Kitlesel İşçi Partisi Perspektifi Ne Olmalı?

— Trot­skiy ile “İş­çi Par­ti­si” Üze­ri­ne Bir Tar­tış­ma

Ge­çiş Prog­ra­mı­na iliş­kin ola­rak par­ti­mi­zin saf­la­rın­da yü­rü­tü­len tar­tış­ma­lar­da gö­rül­dü­ğü ka­da­rıy­la en faz­la Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde­ki iş­çi par­ti­si ile il­gi­li so­run tar­tı­şı­lı­yor. Ba­zı yol­daş­lar böy­le bir par­ti için kit­le­ler­de yay­gın bir is­tek ol­du­ğu­nu gös­te­ren hiç­bir de­lil ol­ma­ma­sın­dan ha­re­ket­le bir iş­çi par­ti­si ku­rul­ma­sı­nı sa­vun­ma­nın doğ­ru ol­ma­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yor­lar. Ay­nı yol­daş­lar eğer ku­rul­ma sü­re­cin­de böy­le bir par­ti ol­say­dı ya da kit­le­le­rin bu yön­de yay­gın bir ta­le­bi ol­say­dı, o za­man bu ha­re­ke­te dev­rim­ci bir muh­te­va ve­re­bi­le­cek bir prog­ram öne­re­bi­le­ce­ği­mi­zi ek­li­yor­lar. An­cak böy­le bir sü­re­cin yok­lu­ğu ko­şul­la­rın­da bu tür ob­jek­tif fak­tör­le­rin ek­sik­li­ği kar­şı­sın­da iş­çi par­ti­si­ne iliş­kin te­zi­miz opor­tü­nist ola­cak­tır. Bu nok­ta­yı bi­raz da­ha açık­lı­ğa ka­vuş­tu­ra­bi­lir mi­sin?

Ge­nel ola­rak iş­çi ve özel ola­rak sen­di­ka ta­ri­hin­den en te­mel ol­gu­la­rı­nı ken­di ken­di­mi­ze ha­tır­lat­mak ge­rek­ti­ği ka­nı­sın­da­yım. Bu açı­dan de­ği­şik ül­ke­ler­de­ki iş­çi sı­nı­fı­nın ge­liş­me bi­çim­le­ri çok de­ği­şik ol­muş­tur. Her ül­ke öz­gün bir ge­liş­me ti­pi­ne sa­hip­tir ama bu on­la­rın ge­nel ola­rak tas­nif edil­me­si­ni en­gel­le­mez.

Avus­tur­ya’da ve özel­lik­le Rus­ya’da iş­çi ha­re­ke­ti bir ha­re­ket ola­rak baş­la­dı, bir par­ti­nin et­ra­fın­da bi­çim­len­di. Bu ilk adım­dı. Sos­yal-De­mok­ra­si ilk saf­ha­sın­da top­lu­mun sos­ya­list ye­ni­den in­şa­ası­nın ya­kın bir ge­le­cek­te ger­çek­le­şe­ce­ği­ni umu­yor­du, fa­kat ka­pi­ta­liz­min bir sü­re için da­ya­na­cak ka­dar güç­lü ol­du­ğu or­ta­ya çık­tı ve sos­yal de­mok­ra­si uzun bir gö­re­li re­fah dö­ne­min­de ör­güt­len­me zo­run­da kal­dı.

Al­man­ya, Avus­tur­ya gi­bi ül­ke­ler­de ve özel­lik­le sen­di­ka­la­rın ön­ce­den bi­lin­me­di­ği Rus­ya’da sen­di­ka­lar po­li­tik bir par­ti, Sos­yal De­mok­ra­si ta­ra­fın­dan baş­la­tıl­dı, in­şa edil­di ve yön­len­di­ril­di.

La­tin ül­ke­le­rin­de, Fran­sa’da ve özel­lik­le İs­pan­ya’da çok fark­lı bir ge­liş­me ti­pi yer al­dı. Bu­ra­lar­da si­ya­si par­ti ve sen­di­kal ha­re­ket he­men he­men bir­bi­rin­den ba­ğım­sız­dır ve fark­lı bay­rak­lar al­tın­da­dır­lar ve hat­ta bir de­re­ce­ye ka­dar da bir di­ğe­ri­ne an­ta­go­nist­tir. Par­ti par­la­men­ter bir ay­gıt­tır. Sen­di­ka­lar -Fran­sa’da bir de­re­ce­ye ka­dar, İs­pan­ya’da da­ha faz­la- anar­şist­le­rin yö­ne­ti­mi al­tın­da­dır.

