La Vérité/Gerçek dergisinin 45. sayısından çevrilmiştir.
— Fabio MORAES
IV. Enternasyonal’in Brezilya seksiyonu 25. Kongresini (olağanüstü kongre) Sao Paulo’da gerçekleştirdi. Bu üç gün yoğun tartışmalarla geçti. Yoldaş Mario’nun sunduğu siyasal durum raporuyla ve Farias yoldaşın ve IV. Enternasyonal sekreteryasının katkılarıyla açılan genel tartışmada yetmiş iki delege söz aldı. Kongre gerçekleştiği esnada, bizim seksiyonumuzun da akım olarak yer aldığı PT yani İşçi Partisi ve tüm Brezilya iki aydır derin bir krizle sarsılıyordu.
Bundan yaklaşık üç yıl önce, 53 milyondan fazla işçi, genç, topraksız köylü ve gecekondu sakini, çeşitli hükümetlerce yirmi yıldır sürdürülen ve IMF direktifleri doğrultusunda ülkeyi yok eden, emekçi halkı yoksulluğa iten ve gençliğin geleceğini elinden alan politikaya dur demek için Lula’yı başkan seçti. Ancak bugün Lula hükümeti gün be gün derinleşen bir siyasal krize gömülmüş durumda. Kongremizdeki tartışmalarda, İşçi Partisi, Brezilya halkı ve ülke için son derece tehlikeli olan bu durum analiz edildi; IV. Enternasyonal’in Brezilya seksiyonunun, partileri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan İşçi Partisi militanlarına ve tüm işçilere sunması gereken hat tartışıldı.
Londra’da acı bir Brezilya manzarası
Temmuz ayında Londra’da İngiliz polisi, sözde intihar bombacısı olduğu iddiasıyla, 27 yaşında genç bir Brezilyalı olan Jean-Charles de Menezes’i başından yedi kurşunla öldürdü. Menezes 4 yıldır Londra’da elektrikçi olarak çalışıyor ve ayda sadece 100 sterlin yani 150 avro kazanıyordu. Bu olay, Lula iktidarının üçüncü yılında, hem dünyanın hem de Brezilya’nın acı bir portresini sundu bize. Şüphesiz tetiği çeken ne Lula ne de Blair’di. Ama bu cinayete yol açan olaylar da asla alınyazısı değildi.
Menezes’i öldüren, Bush ve Blair’in savaş politikası. Lula da bu politikaya sadık; öyle ki BM şemsiyesi altında Haiti’ye gönderdiği Brezilya askerleri Haiti başkentinin yoksul mahallelerine yaptıkları operasyonlarda, aralarında çocuklar da bulunan seksen kişiyi öldürdü. Aynı savaş politikası adına Blair, yere yatmış ve hareketsiz bir genç adamın üstüne polislerin şarjörlerini boşaltmasını savundu.
Fakat Lula da masum değil: Kendisini başkanlığa taşıyan sosyal talepleri duymazdan gelen Lula’nın politikaları Menezes gibi on binlerce gencin ülkeyi terk etmesine yol açıyor. Folha de Sao Paulo gazetesindeki (25 Temmuz tarihli) şu haberi okurken öfkelenmemek mümkün mü?:
Menezes’in geldiği Gonzaga kentinin üçte biri göç etti. Altı bin sakinin iki bini yurtdışında, ABD, İngiltere, Portekiz’de iş arıyor. Tek bir kliniği ve vasat bir okulu olan Gonzaga’da yaşayan tarımcılar kendi geçimlerini zor sağlıyor. Kentin ana geliri, göçmenlerin gönderdiği para.
Aslında durum tüm Brezilya’da aynı. Brezilya Ekonomik Araştırma Enstitüsü’ne göre, “On yılda işsizlik yüzde 56 arttı. 2003 itibariyle nüfusun yüzde 31,7’sinin, yani 53,9 milyon kişinin toplam aile geliri asgari ücretin (yaklaşık 40 euro) altında.” Aynı esnada basında şu haberler çıkıyordu: “Bankaların kârları ilk üç ayda yüzde 52 arttı”. “Brezilya bu sene IMF’ye olan borcunun 5,1 milyar dolarını ödeyecek.”
