Birleşik Sekretarya’nın 16. Dünya Kongresi’nin Ardından

–Dominique FERRÉ

Birleşik Sekretarya’nın (Bir-Sek) 1 16. Dünya Kongresi Şubat ayının sonlarında Belçika’da gerçekleşti.

Sekretarya’nın bir önceki Dünya Kongresi 2003 yılında yapılmıştı. Son Dünya Kongresinin bilançosu Bir-Sek’in International Viewpoint dergisinde Salvatore Cannavo’nun ‘Enternasyonal Yeniden bir Olasılık Haline Geliyor’ (558-559, Şubat-Mart 2010) başlıklı makalesinde çizilmiştir.

Bir soru sorarak başlayalım: Herhangi bir işçinin ya da gencin devrimci bir örgütlenmeye sadece ne söylediğini değil, ne yaptığını da sorma hakkı yok mudur? Devamı

  1. Birleşik Sekretarya’nın nereden geldiğini hatırlayalım: “IV. Enternasyonal’in programına karşı çıkan bir yöneliş, sözde ‘Soğuk Savaş’ –herkesin Sovyet ve Amerikan “blokları”nın karşı karşıya geldiği bir dönem olarak bildiği– koşullarında IV. Enternasyonal’in kendi içinde gelişti ve kendi liderleri (Michel Pablo) tarafından cesaretlendirildi. ABD ve SSCB’nin karşı karşıya gelmesi durumunda, III. Dünya Savaşı riski, Pablo şu fikri geliştirdi: Stalinist bürokrasi “sola” kaydırılır ve Pablo’nun ifade etmeye razı olduğu şekliyle, elbette bürokratik bir tarzda, “sosyalizm”i gerçekleştirmek zorunda kalacağı bir pozisyonda –“yüzyıllara uzanacak bir geçiş sürecinde- bulur kendini. IV. Enternasyonal liderlerinin bundan çıkardığı sonuç sola kayması beklenen hareketi güçlendirmek için Enternasyonal’in Stalinist partilere girmesi gerektiği oldu. Bu durum bir yandan (Stalinist ve emperyalist) bloklar arasındaki mücadeleyi proletarya ve burjuva arasındaki sınıf mücadelesiyle yer değiştirken, diğer yandan, IV. Enternasyonal’in tasfiyesine neden oldu. Bu yönelişe karşı mücadele eden Fransız seksiyonunun çoğunluğu bürokratik yollardan ihraç edildi. “Troçkizmden kopan Pablocu akım” ile ayrılığın kökünde yatan neden budur (“The 20th Century in 20 Chapters”, IV. Enternasyonal’in Fransız Seksiyonunun eğitim broşürü). SSCB’nin 1991’de tamamen Stalinist bürokrasi nedeniyle dağılması, bürokrasinin “kendine özgü [sui generis] bir sosyalizmi başaracağı” varsayımını nihai olarak tarihin çöp sepetine attı. Fakat Pablocu grup (Bir-Sek), STK’lara ve “sosyal forumlar”a girerek, bir yandan da halen IV. Enternasyonal’i temsil ettiğini iddia etmeye devam ederek, 1991’den sonra da varlığını sürdürdü. Bu gruplaşma özellikle, bir kaçını söylemek gerekirse, Fransa’da Yeni Anti-Kapitalist Parti (NPA), Brezilya’da Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSOL), Portekiz’de Sol Blok (BE), Pakistan’da Pakistan İşçi Partisi (LPP) tarafından temsil edilmektedir.[]

Düşünmek İsteyen Uluslararası Marksist Eğilim (IMT) Militanlarına Açık Mektup

Alan Woods ve Serge Goulart iddia ediyor: IV. Enternasyonal canlandırılamaz!

Merak ediyoruz; nereye kadar gidecekler?

— Joao Alfredo LUNA 1

İngiltere’de Ted Grant’ın kurduğu eski “Militant” grubunun devamcısı, Alan Woods’un grubu (Uluslararası Marksist Eğilim ya da IMT- International Marxist Tendency) ve Brezilya’daki temsilcisi Serge Goulart (Marksist Sol/EM – Esquerda Marxista) IV. Enternasyonal’e her türlü referansı terk ettiğini açıkladı. Devamı

