— Mahir HAMDİ & Kamil KARAAĞAÇ
Dünya kapitalizminin krizinin faturasının emekçilere yüklenmeye çalışıldığı; işsizliğin, iflasların, hak kayıplarının, baskıların vb. giderek arttığı bir süreçten geçiyoruz. Önümüzdeki dönemde krizin genişleyerek derinleşmesi, kamu emekçileri dâhil bütün işçi sınıfının hayat koşullarını daha da dayanılmaz hale getirecek ve çelişkileri keskinleştirecektir. 1990’larda kamu çalışanlarının kararlı ve militan mücadelesi sonucu 11–12 Kasım 1995 tarihinde kurulan KESK, bugün önemli bir tarihsel sorumlulukla karşı karşıyadır. KESK bu süreçte ya yeniden ayağa kalkıp en geniş emek cephesine önderlik edecek ya da var olan hantal, statükocu yapılardan biri olarak işçi sınıfının umudu olmaktan çıkacaktır. KESK halen Birleşik İşçi-Emekçi Cephesi’nin bu topraklarda oluşturulmasına önderlik edecek en büyük adaydır. Çünkü devletten ve sermayeden bağımsız bir politikada ısrarını sürdürüyor. Çünkü “işçi sınıfı buharlaştı” teorilerinin havada uçuştuğu 1990’lı yıllarda verdiği fiili ve meşru mücadele ile kamu sendikacılığının önünü açtı. Çünkü geçmişinde verdiği militan mücadele birikimi ve bu geçmişe sahip çıkmaya çalışan bir kadrosu var. Çünkü son 15 yıldır toplumsal muhalefete önderlik ediyor…