Lula hükümeti bir suçlamalar denizinde boğuluyor
İki buçuk yıldır iktidarda olan Lula hükümeti, ülkeyi bu korkunç durumdan çıkarması için, değişim için Ekim 2002’de kendisine oy veren 53 milyon Brezilyalı işçi, işsiz, emekli, genç, topraksız köylü ve gecekondu sakinine sırtını dönmüş durumda.
Hükümet birkaç hafta önce aniden yolsuzluk suçlamasıyla karşı karşıya geldi. Haziran başında basına sızan bir videoda, Posta İdaresi başkanı yaklaşık 500 avroluk bir rüşvet alırken görülüyordu. İş üstünde yakalanan başkan, hükümete yakın isimlerden, PDT adlı partinin başkanı Roberto Jefferson’a suçu attı. Jefferson 1993’te bir yolsuzluk skandalıyla görevden uzaklaştırılan devlet başkanı Fernando Collor de Mello’nun adamlarından. Jefferson hiç duraksamadan, “düşersem tek başıma düşmem” dedi. İzleyen günlerde, Folha de Sao Paulo dergisine verdiği bir röportajda (6 Haziran), mensalão yani aylık taksit denen uygulamayı anlattı: Buna göre, hükümet, kendi seçmenlerine zarar veren birçok kararı meclisten geçirirken gerekli çoğunluğu sağlamak için, diğer partilerden çeşitli milletvekillerine ayda yaklaşık 10 bin avroluk ödemeler yapmıştı.
“Lula’yı kurtarma, İşçi Partisi’ni batırma” operasyonu
O anda Lula’yı kurtarıp İşçi Partisi’ni batırma operasyonunu başladı: Basında çıkan sayısız yazı ve çeşitli “siyaset bilimciler,” İşçi Partisi’ni suçlu ilan ederken, Lula ve hükümetini aklamaya kalkıştı.
Folha de Sao Paulo gazetesi, “İşçi Partisi Lula’ya sorun çıkarıyor” derken (4 Haziran), O Estado “İşçi Partisi artık dürüstlüğünü yitirdi” diye yazıyordu (7 Haziran). Finans gazetesi Valor ise, “Lula haklı; krizin sorumlusu İşçi Partisi” diyordu (15 Haziran). O Estado hızını alamayıp, “Artık bütün İşçi Partisi sanık sandalyesinde” (19 Temmuz) ve “İşçi Partisi bir çürük elma” (20 Temmuz) diye başlık attı.
İlk suçlamalara bir yenisi eklendi: Buna göre, Lula’nın seçildiği son kampanya hariç (ne tesadüf!), İşçi Partisi’nin tüm kampanyaları şaibeliydi. Bir yazar Folha de Sao Paulo’da “İşçi Partisi’ni kurban etmek şart” diyordu (3 Haziran 2005):
Sermayedarlar, her ne kadar faizlerin yüksekliğinden dolayı şikayet etseler de – herkes bankacı değil tabii – Lula’nın uyguladığı muhafazakar ekonomik politikadan genel anlamda memnunlar ve işleri büyüdüğü sürece gerisine ses çıkarmıyorlar.
Ancak İşçi Partisi apayrı bir mesele. Ne burjuvazi, ne emperyalizm asla İşçi Partisi’nin varlığını hoş görmedi. İşçi Partisi, çeşitli eğilimlerden bir avuç işçi militan tarafından, askeri diktatörlüğün son günlerinde doğdu ve büyük metal grevleriyle yükseldi. Kuruluş bildirgesinde yazdığı gibi, parti,
milyonlarca Brezilyalının ülkenin toplumsal ve politik hayatına müdahale edip onu dönüştürme zorunluluğu hissetmesiyle doğdu. Bu mücadelede Brezilyalı emekçinin aldığı en önemli ders, demokrasinin işçinin kendi elleriyle kurduğu bir kazanım olduğu ve işçi olmadan yıkılacağıydı.
Lula kalmalı, ama İşçi Partisi yıkılmalı; çünkü işçi sınıfının her tür örgütünü yok etmek şart: İşte emperyalizmin hem Brezilya’da hem de dünya çapında yürüttüğü politika.
