Bu Sayı

— Yayın Kurulu

Oldukça uzun bir aranın, bir senenin, ardından nihayet yine birlikteyiz. Nedenleri – IV. Enternasyonal Genel Konseyi, yerel seçimler – politik olmayan bu ayrılığın sonuçları elbette politik oldu: Bir sene boyunca PGB Sosyalizm olarak görüşlerimizi ayrıntılı olarak  açıklayamadığımız pek çok önemli gelişme yaşandı. Elinizdeki sayıyla bu eksikliği gidermeye çalışacağız ve bundan sonra da senede üç sayı sözümüzde duracağız.

PGBS 40. Sayı KapakBelirttiğimiz gibi yerel seçimler bu sayımızın gecikmesinin temel nedenlerinden biriydi. 2007 Genel Seçimleri’nde Kürt Hareketi dışında bağımsız bir tutum sergileyemeyen ve onun dayattığı adayı kabul etmek durumunda kalan Sosyalist Hareket bu seçimlerde neredeyse hiç varlık gösteremedi. Bu koşullarda biz İşçi Kardeşliği Partisi altında bir işçi kardeşimizi – Erhan Taş’ı – aday gösterdik ve sınırlı bir kampanya ile sesimizi duyurduk. Ne var ki Sosyalist Hareket’in çok değil, bin militanı ile kapitalizmin krizi koşullarında geniş yığınları etkileyebilir, işçi sınıfının kurtuluş için bir alternatif oluşturabildiğini dosta düşmana gösterebilirdik. Bu sınırlı kampanya tabii bunu ancak sınırlı bir biçimde başarabildi.

Bu sayımız yeni arkada bıraktığımız yerel seçimlerin bir değerlendirmesi ile açılıyor. Şadi Ozansü seçimlerde iki partinin özellikle analize ihtiyaç duyduğunu vurguluyor – AKP ve DTP – ve bu analizi yürütürken, emperyalizmin kıskacından kurtulmak üzere bir Kurucu Meclis için mücadelenin önemine dikkat çekiyor.

Kuşkusuz emperyalist sistemin krizi tüm politikayı doğrudan etkiliyor, bu nedenle ikinci yazımız İşçi Kardeşliği Partisi’nin bu konuyla ilgili bir bildirisi. Bildiri iki çağrı etrafında – işten çıkartmaların yasaklanması ve bankalara el konması – acil eylem birliği ve hükümetten bağımsızlık için çağrı yapıyor.

Sonraki yazı Şadi Ozansü imzalı ve son olarak Ergenekon Davası’nda kendini ifade eden liberaller ve ulusalcılar arasındaki çatışmaya ışık tutmaya çalışıyor. Ancak bunu Dava’nın detaylarında kaybolmak yerine dünya durumundan hareketle yapıyor, zira yazının tezi aslında tüm meselenin emperyalizmin krizi ve bundan çıkış için yaptıklarının Türkiye ayağı olduğu.

Çatı Partisi’ni tartışmak üzere yola çıkan Musa Uzun’un yazısı sınıfların durumu ve birbirleriyle ilişkilerinden yola çıkmayı tercih ediyor ve bu kapsamda birleşik işçi cephesi taktiğinin yakıcılığını da değerlendiriyor.

Devrimci Marksist çevrelerde yakından takip edilen bir gelişme, Fransa’da LCR’nin (Devrimci Komünist Birlik) feshi ve NPA’nın (Yeni Anti-Kapitalist Parti) kuruluşu Dominique Ferre’nin yazısında ele alınmış. Yazı, ayrıntılı olarak LCR’nin son dönemindeki tartışmaları irdeliyor ve NPA’da şeklini bulan yeni parti modelini ve onun başta AB olmak üzere tüm önemli konulardaki “ikili söylemini” eleştiriyor.

12 Haziran’da İrlanda halkına dayatılan referandumda “hayır”ın zafer kazanması ve ardından gelen sistem kriziyle Avrupa Birliği neredeyse dağılma noktasına gelmiş durumda. Bunun faili kapitalizmin çürümüş yapısı olduğu kadar, onun çürümüş aygıtı AB’ye direnen Avrupa halklarının direnişi de. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı kararlarıyla, İrlanda’ya ve diğer ülkelere tekrar tekrar dayatılmak istenen Lizbon Antlaşması’yla ve diğer araçlarla saldıran Avrupa Birliği, artık giderek güçlenen bir başkaldırıyla boğuşmak zorunda. Christel Keiser de bu başkaldırıyı ve emperyalizmin onu kontrol altına alma çabasını inceliyor.

2008 yılı emperyalizmin Ortadoğu’daki koçbaşı İsrail devletinin Filistin’e vahşi saldırısıyla kapandı ve ne AB, ne de ABD en ufak bir engelleme çabasında bulunmadı. IV. Enternasyonal Uluslararası Sekreteryası’nın açıklamasına yer veriyoruz.

Bu sayımızda ufak bir KESK dosyasına yer verdik. KESK; mücadeleci tarihi, işçi sendikalarının üye kaybetmesiyle artan önemi ve bugün içinde bulunduğu sorunlu durum nedeniyle ilgiyi hak eden bir konfederasyon. KESK üyesi iki yazarın – Mahir Hamdi ve Kamil Karaağaç – ortak kaleme aldığı yazıda KESK’in iç işleyişi ve politikasıyla ilgili bir tartışma yürütülüyor.

KESK dosyasındaki diğer yazı ise Engin Bodur imzalı. Yazıda KESK’in mevcut tartışmalarından çıkma amacıyla Mustafa Sönmez’in hazırladığı program inceleniyor. Yazarımız, bu programın çok önemli eksiklerine dikkat çekiyor ve işçi sınıfının tarihsel mücadelesinden damıttığı ilkeleri çerçevesinde bir program öneriyor.

IV. Enternasyonal Ekim 2008’de Genel Konseyi’ni topladı ve Ekim 2009’da yapılacak VII. Dünya Kongresi için hazırlıklara başladı. Kapitalizmin bir kez daha yapısal krizine savrulduğu bu dönemde IV. Enternasyonal, işçi hareketinin içindeki herkesi, her akımı kendi uygun gördükleri biçimler altında Kongre’ye katılmaya veya onu izlemeye çağırıyor. Sonraki metin ise Kongre’ye giderken dünyanın içinde bulunduğu durumu ve IV. Enternasyonal’in görevlerini aktarmaya çalışıyor.

Genel Konsey’in Filistin üzerine aldığı karar, 1947’den beri bu meselede tutarlı bir zeminde duran IV. Enternasyonal’in tutarlı çizgisini bir kez daha yineliyor ve tek çıkış olarak FKÖ’nün 1968’deki laik, demokratik, birleşik Filistin devleti şiarını gösteriyor.

Genel Konsey’in Avrupa kararı Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu bunalımı temel alıyor ve şunun altını çiziyor: AB infilak ediyor, ancak bu onun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. İşçilere ve yoksul köylülere karşı gerici bir “kutsal ittifak” olarak varlığını devam ettiriyor.

Yayımladığımız son Genel Konsey kararı ve bu sayımızın da son yazısı Amerika kıtası üzerine. Ekim 2008’den beri Barack Obama’nın seçilmesiyle metin güncelliğini yitirmiş gibi görünse de Obama’nın vaatleriyle kapitalist sisteme bağlılığı arasındaki sıkışmışlığını önceden görmesi sebebiyle önem arz ediyor ve IV. Enternasyonal’in temel çizgisinin – bir işçi partisinin inşasının – yollarını araştırmaya devam ediyor.

Dört ay sonra görüşmek üzere, hoşçakalın.