Kitlesel Bir İşçi Sınıfı Partisinin Gerekliliği

— Şa­di OZAN­SÜ

Çok kı­sa ömür­lü bi­rin­ci Tür­ki­ye İş­çi Par­ti­si de­ne­yi­mi­ni bir ke­na­ra bı­ra­ka­cak olur­sak, bu top­rak­lar­da kıs­men de ol­sa kit­le­sel­leş­miş bir iş­çi sı­nı­fı par­ti­si­nin var­lı­ğı­na ne ya­zık ki ta­nık olun­ma­dı. Bu­na kar­şı­lık ge­rek em­per­ya­list ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de ve bi­zim açı­mız­dan bun­dan da önem­li­si bir­çok ba­ğım­lı ve hat­ta sö­mür­ge ül­ke­de, geç­miş­te ol­du­ğu gi­bi bu­gün de, bu tür par­ti­ler in­şa edil­di­ler, edil­me­ye de­vam edi­yor­. Da­ha­sı, geç­miş­te bir­çok ba­ğım­lı ka­pi­ta­list ül­ke­de ve ta­bii sö­mür­ge ül­ke­ler­de bu par­ti­ler ba­şa­rı­lı ya da ba­şa­rı­sız pro­le­ter dev­rim­le­ri­ne ön­cü­lük ede­bil­di­ler. Ben­zer ör­güt­sel ge­liş­me­le­rin bu top­rak­lar­da ne­den ha­yat bul­ma­dı­ğı bu ya­zı­nın ko­nu­su de­ğil. Bi­zim ko­nu­muz, önü­müz­de­ki sı­nıf mü­ca­de­le­le­ri dö­ne­min­de kit­le­sel bir iş­çi sı­nı­fı par­ti­si­nin bu top­rak­lar­da ye­şer­me­si­nin sa­de­ce bir zo­run­lu­luk de­ğil, vaz­ge­çi­le­mez bir zo­run­lu­luk ol­du­ğu­nun tes­pi­ti ve bu yol­da kı­sa dö­nem­de atıl­ma­sı ge­re­ken adım­la­rın ne­ler ola­bi­le­ce­ği­ni tar­tış­mak­tır.

İl­kin tar­tış­ma­nın sı­nır­la­rı­nı baş­tan çiz­mek için böy­le kit­le­sel bir par­ti­nin için­de bu­lun­du­ğu­muz kon­jonk­tür­de Le­ni­nist bir par­ti ola­ma­ya­ca­ğı­nı be­lirt­mek ge­re­kir. Kuş­ku­suz Le­ni­nist par­ti­nin de kit­le­sel­le­şe­bi­le­ce­ği­ni bi­li­yo­ruz. Ya­ni bir baş­ka ifa­dey­le Le­ni­nist bir sı­nıf par­ti­si sa­de­ce kad­ro­lar­dan olu­şan bir par­ti ol­mak zo­run­da de­ğil­dir. Ge­li­şi­mi­nin bel­li ev­re­le­rin­de çe­kir­dek kad­ro­su­nun çok da­ha öte­si­ne ta­şan iş­çi sı­nı­fı bi­le­şen­le­ri­ni ça­tı­sı al­tın­da top­la­ya­bi­lir. Ama bu­nun ger­çek­le­şe­bil­me­si için mev­cut du­rum­da bağ­rın­da en azın­dan bir­kaç on­bin ki­şi­lik sı­nıf mü­ca­de­le­ci kad­ro­yu ba­rın­dır­ma­sı ge­re­kir­di. Bu top­rak­lar­da va­ro­lan du­rum­dan ha­re­ket et­me­miz ge­rek­ti­ği­ne gö­re böy­le bir baş­lan­gıç nok­ta­sın­da ol­ma­dı­ğı­mı­zı ko­lay­lık­la gö­re­bi­li­riz. Do­la­yı­sıy­la doğ­ru­sal bir ge­liş­me ya­şa­ma­ya­cak, ba­şın­dan iti­ba­ren gö­re­li de ol­sa bir kit­le­sel­lik ta­şı­ya­cak olan bir sı­nıf par­ti­si­dir sö­zü­nü et­ti­ği­miz. Önü­müz­de­ki sü­reç, ön­ce kit­le­sel bir iş­çi sı­nı­fı par­ti­si­ni ve sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin kes­kin­leş­me­siy­le bir­lik­te de bu par­ti­nin dev­rim­ci bir iş­çi par­ti­si­ne ev­ril­me­si­ni gün­de­me ge­ti­re­cek­tir.

Kit­le­sel bir sı­nıf par­ti­si han­gi dö­nem­ler­de müm­kün­dü? Bu­gün ne­den vaz­ge­çil­mez­dir?