Üçün­cü tip de Bü­yük Bri­tan­ya, ABD ve de­ği­şik öl­çü­ler­de sö­mür­ge­ler­de gö­rü­len­dir. İn­gil­te­re sen­di­ka­la­rın kla­sik ül­ke­si­dir. On­lar sen­di­ka­la­rı on­se­ki­zin­ci yüz­yı­lın so­nun­da kur­ma­ya baş­la­dı­lar, Fran­sız Dev­ri­mi’nden ön­ce ve sa­na­yi dev­ri­mi de­ni­len dö­nem­de (ABD’de ma­nü­fak­tür sis­te­mi­nin yük­se­li­şi sı­ra­sın­da oluş­tu­lar).

İn­gil­te­re’de iş­çi sı­nı­fı­nın ken­di ba­ğım­sız par­ti­si yok­tu. Sen­di­ka­lar iş­çi sı­nı­fı­nın ye­ga­ne ör­gü­tüy­dü, an­cak as­lın­da bun­lar iş­çi sı­nı­fı­nın üst ta­ba­ka­la­rı­nın ör­güt­le­riy­di. İn­gil­te­re’de aris­tok­ra­tik bir pro­le­tar­ya var­dı, bu en azın­dan üst ta­ba­ka­sı için böy­ley­di, çün­kü Bri­tan­ya bur­ju­va­zi­si dün­ya pa­za­rı­nın ne­re­dey­se te­kel dü­ze­yin­de olan de­ne­ti­min­den ya­rar­la­na­rak iş­çi sı­nı­fı­na zen­gin­li­ğin­den kı­rın­tı­lar ve­re­bi­li­yor­du ve böy­le­lik­le bu aris­tok­ra­si­ye mil­li ge­lir­den pay dü­şü­yor­du. Bur­ju­va­zi­den bu ka­da­rı­nı al­mak için sen­di­ka­lar ye­ter­liy­di. An­cak bir yüz­yıl geç­tik­ten son­ra sen­di­ka­lar po­li­tik bir par­ti kur­ma­ya baş­la­dı­lar. Bu, Al­man­ya ve Avus­tur­ya’da ola­na ta­ma­men zıt­tır. Ora­da par­ti iş­çi sı­nı­fı­nı uyan­dır­mış ve sen­di­ka­la­rı kur­muş­tur. İn­gil­te­re’de ise sen­di­ka­lar yüz­ler­ce yıl­lık va­ro­luş ve mü­ca­de­le­den son­ra bir po­li­tik par­ti kur­ma­ya zor­lan­dı­lar.

Bu de­ği­şik­li­ğin ne­den­le­ri ne­ler­di? Bu çok kes­kin ola­rak ge­li­şen İn­gi­liz ka­pi­ta­liz­mi­nin top­ye­kün ge­ri­le­me­si­ne bağ­lıy­dı. İn­gi­liz par­ti­si an­cak bir­kaç on­yıl­lık bir geç­miş­le özel­lik­le 1. Dün­ya Sa­va­şı’ndan son­ra gö­ze çar­par ha­le ge­li­yor. Bu de­ği­şik­li­ğin ne­de­ni ne­dir? İyi bi­li­nir ki bu dün­ya pa­za­rı üze­rin­de­ki İn­gil­te­re te­ke­li­nin kalk­ma­sı ne­de­niy­le­dir. Bu 1880’li yıl­lar­dan iti­ba­ren ABD ve Al­man re­ka­be­ti ile baş­la­dı. Bur­ju­va­zi pro­le­tar­ya­nın üst ta­ba­ka­la­rı­nın im­ti­yaz­lı ko­nu­mu­nu sür­dür­me im­kan­la­rı­nı kay­bet­ti. Sen­di­ka­lar iş­çi­le­rin du­ru­mu­nu iler­let­me ola­na­ğı­nı yi­tir­di­ler ve po­li­tik ey­lem yo­lu­na gir­me­ye zor­lan­dı­lar, çün­kü po­li­tik ey­lem sa­de­ce eko­no­mik ey­le­min ge­nel­leş­ti­ril­me­si­dir. Po­li­tik ey­lem iş­çi­le­rin ge­rek­si­nim­le­ri­ne ge­nel bir bi­çim ka­zan­dı­rır ve ta­lep­le­ri­ni bur­ju­va­zi­nin şu ya da bu özel ke­si­mi­ne de­ğil, fa­kat dev­let için­de ör­güt­len­me­si­ne uy­gun ola­rak bur­ju­va­zi­nin bü­tü­nü­ne yö­nel­tir.

