…. Politikayı devrimin temel yasalarına uydurmak gerekir, yani mücadele halindeki sınıfların hareketine bağlamak. Politika, kendilerini Halk Cephesi veya bir yığın başka isimle niteleyen küçük burjuva grupların yüzeysel kaygı ve önyargılarına teslim edilemez. Devrim sırasında en düşük direniş çizgisi en beter iflâs çizgisi haline gelir. Burjuvaziden ayrı düşme korkusu kitlelerden ayrı düşmeye götürür, işçi aristokrasisinin tutucu önyargılarına uyum sağlamak işçilere ve devrime ihanet anlamına gelir. Aşırı ihtiyat en öldürücü ihtiyatsızlıktır. İşte İspanya’nın en dürüst politik örgütü olan merkezci parti POUM’un çöküşünden çıkarılacak temel ders budur.
(L.Troçki, “İspanya Dersleri, Son Uyarı”, Yazılar, c.III, s.543–544 ve 551.)
Troçki’nin “Sınıf, Parti ve Önderlik” başlığını taşıyan bu makalesi 20 Ağustos 1940 tarihinde Stalin’in bir ajanı tarafından öldürüldüğü Meksika’daki evinin çalışma masası üzerinde bulunan tamamlanamamış iki yazıdan biridir. Makale her ne kadar İspanya ile ilgili de olsa esas itibariyle devrimci partinin önemi üzerine evrensel bir yaklaşım sunmaktadır. Troçki bu yazısında sınıf, parti ve önderlik arasındaki bağlantıların karmaşık ve dolayımlı olduğunu, sınıf ile partinin ve parti ile önderliğin arasındaki ilişkinin tek yönlü bir determinizm olarak görülmemesi gerektiğini büyük bir titizlikle vurgulamaktadır. Dergimizin bu sayısında bu yazıya yer vermek istememizin bizce çok önemli bir diğer nedeni de Troçki’nin sınıf, parti ve önderlik bağlantılarını kurarken kullandığı yöntemde sergilenen yetkin diyalektik anlayışıdır.Gerçekten de sınıf ile parti kendi başlarına ve statik olarak ele alındıklarında belirli özellikler gösterirken, önderliğin de devreye sokulmasıyla birlikte yeni bir nitelik kazanmaktadırlar.
1928 yılında Sol Muhalefet’in Bolşevik Parti’den tamamen tasfiye edilmesinden sonra Komintern’i bütünüyle eline geçiren Stalin, Komintern’in Temmuz ve Ağustos aylarında toplanan 4.Kongresinde daha önce 3. ve 4. kongrelerde alınmış olan “Birleşik Cephe”ye ilişkin kararları olduğu gibi değiştirerek Üçüncü Dönem politikasını başlatmış oldu. Bu politikaya göre sosyalist ve sosyal demokrat partiler artık faşizmin ikiz kardeşi olarak niteleniyor ve bu “sosyal faşistler”le hiçbir cephe kurulmayacağı ilân ediliyordu. O sıralar hızla yükselmekte olan faşizmden de daha tehlikeli bir “düşman” olarak gösterilen sosyal demokrat partilere üye işçilerle her türlü bağı koparan bu maceracı taktik Almanya’da faşizmin iktidara gelişini kolaylaştırdığı gibi Avrupa’nın en büyük komünist partisinin de hiçbir mücadele yürütmeden faşizme teslim olmasını sağladı. 1928’den Hitler’in iktidarı ele geçirdiği 1933 yılına kadar bu politikaya karşı amansız bir mücadele yürüten Troçki (bkz. Faşizme Karşı Mücadele, Köz Yayınları) ilk kez bu tarihten sonra Komintern’in artık iflah olmayacağına kanaat getirerek yeni bir Enternasyonal’in kuruluş çalışmalarına ağırlık vermeye başladı. Bu arada aynı Komintern’in 1935 yılında toplanan 7.Kongresinde bu kez tamamen sağa savrularak sadece sosyal demokrat partilerle değil aynı zamanda burjuva partileriyle de cephe kurulabileceği sonucuna vardı! Üstelik böyle bir cephenin burjuva partilerinin önderliği altında yürütülmesini onaylayarak. İşte 1936 yılında patlak veren İspanyol devrimi Komintern tarafından bu “Halk Cephesi” politikasının yürütülmekte olduğu bir döneme rastladı.
