— Lucien GAUTHIER
“Arap Baharı: umut, sonrasında hayal kırıklığı” – bu, Mağrip ve Ortadoğu’daki gelişmelere dair uluslararası basında tekrarlanan yeni temalardan bir tanesi. “Arap Baharı” ya da “Arap devrimi” tanımlamalarının Tunus ve Mısır’daki devrimci gelişmeleri, Yemen ve Libya gibi ülkelerde yaşananlarla aynı kategoriye koymayı amaçladığını zaten ilan etmiştik. Bu tanımlamalar, sadece Arap dünyasının değil, tüm dünyada devam eden sürecin bir parçası olan Tunus Devrimi’nin proleter niteliğini, emperyalizme karşı bir işçi devrimi olduğunu inkâr etmeyi amaçlıyordu.
Geçen sürede Libya, Yemen ve Suriye’deki olayların gidişatı bu tahlili doğruluyor. Tunus’ta olanlar gerçekten proleter devrime (ve bir diğer açıdan, Mısır’da bir devrimci sürece) doğru ilerliyor. Bu, emperyalizmin kışkırttığı karışıklıklar ve savaşların yol açtığı saldırılarla ilişkisi ayaklanmaların yaşandığı diğer ülkelerde söz konusu değil. “Arap” coğrafyasını (Mağrip ve Maşrık) bir bütün olarak aldığımızda, devrim ve karşı-devrim, proletarya ve emperyalizm arasındaki bir çatışmaya tanıklık ediyoruz. Ve emperyalizmin gezegeni egemenliği altına alması, her ulusal devrim sürecini doğrudan emperyalizmin dünya egemenliğiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle, Tunus devrimi enternasyonaldir. 20 yıl önce SSCB’nin çökmesinden bu yana, “sol” ve “aşırı sol”dan gelen tüm iddiaların aksine, bizler hâlâ Lenin’in dediği gibi “savaşlar ve devrimler çağındayız“.
Kapitalizmin (emperyalizm) can çekiştiği evre olan bu tarihsel çağda, kapitalizm hayatta kalma çabasında, işçilerin ve halkların adına hareket ettiğini savunan bu güçlerin işbirliği ve teslimiyetine bel bağlamaya çalışıyor. IV. Enternasyonal’in kuruluş programının [Geçiş Programı – çn] “insanlığın tarihsel bunalımı, devrimci önderliğin bunalımından ibaret hale gelmiştir” ifadesiyle başlamasının nedeni budur. Bu, her ülkede kendi ifadesini bulan enternasyonal bir sorun. Devamı →