Bu­gün ABD’de di­ye­bi­li­riz ki İn­gil­te­re’de­ki ge­liş­me­nin öz­gün çiz­gi­le­ri, hat­ta da­ha yo­ğun­laş­mış bir bi­çi­miy­le da­ha kı­sa bir dö­nem içe­ri­sin­de gö­rül­mek­te­dir, çün­kü ABD ta­ri­hi­nin biz­zat ken­di­si da­ha kı­sa­dır. Fi­ili ola­rak sen­di­ka­la­rın ABD’de­ki ge­liş­me­si İç Sa­vaş’tan son­ra baş­la­dı, fa­kat bu sen­di­ka­lar si­ya­si yön­den Bü­yük Bri­tan­ya’da­ki sen­di­ka­lar­la kı­yas­lan­dı­ğın­da bi­le çok ge­riy­di­ler. Bun­lar ço­ğu kez iş­çi­le­rin ve iş­ve­ren­le­rin ka­rı­şık ve mi­li­tan mü­ca­de­le ver­me­yen sen­di­ka­la­rıy­dı. Çok yö­re­sel ve ufak­tı­lar. İş ko­lu­na gö­re de­ğil de za­na­at sis­te­mi üze­ri­ne te­mel­len­di­ril­miş­ler­di. ABD’de ger­çek sen­di­ka­la­rın ge­liş­ti­ği­ni an­cak son iki ya da üç yıl zar­fın­da gö­rü­yo­ruz. Bu ye­ni ha­re­ket CIO’dur.

CIO’nun or­ta­ya çı­kı­şı­nın ne­de­ni ne­dir? Ame­ri­kan ka­pi­ta­liz­mi­nin çö­kü­şü­dür. Bü­yük Bri­tan­ya’da ka­pi­ta­list sis­te­min çö­kü­şü­nün baş­lan­gı­cı, mev­cut sen­di­ka­la­rı po­li­tik bir par­ti için­de bir­leş­me­ye zor­la­dı. ABD’de ay­nı ol­gu -ge­ri­le­me­in baş­la­ma­sı- sa­de­ce sa­na­yi sen­di­ka­la­rı­nı üret­ti ama bu sen­di­ka­lar yal­nız­ca ka­pi­ta­liz­min çö­kü­şü­nün ye­ni bö­lü­mü­nü kar­şı­la­mak üze­re sah­ne­de be­lir­di­ler, ya da -da­ha doğ­ru­su- 1929-1933 ilk kri­zi CIO’nun ör­güt­len­me­siy­le so­nuç­la­nan iti­şi sağ­la­dı di­ye­bi­li­riz. Fa­kat, da­ha he­nüz ör­güt­le­ne­bil­miş­ken CIO, 1937-38’de­ki ikin­ci kriz­le kar­şı­la­şır, ki bu da ha­len sür­mek­te ve de­rin­leş­mek­te­dir.

Bu ol­gu ne­yi gös­te­rir? ABD’de sen­di­ka­la­rın ör­güt­len­me­si çok uzun bir sü­re­yi ge­rek­tir­di, evet ama o şim­di­ki va­ro­lan ger­çek sen­di­ka­lar da İn­gi­liz sen­di­ka­la­rı gi­bi bir ev­rim­den ge­çe­cek­tir­ler. Bu de­mek­tir ki, ka­pi­ta­liz­min ge­ri­le­me­si te­me­lin­de po­li­tik ey­le­me yö­nel­me­ye zor­la­nı­yor­lar. So­ru­nun en önem­li yö­nü­nün bu ol­du­ğu ka­nı­sın­da­yım.