Troçki Üçüncü Dönem’e ilişkin maceracı politikaların eleştirisi sırasında bir anlamda hep içeriden yazıyordu. Sürekli olarak başta Alman Komünist Partisi olmak üzere tüm Komintern partileri içinde Sol Muhalefeti örgütlemeye çalışıyor, kısa bir süre önce yenilgiye uğratılmış olan Bolşevik-Leninist geleneğin yeniden canlandırılmasına çaba gösteriyordu. Ancak nazizmin iktidarına göz göre teslim edilen Alman Proletaryasının dramı onu bu çabalardan vazgeçirdi. Dolayısıyla İspanya’ya ilişkin olarak yazdığı yazılarında artık seslendiği kesim Komünist Partiler değildir. İspanya’da Troçki’nin kendine en yakın gördüğü siyasi örgüt POUM’du (Partido Obrero de Unificacion Marxista – Birleşik Marxist İşçi Partisi). Bu parti Troçki’nin ileri sürdüğü taktikler doğrultusunda hareket etmeyen İspanyol Troçkist’lerinin örgütü İspanyol Komünist
Solu ile PCE’den (Partido Comunista de Espaňa – İspanya Komünist Partisi) kopan İşçi Köylü Blok’unun birleşmesinden oluşmuştu. POUM’un kuruluşuna tekabül eden 1935 yılında bu örgütün üye sayısı 8 bin dolayındaydı. POUM özellikle Katalonya’da etkin olmakla birlikte o sıralar PGE’den daha büyük bir örgüttü. Gerçekten de Üçüncü Dönem politikasının yıkıcı etkilerine maruz kalmış bulunan PCE’nin 1935’teki üye sayısı 3 bin kişiyi aşmamaktaydı. İşte bu durumda bile Troçki POUM’un kuruluşuna karşı çıkıyor ve taraftarlarının kendi merkezi disiplinlerini korumaları kaydıyla Sosyalist Parti’ye örgütsel giriş yapmaları gerektiğini ileri sürüyordu. İlk bakışta Troçki’nin devrimci Marksistlerin örgütsel bağımsızlığı konusundaki ilkesel pozisyonları ile çelişkili gibi gözüken bu değerlendirmesinin haklılığı olayların daha sonraki seyrinin de gösterdiği gibi (acı bir biçimde de olsa) tarihsel olarak kanıtlandı. Troçki’nin bu tavrının daha iyi anlaşılabilmesi için kısa da olsa 1936 öncesi İspanya’nın politik örgütlenmelerinin durumundan söz etmekte yarar var.
Evet, bu tarihlerde İspanyol solunun en büyük örgütü 2,5 milyon üyeli CNT’yi (Confederación Nacional de Trabajo – Ulusal İş Konfederasyonu) kontrolü altında bulunduran FAİ (Federación Anarquista İbérica – İberya Anarşist Federasyonu) idi. 1936–1939 yılları arasındaki iç savaşta çok önemli bir yer işgal eden bu anarşist örgütün gücünün ölçüsünü hissettirebilmek için şunu söylemek bile yeterli: İç savaş öncesindeki gerginlik atmosferi içinde toplumda, çok şiddetli bir kutuplaşmaya doğru yönelindiği ve seçimlere katılma oranının çok yüksek olmasının beklendiği durumlarda bile, örneğin 1934 seçimlerinde FAİ’nin çok güçlü olduğu, ülkenin en büyük kentlerinde anarşistlerin seçimlere katılmayı reddetmesi nedeniyle oy kullanmayan seçmen sayısı % 45’lere varıyordu. Ülke solunun ikinci büyük politik gücü ise kuşkusuz İspanyol Sosyalist Partisi idi. Bu partinin kontrolündeki UGTnin (Union General de Trabajadores – Genel İşçi Birliği) üye sayısı 1,5 milyon işçiyi kapsamaktaydı. Gene SP’nin sayılan 200 bin militanı aşan son derece aktif bir gençlik örgütü vardı: JS (Juventud Socialista – Sosyalist Gençlik Örgütü). Daha önce belirttiğimiz gibi PCE o sıralarda son derece güçsüzdü. Ancak onun da SP’ninkiyle kıyaslanmayacak ölçüde de olsa aktif bir gençlik örgütü vardı: JC (Juventud Comunista – Komünist Gençlik Örgütü).
