Ufkumuzu genişletelim; Kitlesel Bir İşçi-Emekçi Partisi Mümkün mü? (I)

— Cenk ÖTKÜNER

“Pat­ron­suz, Ge­ne­ral­siz, Bü­rok­rat­sız SOS­YA­LİZM ola­rak bi­zim tav­rı­mız açık­tır. Tür­ki­ye iş­çi sı­nı­fı­nın ni­hai ola­rak ih­ti­ya­cı Le­ni­nist bir “Dev­rim­ci İş­çi Par­ti­si­”dir. Böy­le bir par­ti­nin in­şa­sı dev­rim­ci Mark­sist­ler için vaz­ge­çil­mez, stra­te­jik önem­de bir gö­rev­dir. An­cak, sos­ya­list kad­ro­la­rın ve ön­cü iş­çi­le­rin bu­gün için­de bu­lun­du­ğu po­li­tik, ide­olo­jik ve mo­ral ko­şul­lar, Le­ni­nist dev­rim­ci bir par­ti­nin kı­sa sü­re­de in­şa­sı­nın müm­kün ol­ma­dı­ğını gös­te­ri­yor. Öte yan­dan sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin bu­gün­kü ih­ti­yaç­la­rı, iş­çi sı­nı­fı ve bü­yük emek­çi kit­le­le­ri için bir çe­kim mer­ke­zi oluş­tu­ra­cak ve bur­ju­va­zi­den ide­olo­jik, po­li­tik, ör­güt­sel ba­ğım­sız­laş­ma­yı sağ­la­ya­cak bir iş­çi par­ti­si­ni önemli bir so­run ha­li­ne ge­ti­ri­yor. Bu du­rum­da, Tür­ki­ye’nin ya­şa­dı­ğı bü­yük kri­ze iş­çi sı­nı­fı­nın müt­te­fik­le­riy­le ele­le ve­re­rek ken­di çö­zü­mü­nü ya­ra­ta­bil­me­si için bir si­lah ola­rak iş­çi-emek­çi par­ti­si, bu­lun­du­ğu­muz so­mut ko­num­dan ile­ri­ye doğ­ru bü­yük bir adım ola­cak­tır. Bu sü­reç ya­şa­nır­ken, ay­nı za­man­da Le­ni­nist dev­rim­ci par­ti­nin ku­ru­lu­şu için de mü­ca­de­le ve­ri­le­bi­lir ve ve­ril­me­li­dir” 1

Bir dö­nem ka­pa­nı­yor!