Ba­na so­ru­lan so­ru­da, “Böy­le bir par­ti için yay­gın bir is­tek ol­du­ğu­nu gös­te­ren hiç­bir de­lil yok” de­ni­yor. Bu so­ru­nu di­ğer yol­daş­lar­la tar­tış­tı­ğı­mız­da, ha­tır­la­ya­cak­sı­nız bu so­run üs­tün­de ba­zı fi­kir ay­rı­lık­la­rı var­dı. Bir iş­çi par­ti­si için is­te­ğin va­ro­lup ol­ma­dı­ğı­na ka­rar ve­re­mem, çün­kü hiç­bir ki­şi­sel göz­le­mim ya da iz­le­ni­mim yok, fa­kat sen­di­ka li­der­le­ri­nin ya da üye­le­ri­nin po­li­tik bir par­ti kur­ma­ya ne de­re­ce­ye ka­dar ha­zır ya da eği­lim­li oluş­la­rı­nı be­lir­le­yi­ci bul­mu­yo­rum. Bu ko­nu­da ob­jek­tif bil­gi­ler edin­mek çok güç. Bir re­fe­ran­dum ya­pa­cak ma­ki­na­mız da yok. Öne­ri­le­ri­mi­ze olan tep­ki­le­ri an­cak on­la­rı gün­de­me ge­tir­di­ği­miz tak­dir­de öl­çe­bi­li­riz. Ama ya­nıl­ma­dan şu­nu söy­le­ye­bi­li­riz ki, nes­nel du­rum ke­sin­lik­le be­lir­le­yi­ci­dir. Sen­di­ka­lar, sen­di­ka­lar ola­rak sa­de­ce bir sa­vun­ma iş­le­vi­ne sa­hip ola­bi­lir­ler. Bu­na­lı­mın de­rin­leş­ti­ği ve iş­siz­li­ğin art­tı­ğı öl­çü­de üye kay­be­de­rek gi­de­rek güç­süz­le­şir­ler. Grev fo­nu gi­de­rek kü­çü­lür, gö­rev­ler gi­de­rek bü­yü­mek­te an­cak im­kan­lar da­ral­mak­ta­dır. Bu bir ger­çek­tir ve bu­nu de­ğiş­ti­re­me­yiz. Sen­di­ka bü­rok­ra­si­si gi­de­rek da­ha çok bo­ca­lar ve ta­ban­da­ki iş­çi­le­rin tat­min­siz­li­ği gi­de­rek ar­tar; umut­la­rı­nı CIO’nun ba­şa­rı­la­rı­na bağ­la­dık­la­rı oran­da tat­min­siz­lik­le­ri gi­de­rek ar­tar, özel­lik­le CIO’nun son dö­nem­de­ki ben­ze­ri gö­rül­me­miş bü­yü­me­si kar­şı­sın­da. So­ru­nun bo­yu­tu şu­dur: iki ya da üç yıl için­de 4.000.000 ye­ni iş­siz sen­di­ka­la­rın çö­ze­me­ye­ce­ği nes­nel bir du­rum­la yüz­yü­ze gel­miş­ler­dir. Bu du­rum­a biz bir ya­nıt ver­me­li­yiz. Eğer sen­di­ka li­der­le­ri po­li­tik ey­lem için ha­zır de­ğil­ler­se biz on­lar­dan ye­ni bir po­li­tik yö­ne­liş ge­liş­tir­me­le­ri­ni is­te­me­li­yiz. Eğer red­de­der­ler­se on­la­rı teş­hir ede­riz. Nes­nel du­rum bu­dur.

Bu­ra­da da ge­çiş prog­ra­mı­nın tü­mü üze­ri­ne söy­le­dik­le­ri­mi tek­rar­la­ya­ca­ğım. Önü­müz­de­ki tek so­run kit­le­le­le­rin ruh ha­li de­ğil, nes­nel du­rum­dur ve bi­zim gö­re­vi­miz de bi­linç­siz kit­le­le­ri psi­ko­lo­jik du­ru­mun de­ğil ama nes­nel du­ru­mun be­lir­le­di­ği gö­rev­ler­le yüz yü­ze ge­tir­mek­tir. Ay­nı şey iş­çi par­ti­si üze­rin­de­ki öz­gül so­run için de ta­ma­men ge­çer­li­dir. Sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ezil­me­me­si, kit­le­le­rin de­mo­ra­li­ze ol­ma­ma­sı için bu ha­re­ket ye­ni bir yol bul­mak zo­run­da­dır ve bu yol po­li­tik­tir. Bu, iş­çi par­ti­si so­ru­nun­da esa­sa iliş­kin bir hu­sus­tur.

