İspanya dersleri – Son uyarı

— Leon Trotsky

İspanya’da menşevizm ve bolşevizm

Yaklaşan büyük savaşa hazırlanırken tüm genelkurmaylar Etiyopya, İspanya ve Uzakdoğu’daki askeri harekatları yakından inceliyorlar. Devrimci kurmaylarca aynı dikkatle incelenmesi gereken de, yaklaşan dünya devriminin birer şimşek çakışları olarak İspanyol proletaryasının girdiği çarpışmalardır. Gelecekteki olayların bizi fenersiz yakalamaması ancak ve ancak bu şarta bağlıdır. Devamı

Evet Mısır Halkı Silahlandırılmalı. Ama Nasıl?

Hüsnü Mübarek’in nerede eğitildikleri çok iyi bilinen “kontrgerilla” köpeklerinin Tahrir Meydanındaki halkın üzerine silah, kırbaç, atlar, develer, palalar ve taşlarla saldırması üzerine silahsız halkın silahlanması, ayaklanmanın başarıya ulaşabilmesi için de, Mısır proletaryasının ve halkının gelecekteki zaferi için de bir zorunluluk halini almış bulunuyor. Kuşkusuz birçok Arap ülkesindeki gibi Mısır’da da mütevazı dahi olsa bir proleter önderliğin olmaması bu silahlanmayı zorlaştırıyor. Bununla birlikte Mübarek yönetiminin büyük risk taşıyan girişimiyle birlikte Mısır proletaryasının önüne silahlanma konusunda büyük bir fırsat çıkmış bulunuyor. O da şu: Bütün tarihsel deneylerin gösterdiği gibi ayaklanan bir halkın silahlanmasının esas yolu silahları kendi burjuva ordusundan tedarik etmesidir. Dolayısıyla Mısır’da başta Tahrir Meydanı olmak üzere ordunun konuşlandığı her yerde askerlere yönelik sistemli ajitasyon faaliyeti yürütülmelidir. Ancak böyle bir faaliyetle askerlerin Mübarek’in çetelerine karşı ateş açmaları mümkün olabilir ya da bu iş için askerlerin ellerindeki silahlara halk tarafından el konulmasının meşru zemini yaratılabilir. Ancak böyle bir faaliyet emperyalizmin sadık hizmetkarı olan Mısır ordusunu felç etme imkânını sağlayabilir. Ve gene ancak böyle bir faaliyet, darbe için pusuya yatmış bu orduyu parçalayabilir. Hiçbir halkı dışarıdan milyonlarla silahlandıramazsınız; bu iş ancak içeriden mümkündür. Eğer askerlere yönelik sistemli bir ajitasyon faaliyeti sonucu meydanda konuşlanmış tek bir tank bile kontr-gerillacılara ateş açarsa iş biter.
Kaldı ki, bu riski göze alamayacak olan Genelkurmay eğer askerlerini meydandan çekerse, bu bile ayaklanmanın bir başarısı olur. Çünkü her ne kadar şu anda meydandaki ordu birlikleri oportünistçe “tarafsız” duruyorlarsa da, bu “tarafsızlıkları” bile ancak kontrgerillacıları yüreklendirmeye yarıyor.

Yükselen Çin Kabaran Çelişkiler

— Yasin KAYA

Batı kapitalizminin kalıtımsal “Çin istilası’’ korkusu yeni bir boyut kazanıyor. Artık korkulan sadece “dünyanın atölyesi’’ olan Çin’de üretilen ucuz malların dünya piyasalarını ele geçirmesi değil. “Kur savaşları’’ denilen süreçte ABD’nin para kurunu yükseltmesi için Çin’e yaptığı baskılara ve Çin’in ABD’ye “asıl sen dolar arzını arttırmayı durdur’’ demesine tanık oluyoruz. Çin Merkezi başkanı Zhou Xiaochuan’ın geçen yıl söylediği Amerikan dolarına bağımlı uluslararası para sistemini reforme etme çağrısı 1, bu yıl daha fazla tartışılmaya ve daha çok endişe uyandırmaya başladı. Çin dünyanın en büyük ihracatçısı haline gelirken, en büyük ticaret ortakları ABD ve AB’de taleplerin düşmesi yüzünden alternatif pazarlar arıyor. Örneğin, Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini güçlendiren Çin, Doğu Avrupa ve çevresindeki bölgelere açılmak için Yunanistan’da yeni liman satın alıyor; AB’nin başı beladaki diğer ülkeleri Portekiz, İrlanda ve İspanya’ya büyük yatırımlar yapıyor, bunlara AB’nin ya da İMF’nin vediğinden daha fazlasını sunmayı vaad ediyor 2; “İslam dünyası’’ ile münasebetlerini artırıyor. 3