Lula’nın baskısı altında, devlet başkanlığı genel sekreteri José Dirceu istifa etti. Bir ay sonra da İşçi Partisi başkanı Genoino, genel sekreter Silvinho ve mali sekreter Delubio istifa etti. Parti bürokrasisinin zirvesini teşkil eden bu kişilerin nasıl geri bir politika izlediğini ve hükümetin her yaptığına destek verdiğini hepimiz biliyoruz: Ama burada önemli olan skandalın partiye yansıtılması, çamurun partiye bulaştırılmasıydı. Böylece partide derin bir kriz baş gösterdi. Şaşkınlık içindeki militanlar “bu noktaya nasıl geldik?” diye kendilerine sordu. Ama İşçi Partisi’nin anayurdu olan San Bernardolu bir işçi gibi, çoğu üye şantajı reddetti; “hayır, partimin bu şekilde bitirilmesine göz yumamam” dedi.
Hayır! Ne İşçi Partisi, ne de partiyi kuran ve tabanını oluşturan militanlar sorumlu!
Kriz patlar patlamaz IV. Enternasyonal’in Brezilya seksiyonu partinin tüm militanlarına hitaben şöyle yazdı:
Zor bir dönemden geçiyoruz, bir kriz başlıyor. (…) İşçi Partisi yöneticilerinin politikası hem ülkeyi hem partiyi felakete sürüklüyor. Lula, Palocci ve Rossetto ekibini, politikalarını ve onların gerici ve kokuşmuş burjuva partileriyle kurduğu ittifakları tutup partiden atmak zorunlu. (…) IMF’nin dayattığı politikalara, faiz dışı fazla hedefine, özelleştirmelere, özel sektöre verilen tavizlere son verilmeli. İşçi Partisi’ni kuruluş hedefine ulaştırmanın tek yolu işte budur.
Lula’nın buna cevabıysa aksine, İşçi Partisi’ni hükümetten uzaklaştırmak ve hükümetin adamlarını İşçi Partisi’nin içine şırınga etmek oldu. Eski parti yönetimi uzaklaştırıldıktan sonra, yerine Lula’nın bakanlıklarından bir ekip geçirildi. Eğitim Bakanı Tarso Genro hem parti başkanı hem parti genel sekreteri hem de mali sekreter oldu!
Tarso Genro’nun seçilmesi çok anlamlı. Eğitim bakanıyken, sözde bir reform yapıp milyarlarca avroluk kaynağı özel üniversitelere aktarmış ve kamu üniversitelerini bir kenara atmıştı. Ama onu asıl ünlü yapan Porto Alegre kenti belediye başkanlığıydı. Kendisi, Birleşik Sekreterya’ya bağlı Sosyalist Demokrasi (Démocracia Socialista) grubuyla birlikte hem Porto Alegre’yi hem de bağlı olduğu eyaleti yönetti. “Katılımcı demokrasi” ve “Sosyal forumlar” gibi icatlarda bulundu, bu sayede partideki Lulacı çoğunlukla partinin “sol kanat”ı arasında köprü kurdu.
Valor gazetesi, onu “Tarso, PT’nin soluyla diyalog kuracak” diye (18 Haziran) Globo ise “Partideki azınlık gruplarla Tarso’nun ilişkisi iyi” diye karşıladı. Sosyalist Demokrasi de onu övdü. SD’nin önde gelen ismi Raul Pont “Tarso iyi bir seçim” diyordu. Aynı gruptan bir senatör “Göreve geliş biçimi uygun olmasa da, Tarso görevini bağımsız bir biçimde yürütecektir” dedi.
“Piyasalar” krizi yok sayıp Lula’yı koşulsuz destekliyor
Krizin ilk günlerinden itibaren Lula, o zamana dek ekonomi bakanı Palocci tarafından demir yumrukla sürdürülen iktisat politikasında bir değişiklik olmayacağını göstermeye çalıştı. Bu politikanın özü şu: Faiz dışı fazla vereceğiz diye, federal hükümet, eyalet hükümetleri ve belediyeler bütçelerinin en az yüzde 4,25’ini borç faizi ödemesi için ayırıyor. 28 Haziran 2005’te Folha da Sao Paulo zafer edasıyla şöyle yazıyordu: “Borç faizi ödemesine ayrılan kaynaklar, yani kamu sektörünün faiz dışı fazlası, bu ay yeni bir rekor kırıp 6,31 milyar real (yaklaşık 3 milyar avro) oldu.” Ama bu fazla verilecek diye kamu hizmetlerine ve nüfusa ağır bir fatura ödetiliyor. Aynı gazete 31 Mayıs’ta şöyle yazmıştı: “2005 yılını kamu yatırımları yılı ilan ettiği halde Lula, yatırıma bir günlük borç faizi kadar bile para ayırmadı.”