Bun­dan al­tı yıl ka­dar ön­ce ya­zı­lan bu sa­tır­lar dö­ne­min “sos­ya­list bir­lik” tar­tış­ma­la­rı­na ver­di­ği­miz ya­nıt­tı. 12 Ey­lül as­ke­ri dar­be­siy­le üze­rin­de­ki ölü top­ra­ğı­nı 1989 Ba­har Ey­lem­li­lik­le­ri ve Zon­gul­dak ge­nel di­re­ni­şi ile kı­ran iş­çi emek­çi ha­re­ke­ti so­lun ya­şa­dı­ğı ağır ye­nil­gi­nin şo­kun­dan çık­ma­sı­na yol aç­mış, bu­nun üze­ri­ne çe­şit­li plat­form­lar­da geç­mi­şi­ni de­ğer­len­di­ren sos­ya­list ha­re­ket dar­be sü­re­ciy­le al­dı­ğı ye­nil­gi­nin fa­tu­ra­sı­nı ağır­lık­lı ola­rak sol içi ça­tış­ma­la­ra ve bö­lün­me­le­re çı­kar­mış­tı. Do­la­yı­sıy­la ya­pıl­ma­sı ge­re­ken her ko­şul­da bir sol içi kü­me­len­me­yi ba­şar­mak ve sos­ya­list­le­rin bir­li­ği­ni sağ­la­mak­tı. Tür­ki­ye sos­ya­list ha­re­ke­ti­nin ta­ri­hin­de son de­re­ce önem­li bir yer tu­tan BTDK tar­tış­ma­la­rı bu ih­ti­ya­cın so­nu­cu ola­rak or­ta­ya çık­tı. Fa­kat bu tar­tış­ma­lar Tür­ki­ye sos­ya­list­le­ri­nin ih­ti­ya­cı olan par­ti­yi çı­ka­ra­ma­dı. Son­ra­sın­da bir şe­kil­de bu tar­tış­ma­la­rın için­de, çev­re­sin­de olan çev­re­ler SBP, BSP, GBK ve ÖDP’yi oluş­tur­du­lar. Tür­ki­ye sos­ya­list ha­re­ke­ti­nin ta­ri­hin­de ya­pı­la­ma­yan ya­pıl­mış ve bü­yük oran­da sos­ya­list­le­rin bir­li­ği dü­şü ger­çek­leş­miş­ti. ÖDP bu top­rak­lar­da sos­ya­list­le­rin bir­li­ği pro­je­si­nin ulaş­tı­ğı en üst bi­çim ol­du. Biz­ce bu pro­je­nin ba­şa­rı­sı için­de bu­lun­du­ğu ge­ri­li­mi aş­ma­sı­na bağ­lıy­dı. Ge­ri­li­mi aş­ma­nın yo­lu ise par­ti­nin hız­la bir iş­çi emek­çi par­ti­si ol­ma yo­lu­na gir­me­si ve ör­güt­sel ça­lış­ma­sı­nı te­pe­den tır­na­ğa bu fa­ali­ye­tin ih­ti­yaç­la­rı te­me­lin­de şe­kil­len­dir­me­sin­den geç­mek­tey­di. Sö­zü edi­len sap­ta­ma­nın ze­mi­ni sos­ya­list­le­rin bir­li­ği ol­du­ğun­da öne­ri­mi­zin ne ka­dar ger­çek­le­şe­ce­ği ay­rı bir tar­tış­ma ko­nu­su ol­sa da ÖDP fa­ali­ye­ti­ne baş­lar­ken bi­zim için du­rum bu ka­dar açık­tı. Par­ti ya bu yo­la gi­re­rek sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin zor­lu yol­la­rın­da iler­le­ye­rek ge­li­şe­cek ya da çe­şit­li ni­yet­ler­den ba­ğım­sız ola­rak ağır­lık­lı kü­çük bur­ju­va sı­nıf­sal kom­po­zis­yo­nun ih­ti­yaç­la­rı te­me­lin­de bir or­ta sı­nıf par­ti­si ha­li­ne ge­le­rek ken­di­ni tü­ke­te­cek­ti. Bir Arap ata­sö­zü “ölü ile yaş­lı­nın ara­sı­na gi­ril­mez” di­yor. ÖDP bir yan­da ken­di­ni oluş­tu­ran ço­ğun­luk hiz­bi­nin sol li­be­ral po­li­ti­ka­la­rı ve bü­rok­ra­tik tav­rın­dan di­ğer yan­da ise mu­ha­le­fe­ti­nin ik­ti­da­rın uy­gu­la­ma­la­rı­na tep­ki­sel kar­şı ko­yuş­lar dı­şın­da hiç­bir şey yap­ma­ma­sın­dan do­la­yı çok yaş­lan­dı. Beş yı­lın so­nun­da “biz söy­le­miş­tik” de­me­nin hiç­bir fay­da­sı ol­ma­dı­ğı­nı bi­li­yo­ruz. Hat­ta bu du­ru­mun “mo­ral ta­rih­sel” de­ğer­ler ba­kı­mın­dan bir di­zi yı­kı­ma da yol aça­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yo­ruz. Par­ça­lan­ma ve da­ğıl­ma 1980 son­ra­sı so­la gü­ven duy­mak is­te­yen pek çok bi­re­yi, çev­re­yi, de­rin­den sar­sa­rak si­ya­set­ten uzak­laş­tı­ra­cak. Muh­te­me­len si­ya­set kul­va­rın­da yer al­mak is­te­yen çe­şit­li çev­re­ler ise sı­nıf uz­laş­ma­cı, bur­ju­va re­for­mist pro­je­le­rin par­ça­sı ola­cak­lar.

El­bet­te bu son iş­çi sı­nı­fı­nın ön­cü­lü­ğün­de, dün­ya­nın ka­pi­ta­liz­min yı­kı­cı­lı­ğın­dan kur­ta­rıl­ma­sı mü­ca­de­le­si­ni bi­tir­me­ye­cek. Baş­ka baş­lan­gıç­la­rın mü­ca­de­le­si­ne va­kit ge­çir­mek­si­zin baş­la­na­cak. İş­te bu ya­zı­nın ama­cı da baş­ka bir baş­lan­gı­cı tar­tış­ma­ya aç­mak­tır. Sos­ya­list ha­re­ke­tin yak­la­şık yüz el­li yıl­lık ta­ri­hin­de na­di­ren ba­şa­ra­bil­di­ği fa­kat sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin abc’si di­ye ta­nım­la­na­bi­le­cek bir şey­dir bu. Bu me­tin Ko­mü­nist Ma­ni­fes­to’da söy­le­nen; “Tüm pro­le­tar­ya­nın çı­kar­la­rı­nın dı­şın­da ay­rı çı­kar­la­ra sa­hip ol­ma­yan” sos­ya­list­le­rin önü­ne koy­ma­sı ge­re­ken oda­ğı ya­rat­ma mü­ca­de­le­si­nin ola­sı­lık­la­rı­nı tar­tı­şı­yor…