Ge­ne 1960’lı yıl­la­rı bir ke­na­ra bı­ra­ka­cak olur­sak 12 Ey­lül son­ra­sı sı­nıf mü­ca­de­le­le­ri için­de böy­le bir par­ti­nin in­şa­sı im­ka­nı­nın doğ­du­ğu ilk kon­jonk­tü­rün 1989 Ba­har Ey­lem­le­rin­den Kör­fez Sa­va­şı ne­de­niy­le ye­nil­gi­ye uğ­ra­yan Bü­yük Zon­gul­dak iş­çi ha­re­ke­ti­ne ka­dar uza­nan dö­nem ol­du­ğu­nu gör­mek müm­kün­dür. İkin­ci kon­jonk­tü­rün ise şim­di­ler­de içi­ne gir­miş bu­lun­mak­ta­yız. İçin­de bu­lun­du­ğu­muz dö­nem bu sü­re­cin baş mi­ma­rı Tur­gut Özal’ın bi­le ta­hay­yül sı­nır­la­rı zor­la­yan bir dö­nem­dir. Eğer sı­nıf mü­ca­de­le­si­ni sa­de­ce iş­çi sı­nı­fı­nın bur­ju­va­zi­ye kar­şı mü­ca­de­le­si ola­rak al­gı­la­mı­yor­sak – ki öy­le an­la­ma­mak ge­ke­rir- dün­ya ve Tür­ki­ye bü­yük bur­ju­va­zi­le­ri iş­çi sı­nı­fı ve ezi­len­le­re kar­şı iki bü­yük sa­va­şı bir ke­nar­da tu­ta­cak olur­sak, söz­de sa­vaş­sız bir dö­nem­de ta­ri­hi­nin en bü­yük sal­dı­rı­sı­nı yü­rü­tü­yor. Di­ğer bir an­la­tım­la ulus­la­ra­ra­sı bur­ju­va­zi ve onun Tür­ki­ye’de­ki uzan­tı­la­rı sı­nır ta­nı­maz özel­leş­tir­me­ler­le, sos­yal gü­ven­lik sis­tem­le­ri­nin çö­ker­til­me­si po­li­ti­ka­la­rıy­la, ta­şe­ron­laş­tır­ma­lar­la, sen­di­ka­sız­laş­tır­ma­lar ve­ya va­ro­lan sen­di­ka­la­rı bi­rer NGO’ya dö­nüş­tür­me is­tem­le­riy­le, yok­sul çift­çi­le­ri top­rak­la­rın­dan eden ta­rım po­li­ti­ka­la­rıy­la ve kü­çük es­na­fı boğ­ma­ya ça­lı­şan adım­la­rıy­la çok sert bir sı­nıf mü­ca­de­le­si sür­dü­rü­yor­lar. Kuş­ku­suz bu mü­ca­de­le­nin bu ka­dar diz­gin­le­rin­den bo­şa­lır­ca­sı­na iler­le­me­sin­de “Sov­yet” sis­te­mi­nin çö­kü­şü­nün de bü­yük pa­yı var­dır. Ama bu da ay­rı bir tar­tış­ma ko­nu­su­dur. Ve bu­ra­da bu ko­nu­ya da gir­me­ye­ce­ğiz. Sa­de­ce ge­çer­ken şu­nu be­lirt­mek­le ye­ti­ne­lim: Özel­lik­le da­ha ön­ce­ki “So­ğuk Sa­vaş” dö­ne­min­de em­per­ya­list mer­kez­ler­de iş­çi sı­nıf­la­rı­nın “düş­man kam­pa” kay­ma­sı­nı en­gel­le­mek için ge­liş­ti­ril­miş olan sos­yal dev­let ya­pı­la­rı ar­tık ge­rek­siz­leş­ti­ği gi­bi, bu ül­ke­le­rin bur­ju­va­zi­le­ri­nin vah­şi re­ka­be­ti­nin önün­de en­gel oluş­tur­duk­la­rın­dan per­va­sız­ca yı­kıl­ma­ya ça­lı­şı­lı­yor­lar. Ta­bii bu sı­nıf mü­ca­de­le­si tek ta­raf­lı de­ğil­dir. Ulus­la­ra­ra­sı bü­yük bur­ju­va­zi­nin sı­nıf mü­ca­de­le­si eğer çok sert­se, bu­nun kay­na­ğın­da ulus­la­ra­ra­sı iş­çi sı­nı­fı ve ezi­len­le­rin mü­ca­de­le­si­nin de sert di­re­ni­şi ya­tı­yor. Her­kes bu mü­ca­de­le­nin bas­kın oda­ğı­nın ba­şı­nın ABD’li em­per­ya­list te­kel­ler ol­du­ğu­nu gö­rü­yor. Faz­la­ca gö­rün­me­yen ise  biz­zat ABD iş­çi sı­nı­fı­nın bi­le bu sal­dı­rı­ya baş­ta sen­di­kal düz­lem­de ol­mak üze­re gös­ter­di­ği sert tep­ki­dir. İş­te ge­le­nek­sel bir iş­çi par­ti­si­ne sa­hip ol­ma­yan ABD’de­ki bu mü­ca­de­le ora­da da kit­le­sel bir iş­çi sı­nı­fı par­ti­si­nin olu­şu­mu­na mu­az­zam bir ze­min ha­zır­lı­yor. Ben­zer or­tam­lar ge­le­nek­sel iş­çi sı­nı­fı par­ti­le­ri­nin gi­de­rek za­yıf­la­ma­ya yüz tut­tu­ğu Ba­tı Av­ru­pa ül­ke­le­ri iş­çi sı­nı­fı için de  de doğ­ma­ya baş­la­mış­tır.

Baş­ta Bre­zil­ya ol­mak üze­re çe­şit­li La­tin Ame­ri­ka ül­ke­le­ri, Tu­nus ve Ce­za­yir gi­bi Ku­zey Af­ri­ka ül­ke­le­ri, Pa­kis­tan gi­bi As­ya ül­ke­le­ri ve da­ha ni­ce­le­ri iş­çi sı­nı­fı­nın dev­let­ten ve ser­ma­ye­den ba­ğım­sız kit­le­sel iş­çi par­ti­le­ri­ni in­şa et­me yo­lu­na hız­la gi­ri­yor­lar. Bu du­rum­da Tür­ki­ye iş­çi sı­nı­fı­nın bu tür ör­güt­sel ge­liş­me­le­rin uza­ğın­da kal­ma­sı­nın hiç­bir an­la­mı yok­tur. Gü­nü­müz­de kit­le­sel iş­çi sı­nı­fı par­ti­le­ri­nin in­şa­sı tak­ti­ği ge­le­ce­ğin dev­rim­ci iş­çi par­ti­le­ri­nin ya­ra­tıl­ma­sı­nın ko­nak­la­rı ha­li­ne gel­miş bu­lu­nu­yor. Bu tak­ti­ği ıs­ka­la­yıp iş­çi sı­nı­fı­nın ulu­sal ve ulus­la­ra­sı par­ti­si­nin in­şa­sı­nı doğ­ru­sal ola­rak ge­li­şe­cek kad­ro par­ti­le­ri­nin in­şa­sı­na terk et­mek bey­hu­de bir ça­ba de­ğil­se de – ki ko­şul­lar ha­zır ol­du­ğun­da bun­dan da vaz­geç­me­mek ge­re­kir- em­per­ya­list sis­te­min ken­di­siy­le bir­lik­te tüm dün­ya­yı gö­çer­te­cek hız­la bar­bar­lı­ğa ev­ril­me sü­re­cin­de cid­di bir za­man kay­bı­dır. İki bü­yük dün­ya sa­va­şı­nı için­de bu­lun­du­ğu­muz dö­nem­de gö­rül­dü­ğü gi­bi so­nuç iti­ba­riy­le çok bü­yük ya­ra­lar al­ma­dan at­lat­mış olan em­per­ya­list sis­tem, dün­ya iş­çi sı­nı­fı­na in­san­lı­ğın ge­le­ce­ği­ni kur­tar­ma yo­lun­da en faz­la bir ya da bi­le­me­di­niz en iyi ih­ti­mal­le iki fır­sat da­ha su­na­bi­lir. Dün­ya iş­çi sı­nı­fı ve ezi­len­le­ri bu fır­sa­ta en kı­sa za­man­da ha­zır­lık­lı ol­mak zo­run­da­dır. İçin­de ya­şa­dı­ğı­mız top­rak­lar­da böy­le bir ha­zır­lık­lı­lık en azın­dan bir­kaç on­bin ki­şi­lik bir sı­nıf or­du­su­nun -ya­ni par­ti­si­nin- var­lı­ğı­nı ön­ge­rek­ti­ri­yor. Ta­rih­sel fır­sat ka­pı­ya ge­lip da­yan­dı­ğın­da en azın­dan bu nok­ta­ya va­rı­la­ma­mış­sa da­va­nın ge­ne kay­be­di­le­ce­ği ne­re­dey­se ke­sin­dir. Bu yak­la­şı­ma “ko­lay­cı­lık”, “kes­tir­me­ci­lik” gi­bi ya­kış­tır­ma­lar­da bu­lun­ma­nın ken­di­si­nin ko­lay­cı­lık ola­ca­ğı ka­nı­sın­da­yız. Ne on­do­ku­zun­cu yüz­yı­lın so­nun­da ne de yir­min­ci yüz­yı­lın baş­la­rın­da­yız. Ya­şa­dı­ğı­mız dö­nem çü­rü­yen ka­pi­ta­liz­min bar­bar­lık ev­re­si­ne ge­çiş yıl­la­rı­dır, hat­ta bel­ki de bu ev­re­nin ilk yıl­la­rı­nı ta­mam­la­mak­ta­yız. Dün­ya ve böl­ge­miz iş­çi sı­nı­fı­nın ya­rı­şı za­ma­na kar­şı bir ya­rış­tır. Bu ya­rış­ta iş­çi sı­nı­fı­nın müf­re­ze­le­ri­nin ağır­lık­lı ke­sim­le­ri start ma­hal­li­ne so­ku­la­maz­sa ka­yıp ge­ne ka­çı­nıl­maz­dır. Söz ko­nu­su olan “fe­la­ket tel­la­lı­ğı” yap­mak de­ğil­dir. Fe­la­ket za­ten ka­pı­mız­da­dır. Kal­dı ki, kit­le­sel bir sı­nıf par­ti­si­nin ken­di­si de yak­la­şan fe­la­ke­tin tek ba­şı­na pan­ze­hi­ri ola­maz. Dev­rim­ci bir prog­ra­ma da­ya­lı po­li­ti­ka­lar ol­ma­dı­ğı sü­re­ce za­fe­rin ga­ran­ti­si yok­tur. Ama her­şey­den ön­ce araç ya­ra­tıl­ma­lı­dır. Bu araç da bur­ju­va­zi­den ve onun dev­le­tin­den ba­ğım­sız kit­le­sel bir iş­çi par­ti­sin­den baş­ka­sı de­ğil­dir!

