SGBP, Türkiye İşçi Hareketi ve İşçi Sınıfının Siyasallaşması Meselesi

— Doğan FENNİBAY

Türkiye işçi sınıfı örgütsüz ve her geçen gün daha da örgütsüzleştirilen bir işçi sınıfı. Tarihi boyunca kısa TİP (Türkiye İşçi Partisi) deneyimi haricinde bir sınıf partisine sahip olmadığı gibi sendikal örgütlülüğü de sürekli burjuvazinin müdahaleleriyle karşılaşmış, buna rağmen bağımsız sendikalarını koruyabilmiş bir işçi sınıfı. Bugün sendikalarımız bir ölüm kalım mücadelesinin arifesinde; ya köklü bir değişim geçirerek işçi hareketinin temel prensiplerine dönecekler ve güçlenecekler ya da bu prensiplerden tamamıyla uzaklaşıp sermaye ve devlet örgütlerinin uzantıları haline gelecek ve yok olacaklar.

(Yazının tamamını okumak için tıklayın.)

Kürtlerin 30 Yıllık Yolculuğu: Bağımsız Birleşik Kürdistan’dan Demokratik Özerkliğe

— Kamil KARAAĞAÇ

“Devrim uzun düz bir çizgiyi takip etmez; ilerlemeler ve gerilemelerden, dönemeçlerden, dalgalanmalardan oluşur; engeller, ihanetler, baskılar, tehditler ve aşamalara bölünmeyi aşılayan politikayla karşılaşır… Aynı zamanda tabandan yükselen güç, kendilerini ve haklarını savunmak için mücadeleden başka seçenekleri olmayan gençliğin, işçilerin ve köylülerin yaşam mücadelesi – devrim temelindeki itici gücünü bunlardan alır.”

Her gün, ay ve yıl her şeyin bozulup yeniden dizildiği Ortadoğu coğrafyasında bütün halklar gibi Kürtler de her şeyi gördüler. Katliamlar, savaşlar, mücadeleler ve ihanetlerle dolu zorlu yıllar yaşadılar. Olanları anlamak için tarihsel bilgimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız. Bunu yaparken de evrelere ayırarak soyutlamaya gittik.

(Yazının tamamını okumak için tıklayın.)

Aydınlık Grubunun Eleştirisi

— Yasin KAYA

Bu yazıda Aydınlık grubunun “anti-emperyalizm” politikası eleştirilecek. Yazıdaki iddiamız; Aydınlık grubunun anti-emperyalizm söylemini propagandasının merkezine almasına rağmen, Stalinist aşamacılık anlayışı ile Kürt halkına ve hareketine düşmanca yaklaşımları nedeniyle anti-emperyalist mücadeleye büyük zarar verdikleri olacak. Bugün Türkiye’de gerçek ve gerçekçi tek anti-emperyalist mücadelenin Türk ve Kürt halklarının birlikte, sermayeden ve devletten tam bağımsız şekilde kurulacak birleşik işçi cephesinin önderlik edeceği anti-emperyalist cepheyle mümkün olduğunu savunacağız.

(Yazının tamamını okumak için tıklayın.)

IV. Enternasyonal ve Tunus Devrimine Dair Anahtar Sorular

— Lucien GAUTHIER 1

“Arap Baharı: umut, sonrasında hayal kırıklığı” – bu, Mağrip ve Ortadoğu’daki gelişmelere dair uluslararası basında tekrarlanan yeni temalardan bir tanesi. “Arap Baharı” ya da “Arap devrimi” tanımlamalarının Tunus ve Mısır’daki devrimci gelişmeleri, Yemen ve Libya gibi ülkelerde yaşananlarla aynı kategoriye koymayı amaçladığını zaten ilan etmiştik. 2 Bu tanımlamalar, sadece Arap dünyasının değil, tüm dünyada devam eden sürecin bir parçası olan Tunus Devrimi’nin proleter niteliğini, emperyalizme karşı bir işçi devrimi olduğunu inkâr etmeyi amaçlıyordu.

