Konumuz Arap ülkeleri ve Arapça olduğuna göre Devrim kelimesinin sözlükteki karşılığıyla ilgili olarak Arapçaya başvurmanın avantajını kullanmak mümkün, şöyle ki: Frenkçedeki Révolution yani bizdeki Devrim kelimesinin Arapçada iki karşılığı vardır. Bunlardan biri İnkılâp ve diğeriyse İhtilâldir. İnkilâp bir süreci ifade ederken, ihtilâl sadece eski yönetimin devrildiği an’ı adlandırır. Örnek vermek gerekirse; Büyük Fransız inkılabı Haziran 1789’da başlamış ve 1797’de sona ermiştir. Buna karşılık Fransız ihtilâli Bastille hapishanesinin düştüğü tarih olan 14 Temmuz 1789’dur. Gene 1917 yılının Şubat ayından patlak veren Rus inkılâbı iç savaşın sona erdiği 1921 yılına kadar sürmüş ama Rus ihtilâli 25 Ekim (7 Kasım) 1917 tarihinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla bir başka biçimde ifâde etmek gerekirse, inkılâbın içinde ihtilâl gününün kendisi de dâhil olmak üzere bir dizi iniş ve çıkış vardır. Yani inkılâbın içinde devrim ve karşı devrim dalgaları vardır. İnkılâbın içinde yoğunlaşmış bir sınıf mücadelesi vardır.
İşte devrimin bu klasik tanımlarına bakmaksızın Kuzey Afrika’da cereyan eden gelişmelere bakarak Tunus’ta ve Mısır’da “14 Temmuz” ve “25 Ekim” yaşanmadığı için o ülkelerde devrim olmadığını söylemek maalesef ciddi bir tarih bilgisi eksikliği anlamına gelir. Çünkü söz konusu olan bu iki ülkede de proleter devrimi başlamış bulunuyor ve bu devrimin süreklilik kazanıp kazanmayacağı ya da üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimine son verip vermeyeceği olayların bundan sonraki gelişimine ve yaşanan inkılâp içinde işçi sınıfının öncüsünün ortaya çıkıp çıkmamasına bağlıdır. Nitekim her ikisi de emperyalizme bağımlı olan bu ülkelerde önce emperyalizmden kopuş sürecini öne çıkaran bir kurucu meclis şiarının ileri sürülmesine bağlı olarak (ki bu talep daha şimdiden varolan kitle örgütleri tarafından dillendirilmektedir) işçi-köylü ve asker sovyetleri (konseyleri- şuraları) veya bunların benzerleri ortaya çıkacak ve devrim süreklilik kazanarak kapitalist özel mülkiyete de son verecektir. Bu durumda anti-emperyalist taleplerle anti-kapitalist talepler arasında bir duvar olmayacak, dolayısıyla anti-emperyalist bir birleşik cepheyle anti-kapitalist bir işçi cephesi arasında da bir Çin Seddi olmayacaktır. Bugün (27 Şubat) Tunus’ta meydana gelen olaylar işçi ve gençlik kitlelerinin mevcut rejimle hesaplaşmayı sürdürme kararlılığında olduklarını gösteriyor. Benzer çatışmaların Mısır’da yaşanmakta olduğuna da tanık olmaktayız. Öte yandan Tunus’ta işçi sınıfının elinde UGTT adını taşıyan bir işçi konfederasyonu, yönetiminin bütün kaypaklığına ve içinde süregelen bütün mücadeleye rağmen bir kazanım olarak işçi sınıfının elinde bulunuyor, Mısır’da ise daha geçen gün 30 bin işçi Tahrir Meydanı’nda kuruluşu yapılan devletten bağımsız yeni işçi sendikasına katıldıklarını ilân etmiş bulunuyorlar. Sırada daha yüzbinlerce işçi, devlet sendikasından ayrılıp bağımsız sendikaya katılmak için bekliyor. Dolayısıyla her iki ülkede de devrim bütün hızıyla sürüyor.
“Arap” Devrimi yok!