Tür­ki­ye iş­çi ha­re­ke­tin­de yan­lış kı­rıl­ma: DİSK ko­pu­şu!

1966-67 yı­lın­da ger­çek­le­şen TÜRK-İŞ’te­ki ko­puş Dev­rim­ci İş­çi Sen­di­ka­la­rı Kon­fe­de­ras­yo­nu­nu (DİSK) do­ğur­du. Bu ko­puş­tan bir sü­re son­ra esas ola­rak bü­yük ka­mu ik­ti­sa­di te­şek­kül­le­rin­de ör­güt­lü yak­la­şık 1,5 mil­yon üye­li TÜRK-İŞ ile ağır­lık­lı ola­rak özel sek­tör­de ör­güt­len­miş 400 bin üye­li DİSK kar­şı kar­şı­ya kal­dı­lar. Sen­di­ka­cı­lık kö­ke­ni ay­nı ol­mak­la bir­lik­te, özel­lik­le 70’li yıl­lar­da DİSK yö­ne­ti­mi­nin dev­let­le sü­rek­li uz­laş­ma için­de olan TÜRK-İŞ yö­ne­ti­min­den sö­zü ve ey­le­miy­le fark­lı bir çiz­gi için­de ol­ma­sı bu ko­pu­şu da­ha da de­rin­leş­tir­di. Oy­sa o yıl­lar – 1979 yı­lı­na ka­dar – iş­çi ha­re­ke­tin­de cid­di bir yük­se­li­şe denk dü­şü­yor­du. DİSK’in da­yan­dı­ğı ta­ba­nın ka­rar­lı mü­ca­de­le­si TÜRK-İŞ saf­la­rın­da da et­ki­li ol­ma­ya baş­la­mış­tı. Ni­te­kim 15-16 Ha­zi­ran 1970 ey­le­mi iki kon­fe­de­ras­yo­nun ta­ba­nı­nı da so­kak­ta bir­leş­tir­miş, da­ha son­ra DİSK’in bü­yük 1 Ma­yıs ey­lem­le­ri­ne ba­zı TÜRK-İŞ sen­di­ka­la­rı da ka­tı­lır ol­muş­lar­dı. Ama ge­rek 15-16 Ha­zi­ran er­te­sin­de DİSK yö­ne­ti­mi­nin dev­let­le uz­laş­ma­sı ve da­ha son­ra­sın­da ise ken­di­si­ni sa­de­ce “Sos­yal De­mok­rat” kit­ley­le sı­nır­lı tut­ma­sı bü­yük ye­ni­den bir­leş­me­nin önün­de cid­di bir en­gel oluş­tur­muş­tur.

Şim­di ge­ri­ye dö­nüp ba­kıl­dı­ğın­da 60’lı yıl­lar DİSK ko­pu­şu­nun sı­nı­fın ör­güt­lü güç­le­ri­ni dev­let­le tam bir uz­laş­ma için­de olan TÜRK-İŞ yö­ne­ti­mi­ne terk et­ti­ği ko­lay­lık­la gö­rü­lür. Hay­di bu­nu ge­çe­lim, da­ha son­ra 70’li yıl­lar­da iz­le­nen po­li­ti­ka ise ay­nı güç­le­ri sağ ve “sol” bur­ju­va par­ti­le­ri ara­sın­da pay­laş­tır­ma ve onun öte­si­ne geç­me­me­nin gir­da­bın­da sı­kı­şıp kal­mış­tır. Şu an için­de ya­şa­dı­ğı­mız dö­nem­de ba­zı TÜRK-İŞ üye­si sen­di­ka­la­rın ne­re­dey­se tüm DİSK üye­si sen­di­ka­lar­dan da­ha sı­nıf mü­ca­de­le­ci bir çiz­gi­de yer al­ma­sı geç­miş­te ya­şa­nı­lan ko­pu­şun ta­rih­sel bir ha­ta ol­du­ğu­nu açık­ça göz­ler önü­ne se­ri­yor. Bu ya­pıl­ma­mış ol­say­dı, şim­di va­ro­lan du­ru­mun­dan ol­duk­ça fark­lı bir TÜRK-İŞ’le kar­şı kar­şı­ya ka­la­bi­le­ce­ği­miz gi­bi, iş­çi sı­nı­fı­nın ağır müf­re­ze­le­ri bur­ju­va sı­nı­fı­nın az­gın sal­dı­rı­sı kar­şı­sın­da sı­nıf mü­ca­de­le­ci eği­lim­le­ri iç­le­rin­de da­ha faz­la ba­rın­dı­ra­bi­lir­ler­di.

İş­çi sı­nı­fı­nın sağ/sol, la­ik/is­lam­cı, sün­ni/ale­vi ola­rak bö­lün­me­si ya­pay­dır!