Tür­ki­ye’de sı­nıf mü­ca­de­le­le­ri

Ya­şa­dı­ğı­mız coğ­raf­ya çok önem­li bir di­zi ge­liş­me­nin sos­yal po­li­tik ha­yat­ta et­ki­si­ni gös­ter­di­ği ta­ri­hi bir dö­nem­den ge­çi­yor. Şüp­he­siz bü­tün bu ge­liş­me­ler dev­rim­ci Mark­sist ha­re­ke­tin yö­ne­li­şi­nin ya­nı sı­ra po­li­tik-ör­güt­sel fa­ali­ye­ti­ni de de­rin­den et­ki­le­ye­cek bir sü­re­ci içe­ri­yor. Bu dö­ne­mi de­rin­den et­ki­le­yen şey; za­man za­man bir­bi­ri­ni bes­le­yen, ki­mi za­man çe­li­şen fa­kat bir­bi­riy­le içi­çe geç­miş iki­li bir du­ru­mun var­lı­ğı­dır. Tür­ki­ye’nin bü­tün di­na­mik­le­ri bu du­rum­dan et­ki­len­mek­te ve ona gö­re bi­çim­len­mek­te­ler. Bun­lar 1997 yı­lın­dan be­ri sü­re ge­len 28 Şu­bat ör­tü­lü as­ke­ri mü­da­ha­le­si ve onun prog­ra­mı ile Tür­ki­ye bü­yük bur­ju­va­zi­si­nin ne­re­dey­se ya­rım yüz­yıl­lık dü­şü Av­ru­pa Bir­li­ği sü­re­ci­dir. Bu iki­li du­ru­ma iliş­kin ana­liz­le­ri­mi­zi Sos­ya­lizm Ga­ze­te­si ve Sı­nıf Bi­lin­ci der­gi­si­nin geç­miş sa­yı­la­rın­da de­rin­le­me­si­ne yap­mış­tık. Fa­kat bu sü­reç­te açık­ça gö­rü­lü­yor ki; Sta­li­nizm, re­for­mizm, mer­kez­ci­lik, ulu­sal ha­re­ket gi­bi ki­mi po­li­tik akım­la­rın ka­fa­la­rı kar­ma­ka­rı­şık ol­muş du­rum­da. Bu akım­lar­dan ki­mi­le­ri 28 Şu­bat kar­şı­sın­da ha­zır ola ge­çe­rek mi­li­ta­riz­min ar­ta bı­rak­tık­la­rın­dan me­det umu­yor, ki­mi­le­ri ise Av­ru­pa Bir­li­ği­ne gi­ri­şin ka­çı­nıl­maz ol­du­ğu tes­pi­tin­den ha­re­ket­le Av­ru­pa em­per­ya­liz­miy­le bü­tün­leş­me­nin çe­şit­li de­mok­ra­tik hak­lar ge­ti­re­ce­ği ya­nıl­ma­sın­dan ha­re­ket edi­yor. Tür­ki­ye sos­ya­list ha­re­ke­ti­nin iş­çi emek­çi ha­re­ke­ti ile ara­sı her za­man açık ol­muş­tur. Ne ya­zık ki özel­lik­le bu dö­nem­de var olan açı sos­ya­list ha­re­ke­tin “sı­nıf­tan ka­çış” po­li­ti­ka­la­rın­dan do­la­yı da­ha da bü­yü­yor. Ör­ne­ğin AB’nin ge­re­ği olan özel­leş­tir­me­le­re kar­şı net tu­tum alı­na­mı­yor, ka­mu emek­çi­le­ri­ni ko­lay­ca iş­ten çı­ka­ra­bi­le­cek ka­nun hük­mün­de­ki ka­rar­na­me “şe­ri­at­çı­la­ra kar­şı” di­ye­rek ya­ra­tı­lan dev­let des­tek­li ha­va­ya kar­şı çı­kı­la­mı­yor ya da geç­ti­ği­miz Ni­san ayın­da yok­sul ve ör­güt­süz emek­çi ke­sim­le­rin ken­di­li­ğin­den ha­re­ke­ti “ge­ri­ci ayak­lan­ma­sı” di­ye dam­ga­la­na­bi­li­yor.

28 Şu­bat sü­re­ci­nin ana­li­zi pek çok çev­re ta­ra­fın­dan ya­pıl­dı, ya­pı­lı­yor. Fa­kat bu ana­liz­le­rin çok azı bu sü­re­ci Tür­ki­ye sı­nıf­lar mü­ca­de­le­si­nin ger­çek­leş­ti­ği ze­mi­nin üze­rin­den tar­tı­şı­yor. Yi­ne bu ana­liz­le­rin ço­ğun­lu­ğu 28 Şu­bat’ın Tür­ki­ye bur­ju­va­zi­si ile ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye ara­sın­da­ki iliş­ki­nin prog­ra­mı­nı de­vam et­tir­di­ği­ni, Ba­tı­cı bur­ju­va si­ya­si güç­ler­den İs­la­mi güç­le­re, sol ha­re­ket­ten Kürt Ulu­sal ha­re­ke­ti­ne ka­dar bü­tün güç­le­ri bu prog­ram da­hi­lin­de şe­kil­len­dir­mek is­te­di­ği­ni gö­re­mi­yor­lar.