Geçen sürede Libya, Yemen ve Suriye’deki olayların gidişatı bu tahlili doğruluyor. Tunus’ta olanlar gerçekten proleter devrime (ve bir diğer açıdan, Mısır’da bir devrimci sürece) doğru ilerliyor. Bu, emperyalizmin kışkırttığı karışıklıklar ve savaşların yol açtığı saldırılarla ilişkisi ayaklanmaların yaşandığı diğer ülkelerde söz konusu değil. “Arap” coğrafyasını (Mağrip ve Maşrık) 3 bir bütün olarak aldığımızda, devrim ve karşı-devrim, proletarya ve emperyalizm arasındaki bir çatışmaya tanıklık ediyoruz. Ve emperyalizmin gezegeni egemenliği altına alması, her ulusal devrim sürecini doğrudan emperyalizmin dünya egemenliğiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu nedenle, Tunus devrimi enternasyonaldir. 20 yıl önce SSCB’nin çökmesinden bu yana, “sol” ve “aşırı sol”dan gelen tüm iddiaların aksine, bizler hâlâ Lenin’in dediği gibi “savaşlar ve devrimler çağındayız“.

Kapitalizmin (emperyalizm) can çekiştiği evre olan bu tarih­sel çağda, kapitalizm hayatta kalma çabasında, işçilerin ve halkla­rın adına hareket ettiğini savunan bu güçlerin işbirliği ve teslimiyeti­ne bel bağlamaya çalışıyor. IV. Enternasyonal’in kuruluş programının [Geçiş Programı – çn] “insanlığın tarihsel bunalımı, devrimci önderli­ğin bunalımından ibaret hale gelmiştir” ifadesiyle başlamasının nede­ni budur. Bu, her ülkede kendi ifadesini bulan enternasyonal bir sorun. Devamı

  1. La Vérité/Gerçek’in 71. sayısından dilimize çevrilmiştir.[]
  2. “Tunus, Mısır: IV. Enternasyonal için proleter devrim başlamıştır”, La Vérité/Gerçek, sayı 70.[]
  3. Mağrip; Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Moritanya ve Batı Sahra’nın ihtilaflı topraklarını kapsayan, Mısır’ın batısında uzanan Kuzey Afrika bölgesinin adıdır. Mağrip ile birlikte anılan Maşrık ise, genel anlamda Mısır’ın doğusu ile Arap Yarımadası’nın kuzeyinde yer alan, Akdeniz ve İran ile sınırlı olan Ortadoğu’da büyük bir alanı kapsayan Arap ülkeleri bölgesidir.[]

“Borç Krizi” mi? Hayır, Sistem Can Çekişiyor

— Daniel GLUCKSTEIN, Pierre CISE

“Borç krizi” ve “temerrüt”: Bu yumuşak laflar kapitalist iktidarın hatta tüm sistemin iflasını gizliyor.

Çaresizce sistemi ayakta tutmaya çalışan sermayedar sınıfı, başta işçi sınıfı ve örgütleri olmak üzere toplumun tüm katmanlarını bir arada tutmak için masallar uyduruyor. Diyorlar ki borçlar devletlerin, kamu hizmetlerinin, sosyal refah sistemlerinin ve bireylerin aşırı harcamalarından kaynaklanıyormuş. Bu yüzden borcun sınıfsal özelliği yokmuş. Tıpkı veba salgını gibi tüm insanlığı etkileyen bir lanetmiş bu. Bu yüzden “kutsal birlik”, uzlaşma ve yönetişim çağrısı yapıyor. İşçi hareketinin içinden doğmuş partiler ve bazı işçi sendikalarının önderlikleri de bu kutsal birliğe, uzlaşmaya ve yönetişime katılıyor. Yazının ilerleyen bölümlerinde ifade edeceğimiz gibi, bugün işçi sınıfının önündeki en büyük sorun da bu.

(Yazının tamamını okumak için tıklayın.)