Mark­sist ya da bi­lim­sel sos­ya­list ol­du­ğu­mu­zu id­dia edi­yo­ruz. “Bi­lim­sel sos­ya­lizm” ger­çek­te ne­dir? Bu şu an­la­ma ge­lir: par­ti (ki bu sos­yal bi­li­mi tem­sil eder) po­li­ti­ka­sı­nı oluş­tur­mak için her bi­lim­de ol­du­ğu gi­bi nes­nel ol­gu­lar­dan, fark­lı sı­nıf­la­rın mad­di ko­num­la­rın­dan ve kar­şı­lık­lı iliş­ki­le­rin­den ha­re­ket eder, yok­sa öz­nel is­tek, eği­lim ya da ruh hal­le­rin­den de­ğil. An­cak bu yön­tem­le nes­nel du­ru­ma te­ka­bül eden ta­lep­le­ri sap­ta­ya­bi­li­riz. An­cak bun­dan son­ra bu ta­lep­ler ve slo­gan­la­rı kit­le­le­rin ve­ri olan zih­ni­ye­ti­ne uyar­la­ya­bi­li­riz. Bu zih­ni­ye­ti te­mel ol­gu ola­rak ele al­mak ise bi­lim­sel de­ğil fa­kat kon­jonk­tü­rel, de­ma­go­jik ya da ma­ce­ra­cı bir po­li­ti­ka­yı gös­te­rir.

Bi­zim bu ge­liş­me­yi ni­çin beş, al­tı ya da ye­di se­ne ön­ce ön­gör­me­di­ği­miz so­ru­la­bi­lir. Ni­çin ge­çen dö­nem­de, bu iş­çi par­ti­si slo­ga­nı için sa­vaş­ma­ya is­tek­siz ol­du­ğu­mu­zu be­lirt­tik. Açık­la­ma­sı çok ba­sit. Biz Mark­sist­ler, Ame­ri­ka’da Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal için ha­re­ke­tin ku­ru­cu­la­rı ola­rak, dün­ya ka­pi­ta­liz­mi­nin bir ge­ri­le­me dö­ne­mi­ne gir­di­ğin­den ta­ma­men emin­dik. Ya­ni iş­çi sı­nı­fı­nın biz­zat nes­nel ko­şul­lar­ca eği­til­di­ği ve öz­nel ola­rak sos­ya­list dev­rim için ha­re­ke­te geç­ti­ği bir dö­nem. Söz­ko­nu­su ge­nel eği­lim ABD’de ge­çer­liy­di ama ge­nel eği­lim her öz­gül ol­gu­nun sap­tan­ma­sı için ye­ter­li de­ğil­dir. Ay­nı za­man­da ge­liş­me­nin tem­po­su da söz­ko­nu­su­dur; ve bu açı­dan Ame­ri­kan ka­pi­ta­liz­mi­nin gü­cü ışı­ğın­da yı­kı­cı iç çe­liş­ki­le­ri­ne kar­şı di­ren­me ye­te­ne­ği­nin da­ha çok ola­bi­le­ce­ği­ni ve Av­ru­pa ka­pi­ta­liz­mi­nin ge­ri­le­me­sin­den ya­rar­la­na­rak ye­ni bir dö­nem için ken­di çö­kü­şü­nü er­te­le­ye­bi­le­ce­ği­ni ba­zı­la­rı­mız -ara­la­rın­da ben de va­rım- dü­şün­müş­tür. Ne ka­dar bir sü­re için? Bel­ki on ila otuz yıl. Her­ha­lü­kar­da, şah­sen ben, bu kes­kin kri­zin ya da kriz­ler di­zi­si­nin bu ka­dar kı­sa bir dö­nem için­de baş­la­ya­bi­le­ce­ği­ni ve gi­de­rek da­ha da de­rin­le­şe­bi­le­ce­ği­ni ön­gör­me­miş­tim. Se­kiz yıl ön­ce Ame­ri­ka­lı yol­daş­lar­la bu so­ru­nu tar­tış­tı­ğı­mız­da ol­duk­ça ih­ti­yat­lı dav­ran­mış ol­ma­mın ne­de­ni bu­dur. Be­nim fik­rim, Ame­ri­kan sen­di­ka­la­rı­nın po­li­tik ey­le­me zor­la­na­cak­la­rı bir dö­ne­me ne za­man gi­re­cek­le­ri­ni gö­re­me­ye­ce­ği­miz şek­lin­dey­di. Eğer bu kri­tik dö­nem on ila on­beş yıl­da baş­la­say­dı, o za­man biz dev­rim­ci ör­güt ola­rak sen­di­ka­la­rı doğ­ru­dan et­ki­le­yen te­mel güç ola­bi­lir­dik. Onun için 1930’da iş­çi par­ti­si­nin ge­rek­li­li­ği­ni ilan et­mek ta­ma­men so­yut, su­ni ve uka­la­ca olur­du ve bu so­yut slo­gan ken­di par­ti­mi­zin ge­liş­me­si­nin önün­de bir en­gel ola­bi­lir­di. Bu du­rum, bir ön­ce­ki kri­zin baş­lan­gı­cın­day­dı. O za­man bu kri­zin ar­dın­dan da­ha de­rin ye­ni bir kri­zin ge­le­ce­ği­ni ön­gör­me­miş­tik. Hem de öy­le­si bir kriz ki bir tek­rar ol­ma­sı ne­de­niy­le et­ki­si bir ön­ce­kin­den beş on kez da­ha faz­la!