Ha­re­ket ha­lin­de­ki em­per­ya­lizm tre­ni­ne son an­da en ar­ka va­go­nun­dan bin­mek is­te­yen Tür­ki­ye bü­yük bur­ju­va­zi­si ile 28 Şu­bat sü­re­ci­nin eh­ven’i şer hü­kü­me­ti oluş­tur­duk­la­rı or­tak prog­ra­mı Tür­ki­ye iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­le­ri­ne da­ya­tı­yor­lar. Bu prog­ra­mın te­mel baş­lık­la­rı ise şun­lar; hız­lı özel­leş­tir­me, dü­şük üc­ret­ler, sen­di­ka­sız­laş­tır­ma, iş­siz­lik, enf­las­yo­nu emek­çi­nin sır­tı­na yık­ma, aşı­rı si­lah­lan­ma ve ya­yıl­ma­cı­lık. Prog­ra­mı yü­rü­te­cek olan bur­ju­va si­ya­si güç­ler ise çap­sız­lık­la­rı ve be­ce­rik­siz­lik­le­ri­nin ya­nı sı­ra her­han­gi bir kit­le des­te­ği­ne de sa­hip ol­ma­dık­la­rın­dan ra­hat­ça ha­re­ket ede­mi­yor­lar. Son za­man­lar­da ya­pı­lan an­ket­ler­de hü­kü­me­ti oluş­tu­ran par­ti­le­rin ve di­ğer­le­ri­nin yüzde 10’lar ci­va­rın­da sey­ret­ti­ği­ni gö­rü­yo­ruz. TSK ya­şa­nan eko­no­mik kriz so­nu­cu or­ta­ya çı­kan re­jim kri­zin­den en çok ra­hat­sız­lık du­yan ke­sim­le­rin ba­şın­da ge­li­yor. Si­lah­lan­ma­nın büt­çe üze­rin­de­ki ağır yü­kü­nün or­ta­ya çık­ma­ma­sı için te­mel bir po­li­tik hat ge­liş­ti­ril­miş du­rum­da. “Ban­ka­la­rın bo­şal­tıl­ma­sı­nın ül­ke­yi bu ha­le ge­tir­di­ği do­la­yı­sıy­la yol­suz­luk­la­rın üze­ri­ne ka­rar­lı­lık­la gi­dil­me­si ge­rek­ti­ği” üze­ri­ne şe­kil­le­nen bu hat doğ­rul­tu­sun­da ki­mi bur­ju­va par­ti­le­ri­ni kar­şı­sı­na al­mış gi­bi gö­zü­ken TSK, ön­cü­lü­ğü­nü yap­tı­ğı prog­ra­mın ki­mi mad­de­le­rin­den de ra­hat­sız­lık du­yu­yor. ( MGK’nın iş­le­vi­nin ye­ni­den ta­rif edil­me­si vs.) As­lın­da ik­ti­dar blo­ğu için­de bu­lu­nan bü­tün si­ya­si güç­ler TSK, cum­hur­baş­ka­nı, bur­ju­va par­ti­le­ri, oda­lar vs. ay­nı prog­ra­mın uy­gu­la­yı­cı­la­rı fa­kat el­de­ki kay­nak­lar üze­rin­de­ki de­ne­tim ve yet­ki mü­ca­de­le­si yü­zün­den yer yer ça­tı­şı­yor­lar. Bur­ju­va si­ya­si güç­ler ara­sın­da ya­şa­nan bu tür ça­tış­ma­lar her za­man var ola­cak. Fa­kat bu ça­tış­ma­lar hiç­bir za­man uz­laş­maz çe­liş­ki­le­ri içer­me­ye­cek, za­man za­man fark­lı çı­kış­lar gös­te­re­bi­len bur­ju­va si­ya­si güç­ler ben­ze­ri ser­ma­ye prog­ram­la­rı et­ra­fın­da bir­le­şe­cek­ler.

