamas ve İsrail’de İsrail Komünist Partisi önderlikleri – ki bu sonuncusu zaten Filistin Komünist Partisi adını bile İsrail Komünist Partisi’ne çevirme utancını üzerinde taşıyor- iflas etmiş önderliklerdir. Hepsi işin bugünlere varmasına yol açan Oslo ürünü “iki devletli çözümü” kabullenmiş önderliklerdir. Filistin’in Arap, Yahudi, Müslüman, Hıristiyan, ate ve seküler emekçileriyle gençlerinin yürüttükleri mücadele yeni bir önderliğin “Bağımsız, Birleşik, Laik ve Demokratik” tek bir Filistin devleti hedefiyle inşa edilmesinin yolunu açıp dünya devrimine bütün bölgede ivme kazandıracaktır.
İran meselesi
ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi öncülüğünde Avrupa’nın belli başlı bütün emperyalist devletlerini arkasına alan orantısız bir emperyalist savaş İran’a karşı başlatılmış durumda. İran’ın 47 yıllık İslamcı önderliği bugüne kadar ülke içinde uyguladığı işçi örgütlenmelerine, başta Kürtler olmak üzere bütün ezilen ulus örgütlenmelerine, kadınların ve gençlerin özgürlük taleplerine düşmanca yaklaşmış ve bunları büyük bir zulümle bastırmış olduğundan kitle desteğini büyük ölçüde yitirmiş bulunmaktadır. Bütün bunların üstüne ekonomik sistem olarak da tamamiyle yolsuzluğa batmış bir hükümet olarak üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti baş tacı eden bir kapitalizmi ayakta tutmaya çalıştığından kendi geleneksel tabanında bile desteğini yitirmeye başlamıştır. Şu anda hala ayakta durmasının nedeni bu rejime muhalif kitleler nezdinde bile ABD emperyalizmiyle İsrail siyonizmine duyulan haklı nefrettir.
İşçi sınıfının öncüsü, Büyük Şeytanla onun çocuklarının vahşi saldırıları karşısında şu an İran’da bozgunculuk/yenilgicilik politikası önermez. Hatta tam tersine, olası bir işgal durumunda İran devletinden emperyalizme karşı savaşmak üzere en sofistikeleri de dahil olmak üzere silah talebinde bulunmalı, bu silahları kendi eğitimcileri aracılığıyla kullanmalı ve kendi bağımsız silahlı örgütlenmelerini yaratmalıdırlar. İran rejiminin bazı sektörleri eğer emperyalizme karşı savaşacaksa, kimse onlara “sen gericisin, emperyalizme karşı savaşma hakkın yok” deme lüksüne sahip değildir. Rejim işçi sınıfının öncü örgütlerine bu silahları vermeyi reddettiğinde kitleler nezdinde İslamcı önderliği teşhir etme imkanını elde ederler. Bu teşhirde rejimin emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelede yetersiz kaldığı ve böyle giderse yenilgiye uğrayacağı söylenmelidir. Emperyalizme karşı mücadelede anti-emperyalist bir cepheyi reddettikleri propagandası yürütülme imkanı yakalanmış olur. Bu durumda İran’ın işçi, gençlik ve kadın örgütlenmeleri bu yoldan kendi bağımsız partilerini de inşa etme imkanını elde ederler. Bugüne kadar zulme uğramış Kürt örgütlerine böyle bir savaşta en azından emperyalistlerin yanında yer almamalarını önerebilmeleri imkanı doğar. Ancak bu yolda hareket eden işçi örgütlenmeleri emperyalizme ve siyonizme karşı mücadelede İslami önderlikten daha cesur, daha bilinçli ve kararlı olmak zorundadırlar.
İşte böyle bir mücadele hattı İran’da öncü işçilerin geniş kitleleri kazanarak iktidar mücadelesi yoluna girmelerine imkan sağlayabilir. Gene ancak böyle bir mücadele hattı, onları, İrak işgalinde olduğu gibi karşı-devrimci sürecin basit izleyicileri olmaktan çıkarır.
Şimdi, Ukrayna/Rusya, Filistin ve İran savaşlarında ileri sürdüğümüz bu politikaları hayata geçirmenin hayal olduğu, real politiker’in buna izin vermeyeceği, böyle yapılırsa kıyıma uğranılacağı şeklindeki itirazla mutlaka karşılaşacağız. Böyle itirazlar yapanlar tarihte devrimci politikaların nasıl bir cesaret ve fedakarlık gerektiği konusunda geçmişte bildiklerini de unutmuş olanlardır. Ne de olsa aradan 60 küsur yıl geçti! Ama şu unutulmasın: Eğer ortada bir 3. Dünya Savaşı, yani bir uluslararası karşı-devrim tehdidi varsa, uluslararası devrim imkanı da var demektir. İran’ın uğradığı saldırı karşısında başta ABD olmak üzere bütün emperyalist metropollerde işçi sınıfının öncüsünün yapması gereken kitlesel emperyalist savaş karşıtı eylemler ve mümkün olduğu koşullarda kendi ülkelerinin savaş makinasını sabote etmeye çalışmaktır. Bu politikaları savaşın yaratacağı ortamdan daha kolay devreye sokabilme şansı hiçbir zaman yakalanamaz.
Tabii savaş aynı zamanda 1. ve 2. Dünya savaşlarında uygulanan sosyal-şoven (sosyal demokrat yurtsever) ve kom-şoven (komünist yurtsever) politikalarla hesaplaşarak işçi sınıfının dünya partisini yeniden inşa etmenin de yolunu sonuna kadar açacaktır.