İşte soldaki bu yelpaze içinde yer alıyordu POUM. POUM’un bir bölümünü oluşturan Troçkistlerle ve doğrudan POUM liderliği ile Troçki arasındaki şiddetli tartışmalar bu türden bir sol bölümlenme ortamında ele alınmak durumundadır.
Bu bölümlenmede üzerinde en çok durulması gereken örgüt de kuşkusuz SP’dir. Gerçekten de yılların yaşlı reformisti Largo Caballero önderliğindeki bu parti ile onun gençlik örgütü 1934 yılında beklenmedik bir sola dönüş gerçekleştirdiler. O zamana kadar sosyalizme geçişin ancak reformlar yoluyla olabileceğini ileri süren Caballero katılmış olduğu Azaňa burjuva hükümetindeki bakanlık görevi sırasında, bütün projelerinin burjuva devlet aygıtı tarafından sabote edilmiş olmasının yarattığı hayal kırıklığı üzerine reformcu yolu birdenbire reddederek, izlenmesi gereken tek doğru yolun bir işçi iktidarına yol açacak olan sosyalist devrim olduğunu ilân ediverdi. Aşamalı devrim anlayışına hapsolmuş PCE bir burjuva cumhuriyeti için mücadele edilmesi gerektiğini ileri sürerken SP açıkça bir işçi cumhuriyeti‘nin gerekliliğini ileri sürüyordu. Bunun da ötesinde parti içersindeki sağ kanadı tasfiye etme girişimlerine hız kazandırırken JS’nin o sıralarda Genel sekreterliğini yürütmekte olan Santiago Carillo 9 ağustos 1935’de şöyle diyordu:
Yorulmak bilmez devrimci Troçki’nin başını çektiği Troçkistler proletarya içinde bir eğilimin temsilcisidirler. Oysa onların birleşmek istedikleri BOC (Bloc Obrer i Cumperol – İşçi Köylü Bloku) sadece Katalonya’da güçlüdür. Biz Sosyalist Parti içindeki sağ kanadı tasfiye ettiğimizde, bu Troçkist gruplar, partimize katılmayı nasıl reddedebilirler? (S. Carillo, La Batalla, 11 şubat 1937’de yeniden yayınlanan konuşma).