Eko­no­mik kriz ve iş­çi ha­re­ke­ti

2001 yı­lı iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­ler için yok­sul­laş­ma­nın ve se­fa­le­tin da­ha da art­tı­ğı bir yıl ola­rak baş­la­dı. Dün­ya ka­pi­ta­liz­mi­nin 1970’li yıl­lar­dan baş­la­ya­rak de­vam eden ve her de­fa­sın­da çe­şit­li pat­la­ma­la­ra yol açan eko­no­mik kri­zi ül­ke­miz­de de de­rin­le­şe­rek sü­rü­yor. Bu kriz sa­ye­sin­de dün­ya­nın çe­şit­li mer­kez­le­ri yok­sul­lu­ğun, se­fa­le­tin kol gez­di­ği, bar­bar­lı­ğın ve yo­ko­lu­şun kı­yı­sı­na gel­miş me­kan­lar ha­li­ne dö­nüş­tü. 1998 yı­lın­da Gü­ney­do­ğu As­ya’da baş­la­ya­rak Rus­ya’ya sıç­ra­yan ve ora­dan da Tür­ki­ye’yi et­ki­le­yen son pat­la­ma ise di­ğer­le­rin­den fark­lı ola­rak top­lum­sal et­ki­le­ri ba­kı­mın­dan son de­re­ce ağır bir hal al­mış, hü­kü­met kri­ziy­le eş za­man­la ola­rak ay­nı za­man­da bir re­jim kri­zi­ne dö­nüş­müş­tür. Eko­no­mi­de son yıl­lar­da ya­şa­nan cid­di kü­çül­me­nin de et­ki­siy­le 2000 yı­lı büt­çe­sin­de 24 kat­ril­yon li­ra ola­rak ön­gö­rü­len ver­gi ge­lir­le­ri­ne kar­şın borç fa­iz­le­ri­ne ay­rı­lan pay 21 kat­ril­yon li­ra­dır. İç borç­la­rın mil­li ge­li­re ora­nı yüzde 14 iken 1999 yı­lın­da yüzde 24’e tır­man­mış­tır. 2001 yı­lın­da top­la­nan ver­gi­le­rin yüzde 95’i borç öde­me­le­ri­ne git­mek­te. Tür­ki­ye’nin dış borç sto­ku 114 mil­yar do­lar ci­va­rın­da. (Bu­na IMF’den alı­nan son borç yü­kü ek­len­me­miş­tir) Tür­ki­ye nü­fu­su­nun en fa­kir yüzde 20’lik ke­si­mi Tür­ki­ye top­lam ge­li­ri­nin yüzde 4.9’unu alır­ken, en zen­gin yüzde 20’lik ke­si­mi ise ge­li­rin yüzde 54.9’unu al­mak­ta­dır. Ya­ni nü­fu­sun yüzde 80’lik ke­si­mi top­lam ge­li­rin yüzde 45’ini ala­bi­li­yor. Beş mil­yon üze­rin­de­ki as­ga­ri üc­ret­li as­ga­ri ya­şam stan­dar­tı için ge­rek­li olan 700 mil­yon li­ra­nın kat kat al­tın­da bir üc­re­te yak­la­şık 100 mil­yon li­ra­ya mah­kum edil­miş du­rum­da.

Bü­lent Ece­vit baş­kan­lı­ğın­da­ki bur­ju­va hü­kü­me­ti ne ya­pa­ca­ğı­nı iyi­ce şa­şı­ra­rak yak­la­şık bir bu­çuk yıl­dır uy­gu­la­ya­ma­dı­ğı AB’ye en­teg­ras­yo­nun par­ça­sı olan IMF prog­ra­mı­nı, biz­zat bu ku­ru­lu­şun bir tek­nok­ra­tı­nı ge­ti­re­rek ha­ya­ta ge­çir­me yo­lu­nu seç­ti. Böy­le­ce Tür­ki­ye eko­no­mi­si şu za­ma­na ka­dar az­ge­liş­miş hiç­bir ül­ke­yi re­fa­ha ulaş­tı­ra­ma­yan ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye­nin uy­gu­la­ma­la­rı­na bir kez da­ha tes­lim edil­miş du­rum­da. Yal­nız bu se­fer iş sağ­la­ma alın­mış çe­şit­li sap­ma­la­rı ön­le­mek, Tür­ki­ye bur­ju­va­zi­si­nin iç­sel ça­tış­ma­la­rı­nın bu sü­re­ci sek­te­ye uğ­rat­ma­sı­na izin ver­me­mek için bir de “sü­per yö­ne­ti­ci” gön­der­miş­ler… Pe­ki bu prog­ram so­mut­ta ne öne­ri­yor ne ya­pa­cak. Geç­ti­ği­miz haf­ta­lar­da ya­nı­na di­ğer tek­nok­rat­la­rı­nı ala­rak gör­kem­li bir ba­sın açık­la­ma­sı dü­zen­le­yen “ye­ni kur­ta­rı­cı” Der­viş sa­kin ve hu­zur­lu bir ses to­nuy­la “Güç­lü Eko­no­mi­ye Ge­çiş Prog­ra­mı­nı” açık­la­dı. Prog­ra­mın­da so­mut öne­ri­le­re de­ğin­me­me­yi ter­cih eden Der­viş bu­nu iz­le­yen gün­ler­de ne ka­dar hız­lı bir pi­ya­sa­cı ol­du­ğu­nu gös­ter­di. Baş­ta Te­le­kom ve ka­mu ban­ka­la­rı­nın hız­la özel­leş­ti­ril­me­si ol­mak üze­re çe­şit­li ya­sa­la­rın bir an ön­ce Mec­lis­ten çı­ka­rıl­ma­sı­nı sağ­la­yan sü­per ba­kan prog­ram­da­ki de­yi­miy­le “ve­rim­li­lik­le uyum gös­ter­me­yen” hiç­bir üc­ret ar­tı­şı­na izin ver­me­ye­ce­ği­ni be­lirt­ti. Hat­ta bu yüz­den ya­rım mil­yon iş­çi­yi il­gi­len­di­ren top­lu söz­leş­me­ler ön­ce­si yüzde 18 zam öne­ren hü­kü­me­tin tek­li­fi­ni faz­la bu­la­rak ilk al­tı ay için 0 zam, son­ra­sı için ise enf­las­yon ora­nın­da bir ar­tış öne­re­rek iş­çi sı­nı­fı­na kar­şı tav­rı­nı da koy­muş ol­du. Da­ha son­ra sen­di­ka bü­rok­ra­si­si ile ya­pı­lan gö­rüş­me­ler­de ant­laş­ma sağ­lan­dı ve iş­çi sı­nı­fı ilk al­tı ay için yüzde 15 gi­bi ko­mik bir ar­tı­şa mah­kum edil­di. Ya­lın ger­çek şu­dur; Der­viş ve he­ye­ti Cot­ta­rel­li baş­kan­lı­ğın­da uy­gu­lan­ma­ya ça­lı­şı­lan fa­kat ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­yan IMF prog­ra­mı­nı “ulu­sal prog­ram” adı al­tın­da ye­ni­den ve da­ha ka­rar­lı bi­çim­de uy­gu­la­ya­cak­tır. Bu­nun so­nu­cu; Re­el üc­ret­le­rin ve ma­aş ar­tış­la­rı­nın sı­nır­lan­dı­rıl­ma­sı, şu an için is­tih­da­mın yüzde 43’ünü sağ­la­yan ke­sim olan ta­rı­ma ve­ri­len des­te­ğin da­ha da azal­tıl­ma­sı, hız­lı özel­leş­tir­me­ler, ener­ji ve ha­ber­leş­me ala­nın­da ya­ban­cı ser­ma­ye­nin önü­nü aça­cak dü­zen­le­me­le­rin ya­pıl­ma­sı, özel si­gor­ta­cı­lı­ğın ge­liş­ti­ri­le­rek SSK’nın fi­ilen tas­fi­ye edil­me­si, dö­viz ku­ru­nu çı­pa ka­bul ede­rek ulu­sal pa­ra po­li­ti­ka­sı­nın ye­ri­ne ya­ban­cı dö­vi­zin be­lir­le­yi­ci­li­ği­ne de­vam edil­me­si so­nu­cu enf­las­yo­nun yi­ne iş­çi­nin emek­çi­nin sır­tın­dan dü­şü­rül­me­ye ça­lı­şıl­ma­sı. Ye­ni IMF Prog­ra­mı önü­müz­de­ki dö­nem için yüzde 3-4’lük bir bü­yü­me­yi ön­gö­rü­yor. Fa­kat el­de­ki ve­ri­ler dün­ya pi­ya­sa­la­rın­da­ki kriz­le doğ­ru oran­tı­lı ola­rak önü­müz­de­ki yıl­lar­da da kü­çül­me­nin de­vam ede­ce­ği­ni gös­te­ri­yor. Do­la­yı­sıy­la bü­tün bu ge­liş­me­ler iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­le­rin ya­şa­dı­ğı yok­sul­luk ve iş­siz­li­ğin ar­ta­rak sü­re­ce­ği­ni gös­te­ri­yor.

