İşçi Cephesi’ne Dostça Bir Uyarı: Gerici Ortayolculuktan Vazgeçin!

İşçi Cephesi’nin 11 Mayıs tarihinde “Anti-kapitalist Eylem” grubuyla “Suriye Devrimini Destekleme” Toplantısı düzenleyeceği bilgisini almış bulunmaktayız. Bu, bugüne kadar kendisini Troçkizm saflarında tanımlayan bir yapının (aramızdaki bütün farklılıklara rağmen biz de kendilerini öyle nitelendiriyorduk) olayların gelişimi içinde nasıl savrulduğunun ibret alınması gereken bir dışavurumu olsa gerek.

Orta Doğu ve Mağrip’teki karşı devrimci kampın “kasası” olarak nitelenen Katar tarafından finanse edildiği herkesçe bilinen Tunus Dünya Sosyal Forumu’na katılan ve aralarında İşçi Cephesi’nin de bulunduğu örgütlerden 30 kadarının imzaladığı ortak metin tam bir kafa karışıklığının olduğu kadar emperyalizmin çok ihtiyaç duyduğu bir tür “sol”un da kendini ortaya koyma deklarasyonudur. Metne imza atanların listesine bir göz attığınızda (yurtsever çevreleri dışında tutmak kaydıyla) Cliffçi ve Pablocu akımının neredeyse bütün temsilcilerini buluyorsunuz. Cliffçilerle Pablocuların buradaki ana misyonunun ne olduğu herkesin malumu: Bölgenin pek de tutarlı olmayan emperyalizm karşıtı güçlerini mümkünse “tarafsızlaştırmak”. İşte, İşçi Cephesi’nin altına imza koyduğu metin buna hizmet ediyor!

Başlangıçta doğal olarak desteklenmesi gereken barışçıl demokratik muhalefet eylemlerinin Suriye’de emperyalizmin dolaylı müdahalesiyle nasıl sona erdiğini biliyoruz. Şu an Suriye’de bir devrim olmadığı gibi iç savaş bile yaşanmıyor, söz konusu olan emperyalizmin arzuladığı bir kaos durumu. İşçi sınıfının hiçbir şekilde müdahil olmadığı bir “devrim” nasıl mümkün olabilir? Bu bir “halk” devrimiyse bile en azından sınıfın bazı sektörlerinin buna katılması beklenmez mi? İç savaş dahi değil diyoruz, çünkü bir iç savaşta taraflar milyonlar halinde komşu ülkelere kaçmazlar! Ortada Suriye ordusunun askeri savaş mekanizmasıyla savaşan son derece sofistike silahlarla donatılmış İslamcı çeteler ve paralı askerler var (aynı Libya’da olduğu gibi), o kadar! Sözde “devrim”in tarafı olan halksa şaşkın, perişan ve kararsız! Ama çoğunluk her şeye rağmen emperyalizm yanlısı güçlere göre ehven-i şer gözüken Esad güçlerinden yana.

Esad anti-emperyalist değil ve mafyatik bir önderlik, bu tabii ki doğru. Ama mesele bu değil ki. Emperyalizmin, kendinden göreli bir özerkliği varsa, bu tür önderliklerin de yaşamasına tahammülü yok. Türkiye’de kendisini yıllarca desteklemiş olan askeri bürokratik cihazı nasıl parçalayıp dağıttı görmedik mi? Ancak Esad Türkiye’dekilerden farklı olarak şu anda direniyor. Emperyalizm, Esad’ı değil ama politikasını anti-emperyalist kılıyor. Emperyalizme karşı savaşanla –kendi bağımsız gücünü koruyarak- birlikte olunur. Bu Troçkizmin alfabesidir, bundan geri adım atmak Troçkizmden de Leninizmden de vazgeçmekle eş anlamlıdır! Troçki, Japon emperyalizminin saldırısı karşısında komünistlerin Çan Kay Şek’in ordusunu desteklemeleri gerektiğini ileri sürüyor. Çan Kay Şek Esad’dan daha büyük bir cani değil miydi? Üstelik daha doğru bir taktik adım da olsa Saddam’ın yapmadığını yapıp Kürt bölgesinin kendi kaderini belirlemesine imkân tanımış bir Esad söz konusu olan.

Bu arada sevgili İşçi Cepheci kardeşlerimiz, eğer bugün Suriye’de “devrim” yaşanıyorsa AKP’nin hükümet edilmesi de Türkiye’de “devrim”dir. Sizden dileğimiz en kısa zamanda Cliffçilerle ve Pablocularla aynı çizgide durmaktan vazgeçip Türkiye’de emperyalizmden ve kapitalizmden bağımsız bir sınıf partisi inşa sürecine girişmenizdir. Geleneğiniz bunu gerektiriyor. Yoksa yazık olacak. Bizden söylemesi.