  1. La Vérité/Gerçek’in 68. sayısından dilimize Pınar Erol tarafından çevrilmiştir.[]

Bu Sayı

— Yayın Kurulu

PGB Sosyalizm’in elinizdeki sayısı dünya işçi sınıfı tarihinin çok özel bir anında gündeme gelme fırsatını yakalamış bulunuyor. Evet, gerçekten de kapitalizmin kokuşmuş emperyalist evresinde, başta Avrupa’da (Yunanistan, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya, Hollanda, Belçika gibi emperyalist ülkelerin yanı sıra AB’ye sonradan giren eski Doğu Bloku ülkelerinden Macaristan, Romanya, Polonya, Arnavutluk benzeri artık yarı-sömürge statüsüne geri düşmüş ülkelerde) proletarya eline geçirebildiği bütün araçlarla asalak burjuvazinin her renkten hükümetine (sağcı veya “solcu”) karşı grev, genel grev ve dev kitlesel gösterilerle mücadele etmeye çalışırken, aslında bir anlamda Latin Amerika ülkelerinin proletaryasına ve ezilenlerine “ artık sadece sizin mücadelenizi seyretmekle yetinmeyeceğiz, bu işin içinde biz de varız” demiş oluyordu ki, dünya devriminin bayrağını bir anda Tunus proletaryası eline geçirdi. Hem de öyle bir ele geçirdi ki, sürekli devrim bir anda başta Mısır olmak üzere bütün bir Magrip ve Maşrık coğrafyasını etkisi altına aldı. Şimdi dünya devriminin Tunus’ta patlak veren bu “en tepe” noktasından bakmak durumundayız dünyaya. Hiç merak etmeyelim, zaten emperyalistler de aynı şeyi yapıyorlar. Nitekim dünyanın ezilenlerinin gözlerinin içine baka baka ABD senatosu hiç utanmadan Tunus ve Mısır yöneticilerinin vaziyeti kurtarmak için neler yapmaları gerektiğine dair kararlar alıyor. Yani sendikası UGTT kanalıyla harekete geçen Tunus proletaryası ve gençliği emperyalizmin doğrudan hizmetkârı olan Bin Ali’yi ve bundan daha da önemlisi onun toplumun bütün hücrelerine kadar işlemiş tek partisi RCD’yi paramparça ederek sürekli devrim sürecini başlatmış bulunuyor. Kuşkusuz sürekli devrimin başarıya ulaşması, Tunus proletaryasının üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet rejimine son vermesiyle mümkün, ama bunun için de öncelikle geniş halk yığınlarını ABD ve AB emperyalizmlerinin sultasından koparması gerekiyor. Tunus proletaryasının ülkeyi emperyalizmden kopartacak egemen bir kurucu meclis şiarıyla ezilen kitleleri peşinden sürüklemesi sadece emperyalizmden kopuşu değil aynı zamanda emperyalizmin dayattığı mülkiyet ilişkilerinin de sorgulanmasını beraberinde getireceğinden yarı-sömürge ve emperyalizme bağımlı bir ülkede sürekli devrimin dinamiklerinin nasıl işleyeceğini gösterecektir. Tabii her şey aynı zamanda bu kurucu meclis hareketi içinde Tunus proletaryasının kendi bağımsız partisini inşa etmesine bağlıdır. 2. Dünya Savaşının öncesinden bu yana proletarya kendisine ihanet eden önderlikler (Sosyal Demokrat ve Stalinist) yüzünden içinde bulunduğumuz duruma düşmüştür. Kurtuluşu ve ayağa kalkışı kendi bağımsız önderliğini inşa etmesine bağlıdır. IV. Enternasyonal Tunus’ta da dünyanın bütününde de bu önderliğe adaydır. Üstelik bu önderliği sadece kendi güçleriyle inşa etme iddiasında da değildir. IV. Enternasyonal, ILC (Uluslararası Bağlantı Komitesi) örneğinde de görüldüğü gibi işçi sınıfının önderlik sorununu tam da Troçki’nin yöntemiyle, yani işçi sınıfının burjuvaziden ve hükümetlerden bağımsız bütün eğilim, grup ve sendikal yapılarıyla biraraya gelerek çözme amacındadır. İşte bu yüzden de bu sayımızın ilk yazısını IV. Enternasyonal’in Genel Sekreteri Daniel Gluckstein’ın Troçki ve Geçiş Programı başlıklı yazısına ayırdık. Gluckstein bu yazısında yukarıda çizdiğimiz bütün tabloyu Troçki’nin doğrudan açılımlarıyla zenginleştirerek okuyucunun önüne sunuyor. Bu yazıyı okuyanlar Troçkizmin kendisini burjuva liberalizmiyle “solculuk”tan nasıl ayırdığını kolaylıkla kavrayacaklardır. Yazı, aynı zamanda Troçki’nin diyalektik yöntemi ne büyük bir ustalıkla kullanıyor olduğunun da bir sergilenmesi. Devamı