Dirceu’nun görevden alınmasıyla birlikte, piyasaların ve IMF’nin sevgilisi ekonomi bakanı Palocci “kan kaybeden hükümetin güçlü adamı” rolüne soyundu. Globo gazetesi (11 Haziran) şöyle sürdürüyor: “Lula, ekonomi bakanı Palocci’ye sınırsız destek vererek, ekonomik istikrar ve mali reformda ısrarlı olduğunu gösterdi.”
Lula daha da ileri gidiyordu; finans gazetesi Valor (6 Temmuz) “Başkan Lula uyguladığı ekonomi politikasının güvenilirliğine yönelik şokları engellemeye çalışıyor.” Ancak bu güvenilirlik, işçi, köylü, genç ve PT militanları gözündeki güvenilirlik değil, kapitalistlerin, patronların ve büyük toprak sahiplerinin gözündeki güvenilirlik. Valor’a göre Lula “eski askeri hükümetin ekonomi bakanı Delfim Netto’nun önerisi olan sıfır kamu açığı fikrine sıcak bakıyor.” Bu AB’nin Maastricht anlaşmasından bile katı bir kriter. Maastricht Anlaşması AB üyesi ülkelere bütçe açığını GSYİH’nın yüzde 1’inden düşük tutmayı dayattı; bütçede bu şekilde kesinti yapılmasıyla birlikte kamu hizmetlerinin, sosyal güvenliğin, sağlığın ve eğitimin ne hale düştüğünü biliyoruz. Lula ise, daha da kötü, sıfır açıktan bahsediyor! Bunun anlamı, Brezilya halkının yararlandığı zaten çok sınırlı kamu hizmetlerinin ve sosyal güvenliğin topyekûn tasfiyesi. Valor gazetesi “Hükümet bakış açısını değiştirdi; eskiden hedef ‘sıfır açlık’tı, şimdi ‘sıfır bütçe açığı’” diye yazmış.
Finans gazetesi Valor baklayı ağzından çıkarmış: “Bütçe şu anda çok katı. Mesela maliye gelirlerinin yüzde 18’i eğitime ayrılacak diye bir zorunluluk var; ayrıca milli gelir arttıkça sağlık harcamalarının da aynı ölçüde artırılması gerekiyor. Bütün bu harcamaları ciddi ölçüde azaltmak şart.” Uluslararası sermaye durumdan çok memnun. IMF, “Hükümetin güçlü ekonomi politikası siyasal olaylardan etkilenmedi, mali durum giderek düzeliyor ve finans piyasaları hâlâ ekonomi politikasına tam güven içinde” diyerek sevincini dile getiriyor. (Valor, 8-9 Temmuz 2005)
En çok korktukları şey: sınıf mücadelesi
İşte birileri İşçi Partisi’ne durmadan çamur atmaya çalışıyor ve finans çevreleri zafer ilan ediyorken, bunların hepsinin ardında bir korku yattığını görüyoruz: Ya sınıf mücadelesi kesilmezse?
Patronlarının terk ettiği fabrikaları işgal eden işçiler, Lula’dan fabrikaları kamulaştırmasını ve işlerini kurtarmasını istiyor. Demiryolu işçileri aylardır başkent Brasilia’ya temsilciler gönderiyor ve demiryolu işletmesinin kapatılması kararının iptalini istiyor. Topraksız köylüler durmadan yeni topraklar işgal ediyor. Mayıs ve haziranda kitlesel gösteriler düzenleyen liseliler öğrenci bileti zammını protesto ediyor ve hem öğrencilere hem de işsizlere ücretsiz bilet talep ediyorlar. Yaklaşık bir ay boyunca, son yılların en güçlü grevlerinden birini gerçekleştiren kamu emekçileri, Lula’nın politikaları sonucu satın alma güçlerinin düştüğünü söylüyor ve yüzde 18 zam istiyor.