Sos­ya­list ha­re­ket yıl­lar­ca iş­çi sı­nı­fı­nı la­ik, ale­vi ve ta­bii is­ter is­te­mez “sol” bir ta­ban­da ör­güt­le­me­nin ko­lay­cı­lı­ğı­na kaç­tı. Bu ko­lay­cı­lık sı­nı­fın mü­ca­de­le bir­li­ği­ni en­gel­le­di­ği gi­bi, ço­ğun­lu­ğu da sü­rek­li ola­rak “kar­şı ta­ra­fa” terk et­ti. Bu “kar­şı ta­raf” do­ğal ola­rak “sağ”, İs­lam­cı ve sün­ni ol­du. Sı­nıf için­de “düş­man kamp”ın bu ka­dar ge­niş tu­tul­du­ğu bir saf­laş­ma­da ba­şa­rı­ya ulaş­ma­nın müm­kün ol­ma­dı­ğı gö­rü­le­me­di. Ba­şa­rı; sı­nı­fın ço­ğun­lu­ğu­nu dev­rim­ci bir prog­ra­ma ve onun ara­cı­lı­ğıy­la par­ti­ye ka­zan­mak­tan ge­çe­cek idiy­se, bu­nun ge­rek­le­ri hiç­bir za­man ye­ri­ne ge­ti­ril­me­di.  Sı­nıf­sal ze­min­de ba­kıl­dı­ğın­da Tür­ki­ye’de yüz­de 30’a yüz­de 70 ya da sol açı­sın­dan en iyi ko­şul­lar­da yüz­de 40’a yüz­de 60’lık gi­bi gö­zü­ken bö­lün­me as­lın­da sah­te ve al­da­tı­cı­dır. Bir an için yüz­de 95 gi­bi ezi­ci ço­ğun­lu­ğu yok­sul­lar ka­te­go­ri­sin­de yer alan Kürt nü­fu­su­nu bir ke­nar­da tu­ta­cak olur­sak, Türk nü­fu­sun ço­ğun­lu­ğu­nun da Kürt­ler ka­dar ol­ma­sa bi­le yok­sul ol­du­ğu unu­tul­ma­ma­lı­dır. Bu top­rak­la­rın in­san­la­rı­nın yak­la­şık yüz­de 80’i yok­sul­luk sı­nı­rı­nın al­tın­da ya­şı­yor. İş­te bu, dev­rim­ci bir ha­re­ke­tin yas­lan­ma­sı ge­re­ken ger­çek bir po­tan­si­yel­dir. Kit­le­sel iş­çi par­ti­si ön­ce­lik­li ola­rak bu po­tan­si­ye­lin için­de­ki iş­çi sı­nı­fı­nın ço­ğun­lu­ğu­nu ka­za­na­cak, on­la­rın ara­cı­lı­ğıy­la kent ve kır yok­sul­la­rı­nın it­ti­fa­kı­nı sağ­la­ya­cak­tır. Kuş­ku­suz dev­rim­ci bir ha­re­ke­tin ba­şa­rı­sı için bu yüz­de 80’lik po­tan­si­ye­lin tü­mü­nün ka­za­nıl­ma­sı bir zo­run­lu­luk de­ğil­dir. İş­çi sı­nı­fı­nın  ço­ğun­lu­ğu­nun dev­rim­ci prog­ra­ma ka­za­nıl­ma­sı ye­ter­li­dir.

Tür­ki­ye’de dev­rim­ci Mark­sist bir al­ter­na­ti­fin yok­lu­ğu bu yok­sul ve ezi­len kit­le­nin ço­ğun­lu­ğu­nu İs­lam­cı ve fa­şist par­ti­le­rin ku­ca­ğı­na it­miş du­rum­da. Ne ya­zık ki şu an­da ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı bur­ju­va­zi­nin sal­dı­rı po­li­ti­ka­la­rı kar­şı­sın­da hü­kü­met dı­şı al­ter­na­tif Fa­zi­let Par­ti­si  ve Bü­yük Bir­lik Par­ti­si, hü­kü­met içi al­ter­na­tif ise Mil­li­yet­çi Ha­re­ket Par­ti­si­dir. Bu dev­rim­ci Mark­sist ha­re­ket açı­sın­dan acık­lı bir du­rum­dur. İş­çi sı­nı­fı­nın bu par­ti­le­re sem­pa­ti du­yan ke­sim­le­ri ka­za­nıl­ma­dık­ça sı­nı­fın bir­li­ği­ni sağ­la­ma­ya im­kan ol­ma­ya­cak­tır. An­cak yu­ka­rı­da sı­ra­la­dı­ğı­mız ya­pay ay­rım­la­ra iti­bar et­mek­si­zin dav­ra­na­cak kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si bu ke­sim­le­ri ka­za­na­bil­me şan­sı­na sa­hip­tir. Ve böy­le dav­ra­na­cak bir par­ti­nin in­şa­sı­nın önü ala­bil­di­ği­ne açık ola­bi­lir. Kit­le­sel iş­çi par­ti­si­ne, bu ya­pay ay­rım­lar­dan de­ğil, sa­de­ce ve sa­de­ce sı­nıf­sal çı­kar­lar­dan ha­re­ket edi­le­rek ya da on­la­ra yas­la­na­rak ge­çi­le­bi­le­ce­ği­nin bi­lin­cin­de ol­mak ge­re­kir.

Kit­le­sel bir iş­çi sı­nı­fı par­ti­si na­sıl in­şa edi­le­bi­lir?

Kuş­ku­suz böy­le bir par­ti­nin in­şa­sı­nın ön­şar­tı sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin yük­sel­me­si­dir. Yu­ka­rı­da bu top­rak­lar­da sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin çok sert sür­dü­ğü­nü, ama bu­nun tek ba­şı­na iş­çi sı­nı­fı­nın ken­di mü­ca­de­le­sin­den kay­nak­lan­ma­dı­ğı­nı, biz­zat bü­yük bur­ju­va­zi­nin çıl­gın­ca sal­dı­rı­la­rı­nın bu mü­ca­de­le­yi kö­rük­le­di­ği­ni be­lirt­tik. İş­te bu di­ya­lek­tik­tir ki, iş­çi sı­nı­fı­nın mü­ca­de­le­si­nin önü­nü açı­yor, do­la­yı­sıy­la kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si­nin in­şa im­kan­la­rı­nı da ala­bil­di­ği­ne art­tı­rı­yor. Öte yan­dan ulus­la­ra­ra­sı bur­ju­va­zi­nin ulus­la­ra­ra­sı iş­çi sı­nı­fı­na kar­şı dün­ya ça­pın­da sür­dür­dü­ğü sal­dı­rı po­li­ti­ka­sı, gü­nü­müz­de, böy­le bir par­ti­nin in­şa­sı­nın sa­de­ce bu top­rak­lar­da de­ğil dün­ya­nın he­men her böl­ge­sin­de ku­rul­ma­sı­na el­ve­riş­li bir ze­min ha­zır­la­dı­ğı gi­bi, en­ter­nas­yo­nal bir iş­çi ha­re­ke­ti­nin de ye­ni­den aya­ğa kalk­ma­sı­na ara­dan alt­mış yıl geç­tik­ten son­ra ye­ni­den fır­sat su­nu­yor. İle­ri­de bu ko­nu­ya tek­rar de­ği­ne­ce­ğiz, ama, şim­di­den şu ka­da­rı­nı söy­le­mek­te ya­rar var: Kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si, dün­ya­nın bir­çok ül­ke ya da böl­ge­sin­de or­ta­ya çı­ka­cak kar­deş par­ti­le­riy­le bir­lik­te ay­nı dün­ya par­ti­si­nin ça­tı­sı al­tın­da bu­lun­ma­nın olum­lu mec­bu­ri­ye­tiy­le yüz­yü­ze ka­la­cak­tır. Ulus­la­ra­ra­sı par­ti­nin in­şa­sı ulu­sal par­ti­le­rin in­şa­sı ka­dar nes­nel bir ge­rek­li­lik ha­li­ne gel­miş­tir.