Tür­ki­ye’de par­ti­si ol­ma­yan bir iş­çi sı­nı­fı var

Bü­tün bu ge­liş­me­le­rin kar­şı­sın­da ül­ke­miz­de ken­di­ne ait si­ya­si gü­cü ol­ma­yan bir ço­ğun­luk var. Tür­ki­ye sa­yı­sı mil­yon­la­rı bu­lan ge­niş bir iş­çi emek­çi po­tan­si­ye­li­ni ba­rın­dı­ran bir ül­ke. Bu­gün için ik­ti­sa­den fa­al nü­fus yak­la­şık 25 mil­yon ci­va­rın­da ve bu nü­fu­sun yak­la­şık ya­rı­sı emek gü­cü­nü sa­ta­rak ya­şa­mı­nı sür­dür­mek­te. Fa­kat ül­ke­miz­de­ki iş­çi sı­nı­fı­nın sa­yı­ca faz­la olu­şu bu kit­le­nin do­lay­sız bi­çim­de ken­di çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ha­re­ket et­me­si­ni sağ­la­mı­yor. So­nuç­ta ser­ma­ye­den ya­na olan par­ti­le­re des­tek ola­rak on­la­rı ik­ti­da­ra ta­şı­yan da, bu des­te­ği çe­ke­rek on­la­rı ik­ti­dar­dan uzak­laş­tı­ran da iş­çi sı­nı­fı olu­yor. Ser­ma­ye yan­lı­sı par­ti­ler iş­çi­le­ri ve emek­çi­le­ri par­ça­la­ya­rak ken­di prog­ram­la­rı doğ­rul­tu­sun­da yön­len­di­ri­yor­lar. Di­ğer yan­dan top­lu­mun en di­na­mik ke­si­mi olan iş­çi­ler ve emek­çi­ler sı­nıf özör­güt­lü­lük­le­ri olan sen­di­ka­la­rı­na ye­te­rin­ce sa­hip çı­ka­mı­yor. İş­çi ör­güt­le­ri­nin ço­ğu bü­rok­ra­tik kast­lar ta­ra­fın­dan gasp edil­miş du­rum­da. Emek­çi­ler sen­di­ka­la­rı­na ya­ban­cı­laş­mış du­rum­da. Ço­ğu iş­çi sen­di­kal sü­reç­ler­de “söz yet­ki ka­rar” hak­kı­na sa­hip de­ğil.