Bu hareketlerin büyük bir kısmı maalesef olumlu sonuçlanmıyor. Ama bu gelişmeler devlet ve sermaye zirvelerini titretiyor: Emekçiler, kitleler, gençler sınıf mücadelesini yükselterek, kendi seçtikleri hükümetin onlardan esirgediği hakları istiyor. Bu hareket hiç de durulacakmış gibi değil.
5 Haziran’da yayımlanan bir kamuoyu araştırmasına kalırsa, “Brezilyalıların yüzde 59’una göre Lula, kendini seçenlerin fikirlerini savunmuyor artık. Ankete katılanların çoğunluğu, Lula hükümetinde en çok zararı işçiler gördü diyor.” Bunlar sayılar. Hayat bu sayıları alıp grev, işgal ve gösterilere dönüştürüyor. İşçi sınıfı varolduğu sürece sınıf mücadelesi devam edecek. İşçi sınıfı, gençler ve ezilen kitleler, örgütleri varolduğu sürece direnecekler ve mücadele edecekler. İşte bu yüzden, Lula hükümeti IMF’yi pek memnun etse de, Brezilya halkına en ağır darbeleri gözü dönmüşçesine indirse de, uluslararası sermayenin azgın taleplerine tabi bir politika izlese de, yetmiyor. Lula, işçi sınıfının bizzat partisini ve sendikalarını yok etmek zorunda.
İşçi Partisi’ni tasfiye etmek yetmiyor; sendikaları da yok etmeye niyetliler…
İşçi Partisi’ni yok etmeye kalkışanlar sendikal konfederasyon CUT’u da aynı yola sokmak istiyor. Tam da bu amaçla, CUT başkanı Luiz Marinho’yu çalışma bakanı yaptılar.
12 Temmuz tarihli bir haberde, “Lula Marinho’yu atadı ve onun ‘CUT bakanı’ olacağını söyledi” yazıyordu. CUT, 1983 yılında PT’liler tarafından kuruldu. Amaç, askeri diktatörlüğe son verilmesi ve hükümetin doğrudan ve demokratik seçimle başa gelmesiydi. CUT Latin Amerika’nın en büyük sendika konfederasyonu, dünyada beşinci. 22,5 milyon üyesi ve 3.300 bağlı sendikası var. İşçi sınıfından hiç kimse bu örgütün yok edilmesine, hükümetin parçası haline gelmesine ve işçilerin elinden koparılmasına izin vermez.
IV. Enternasyonalin Brezilya seksiyonu O Trabalho’dan militanların ve başka sınıf mücadeleci sendikacıların oluşturduğu sendika içi platform adına, Julio Turra (CUT merkez yürütmesi üyesidir) konfederasyonun merkez yürütme kuruluna bir mektup göndererek, derhal sendikanın hükümete karşı bağımsızlığını vurgulayacak bir toplantı yapılmasını istedi. Aynı zamanda tek tek sendikalara yazı gönderen Turra, onları sendika merkezine mektup, faks ve yazılı kararlar göndererek sendikaların hükümetten bağımsızlığını vurgulamaya çağırdı. Amaç MYK’nın da aynısını yapmasını ve hükümete acil taleplerini duyurup pazarlığa oturmasını sağlamaktı.
Yüzlerce sendika bu çağrıya karşılık verdi. Örneğin Tubarão’daki demiryolu işçileri sendikası MYK’ya şu yazıyı kaleme aldı:
Size ekte gönderdiğimiz Julio Turra’nın mektubunda, MYK’nın acilen toplanarak Marinho’nun çalışma bakanı atanmasına karşı bir açıklama yapılması isteniyor. Marinho’nun bu “kişisel” gibi görünen kararının ardında, aslında hükümetin sendikamızı kendi politik programına dahil etme niyeti yatıyor. Buna biz, CUT konfederasyonunun bağımsızlığının korunmasıyla karşı çıkıyoruz.
