Siyasal İslam karşısında kadınlar Gülnur Savran

Dinlerin tarihini kadınların ezilmesinin tarihi olarak da okumak mümkün. Çoktanrılı dinlerden tektanrılı dinlere geçiş, aynı zamanda, ticaretin yaygın olarak geliştiği, artığın büyüdüğü ve erkek egemenliğinin kurumsallaştığı toplumlara geçiş demek. Ancak bu yazının amacı, genel olarak dinler karşımda kadınların konumuna açıklık getirmek, farklı dinlerde kadınların tabiatını yeniden üreten ve süreklileştiren sembolleri yorumlamak değil. Bu yazının, çok daha sınırlı ve özgül bir sorun etrafında süren bir tartışmaya marksist ve feminist bir pozisyondan katılmanın ötesinde bir iddiası yok. Kast ettiğim sorun şu: Bugün Türkiye’de (RP’nin iktidardan düşmesine rağmen) yükselen siyasal islama karşı kadınların nasıl bir mücadele perspektifi benimsemeleri gerekiyor? Devamı

Devlet mülkiyeti: Toplumsal mülkiyete giden yol “Yeni bir kamusal alan” tarifinin imkansızlığı1 SUNGUR SAVRAN

Bu çözüm, ancak modern üretici güçlerin toplumsal niteliğinin fiilen kabulü ile, dolayısıyla, üretim, mülk edinme ve mübadele tarzlarının üretim araçlarının toplumsallaşmış karakteriyle uyumlulaştırılması ile sağlanabilir. Bu da ancak bir bütün olarak toplumun kontrolü dışındaki her türlü kontrolün ötesine taşmış olan üretici güçlerin, toplum tarafından açıkça ve dolaysız biçimde sahiplenilmesi sonucunda gerçekleşebilir (…) Proletarya politik iktidarı eline geçirir ve üretim araçlarını devlet mülkiyeti altına alır. (Friedrich Engels)2

Dünya kapitalizminin neredeyse çeyrek yüzyıla uzanan krizine kendi lehine, işçi sınıfı ve emekçiler aleyhine bir çözüm arayan uluslararası burjuvazinin bu amaçla geliştirmiş olduğu yeni-liberal stratejinin ana eksenlerinden biri özelleştirmedir. Bu stratejinin “küreselleşme” ve esnekleştirme türünden öteki ayakları gibi, özelleştirme de açıkça ve dolaysız biçimde bir sınıf politikasıdır: Uluslararası burjuvazinin dünya işçilerine ve emekçilerine genel taarruzu çerçevesinde uygulanan bir politika. Özelleştirme politikasının bu berrak niteliğine rağmen, gerek dünyada, gerek Türkiye’de işçi sınıfı hareketinin ve solun özelleştirme konusunda, yer yer verilen ciddi mücadelelere rağmen tutarlı ve bütünsel bir karşı çıkışı gerçekleştiremediği, saptanması gereken bir olgudur. Elbette, bunda yaklaşık 20 yıldır uluslararası alanda ve Türkiye’de sınıf güç dengelerinin burjuvazi lehine gelişmekte oluşundan, burjuvazinin başarılı propaganda bombardımanına kadar birçok faktör rol oynamıştır. Ama işçi hareketinin ve solun özelleştirmeye tutarlı bir bütünlük içinde kartı çıkamamasının altında daha derine giden, ideolojik ve teorik boyutları olan bir sorun daha yatmaktadır. Devamı

Bir kongrenin anatomisi

— Şadi Ozansü

 

20 binin üstünde üyesi bulunan Özgürlük ve Dayanışma Partisi ilk Büyük Kongresini yaklaşık 2000 dolayında seçilmiş delegesiyle tamamladı. Türkiye sosyalist hareketinin birbirine son derece uzak birçok geleneğinin içinde yer aldığı bu topluluğun iki yıl gibi oldukça kısa bir zamanda dışarıdan bakanların anlamakta zorluk çektikleri bir biçimde bu süreci başarıyla tamamlamış olması fazlasıyla sevindiricidir. Partimizin bütün bileşenleri bu başarıdan kıvanç duyma hakkına sahiptirler. Bu satırların yazarı olarak, ben de, başarının altında imzası olan herkesi yürekten kutlamayı devrimci bir görev sayarak başlayacağım yazıya. Devamı

Komünist Manifestonun doksan yılı

— Lev Trotskiy

Komünist Partisi Manifestosu’nun yüzüncü yıl dönümüne topu topu on yıl kalmış olması inanılır gibi değil! Dünya edebiyatındaki bütün benzerlerinden daha dahice olan bu risale tazeliğiyle bugün bile bizleri şaşırtıyor. En önemli bölümleri, sanki dün yazılmış gibi. Hiç kuşku yok, genç yazarlar (Marx yirmi dokuz, Engels yirmi yedi yaşındaydı), geleceğe bakarlarken kendilerinden önceki, belki de kendilerinden sonraki herkesten daha uzak görüşlü olabildiler.

Marx ile Engels, daha 1872 basımına yazdıkları ön sözde, Manifesto’daki bazı ikincil parçaların eskimiş olmasına karşın, aradan geçen yirmi beş yıllık dönemde Manifesto artık tarihî bir belge haline gelmiş olduğu için, özgün metni değiştirme hakkını artık kendilerinde görmediklerini açıklamışlardı. O zamandan bu yana altmış beş yıl daha geçti. Manifesto’daki tek tük birtakım parçalar biraz daha geçmişte kaldı. Bu ön sözde, Mamfesto’daki fikirlerin gerek bugün geçerliliklerini tamamıyla koruyanlarını gerekse önemli ölçüde değiştirilmeye ya da geliştirilmeye ihtiyaç gösterenlerini özlü bir biçimde saptamaya çalışacağız. Devamı

Tunus Devrimi Üzerine Dördüncü Enternasyonal Bildirisi

Polis kalabalığın üzerine ateş açtı. Ama kitlesel gösterilerin her geçen gün büyümesini ve güçlenmesini engelleyemedi. Tüm dünyada işçiler ve halklar bu görüntüleri izlediler. Tunus halkının sokakları ele geçirmesini, baskıya karşı başkaldırmasını, devlete “kahrolsun rejim!” diye haykırmasını gördüler, duydular. Bunlar başkaldıran bir halkın görüntüleriydi…

Dördüncü Enternasyonal geçtiğimiz haftalarda baskıya, cinayetlere ve tutuklamalara karşı direnen; Ben Ali’yi alaşağı edip “Su ve Ekmek İstiyoruz, Ben Ali’yi Değil!” diye haykıran gençliğin, işçi sınıfının ve Tunus halkının hareketini selamlıyor.

Devamı