Şim­di, dün­kü ön­gö­rü­le­ri­miz­den zi­ya­de va­ro­lan du­ru­mu te­mel al­ma­lı­yız. Ame­ri­kan ka­pi­ta­liz­mi çok güç­lü­dür ama çe­liş­ki­le­ri ken­di­sin­den da­ha güç­lü­dür. Ge­ri­le­me hı­zı­nın ken­di­si Ame­ri­ka’ya öz­gü bir du­ru­ma eriş­miş­tir ve genç sen­di­ka­lar için ye­ni bir du­rum ya­rat­mak­ta­dır. Bu AFL’ye oran­la özel­lik­le, CIO için da­ha da ge­çer­li­dir, çün­kü AFL’nin da­ha aris­tok­ra­tik olan ta­ba­nı sa­ye­sin­de da­ya­na­bil­me gü­cü da­ha faz­la­dır.
Prog­ra­mı­mı­zı de­ğiş­tir­me­li­yiz çün­kü nes­nel du­rum ta­ma­men de­ğiş­miş­tir.

Bu ne­yi gös­te­rir? İş­çi sı­nı­fı­nın ve sen­di­ka­la­rın iş­çi par­ti­si pers­pek­ti­fi­ni be­nim­se­ye­ce­ğin­den emin ol­du­ğu­mu­zu mu? Ha­yır, bun­dan emin de­ği­liz. Mü­ca­de­le­ye baş­lar­ken mu­zaf­fer ola­ca­ğı­mız­dan emin ola­ma­yız. Sa­de­ce slo­ga­nı­mı­zın nes­nel du­ru­ma uy­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­li­riz ve en iyi un­sur­lar bu­nu an­la­ya­cak­tır, en ge­ri un­sur­lar da an­la­ma­dık­la­rın­da bi­le bu­na kar­şı çık­ma­ya­cak­lar­dır.

Min­ne­apo­lis’te bi­le sen­di­ka­la­ra Sos­ya­list İş­çi Par­ti­si’ni be­nim­se­me­le­ri ge­rek­ti­ği­ni söy­le­ye­me­yiz. Bu Min­ne­apo­lis’te bi­le şa­ka olur. Ni­çin? Çün­kü ka­pi­ta­liz­min ge­ri­le­me­si par­ti­mi­zin ge­liş­me hı­zın­dan yüz kat da­ha hız­lı ge­liş­mek­te­dir. Bu ye­ni bir fark­lı­lık. İş­çi­le­rin ken­di­le­ri­nin olan si­ya­si bir par­ti­nin ge­rek­li­li­ği nes­nel ko­şul­lar­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. Oy­sa bi­zim par­ti­miz çok kü­çük­tür ve iş­çi­le­ri ken­di saf­la­rın­da ör­güt­le­mek için ye­ter­li oto­ri­te­ye sa­hip de­ğil­dir. Bu­nun için biz iş­çi­le­re, kit­le­le­re ken­di par­ti­niz ol­ma­lı de­me­li­yiz. Eğer beş yüz ki­şi­lik bir kit­le top­lan­tı­sı bir iş­çi par­ti­si­ne olan ge­rek­si­nim üze­rin­de an­la­şır­sa, bun­lar­dan an­cak be­şi par­ti­mi­ze ka­tıl­ma­yı be­nim­se­ye­bi­lir, ki bu da iş­çi par­ti­si slo­ga­nı­nın aji­tas­yo­nel bir slo­gan ol­du­ğu­nu gös­te­rir. İkin­ci slo­ga­nı­mız olan “par­ti­mi­ze ka­tı­lın” slo­ga­nı en ile­ri un­sur­lar için­dir.