İşçi Partisi’nde, Lula’nın başında olduğu çoğunluk akımı krizde ve bu kriz CUT’a da yansıyor. Çoğunluk grubunun sendikadaki temsilcileri bölünüyor. Lula ve bir grup adamı, hem Marinho’nun bakan olmasını hem de konfederasyonun başına Artur Da Silva Santos’un gelmesini zorla kabul ettirmeye çalışıyor. Lula, çalışma bakanını, patronları ve CUT’u bir araya getiren Ulusal Çalışma Forumu’nu kurarak sendikayı iktidara entegre etmeye kalktığında, CUT’u Da Silva Santos temsil etmişti. Bu Forum, sendikaların bağımsızlığını tehdit eden ve iş yaşamının ve işçi haklarının esnekleştirilmesini getiren kararlar aldı.
Nihayet CUT yönetimi 13 Temmuz günü toplandı. Ancak bu toplantıda Turra’nın mektubu ve onu destekleyen yüzlerce mektup sadece kayda geçirildi, hiçbir karar alınmadı. Fakat ertesi gün CUT’un bülteninde şöyle bir yazı yayımlandı:
CUT, hükümetten ve siyasal partilerden bağımsız ve özerk bir konfederasyondur ve bakan atamalarıyla bir ilişkisi yoktur. CUT’un işçi sınıfına bağlılığının altını tekrar çiziyoruz ve bir süre sonra yeni çalışma bakanına taleplerimizi ve mücadele programımızı sunacağız.
Folha de Sao Paulo gazetesinde çıkan bir yazıda da, 2006 Temmuz’una kadar CUT başkanı seçilen João Felice’nin şu sözleri yer alıyordu: “CUT her zaman özerkliğini ve bağımsızlığını korumuştur ve sırf eski yöneticilerinden diye çalışma bakanıyla samimiyet kuracak değildir.”
Brezilya seksiyonunda tartışmalar
Brezilya’da yaşanan gibi karmaşık bir durumda, IV. Enternasyonal’in Brezilya seksiyonu içinde çeşitli görüş farklarının ve tartışmaların ortaya çıkması, ve Uluslararası Sekreterya’yla anlaşmazlıklar yaşanması gayet doğaldı, böyle de oldu. Bu durum karşısında işçi demokrasisine ve ortak ilkeler temelinde serbest tartışmaya başvurduk.
O Trabalho’nun olağanüstü kongre kararı, bir grup yöneticinin ve üyelerin çoğunluğu tarafından alınmıştı ve kongrede tüm farklılıklar açıkça ifade edildi. Uluslararası Sekreterya’nın önerisi üzerine, kongre tarihi ileri alındı ve önce Enternasyonal’in içinde, farklı ülkelerde konunun tartışılması sağlandı. Böylece proleter devriminin dünya partisinin nasıl olması gerektiğine dair fikrimizi bir kez daha hayata geçirmiş olduk: Parti merkezden seksiyonlara yağan emirlerle ve komutlarla işlemez, uluslararası düzeyde toplu tartışmalar, görüş farklılıklarının dile getirilmesi ve ortak eylemle işler. Bundan 12 yıl önce IV. Enternasyonal’in yeniden ilan edilmesinin de, sonraki Paris 1999 ve Berlin 2002 dünya konferanslarının da anlamı budur. Böylece, Uluslararası Sekreterya’nın da desteğiyle, iki ay boyunca seksiyon içinde tartışma yürüdü. Kongre 22-24 Temmuz’da Sao Paulo’da toplandı ve Uluslararası Sekreterya’dan da bir delegasyon katıldı. Katılan herkesin görüşüne göre kongre Brezilya seksiyonunun gelişiminde bir kilometre taşı teşkil ediyor.
İşçi Partisi’nin içinde yer alan tüm gruplar bölünürken, IV. Enternasyonal seksiyonu iç ayrılıklarını ortak ilkeler temelinde, serbest tartışma yaparak aştı. Kongrede alınan kararlar Brezilya’daki gelecek mücadele hattımızı çiziyor:
7. Bugünden devrim ve karşı devrim arasındaki mücadelenin nereye varacağını bilmemiz mümkün değil. Ancak biz her koşulda IV. Enternasyonal’in, sınıfın ve sınıf örgütlerinin bağımsızlığı çizgisini koruyacağız. 1980 yılından beri, bu çerçevede PT’de bir eğilim olarak yer alıyoruz ve partinin Kuruluş Manifestosu’nu temel alıyoruz. Bugün PT içindeki krizle birlikte, Parti içindeki Bir-Sekçiler, parti dışındaki Bir-Sekçiler (PSOL) ve Morenocular (PSTU) partiyi tasfiye etmeye kalkışırken, biz mevcut yöneticilerin terk ettiği ilk manifesto temelinde harekete geçme çağrısı yapıyoruz.
