Filistin Halkının Katline Son

— IV. Enternasyonal Uluslararası Sekretaryası

Emperyalizmin ve Kremlin bürokrasisinin desteğiyle bundan altmış yıl önce Birleşmiş Milletler Örgütünün dayatmasıyla gerçekleştirilen Filistin’in paylaştırılması kararı 1947-48 yıllarında İsrail devletinin doğumuna yol açmış ve bu durum günümüzde de Gazze’de hapsedilmiş bulunan 1,5 milyon Filistinlinin yeni ve korkunç bir katliama uğramasına neden olmuştur.

Üç gündür İsrail ordusuna ait savaş uçakları, helikopterler ve füzeler Gazze şeridini aralıksız olarak bombalıyorlar. Ölü ve yaralı Filistinlilerin sayısı daha şimdiden yüzlerle ifade ediliyor. 30 Aralık tarihi itibariyle, 360 ölü, ve 300 kadarı ağır olmak üzere 1700 yaralı var. Bunların arasında İsrail savaş uçaklarının hedefine kendi evlerinde giren onlarca çocuk, kadın ve yaşlı insan var.

Günlük İsrail gazetesi Haaretz’in 29 Aralık 2008 tarihli sayısında İsrailli gazeteci Amira Hass, “Gazze bombardımanı Hamas’a değil bütün Filistinlilere karşı gerçekleştiriliyor” diye yazıyor.

İlk bombardıman dalgası tam da okullarından çıkan çocukların evlerine dönüş saatlerinde gerçekleştirildi. Uçaklar bombalarını bıraktıklarında çocuklar henüz sokaktaydılar. Devamı

Avrupa Birliği’ne Karşı İsyan Büyüyor

— Christel KEISER
Avrupa Kurumları’nın tanık olduğu kurumsal ve siyasal kriz, son aylar boyunca, büyük ölçüde derinleşti. Bu durumun kökeninde, -kendisiyle beraber nüfusun diğer katmanlarını, özellikle de köylülüğü de sürükleyen- işçi sınıfının, bütün Avrupa ülkelerinde, Avrupa Birliği siyasetine karşı gösterdiği direnç bulunmaktadır. İşçi sınıfının, genelde yöneticilerinin birincil iradelerinin ötesine geçerek, sürece örgütlerini de çekmeye çalıştığı [görülmüştür].
(devamı basılı olarak edinilebilir)

LCR’nin Feshi ve NPA’nın Kuruluşu

— Dominique FERRE

Fransız kapitalistlerinin gazetesi Les Echos 12 aralık 2008 tarihli sayısında Fransız Komünist Partisinin krizinin kaynağında neyin yattığını yorumlarken şöyle yazıyor: “(…) bu kriz, Avrupa komünist hareketinin, kendi kaynağını oluşturan kolektivist modelin yerine ne tür bir model önereceğini bilememesinin ya da bu konudaki yetersizliğinin ürünüdür. Gerçekten de, esas sorun kolektivizmdir. Marx; sınai kapitalizmin öğütücü dişlilerinin karşısına işçi sınıfının çıkarlarına dayanan kolektif bir cevabı getirmeyi tasarlamıştı. Ama bu cevap, sadece kapitalist ekonominin başarısıyla değil, aynı zamanda bireyin toplumsal hayattaki karşı konulmaz yükselişiyle de yenilgiye uğradı.”

(devamı basılı olarak edinilebilir)

Emperyalizmin Krizi ve Türkiye İşçi Sınıfı için Birleşik İşçi Cephesi

— Musa UZUN
Yıllardır ekonomi haberleri diye finans sermayenin kumarhanesi olan borsa ve karşılıksız basılan paraların siyasi ve askeri gücüyle oynandığı döviz piyasası ve bankalar, faiz oranları gibi masallar dinledik. Üretimdeki düşüşe ve şirketlerin bilançolarındaki faiz-rant gelirlerine dikkat uyarılarımız görmezden gelindi. Bütün dünyada üretici güçlerin nasıl yıkıldığını anlatmaya çalıştık. Felaket tellallığı yaptığımızı, ekonominin iyiye gittiği masalını anlatmayı sürdürdüler. Bütçenin yarıdan fazlasının faiz ödemelerine ayrılmasına rağmen borçlar büyüyor, elde avuçta olan her şey özelleştirme adıyla yağmalanıyor ama delik kapatılamıyordu. Sonunda gerçek gizlenemez oldu ve kriz patladı. Zaten yaşamı cehenneme çevirmiş işsizlik patladı, işyerleri kapanmaya ve işçi çıkarmaya başladı. Zamlar işkenceye dönüştü, işkenceciler sokak ortasında insanları öldürmeyi sıradan olaylar olarak yaygınlaştırdı.
(devamı basılı olarak edinilebilir)

Çürümüş Kapitalizmin Krizi ve Türkiye

— Şadi OZANSÜ
Türkiye’de uzun süredir liberalizmin her iki kanadıyla (sağ ve sol) ulusalcı “sol” arasında keskin bir çatışma sürüp gidiyor. Bu çatışmanın kendini en açık biçimiyle açığa vurduğu politik düzlemse AKP ve Ergenekon davaları oldu. Bu davalardan birincisinin AKP’nin “aklanması” ile sonuçlandığı diğerinin ise daha uzun zaman adından söz ettireceği belli olmuş gibi. Bizi ilgilendiren bu davaların sonuçlarından ziyade Türkiye sosyalist hareketinde yol açmış olduğu kırılmalar olsa gerek. Gerçekten sosyalist hareketin kimi kesimleri (hareketin kendi zaafları nedeniyle) taraflardan birinin yanında yer alırken, diğer bazı kesimleri de öbürünün yanında konumlanmayı tercih ettiler. Daha önceki yazılarımızda da belirtmiş olduğumuz gibi, bizim, bu iki şer arasında ehven de gözükse harhangibirine daha “yakın” durmamız kesinlikle söz konusu olamayacağı gibi, bu anlayışta olan kesimlerle bir tartışma yürütmemiz bile söz konusu değildir. Dolayısıyla IV. Enternasyonal geleneğinin günümüzdeki ana temsilcisi olan akımımızın Türkiye’deki bu çatışmada kendileriyle tartışmaya değer verdiği akımlar bu iki kesimin dışında konumlanan ve bir “üçüncü” cephenin açılması gerektiğini ileri sürenlerdir. Bu yazıdaki amacımız, öncelikle üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimi olan kapitalizmin geldiği evrenin hiç de sadece bir “finansal” kriz nitelendirilmesi kolaycılığı ya da özürcülüğüyle geçiştirilmesi mümkün olmayan sistemsel krizinin binlerce yıllık insan medeniyeti üzerinde yaratacağı tahribatın neler olabileceğine ilişkin bir tartışma ve çürümüş kapitalizmin dünyayı içine soktuğu bu yoldan çıkartmanın araçlarının neler olduğunun araştırılması ve ardından da Türkiye’deki ulusal “sol” ile liberaller tepişmesinin arkasında yatan maddi temellerin neler olduğunun irdelenmesi ve bunun politiklarımıza nasıl yansıtılması gerektiği olacak.

(devamı basılı olarak edinilebilir)