Artık palazlanan Türkiye burjuvazisi de bu tür korkulardan azade değil. Kafası karışan Güler Sabancı, ABD-Çin arasındaki gerilimi soğuk savaş dönemine benzetiyor. Ezberi bozulduğu için korksa da, doğası gereği irrasyonel tüm sermaye aktörleri gibi Türkiye burjuvazisi de korktuğu yeni koşullardan pay çıkarmaya çalışmaya hazır. Sabancı Holding Doğu Asya’daki ucuz iş gücünü kullanmak için üretimini ve Çin’in büyümesi beklenen iç pazarından yararlanmak için tüketiminin bir kısımını Doğu’ya kaydırmaya hazır. 4 Elvis Presley’in “Doğu’ya git genç adam’’ sarkisi bizim patronlar ve patroncuların zihinlerine kazınıyor.

Bu gelişmeler nasıl yorumlanmalı? Yeni bir durum yok, gelişmeler Amerikan emperyalizminin yaygarasından mı ibaret? Yoksa Çin’in emperyalist sistemdeki rolü değişmeye mi başladı? Peki Çin’in bu haliyle mevcudiyeti emperyalizmin devamı için gerçekten tehdit mi? Eğer öyleyse bu işçi sınıfının uluslararası mücadelesi için ne manaya geliyor? Bu tür sorular başka memleketlerdeki sosyalistler arasında sorulmaya başlandı. Fakat Türkiye’de Çin üzerine tartışma henüz ciddi anlamda başlamadı. Bu gelişmelerin Türkiye işçi sınıfı için ne manaya geleceği konusunda ise tartışması neredeyse yok. Bu yazının gayesi bu fikir mesaisini Sosyalizm sayfalarında başlatmak. Devamı

  1. Zhou Xiaochuan, “Reform the International Monetary System”, 23 Mart 2009.[]
  2. Gökçe, Deniz. “Çin, Avrupa’yı satın alıyor”, Akşam, 22 Aralık 2010.[]
  3. İslam Dünyası ile Çin Arasında Yeni Dönem”, Haber 7, 18 Aralık 2010.[]
  4. Güler Sabancı: Çin’e sadece ucuz işçilik için değil, önce Çin için gidiyoruz,” Milliyet, 21 Eylül 2008. Burjuvazinin şehveti hükümeti de sarmış durumda. Geçtiğimiz aylarda Türkiye ve Çin arasında ekonomik ilişkilerin Yuan ve TL bazında yürütülmesi kararını da içeren sekiz önemli anlaşma imzalandı. “Çin ile çok önemli 8 anlaşma” Patronlar Dünyası, Ekim 8, 2010. http://www.patronlardunyasi.com/haber/Cin-ile-cok-onemli-8-anlasma-/92200.[]

Anti-Emperyalist Birleşik Cephe ve Sürekli Devrim

— Joao Alfredo LUNA 1

Sınıf mücadelesinin koşulları Lev Troçki’nin yaşamının son yıllarını Mexico’da geçirmesine neden olduğu için aynı zamanda onun Latin Amerika’nın sorunlarıyla doğrudan ilgilenmesine de vesile oldu.

Troçki, Rusya’da Çarlık rejimine karşı yürütülen devrimci mücadele dönemi boyunca marksizme yaptığı kişisel katkıları yeniden ele alan ve bunları bölgeye has yeni sorunları inceleyerek ve kendi militan deneyimi ile bütünleyerek – yani hükümet düzeyinde olduğu kadar Sovyet devletinin inşası tekil deneyiminin sorunlarını da dahil ederek- işçi hareketine burada da özgün bir katkıyı miras olarak bırakmıştır. Maalesef bu katkı da, aynen eşitsiz ve bileşik gelişme yasasının durumunda olduğu gibi kendisinden sonra yeterince üzerinde durulup geliştirilememiştir. Devamı

  1. La Vérité/Gerçek‘in 69. sayısından Şadi Ozansü tarafından çevrilmiştir.[]

Marie Claude SCHIDLOWER

 

Fransa’daki 1968 Büyük Grevinden hemen önce, yani 1967 yılında Troçkist harekete katılan, IV. Enternasyonal Fransa Seksiyonunun Ulusal Yönetimi ve IV. Enternasyonal Genel Konseyi üyesi, Bağımsız İşçi Partisinin (POI) kadın militanı MARIE-CLAUDE SCHIDLOWER’i kaybettik. Anısını mücadelemizde yaşatacağız.

 

Yaşasın IV. Enternasyonal!

Yaşasın Dünya Devrimi!