Tür­ki­ye’nin en ge­niş iş­çi ör­gü­tü olan Türk-İş bürokrasisi dev­let pro­to­ko­lü­nün par­ça­sı ol­ma­ya de­vam edi­yor. Bü­tün mü­ca­de­le­si­ni top­lu iş söz­leş­me­le­ri­ne ve mec­lis­te­ki büt­çe plan ko­mis­yo­nun ça­lış­ma­la­rı­na gö­re şe­kil­len­di­ri­yor. Tür­ki­ye bur­ju­va­zi­si için 1980 son­ra­sı de­ği­şen ser­ma­ye bi­ri­kim mo­de­li so­nu­cu terk edi­len it­hal ika­me­ci­lik üre­tim­de­ki dev­let et­kin­li­ği­ni ve dev­let iş­let­me­ci­li­ği­ni özen­di­ri­yor­du. Bu­nun ye­ri­ne dün­ya­da­ki çe­şit­li de­ğiş­me­le­re pa­ra­lel ola­rak ih­ra­ca­ta da­ya­lı ser­ma­ye bi­ri­kim mo­de­li­ne ge­çil­me­si so­nu­cu dev­le­tin kü­çül­tül­me­si ve dev­let iş­let­me­ci­li­ği ye­ri­ne özel ser­ma­ye­nin ön pla­na çı­kı­şı en baş­ta dev­le­tin çe­şit­li sek­tör­le­rin­de ör­güt­lü olan Türk-İş’i et­ki­le­di. Özel­leş­tir­me ve es­nek­leş­tir­me po­li­ti­ka­la­rı Türk-İş’in da­yan­dı­ğı ze­mi­ni or­ta­dan kal­dı­ra­cak aşa­ma­ya ge­li­yor. Türk-İş yö­ne­ti­mi bü­tün bu olum­suz ko­şul­lar­da mü­ca­de­le­yi yük­selt­mek ye­ri­ne elin­de­ki bü­tün bas­kı­cı si­lah­la­rı kul­la­na­rak iş­çi sı­nı­fı­nı ör­güt­süz bi­çim­de tes­lim al­ma­ya ve iş­siz­leş­tir­me­ye ça­lı­şan hü­kü­me­ti des­tek­li­yor.

DİSK ise Eko­no­mik ve Sos­yal Kon­sey’den çı­kı­şı­nın ce­za­sı­nı çe­şit­li sen­di­ka­la­rı­nın söz­leş­me yet­ki­le­ri­nin düş­me­siy­le öde­di. Türk-İş yö­ne­ti­min­den hü­kü­me­te des­tek ko­nu­sun­da da­ha fark­lı bir tu­tum için­de olan DİSK yö­ne­ti­ci­le­ri sö­zü edi­len ge­nel ge­liş­me­ler ko­nu­sun­da ise çok da­ha ge­ri bir tu­tum için­de­ler. Özel iş­let­me­ler­de ör­güt­lü olan DİSK özel­leş­tir­mey­le il­gi­li so­ru­nu ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor. Oy­sa özel­leş­tir­me po­li­ti­ka­la­rı so­nu­cu açı­ğa çı­ka­cak de­va­sa iş­siz­li­ğin ör­güt­lü-ör­güt­süz bü­tün ke­sim­le­re ne ka­dar ağır bir dar­be vu­ra­ca­ğı­nı gö­re­me­mek sen­di­ka bü­rok­ra­si­nin “anı kur­tar­ma” ref­lek­si­nin so­nu­cu ol­sa ge­rek. DİSK Av­ru­pa Bir­li­ği me­se­le­si­ne ise bir tür “eleş­ti­rel des­tek” şek­lin­de yak­laş­mak­ta. Bu ül­ke­ler­de iş­çi sı­nı­fı­nın mü­ca­de­le­le­riy­le ka­za­nı­lan ki­mi hak­la­rın ken­di­si­ne de he­men ta­nı­na­ca­ğı gi­bi bir ya­nıl­gı­ya sa­hip. Bu ya­nıl­gı AB’ye da­hil olun­duk­tan son­ra “Eme­ğin Av­ru­pa”sı­nı ya­rat­ma pers­pek­ti­fiy­le ha­re­ket edil­me­si­ni ge­rek­ti­ri­yor. İş­te tam bu nok­ta­da sol­da ye­ni par­ti ya da Av­ru­pa ti­pi bir sos­yal de­mok­rat par­ti ara­yış­la­rı­nın baş tem­sil­ci­si de DİSK bürokrasisi olu­yor. Ye­ni olu­şum ne­yi he­def­le­ye­cek? Bu so­ru­nun ya­nı­tı çok açık: Av­ru­pa’da­ki yandaş­la­rı gi­bi “te­miz ve so­run­suz bir ka­pi­ta­lizm” için­de den­ge­li bir du­ruş ser­gi­le­mek.