Kit­le­sel bir sı­nıf par­ti­si­nin in­şa­sı iki ka­nal­dan yü­rü­tül­mek zo­run­da­dır. Bi­rin­ci ka­nal, bur­ju­va­zi­nin; sen­di­kal ör­güt­len­me, top­lu söz­leş­me, is­tih­dam ve sos­yal gü­ven­lik gi­bi en te­mel ka­za­nım­la­ra kar­şı sür­dür­dü­ğü sal­dı­rı­yı ön pla­na çı­kar­ta­rak ör­güt­lü iş­çi ke­sim­le­ri­ni (ya­ni sen­di­ka­lı iş­çi­le­ri) bu alan­lar­da ka­za­na­rak par­ti in­şa­sı­nı baş­lat­mak­tır. İş­çi sı­nı­fı­nın ör­güt­süz ke­sim­le­ri­ni bu mü­ca­de­le­ye kat­mak baş­lan­gıç­ta çok da­ha zor­dur. On­lar par­ti­leş­me yo­lu­na is­ter is­te­mez bir son­ra­ki aşa­ma­da gi­re­cek­ler­dir. Bu ara­da, bu iş­çi­le­ri de ta­ma­miy­le boş­la­ma­mak için ör­güt­lü iş­çi­ler ara­cı­lı­ğıy­la böl­ge ça­lış­ma­la­rı yü­rüt­mek an­lam­lı ola­bi­lir. Par­ti in­şa­sı­nın ikin­ci ve mut­la­ka bi­rin­ciy­le bü­tün­leş­ti­ril­me­si ge­re­ken di­ğer ka­na­lı ise han­gi sen­di­ka­dan ol­ma­sı­na ba­kıl­mak­sı­zın ger­çek bir sı­nıf mü­ca­de­le­si yü­rü­ten bir di­zi sen­di­ka yö­ne­ti­ci­si­nin böy­le bir par­ti­nin in­şa­sı sü­re­ci­ne ak­tif ola­rak da­hil edil­me­si­dir. Sı­ra­dan ör­güt­lü iş­çi­ler, mev­cut eko­no­mik kri­zin ba­sın­cıy­la tü­müy­le ken­di par­ti­le­ri ola­cak bir ya­pı­nın ör­güt­len­me­si­ne kuş­ku­suz ka­tı­la­cak­lar­dır, ta­lep­le­ri bu yön­de­dir. Ama do­ğal­dır ki, her iş­çi böy­le bir sü­reç­te ken­di­siy­le bir­lik­te ay­nı çı­kar­la­rı sa­vu­nan iş­çi ön­der­le­ri­nin ha­re­ke­tin için­de ol­ma­sın­dan faz­la­sıy­la et­ki­le­ne­cek­tir. Unu­tul­ma­sın bi­rin­ci Tür­ki­ye İş­çi Par­ti­si de­ne­yi­mi­nin baş­la­tıl­ma­sı tam da bu şe­kil­de ol­muş­tur. Baş­lan­gıç­ta az sa­yı­da da ol­sa sı­nıf mü­ca­de­le­ci iş­çi ön­de­ri­nin par­ti­leş­me fa­ali­ye­ti­nin için­de yer al­ma­sı ge­niş iş­çi yı­ğın­la­rı için bu par­ti­yi cid­di bir çe­kim mer­ke­zi ha­li­ne ge­ti­re­cek­tir. Ge­ne bu ka­nal­da üze­rin­de du­rul­ma­sı ge­re­ken bir di­ğer hu­sus, sı­nıf ha­re­ke­ti için­de dar bir kad­ro ça­lış­ma­sı fa­ali­ye­ti sür­dür­mek­le ye­ti­nen eti­ket­li “sol­cu” iş­çi ön­der­le­rin­den­se do­ğal iş­çi ön­der­le­ri­ne yö­nel­me­nin an­lam­lı­lı­ğı­dır. Do­ğal iş­çi ön­der­le­ri­nin şu an han­gi par­ti­ye sem­pa­ti duy­duk­la­rı­nın faz­la­ca bir öne­mi yok­tur. Kit­le­sel iş­çi par­ti­si gi­ri­şi­mi, az sa­yı­da iş­çiy­le te­mas ha­lin­de olan ki­şi­ler­den­se, sı­nıf­sal çı­kar­lar ze­mi­nin­de ha­re­ket eden her­ke­sin gü­ven duy­du­ğu do­ğal iş­çi ön­der­le­ri­ne ulaş­ma­nın yol­la­rı­nı ara­yıp bul­ma­lı­dır. 12 Ey­lül dö­ne­mi son­ra­sın­da sa­yı­la­rı git­tik­çe aza­lan ve ge­niş kit­ley­le et­ki­le­şim­le­ri gi­de­rek za­yıf­la­mış “sol­cu” iş­çi­ler­den­se bu tip do­ğal iş­çi sı­nı­fı ön­der­le­ri­ni ka­zan­ma­lı­dır. Şu ke­sin bir ger­çek­tir ki, neo-li­be­ral dö­ne­min et­ki­siy­le ka­fa­la­rı ve ide­olo­ji­le­ri iyi­ce bu­la­nık­laş­mış – söz ge­li­mi özel­leş­tir­me kar­şı­sın­da bi­le , “ön­ce şu ka­mu­sal ala­nın bir ta­ri­fi­ni ya­pa­lım” di­yen – “sol­cu” iş­çi­le­re faz­la iti­bar et­me­mek ge­re­kir. So­nuç ola­rak, kit­le­sel iş­çi par­ti­si­nin in­şa­sı, ta­ban­da ger­çek sı­nıf çı­kar­la­rı üze­rin­den fa­ali­yet gös­te­ren do­ğal iş­çi ön­der­le­riy­le mi­li­tan sen­di­kal fa­ali­yet gös­te­ren iş­çi ön­der­le­ri­nin mü­ca­de­le için­de bü­tün­le­şip kay­naş­ma­sın­dan ge­çe­cek­tir.