Bazı Devrimci Marksist yayın organlarında Tunus Devriminin patlak vermesiyle birlikte Arap Devriminin başladığından söz ediliyor. Nitekim bu yayın organlarından bazıları “politik” devrim olarak bir Arap devriminden söz ederken bazıları da bir “demokratik” devrim olarak Arap devriminden söz ediyorlar! Oysa ortada bir Arap devrimi yoktur ve zaten olamazdı da. Arapça konuşulan ülkelerde gerçekleşen devrimler Arap Devrimi olarak adlandırılamaz. Nedenlerine gelince:
Birincisi, Arap ulusu diye adlandırılan yekpâre bir Arap ulusu olmadığı gibi Arap ulusunun kendisi de yoktur. Buna mukabil Mısır ulusu, Tunus ulusu, Cezayir ulusu vs.’den söz etmek mümkündür.
İkincisi, bu ulusların aynı dili konuşmanın dışında hiçbir ortak yanları da yoktur. Mısır’la Cezayir’in hiçbir benzerliği olmadığı gibi, Irak’la Tunus’un ya da Fas’ın hiçbir benzerliği yoktur, Libya bambaşka bir ülkedir ve Suudi Arabistan hepsinden farklıdır. Bahreyn, Katar, Kuveyt vb.’in neden Arap ulusu (?) olduklarının da anlaşılır bir yanı yoktur.
Üçüncüsü, “Arap ulusu” Osmanlı’dan kalma bir kategorizasyondur. Sol çevrelerde kullanılır olmasının nedenini Stalinizmde ve Baas milliyetçiliğinde aramak gerekir. Bu konuda Türkiyeli devrimci Marksistlere ilham kaynağı olup onları Arap ulusu ve dolayısıyla Arap Devrimi keşfetmeye sevk eden 70’li yıllarda Köz Yayınlarından çıkan ve o sıralar gerçek kimliğini bizim de bilmediğimiz ve Ahmet El Kudsi imzalı “Arap Dünyasında Milliyetçilik ve Sınıf Mücadeleleri” adlı kitaptı ki sonrasında kitabın yazarının Samir Amin olduğunu öğrendiydik.
Dördüncüsü, Arapça konuşulan ülkelerde yaşayanları Arap ulusu ve o ülkelerde gerçekleşen devrimleri de ister istemez Arap devrimi olarak nitelemek bizi oldukça tehlikeli sulara sevkedebilir ki, o da şudur: Devrim, Azerbaycan’da ya da Özbekistan’da patlak verirse Türk Devrimi başladı mı diyeceğiz?
Öte yandan “Arap” Devriminin olmadığını görmek için bizzat yaşanan devrimci süreci bile izlemek yeterli olsa gerek. Tunus devrimi daha en başından bir proleter devrimi olarak patlak verdi (devrimin ana örgütü UGTT’nin yani Genel İşçi Konfederasyonunun merkezlerini ve lokallerini kulllanan işçiler, işsizler ve gençler oldu) onu izleyen Mısır devrimi de başlangıçtaki bulanık karakterine rağmen bağımsız sınıf örgütlerinin inşasına yönelerek proleter karakterini göstermeye başladı. Libya’da yaşanansa şimdilik tamamen farklı nitelikte: Tepeden tırnağa silahlanmış aşiretler savaştalar. Kaddafi katliam yapıyor, emperyalizm petrol ve doğal gaz için askeri müdahaleye hazırlanıyor. AB, NATO teyakkuzda. Erdoğan’la görüşen Washington, kendi yerine onu konuşturuyor.
Tek gerçek, emperyalizmin dengelerinin Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da fena halde sarsıldığı. Yıllar sonra iki İran savaş gemisinin sembolik olarak Suveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e açılması bile bunun göstergesi. Latin Amerika’da yıllardır süren devrimci yükselişe, Avrupa proletaryasının destek vermesinin ardından şimdi de Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki devrimlerin eklenmesine bir de “uyuyan dev”in yani ABD proletaryasının ayağa kalkmasını kattığınızda (Wisconsin Eyaletinde sendikaların Genel Grev hazırlığı) emperyalist sistemin içine düştüğü durumu görmek mümkün oluyor.



