— Şadi OZANSÜ
Türkiye’de uzun süredir liberalizmin her iki kanadıyla (sağ ve sol) ulusalcı “sol” arasında keskin bir çatışma sürüp gidiyor. Bu çatışmanın kendini en açık biçimiyle açığa vurduğu politik düzlemse AKP ve Ergenekon davaları oldu. Bu davalardan birincisinin AKP’nin “aklanması” ile sonuçlandığı diğerinin ise daha uzun zaman adından söz ettireceği belli olmuş gibi. Bizi ilgilendiren bu davaların sonuçlarından ziyade Türkiye sosyalist hareketinde yol açmış olduğu kırılmalar olsa gerek. Gerçekten sosyalist hareketin kimi kesimleri (hareketin kendi zaafları nedeniyle) taraflardan birinin yanında yer alırken, diğer bazı kesimleri de öbürünün yanında konumlanmayı tercih ettiler. Daha önceki yazılarımızda da belirtmiş olduğumuz gibi, bizim, bu iki şer arasında ehven de gözükse harhangibirine daha “yakın” durmamız kesinlikle söz konusu olamayacağı gibi, bu anlayışta olan kesimlerle bir tartışma yürütmemiz bile söz konusu değildir. Dolayısıyla IV. Enternasyonal geleneğinin günümüzdeki ana temsilcisi olan akımımızın Türkiye’deki bu çatışmada kendileriyle tartışmaya değer verdiği akımlar bu iki kesimin dışında konumlanan ve bir “üçüncü” cephenin açılması gerektiğini ileri sürenlerdir. Bu yazıdaki amacımız, öncelikle üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimi olan kapitalizmin geldiği evrenin hiç de sadece bir “finansal” kriz nitelendirilmesi kolaycılığı ya da özürcülüğüyle geçiştirilmesi mümkün olmayan sistemsel krizinin binlerce yıllık insan medeniyeti üzerinde yaratacağı tahribatın neler olabileceğine ilişkin bir tartışma ve çürümüş kapitalizmin dünyayı içine soktuğu bu yoldan çıkartmanın araçlarının neler olduğunun araştırılması ve ardından da Türkiye’deki ulusal “sol” ile liberaller tepişmesinin arkasında yatan maddi temellerin neler olduğunun irdelenmesi ve bunun politiklarımıza nasıl yansıtılması gerektiği olacak.
(devamı basılı olarak edinilebilir)