Kit­le­sel iş­çi par­ti­si­nin en­ter­nas­yo­nal ze­mi­ni

Yu­ka­rı­da ulus­la­ra­ra­sı kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si­nin in­şa­sı­nın en az ulu­sal par­ti­le­rin in­şa­sı ka­dar  nes­nel bir zo­run­lu­luk ha­li­ne gel­di­ğin­den söz et­miş­tik. Bu ko­nu­yu bi­raz ay­rın­tı­lan­dır­mak­ta ya­rar var. Bu­gün Tür­ki­ye’de res­mi ağız­lar­dan ya­pı­lan açık­la­ma­la­ra gö­re bi­le – ki bu res­mi açık­la­ma­lar her za­man ger­çe­ğin bir kıs­mı­nı ifa­de eder­ler- “ka­yıt dı­şı” ola­rak ni­te­le­nen ya­ban­cı iş­çi sa­yı­sı 1,5 mil­yon ci­va­rın­da­dır. Ağır­lık­lı ola­rak teks­til, in­şa­at ve ev iş­le­rin­de is­tih­dam edi­len bu sü­per ucuz iş gü­cü ar­tık bu top­rak­la­rın iş­çi sı­nı­fı­nın bir par­ça­sı ola­rak gö­rül­me­li­dir. Emek Plat­for­mu prog­ra­mı­nın ör­tü­lü bir tarz­da, TÜRK-İŞ uz­man­la­rı­nın­sa açık­ça ifa­de et­tik­le­ri gi­bi bu in­san­lar Tür­ki­ye iş­çi sı­nı­fı­nın düş­ma­nı de­ğil­dir­ler. Tam ter­si­ne bu top­rak­lar­da ya­şa­yan iş­çi sı­nı­fı­nın en maz­lum ke­si­mi oluş­tur­mak­ta­dır­lar ve Tür­ki­ye iş­çi sı­nı­fı­nın di­ğer ke­sim­le­ri ta­ra­fın­dan kar­deş­çe des­tek­len­me­li­dir­ler. Ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye, ka­pi­ta­liz­min çü­rü­yen em­per­ya­lizm ev­re­sin­de  tam bir maf­ya ser­ma­ye­si­ne dö­nüş­müş du­rum­da­dır. Bu ser­ma­ye ka­pi­ta­liz­min yük­se­liş dö­nem­le­rin­de ol­du­ğu gi­bi ka­lı­cı ya­tı­rım­la­ra dö­nük bir iş­le­vi ar­tık ta­şı­ma­mak­ta­dır. Bü­tün he­sap­la­rı­nı, dün­ya ça­pın­da üre­ti­ci güç­le­ri ge­liş­ti­re­cek ya­tı­rım­la­ra gi­riş­mek­ten­se, fi­nans ser­ma­ye­si­nin ha­ki­mi­ye­tin­de bor­sa gi­bi spe­kü­la­tif ka­zanç yol­la­rı­na ka­ya­rak ve özel­lik­le en ucuz iş gü­cü­nün bu­lun­du­ğu alan­la­ra gi­rip çı­ka­rak yap­mak­ta­dır. Dün­ya ça­pın­da üre­ti­ci güç­le­ri bi­rer yı­kım gü­cü ha­li­ne dö­nüş­tür­me mis­yo­nu­nu sür­dür­mek­te­dir. Kuş­ku­suz ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye­nin bu eği­li­mi ye­ni de­ğil­dir, da­ha em­per­ya­liz­min or­ta­ya çık­tı­ğı dö­nem­den bu ya­na ka­pi­ta­lizm bu yö­ne ev­ril­miş­tir. Ama özel­lik­le 1980’ler­den gü­nü­mü­ze, bu eği­lim, bü­yük bir hız­la ge­li­şi­yor. Üre­ti­ci güç­le­rin kit­le­sel im­ha­sı po­li­ti­ka­sı, üre­tim araç­la­rı­nın özel mül­ki­ye­ti re­ji­mi­nin “iş­le­yi­şi­nin” te­me­li­ni oluş­tu­rur ha­le gel­miş­tir. Baş­ka bir de­yiş­le, üc­ret­li eme­ğin kit­le­sel im­ha­sı, an­cak üc­ret­li eme­ğin sö­mü­rül­me­siy­le var­lı­ğı­nı sür­dü­re­bi­le­cek olan bir top­lum­sal re­ji­min (ya­ni ka­pi­ta­liz­min) kâr oran­la­rı­nı ko­ru­ma­sı­nın te­mel ara­cı bi­çi­mi­ne bü­rün­müş­tür. Bu ise, çü­rü­yen ka­pi­ta­liz­min as­lın­da ken­di bin­di­ği da­lı kes­me­si an­la­mı­na ge­lir. Ama ka­pi­ta­liz­min va­ra­ca­ğı ni­hai nok­ta­nın bu ol­du­ğu çok ön­ce­le­ri bi­lin­di­ğin­den ulus­la­ra­ra­sı bir sos­ya­list dev­ri­min ka­çı­nıl­maz­lı­ğı da ken­di­ni nes­nel ola­rak da­yat­mak­ta­dır.

Gü­nü­müz çü­rü­yen ka­pi­ta­lizm (mo­da de­yi­şiy­le “kü­re­sel­leş­me”) dö­ne­min­de ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye, ya­ban­cı ser­ma­ye ta­raf­tar­la­rı­nın öv­gü­sü­ne maz­har bir tarz­da bir ül­ke­nin bor­sa­sı­na gi­rip çı­kar gi­bi – ki onu da ne­re­dey­se gün­lük ola­rak yap­mak­ta­dır- elin­de pa­ra va­li­ziy­le o ül­ke­den o ül­ke­ye tu­rist gi­bi do­la­şı­yor. En ucuz iş gü­cü­nü ne­re­de bu­lur­sa, bir sü­re ora­da ko­nak­lı­yor, da­ha son­ra her­şe­yi bı­ra­kıp bir baş­ka da­ha ucuz ül­ke­ye yol­la­nı­ve­ri­yor. Çü­rü­yen ka­pi­ta­liz­min bu maf­ya ser­ma­ye­si – ki ar­tık ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye­nin ge­nel eği­li­mi bu­dur- ka­pi­ta­liz­min mer­kez ül­ke­le­ri­nin iş­çi­le­ri­ni “ka­ça­rım ha!” di­ye teh­dit et­ti­ği gi­bi ba­ğım­lı ka­pi­ta­list ül­ke­le­rin iş­çi sı­nıf­la­rı­nı da ay­nı teh­dit­le da­ha dü­şük üc­ret­le­re mah­kum edi­yor. Söz ge­li­mi, geç­ti­ği­miz yıl Fran­sa’da yüz­de 200 ora­nın­da kâr el­de et­miş olan Bosch fir­ma­sı bu­na rağ­men 400 iş­çi­si­ni iş­ten çı­kart­mış ve bu yıl Tür­ki­ye’ye gel­me ha­zır­lık­la­rı ya­pı­yor. Öte yan­dan he­pi­mi­zin bil­di­ği gi­bi Türk teks­til sek­tö­rü hız­la Ro­man­ya ve Bul­ga­ris­tan gi­bi da­ha ucuz iş gü­cü­nün bu­lun­du­ğu ül­ke­le­re ka­yı­yor ya da bu­nun ha­zır­lı­ğı için­de. ABD’nin bü­yük teks­til şir­ket­le­ri ay­lık as­ga­ri üc­re­tin 19 Do­lar ol­du­ğu Beng­la­deş’e ya da sa­at üc­re­ti­nin 0.65 Do­lar ol­du­ğu ( bir kar­şı­laş­tır­ma yap­mak ge­re­kir­se Tür­ki­ye’de Türk teks­til iş­çi­le­ri­nin sa­at üc­re­ti 2,5 Do­lar, baş­ta Ro­men ol­mak üze­re ya­ban­cı iş­çi­le­rin sa­at üc­re­ti ise 0.25 do­lar­dır!) Çin Halk Cum­hu­ri­ye­ti’ne ka­yı­yor­lar. Her du­rum­da, as­ga­ri sa­at üc­re­ti­nin 6,5- 7 Do­lar ol­du­ğu ABD iş­çi sı­nı­fı­nın na­sıl bir teh­dit al­tın­da ol­du­ğu­nu gör­mek böy­le­lik­le müm­kün­dür. Şim­di bü­tün bu ko­şul­lar al­tın­da, ne ABD iş­çi sı­nı­fı­nın Çin ya da baş­ka ül­ke iş­çi sı­nıf­la­rı­na, ne Tür­ki­ye­li iş­çi­le­rin Ro­men iş­çi­le­re ve ne de Fran­sa­lı iş­çi­le­rin Tür­ki­ye­li iş­çi­le­re düş­man­laş­ma­sı ka­dar saç­ma bir du­rum ola­maz. Bü­tün bu say­dı­ğı­mız ül­ke­le­rin iş­çi sı­nıf­la­rı­nın tek ve bi­ri­cik düş­ma­nı çü­rü­yen ka­pi­ta­liz­min en ucuz iş gü­cü­ne yö­nel­me po­li­ti­ka­la­rın­dan baş­ka­sı de­ğil­dir. Üs­te­lik bü­tün bu ül­ke­le­rin iş­çi sı­nıf­la­rı ar­tık es­ki­sin­den fark­lı ola­rak bu du­ru­mu ya­şa­ya­rak gör­me im­ka­nı­nı faz­la­sıy­la el­de et­miş bu­lu­nu­yor­lar. Bu­ra­dan çı­kar­tıl­ma­sı ge­re­ken so­nuç, dün­ya iş­çi­le­ri­nin sa­de­ce kit­le­sel bir dün­ya iş­çi par­ti­si­ne de­ğil, ay­nı za­man­da dev bir dün­ya iş­çi sen­di­ka­la­rı kon­fe­de­ras­yo­nu­na da şid­det­le ih­ti­yaç­la­rı ol­du­ğu­dur. Ar­tık bu­ra­dan kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si­nin in­şa­sı­nın han­gi ma­li kay­nak­la­ra yas­la­na­ca­ğı so­ru­su­nun ce­va­bı­nı ara­mak ko­lay­lık­la müm­kün ola­cak­tır.

Ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı iş­çi sı­nı­fı­nın ma­li kay­nak­la­rı an­cak ken­di güç­le­ri ola­bi­lir

Dün­ya­da ol­du­ğu gi­bi Tür­ki­ye’de de kit­le­sel bir iş­çi sı­nı­fı par­ti­si an­cak ken­di ma­li güç­le­ri­ne da­ya­na­rak in­şa edi­le­bi­lir. İş­çi sı­nı­fı ge­rek ulu­sal ge­rek­se ulus­la­ra­ra­sı ör­güt­len­me­si­ni ken­di üye­le­ri­nin sı­nır­la­rı ai­dat­la­rı üze­ri­ne in­şa et­mek zo­run­da­dır. Par­ti in­şa­sın­da ya­ban­cı sı­nıf­la­rın ma­li kay­nak­la­rı­na ke­sin­lik­le iti­bar edil­me­me­li, hat­ta ola­bi­le­cek her du­rum­da red­de­dil­me­li­dir. Ya­ban­cı sı­nıf­la­rın bir iş­çi ör­gü­tü­ne ya­pa­cak­la­rı her yar­dı­mın bir kar­şı­lı­ğı ola­cak­tır. İde­olo­jik ve ör­güt­sel ola­rak ser­ma­ye­den ba­ğım­sız bir iş­çi ör­gü­tü ( bu bir sen­di­ka ya da par­ti ola­bi­lir ) ma­li plan­da her tür ser­ma­ye ör­gü­tün­den ba­ğım­sız ol­ma­lı­dır. Sı­nır­lı ma­li kay­nak­la­ra sa­hip bir ül­ke­nin iş­çi sı­nı­fı an­cak ge­liş­miş bir ka­pi­ta­list ül­ke­nin ba­ğım­sız iş­çi ör­güt­le­rin­den ma­li yar­dım ta­le­bin­de bu­lu­na­bi­lir.

ABD’de Clin­ton, İn­gil­te­re’de Bla­ir, Fran­sa’da Jos­pin ve İtal­ya’da “Zey­tin Ağa­cı” hü­kü­met­le­ri, dün­ya ça­pın­da iş­çi sı­nı­fı­nın sı­nıf ör­güt­le­ri­nin da­ğı­tı­la­rak bun­la­rın ye­ri­ni hü­kü­met­le ve ser­ma­yey­le “di­la­yog” ve “iş­bir­li­ği” ör­güt­le­ri­nin al­ma­sı­nı he­def­le­miş­ler ve bu yol­da ser­ma­ye­nin bü­yük ta­ar­ru­zuy­la ör­tü­şen he­def­le­re iler­le­me­ye ça­lış­mış­lar­dır. Ulus­la­ra­ra­sı iş­çi sı­nı­fı­nın bu po­li­ti­ka­la­ra tep­ki­si, on­la­rın ge­rek­li me­sa­fe­le­ri ko­lay­lık­la kat et­me­le­ri­ne im­kan ta­nı­ma­mış, ama iş­çi sı­nı­fı­nın ulus­la­ra­ra­sı öl­çek­te­ki ör­güt­süz­lü­ğü de cid­di mev­zi ka­yıp­la­rı­na ne­den ol­muş­tur.