Ama bu slo­gan­la­rı­mı­zın yal­nız­ca bi­ri­si­ni mi ile­ri sür­me­li­yiz? Ben her iki­si­ni de de­rim. Bi­rin­ci­si, “ba­ğım­sız iş­çi par­ti­si” ken­di par­ti­miz için ze­mi­ni ha­zır­lar. İkin­ci­si, slo­gan iş­çi­le­rin ge­liş­me­le­ri­ne yar­dım­cı olur ve par­ti­miz için yo­lu ha­zır­lar. Slo­ga­nı­mı­zın an­la­mı bu­dur. So­mut du­ru­mun de­ğiş­me­si ne­de­niy­le bu gün on se­ne ön­ce ol­du­ğu ka­dar ol­ma­mak­la bir­lik­te biz ge­ne iş­çi par­ti­si slo­ga­nı­nı so­yut bir dü­zey­de bı­rak­mak­la ye­tin­me­ye­ce­ği­mi­zi, bu­nun so­mut­lan­ma­sı ge­re­ken bir fi­kir ol­du­ğu­nu gös­te­re­ce­ğiz. İş­çi­le­re bu par­ti­nin Ro­ose­velt ya da La Fo­lo­let­te’i des­tek­le­mek için de­ğil, ama iş­çi­le­rin ken­di­le­ri için bir ay­gıt -ba­ğım­sız bir par­ti- ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni gös­ter­me­li­yiz. Bu ne­den­le bu par­ti­nin se­çim­ler­de ken­di aday­la­rı ol­ma­lı­dır.

Bu iş­çi par­ti­sin­de biz ken­di ge­çiş slo­gan­la­rı­mı­zı ta­nıt­ma­lı­yız, hep­si­ni bir­den de­ğil, fır­sat çık­tık­ça, ön­ce bi­ri­ni son­ra öbü­rü­nü. Bu slo­ga­nın ka­bul edil­me­me­si için hiç­bir hak­lı ne­den gör­me­yi­şi­min ne­de­ni bu­dur. Gör­dü­ğüm sa­de­ce psi­ko­lo­jik bir ne­den­dir. Yol­daş­la­rı­mız Lo­ves­to­ne ta­raf­tar­la­rı­na kar­şı mü­ca­de­le­de so­yut bir par­ti an­la­yı­şı­na kar­şı, bi­zim ken­di par­ti­miz için mü­ca­de­le et­ti­ler. Şim­di bu­nun ka­bul edi­le­bil­me­si müm­kün gö­rül­mü­yor. Di­ğer yan­dan Sta­li­nist­ler do­ğal ola­rak bi­zim fa­şist vs. ol­du­ğu­mu­zu söy­le­ye­cek­ler­dir. Fa­kat bu il­ke­sel bir so­run de­ğil­dir; tak­tik bir so­run­dur. Lo­ves­to­ne bi­zim rü­cu et­ti­ği­mi­zi söy­le­ye­cek­tir ama bu önem­li de­ğil. Biz po­li­ti­ka­mı­zı Lo­ves­to­ne’un tep­ki­le­ri­ne gö­re de­ğil iş­çi sı­nı­fı­nın ge­rek­si­nim­le­ri­ne gö­re sap­ta­rız. Lo­ves­to­ne ta­raf­tar­la­rıy­la mü­ca­de­le­miz açı­sın­dan bi­le bu­nun bir ka­yıp de­ğil ka­zanç ol­du­ğu ka­nı­sın­da­yım. Bir Lo­ves­to­ne ta­raf­ta­rı kar­şı­sın­da ken­di ko­nu­mu­mu­zun ne ol­du­ğu­nu ve ne için de­ğiş­ti­ril­di­ği­ni açık­lar­dım. “O za­man siz Lo­ves­to­ne ta­raf­tar­la­rı bi­ze sal­dı­rı­yor­du­nuz. Pe­ka­la şim­di si­zin için çok önem­li olan bu so­run­da biz fik­ri­mi­zi de­ğiş­tir­dik. Şim­di ni­çin Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal’e kar­şı­sı­nız?” Bu şe­kil­de Lo­ves­to­ne ta­raf­tar­la­rı ara­sın­da bir bö­lün­me bi­le ha­zır­la­ya­bi­le­ce­ği­mi­ze ina­nı­yo­rum. Bu an­lam­da bir en­gel gör­mü­yo­rum.

Bi­tir­mez­den ön­ce so­ru­nun for­mü­le edi­li­şi­ne bir dü­zelt­me ge­tir­mek is­ti­yo­rum: “İş­çi par­ti­si” ta­le­bi ge­çiş prog­ra­mı­mı­zın bir par­ça­sı de­ğil­dir. Ay­rı bir nok­ta­dır.

Bir sen­di­ka­da iş­çi par­ti­si öne­ril­me­li mi? Bu­na oy ve­ril­me­li mi?