8. Bizce, Brezilya’da sınıfın bağımsızlığı için verdiğimiz mücadele, IV. Enternasyonal’in dünya çapında yürüttüğü İşçilerin ve Halkların Uluslararası Bağlantı Komitesi (ILC) çalışmasından ayrılamaz.
İşçi Partisi’nin kuruluş manifestosunu yeniden hayata geçirmek
Bu yazıda göstermeye çalıştığımız gibi her taraftan İşçi Partisi’ne ve hatta işçi sınıfının tüm bağımsızlığına saldırılar gelirken, O Trabalho iç seçimlerde 1.500 İşçi Partisi üyesini kendi listesinde bir araya getirdi ve bütün İşçi Partisi üyelerine, partinin kuruluş manifestosunu yeniden hayata geçirme çağrısı yaptı. Bu temelde örgütlenecek olan, kent ve kır emekçileri konferansında da şu talepler gündeme gelecek: İşçilerin işgal ettiği fabrikaların kamulaştırılması, demiryollarının ve özelleştirilen tüm kuruluşların tekrar kamulaştırılması, topraksız köylülere toprak ve emperyalizme karşı ülkenin egemenliğinin korunması. İşte toplantı çağrısı:
Kent ve Kır Emekçilerinin Ulusal Buluşması’na Çağrı
Biz ücretleri için grev yapan federal hükümet memurlarıyız. Lula hükümetinden ve bakan Palocci’den istediğimiz %18’lik artış geçen üç yılın kayıplarını ancak karşılıyor. Bu talebimiz abartılı mı? Şimdiki ücretlerimizle yaşamak mümkün mü? Hükümet bize %0,1 artış öneriyor. Buna dur demek gerek. Böyle devam edemez.
Biz CUT ve PT militanlarıyız. Biz işgal edilen fabrikalarda çalışan ve işlerimizin, emeğimizin yok edilmesine karşı mücadele eden işçileriz ve Lula hükümetine, işlerimizi kurtar, fabrikaları millileştir diyoruz! Bunları yapmak imkansız mı? Fabrikalar kapanır ve sokağa atılırsak nasıl geçinir, nasıl ailelerimizi besleriz? İki buçuk yıldır mücadelemiz sürüyor ve hükümet bizi tatmin edecek öneriler getirmiyor. Buna dur demek gerek.
Biz topraksız kır emekçileriyiz; başkent Brasilia’ya yürüyüp Lula hükümetine ve bakan Rossetto’ya, toprak reformu yapın, derhal 1 milyon topraksız aileye toprak verin, dedik. Hükümetin atadığı komisyonun sunduğu öneriler de bu yöndeydi. Bu abartılı bir istek mi? Durumumuz gittikçe kötüleşiyor: bize toprak vermeyi reddetmekle kalmıyorlar, toprak sahiplerinin tuttuğu katiller arkadaşlarımızı katletmeye devam ediyor ve ayrıca hapse atılıyor ve kovuşturmaya uğruyoruz.
Toprak Komisyonu’nun başkanı Tomas Balduino şu sözlerinde haklı:
2004 yılında kırda yaşanan çatışmalar son yirmi yılın en yüksek düzeyindeydi ve tutuklanan topraksız emekçilerin sayısı %10,8 arttı. 37.220 aile sokağa atıldı. Köylüler, hükümetin tarımda dış ticarete verdiği destek yüzünden mağdur durumda; hükümetse ülkeye döviz getirdiği için bu ticareti destekliyor.
Bu döviz sadece dış borcu ödemeye hizmet ediyor; oysa biz açlıktan ya da katillerin kurşunlarıyla ölmeye devam ediyoruz. Buna dur demek şart.
Böyle devam edemez.