Yükselen Çin Kabaran Çelişkiler

— Yasin KAYA

Batı kapitalizminin kalıtımsal “Çin istilası’’ korkusu yeni bir boyut kazanıyor. Artık korkulan sadece “dünyanın atölyesi’’ olan Çin’de üretilen ucuz malların dünya piyasalarını ele geçirmesi değil. “Kur savaşları’’ denilen süreçte ABD’nin para kurunu yükseltmesi için Çin’e yaptığı baskılara ve Çin’in ABD’ye “asıl sen dolar arzını arttırmayı durdur’’ demesine tanık oluyoruz. Çin Merkezi başkanı Zhou Xiaochuan’ın geçen yıl söylediği Amerikan dolarına bağımlı uluslararası para sistemini reforme etme çağrısı 1, bu yıl daha fazla tartışılmaya ve daha çok endişe uyandırmaya başladı. Çin dünyanın en büyük ihracatçısı haline gelirken, en büyük ticaret ortakları ABD ve AB’de taleplerin düşmesi yüzünden alternatif pazarlar arıyor. Örneğin, Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini güçlendiren Çin, Doğu Avrupa ve çevresindeki bölgelere açılmak için Yunanistan’da yeni liman satın alıyor; AB’nin başı beladaki diğer ülkeleri Portekiz, İrlanda ve İspanya’ya büyük yatırımlar yapıyor, bunlara AB’nin ya da İMF’nin vediğinden daha fazlasını sunmayı vaad ediyor 2; “İslam dünyası’’ ile münasebetlerini artırıyor. 3

Artık palazlanan Türkiye burjuvazisi de bu tür korkulardan azade değil. Kafası karışan Güler Sabancı, ABD-Çin arasındaki gerilimi soğuk savaş dönemine benzetiyor. Ezberi bozulduğu için korksa da, doğası gereği irrasyonel tüm sermaye aktörleri gibi Türkiye burjuvazisi de korktuğu yeni koşullardan pay çıkarmaya çalışmaya hazır. Sabancı Holding Doğu Asya’daki ucuz iş gücünü kullanmak için üretimini ve Çin’in büyümesi beklenen iç pazarından yararlanmak için tüketiminin bir kısımını Doğu’ya kaydırmaya hazır. 4 Elvis Presley’in “Doğu’ya git genç adam’’ sarkisi bizim patronlar ve patroncuların zihinlerine kazınıyor.

Bu gelişmeler nasıl yorumlanmalı? Yeni bir durum yok, gelişmeler Amerikan emperyalizminin yaygarasından mı ibaret? Yoksa Çin’in emperyalist sistemdeki rolü değişmeye mi başladı? Peki Çin’in bu haliyle mevcudiyeti emperyalizmin devamı için gerçekten tehdit mi? Eğer öyleyse bu işçi sınıfının uluslararası mücadelesi için ne manaya geliyor? Bu tür sorular başka memleketlerdeki sosyalistler arasında sorulmaya başlandı. Fakat Türkiye’de Çin üzerine tartışma henüz ciddi anlamda başlamadı. Bu gelişmelerin Türkiye işçi sınıfı için ne manaya geleceği konusunda ise tartışması neredeyse yok. Bu yazının gayesi bu fikir mesaisini Sosyalizm sayfalarında başlatmak. Devamı

  1. Zhou Xiaochuan, “Reform the International Monetary System”, 23 Mart 2009.[]
  2. Gökçe, Deniz. “Çin, Avrupa’yı satın alıyor”, Akşam, 22 Aralık 2010.[]
  3. İslam Dünyası ile Çin Arasında Yeni Dönem”, Haber 7, 18 Aralık 2010.[]
  4. Güler Sabancı: Çin’e sadece ucuz işçilik için değil, önce Çin için gidiyoruz,” Milliyet, 21 Eylül 2008. Burjuvazinin şehveti hükümeti de sarmış durumda. Geçtiğimiz aylarda Türkiye ve Çin arasında ekonomik ilişkilerin Yuan ve TL bazında yürütülmesi kararını da içeren sekiz önemli anlaşma imzalandı. “Çin ile çok önemli 8 anlaşma” Patronlar Dünyası, Ekim 8, 2010. http://www.patronlardunyasi.com/haber/Cin-ile-cok-onemli-8-anlasma-/92200.[]

Anti-Emperyalist Birleşik Cephe ve Sürekli Devrim

— Joao Alfredo LUNA 1

Sınıf mücadelesinin koşulları Lev Troçki’nin yaşamının son yıllarını Mexico’da geçirmesine neden olduğu için aynı zamanda onun Latin Amerika’nın sorunlarıyla doğrudan ilgilenmesine de vesile oldu.

Troçki, Rusya’da Çarlık rejimine karşı yürütülen devrimci mücadele dönemi boyunca marksizme yaptığı kişisel katkıları yeniden ele alan ve bunları bölgeye has yeni sorunları inceleyerek ve kendi militan deneyimi ile bütünleyerek – yani hükümet düzeyinde olduğu kadar Sovyet devletinin inşası tekil deneyiminin sorunlarını da dahil ederek- işçi hareketine burada da özgün bir katkıyı miras olarak bırakmıştır. Maalesef bu katkı da, aynen eşitsiz ve bileşik gelişme yasasının durumunda olduğu gibi kendisinden sonra yeterince üzerinde durulup geliştirilememiştir. Devamı

  1. La Vérité/Gerçek‘in 69. sayısından Şadi Ozansü tarafından çevrilmiştir.[]