Ni­çin ol­ma­sın? So­ru­nun gün­de­me gel­di­ği bir sen­di­ka­da ben ol­sam söz alır ve bir iş­çi par­ti­si­ne olan ge­rek­si­ni­min bü­tün olay­lar ta­ra­fın­dan ta­ma­men doğ­ru­lan­dı­ğı­nı açık­lar­dım. Eko­no­mik alan­da­ki ey­le­min ye­ter­li ol­ma­dı­ğı ka­nıt­lan­mış­tır. Po­li­tik ey­le­me ge­rek­si­ni­mi­miz var. Bir sen­di­ka­da, be­nim için önem­li ola­nın iş­çi par­ti­si­nin muh­te­va­sı ol­du­ğu­nu, bu­nun için de prog­ram üze­rin­de ko­nuş­ma hak­kı­mı sak­lı tut­tu­ğu­mu, an­cak par­ti için oy ve­re­ce­ği­mi söy­le­rim.

İş­çi­ler iş­çi par­ti­si me­se­le­sin­de ta­ma­men la­kayt gö­rü­nü­yor­lar: li­der­le­ri hiç­bir şey yap­mı­yor. Sta­li­nist­ler ise Ro­ose­velt’ten ya­na.

Bu, be­lir­li bir prog­ra­mın ol­ma­dı­ğı ve iş­çi­le­rin bir çı­kış yo­lu gö­re­me­d­ik­le­ri bir dö­ne­min özel­li­ği­dir. Bu­nun üs­te­sin­den gel­mek mut­la­ka ge­rek­li­dir. Ye­ni bir pers­pek­tif sap­ta­mak mut­la­ka ge­rek­li­dir.

Ba­zı yol­daş­lar iş­çi par­ti­si ha­re­ke­ti­nin iş­çi­ler ara­sın­da ge­ri­le­di­ği­ni ka­nıt­la­ma­ya yö­ne­lik is­ta­tis­tik­sel ve­ri­ler bi­le top­la­mış­lar.

Ana çiz­gi ile ikin­cil dal­ga­lan­ma­la­rı ayır­de­de­bil­me­li­yiz. Ör­nek ola­rak CIO’da­ki ruh hal­le­ri. İlk ön­ce sal­dır­gan­lık. Şim­di kriz dö­ne­min­de CIO, ka­pi­ta­list­le­re es­ki­den ol­du­ğun­dan bin kez da­ha teh­li­ke­li gö­rün­mek­te­dir, ama CIO li­der­le­ri, Ro­ose­velt’ten kop­mak­tan kor­ku­yor­lar. Kit­le­ler bek­li­yor, bir pers­pek­tif­ten yok­sun ola­rak. İş­siz­lik ar­tı­yor. Bir yıl ön­ce­si­ne gö­re iş­çi par­ti­si için is­te­ğin azal­mış ol­du­ğu­nu ka­nıt­la­mak müm­kün ola­bi­lir. Bel­ki Sta­li­nist et­ki de bu yön­de­dir. Ama bu sa­de­ce ikin­cil bir dal­ga­lan­ma­dır, ve ken­di­mi­zi ikin­cil dal­ga­lan­ma­lar üze­ri­ne te­mel­len­dir­mek son de­re­ce teh­li­ke­li­dir. Çün­kü de­rin­den iş­le­yen esas akım kı­sa sü­re­de da­ha zor­la­yı­cı ha­le ge­lir ve bu nes­nel ge­rek­li­lik ken­di ge­nel ifa­de­si­ni iş­çi­le­rin ka­fa­sın­da bu­la­cak­tır, özel­lik­le de eğer biz on­la­ra yar­dım­cı olur­sak. Par­ti iş­çi­le­re yar­dım­cı ol­ma­nın ta­rih­sel ara­cı­dır.

Sos­ya­list Par­ti’den gel­me ba­zı üye­le­ri­miz SP’de ol­duk­la­rın­da ken­di­le­ri­nin bir iş­çi par­ti­sin­den ya­na ol­duk­larını ve Troç­kist­ler­le tar­tış­maları sonun­da yanıl­mış ol­duk­ları konusun­da ik­na ol­duk­ların­dan yakınıyor­lar. Şim­di bir dönüş yap­maları gerekecek.

Evet bu bir pedagoji sorunudur; yol­daş­larımız için iyi bir okul­dur. Şim­di bu iş­çi par­tisi sorununa daha bütün­sel ve diyalek­tik bir yak­laşım­da bulunabilir­ler.