Biz eğitim harçlarının artırılmasına karşı eylem yapan öğrencileriz. Kamusal ve ücretsiz eğitim isteyen gençleriz; hükümetse bize, devlet üniversitelerine saldıran ve patronların özel eğitim isteklerini gözeten bir reformla yanıt verdi. Buna dur demek gerek.
Biz işimizi korumak ve demiryollarının yeniden millileştirilmesi için mücadele veren demiryolu emekçileriyiz. Petrol ve doğalgazın millileştirilmesini isteyen Bolivya’daki emekçi kardeşlerimiz gibi yaptık; Brasilia’ya gidip hükümetten, federal demiryolları ağını (RFFSA) tasfiye eden 246 sayılı geçici tedbiri geri çekmesini istedik. Hükümet bizi dinlemiyor, ilgili milletvekili 500 arkadaşımızı işten çıkardı bile. Buna dur demek gerek.
3 yıl önce Lula’ya 53 milyon oy verirken ve Cardoso’yu kovarken amacımız, bu tür politikalara son demekti.
Oysa Lula-Rossetto-Palocci hükümeti tüm taleplerimize hayır diyor!
Bu nasıl mümkün olabilir?
Ücretlerimiz ve işlerimiz için, toprak reformu için, öğrenci talepleri ve demiryolcuların istekleri için kaynak olmadığını nasıl söylerler? Hepimiz paranın, kaynağın olduğunu biliyoruz. Peki ama hükümet bu fonları ne yapıyor?
Sırf nisan ayında, 16,3 milyar real, faiz dışı fazlayı artırmak ve borç faizlerini ödemek için devlet bütçesinden alındı. Ülkenin kanını emen bu lanetli borcun bir günlük faizi bile, hükümetin eğitim, sağlık ve ulaşıma yaptığı tüm yatırıma denk geliyor. Buna dur demek gerek. Böyle devam edemez.
Emekçi halk ıstırap içinde, ülke uçurumun eşiğinde. Ulusun egemenliği tehlikede. Ulusal işletmeler çokuluslu şirketler tarafından, sınırsız yolsuzluk doğuran özelleştirme politikası çerçevesinde yağmalanıyor. Bu PT’yi de gün geçtikçe kemiriyor.
CUT ise hükümetin yürüttüğü sendikal reform nedeniyle tehlikede.
Lula-Palocci-Rossetto, siz bizi felakete itiyorsunuz; ülkeyi parçalanmaya, PT’yi ise yıkıma sürüklüyorsunuz.
Şüphesiz ki durum zor. Ancak ücretleri için greve çıkan yüz binlerce federal hükümet, eyalet ve belediye memuru, eylem yapan binlerce genç, toprak işgallerine girişen binlerce topraksız köylü, yeni fabrikalar işgal eden işçiler “Artık yeter!” diyor. İşçi karşıtı, köylü karşıtı, ulus karşıtı bu politika durmalı.
Çünkü yaşamak zorundayız. Çünkü ülkenin yağmalanması durmalı. Katiller artık cezasız kalmamalı, yolsuzluklar bitmeli. 1 milyon topraksız aileye derhal toprak verilmeli, işgal edilen fabrikalar millileştirilmeli, demiryolları ve özelleştirilen tüm kamu işletmeleri derhal tekrar millileştirilmeli! Emekçi örgütlerinin bağımsızlığıyla; ulusun egemenliğine sahip çıkılmalı.
Bizler, bu çağrı temelinde, 3 ve 4 Eylül’de, Kent ve Kır Emekçilerinin ve Gençlerin Ulusal Buluşması’nın birlikte oluşturulmasını öneriyoruz. Tüm eylemlerde, örgütlerde, hareketlerde, PT’nin taban örgütlerinde, sendikalarda ve işçi gruplarında, öğrenci örgütlerinde bu önerinin tartışılmasını ve bu buluşma için delegeler seçilmesini öneriyoruz. Lula hükümetinden taleplerimiz:
- İşgal edilen fabrikalar millileştirilsin!
- Demiryolları ve tüm özelleştirilen kamusal hizmetler ve işletmeler yeniden millileştirilsin!
- Topraksızlara derhal toprak! Bir milyon aile derhal yerleştirilsin.
- Emekçi örgütlerine bağımsızlık!
- Halkın egemenliği!