İşte Troçki, İspanyol Troçkistlerine, bu koşulları göz önünde bulundurarak SP’ye ve onun gençlik örgütüne katılmaları çağrısını yapıyordu. Ona göre sınıf mücadelesinin büyük bir hızla keskinleşmesi sıfırdan başlamayı göze aldıracak yeni bir örgütün inşasına vakit bırakmayacaktı. Daha doğrusu böyle bir devrimci Marksist örgüt bu kısa sürede ancak bu sol noktaya varmış bulunan SP ve onun gençlik örgütü içinden devşirilebilirdi. Zaman darlığı ne yazık ki başka bir gelişmeye imkân tanımıyordu ve izlenmesi gereken en tutarlı taktik de bu olmalıydı. Oysa bilindiği gibi bu taktik İspanyol Troçkistlerinin çoğunluğu tarafından reddedildi ve sonuçta POUM kuruldu. Troçki’den ayrı düşmekle birlikte sürekli devrim teorisini gene de savunmayı sürdüren POUM daha sonra burjuva partilerinin (Cumhuriyetçi partiler) önderliğindeki Halk Cephesi’ne SP ve KP ile bitlikte katıldı ve bu andan itibaren de Troçki tarafından ihanetle suçlanan bir merkezci parti kimliğine büründü! Bu arada SP, 1936’ya kadar uzanan süre içerisinde KP ile anlaşarak giderek uzlaşmacı bir çizgiye oturdu ve yeniden JSU’yu (Juventud Socialista Unificado -Birleşik Sosyalist Gençlik Örgütü) meydana getirdi. Bilindiği gibi JS’nin lideri Carillo daha sonra PCE’nin genel sekreterliğine kadar yükselecekti. POUM’un Halk Cephesi’ne katılması onu Stalinistlerin İspanya’da yürüttükleri temizlik hareketlerinden de kurtaramadı. Troçki ile aralarındaki bütün anlaşmazlıklara rağmen “Troçkist” olarak nitelenmekten kurtulamayan POUM militanları İspanya’da faaliyet gösteren GPU ajanları tarafından katledildiler. Bu Moskova’daki büyük temizlikle aynı döneme rastlıyordu. POUM’un genel sekreteri Andrés Nin, Barcelona’da GPU tarafından kaçırılıp öldürülenler arasındaydı. Aynı dönemde gene GPU tarafından yüzlerce Troçkist ve POUM’cu ile beraber binlerce anarşist militan da katledilmekten kurtulamadı. İspanyol KP’sinin gücünün sınırlılığına rağmen bu kıyımların GPU tarafından nasıl gerçekleştirebilmiş olduğunun açıklaması ise oldukça basittir. SP ile KP Halk Cephesi hükümetinde bir burjuva demokratik cumhuriyet için bir araya geldikten sonra, bu burjuva demokratik cumhuriyetin tesisi amacına bağlı olarak İspanyol hükümetine tek askeri devlet desteği Sovyetler Birliği’nden geldi. Sovyet devletinin İspanya’ya askeri yardımı arttıkça KP’nin kitleler nezdindeki itibarına paralel olarak hükümet içindeki gücü de artmaya başladı. Sovyetler Birliği’nden gelen silahlar KP aracılığıyla cumhuriyetçi burjuvalara ve sosyalistlere sunuldu ancak anarşistlerden ve POUM’culardan esirgendi. Dolayısıyla İspanyol devriminin faşistlere karşı en kahramanca savunmasını yürütmekte olan anarşistler ile POUM’cular bu mücadeleyi en düşük düzeyde askeri donanımla sürdürmek durumunda kaldılar. Onlar bir taraftan Francocular tarafından ezilirken, diğer taraftan da daha iç savaş sona ermeden Stalin’in GPU’su tarafından imha edildiler.
Troçki’nin Sınıf Bilinci‘nin bu sayısında okuyacağınız “Sınıf, Parti ve Önderlik” adlı tamamlanmamış makalesini sunarken olayların yukarıda özetlediğimiz arka planını sınırlı bir biçimde de olsa vermeyi uygun gördük.(Daha ayrıntılı bilgi için, bkz. İspanya İç Savaşı, Pierre Broué – Emile Témime, Hürriyet Yayınları, Tarih Dizisi, 1976.) Ayrıca Troçki’nin faşizm teorisinin sergilendiği Almanya’da Faşizme Karşı Mücadele adlı yapıtına da başvurulması gerektiği kanısındayız. Ancak Almanya’da Faşizme Karşı Mücadele esas olarak Üçüncü Dönem politikalarının eleştirisi üzerine kuruludur. Troçki’nin Komintern’in Halk Cephesi politikalarına karşı eleştirileri ise ne yazık ki Türkçeye henüz çevrilmemiş bulunan The Spanish Revolution, 1931–1939 adlı yapıtında yer almaktadır.*
*Ayrıca bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Yusuf Barman, “İspanya’da Halk Cephesi”, Onbirinci Tez, Sayı 7. ve George Orwell, Katolonya’ya Selam, Alan Yayıncılık.