İş­çi ör­güt­le­ri­nin NGO’laş­tı­rıl­ma­sı po­li­ti­ka­la­rı

Yu­ka­rı­da sö­zü­nü et­ti­ği­miz hü­kü­met­ler ka­na­lıy­la iş­çi sı­nı­fı ör­güt­le­ri­nin ge­ne mo­da ta­bir­le NGO (Hü­kü­met Dı­şı Ör­güt­ler) bi­çi­mi­ne dö­nüş­tü­rül­me­si­ne ça­lı­şıl­mak­ta­dır. Bu tip bi­çim­le­re dö­nü­şe­bi­le­cek iş­çi ör­güt­le­ri­ne (ya­ni iş­çi ör­gü­tü ol­mak­tan çı­ka­cak ör­güt­le­re) em­per­ya­liz­min kont­ro­lün­de­ki çe­şit­li ku­ru­luş­lar ve fon­lar ta­ra­fın­dan azım­san­ma­ya­cak ma­li des­tek­ler su­nul­mak­ta ve NGO’laş­ma­la­rı ca­zip ha­le ge­ti­ril­mek­te­dir. Bas­kı al­tın­da­ki sen­di­ka bü­rok­ra­si­le­ri ta­ba­nın di­ren­ci­nin za­yıf ol­du­ğu yer­ler­de bu po­li­ti­ka­la­ra bo­yun eğ­mek­te­dir­ler. Kit­le­sel bir iş­çi par­ti­si bu sı­nıf düş­ma­nı po­li­ti­ka­la­rı et­ki­siz ha­le ge­tir­mek için elin­den ge­len tüm ça­ba­yı gös­ter­me­li­dir. Tür­ki­ye’de as­lın­da iş­çi sı­nı­fı­nın bir par­ça­sı olan KESK, ge­rek bağ­lı ol­du­ğu ulus­la­ra­ra­sı sen­di­ka­nın NGO’laş­ma­ya çok mü­sa­it ya­pı­sı  ve ge­rek­se üst yö­ne­ti­mi­nin “Zey­tin Ağa­cı” pro­je­si­ne yat­kın­lı­ğı ne­de­niy­le çok cid­di bir teh­li­key­le yüz­yü­ze­dir. Çün­kü bir yan­dan kar­şı dev­rim­ci “Zey­tin Ağa­cı” pro­je­si­ne an­ga­je olup, di­ğer yan­dan da grev­li-top­lu söz­leş­me­li bir sen­di­ka an­la­yı­şı­nı sür­dür­me­niz ko­lay de­ğil­dir. Eğer önü­müz­de­ki dö­nem­de “sah­te sen­di­ka ” ta­sa­rı­sı her şe­ye rağ­men ya­sa­la­şır­sa KESK bu­nu sa­de­ce red­det­mek­le ye­tin­me­me­li “or­tak ça­lı­şan­lar ya­sa­sı”nın ka­bu­lü için kit­le­sel se­fer­ber­li­ği­ni iş­çi sen­di­ka­la­rıy­la an­la­şa­rak en üst dü­ze­ye yük­selt­me­li­dir. Ak­si tak­dir­de za­ten KESK’in içi­ne düş­tü­ğü du­rum bü­yük ser­ma­ye ta­ra­fın­dan sö­mü­rü­le­cek ve di­ğer iş­çi sen­di­ka­larına da yay­gın­laş­tırıl­maya çalışılacak­tır. Hedef tüm iş­çi sen­dikalarının dağıtıl­ması ol­duğu için KESK’in tasarıyı ker­hen bile onay­laması bur­juvazinin eline büyük bir koz verecek­tir. Öte yan­dan kaşar­lan­mış sen­dika bürok­rat­ları tarafın­dan yönetilen büyük sen­dikalar da KESK’in kar­şı kar­şıya kal­dığı durum­da ken­di gelecek­lerini okumak zorun­dadır­lar. Kit­lesel bir iş­çi par­tisi, par­çalan­mış iş­çi sınıfının bir­liğini sağ­lama doğ­rul­tusun­da bu teh­likeli gidişe son verebilecek tek araç olacak­tır.

28 Şubat’ın etkileri

28 Şubat, TC devletinin büyük sermayeyle  tam bir uyum içinde,  çürüyen kapitalizmin uluslararası saldırısına destek verme  programıdır.  28 Şubat programı doğrultusunda  Türkiye’deki tüm siyasal ve sendikal yapılar yeniden biçimlendirilmekte, dolayısıyla parçalanmaktadırlar.   TC devleti Türkiye burjuvazisinin  çürüyen kapitalizmle daha da bütünleşebilmesi için onun önündeki bütün engelleri “şeriat geliyor” bahanesiyle  bir bir temizliyor. Bu yeniden düzenleme operasyonundan ilk nasibini alan da İslami hareket oluyor. Metropol kentlerin geniş işçi yığınları üzerinde en fazla etkisi bulunan Fazilet Partisi hem içeriden hem dışarıdan parçalanıyor.  Recep Tayyip Erdoğan’ın başını çektiği “Yenilikçi” kanadın  içeriden parçalama operasyonu büyük burjuvazinin  talepleri yönünde gelişiyor. Nitekim bu kanadın sözcülerinden Bülent Arınç, daha ilk etapta Derviş’in çıkartmayı planladığı  işçi düşmanı 15 yasaya destek vereceklerini ilan ediverdi.  Kutan buna derhal karşı çıktı. Kuşkusuz bu durum “Gelenekçi” kanadın işçi sınıfının çıkarlarını koruduğu anlamına gelmiyor, onlar da hükümetleri döneminde  demokratikleşme alanında olduğu gibi işçi sınıfının kazanımları konusunda da  alabildiğine  büyük sermayeyle uzlaşan  adımlar atmaktan çekinmemişlerdi. Farkları şu ki; “Gelenekçiler” “Yenilikçilere” oranla  örgütün tabanının çıkarlarına  daha fazla sahiplenirmiş gibi davranmak zorunda kalıyorlar. “Yenilikçi” kanat ise  uluslararası burjuvaziyle entegrasyona daha fazla önem veriyor.  Fazilet’in “Gelenekçileri”ni İslamcı hareketin “klasik sosyal demokrasi”si olarak nitelemek ne kadar doğru ise, “Yenilikçileri”ni  de  “sol liberal sivil toplumcular”ı olarak nitelemek bir o kadar doğru olsa gerek!

Öte yandan kitlesel gücü çok daha zayıf olsa da, 28 Şubat’ın sol hareket üzerinde de parçalayıcı etkisi kendisini derhal hissetirmiştir: Uzun yıllardan sonra sosyalistlerin özlemini çektikleri yeniden birleşme projesi olarak ortaya çıkan ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) 28 Şubat’ın basıncına dayanamamış ve çatlamıştır. Bu noktada, özellikle partinin çoğunluk hizbi, kendi politikalarını sürekli olarak 28 Şubat’ın yörüngesinde tutmaya  çalışmış ve bu politikalara karşı çıkan azınlık platformlarıyla arasını açmıştır. 28 Şubat’la uzlaşmanın iki yolu vardır: Bunlardan birincisi açıkça devletin yanında yer almayı gerektirir (Genelkurmay destekçisi İşçi Partisi), ikincisi ise sermayeyle uzlaşmaktır (özelleştirme politikalarına açık olarak karşı çıkamayarak TÜSİAD’ın “demokratikleşme” paketinin arkasına geçen ÖDP yönetimi) . Devletle sermayenin politikalarının aslında birbirinin tamamlayıcısı olduğunu göremeyen bütün sol partiler bu oyuna gelmişler ve sonuçta şu ya da bu ölçüde 28 Şubat programına destek sunmuşlardır. İlk bakışta paradoksal gibi gözüken bu durum ÖDP yönetimi ile HADEP yönetimini birbirine yakınlaştıran çizgidir.

Sınıfsal çıkarlar temelinde örgütlenme hedefini önüne koyan, devletten ve sermayeden bağımsız kitlesel bir işçi partisi projesi bütün bu yanılsamaları ortadan kaldıracak tek araç olarak önümüzde durmaktadır.  Gün, artık, her ne pahasına olursa olsun, öncelikli olarak her türden sosyalisti (liberalinden devrimci Marksistine kadar) biraraya getirmeyi hedefleyen bir projeden değil, dolaysız sınıf çıkarları temelinde işçi sınıfının mücadelesini birleştirmeye çalışırken devrimci Marksistleri de biraraya getirebilecek olan bir projeden geçmek zorundadır.