Türk-İş bü­rok­ra­si­si­nin dev­let­se­ver­li­ği­ne, DİSK bü­rok­ra­si­si­nin Av­ru­pa­cı­lı­ğı­na kar­şı Hak-İş yö­ne­ti­mi de İs­la­mi çev­re­ler­den al­dı­ğı des­tek­le yo­lu­na de­vam edi­yor. Bu­nun­la bir­lik­te Hak-İş yö­ne­ti­mi iş­çi ör­güt­le­ri­nin ça­tı­sı olan Emek Plat­for­mu­nun olu­şu­mu ko­nu­sun­da di­ğer ör­güt­le­re gö­re da­ha ak­tif dav­ran­dı. Özel­lik­le me­zar­da emek­li­lik ya­sa­sı ola­rak bi­li­nen “sos­yal gü­ven­lik ya­sa ta­sa­rı­sı­na” kar­şı da­ha net bir ta­vır ser­gi­le­yen Hak-İş bü­rok­ra­si­si bu önem­li teh­li­ke­yi di­ğer­le­rin­den ön­ce gör­müş gi­bi gö­zü­kü­yor. Fa­kat bu du­rum on­la­rın iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­le­rin ge­nel çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ha­re­ket et­me­le­ri­ni be­ra­be­rin­de ge­tir­mi­yor. Re­fah­yol hü­kü­me­ti­ni es­ki ge­nel baş­ka­nı­nı ve­re­rek des­tek­le­yen Hak-İş yö­ne­ti­mi bir baş­ka bur­ju­va hü­kü­me­ti olan Ece­vit Hü­kü­me­ti­ni iş­çi emek­çi kar­şı­tı po­li­ti­ka­la­rın­dan do­la­yı de­ğil ken­di dar çı­kar­la­rın­dan do­la­yı des­tek­le­mi­yor. Bu çı­kar­lar Hak-İş Baş­ka­nı Sa­lim Us­lu’yu si­ya­sal İs­lam’ın ve­li­ah­tı R. Tay­yip Er­do­ğan’ın ba­şı­nı çek­ti­ği li­be­ral İs­lam­cı ha­re­ke­tin par­ti pro­je­si­ne doğ­ru sü­rük­lü­yor. Bu ha­re­ket iş­çi emek­çi fa­ali­ye­ti sür­dür­mek is­te­yen çev­re­le­rin fark­lı bir mü­da­ha­le­si ol­maz­sa iş­çi cep­he­sin­de çe­şit­li ka­fa ka­rı­şık­lık­la­rı do­ğu­ra­cak ge­liş­me­le­re aday gi­bi gö­zü­kü­yor.

Ka­mu emek­çi­le­ri­nin bü­yük ör­gü­tü KESK ise ya­zı­mı­zın ba­şın­da söz et­ti­ği­miz ka­fa ka­rı­şık­lı­ğın­dan en faz­la et­ki­len­miş iş­çi ör­gü­tü gö­rü­nü­mün­de. KESK yö­ne­ti­ci­le­ri AB sü­re­cin­de bir yan­da DİSK’in al­dı­ğı po­li­tik tav­ra ben­zer bir ta­vır alır­ken di­ğer yan­da ku­rum­sal­laş­ma adı al­tın­da fi­ili meş­ru mü­ca­de­le hat­tın­dan ge­ri­le­re dev­let ve ser­ma­ye­nin be­lir­le­di­ği ala­na doğ­ru çe­ki­li­yor­lar. Son ya­şa­nan Ge­nel Ku­rul ve KESK yö­ne­ti­mi­nin ÖDP ço­ğun­luk hiz­bi­nin dar bir kli­ği ta­ra­fın­dan ele ge­çi­ril­me­si ba­sit bir yö­ne­tim de­ği­şik­li­ği de­ğil­dir. Bu ope­ras­yon KESK’i AB için 28 Şu­bat Prog­ra­mı­na ha­zır­la­ma­nın ilk adı­mı­dır. Ope­ras­yon de­rin­le­şe­rek ba­şa­rı­lı olur­sa bir çok za­afı­na rağ­men mü­ca­de­le­ci çiz­gi­sin­den çı­ka­rı­la­rak eh­li­leş­ti­ril­miş bir KESK ya­ra­tı­la­cak, böy­le­ce kit­le­sel bir iş­çi ör­gü­tün­den iş­lev­sel bir mes­lek oda­sı do­ğa­cak­tır.

Gö­rül­dü­ğü gi­bi sen­di­ka­la­rın ba­şın­da bu­lu­nan bü­rok­ra­si­ler iş­çi­le­rin emek­çi­le­rin en te­mel hak­la­rı­nı da­hi sa­vu­na­mı­yor­lar. Fa­kat bir yan­dan da var­lık ne­den­le­ri­nin or­ta­dan kal­ka­ca­ğı­nı da gör­dük­le­rin­den son de­re­ce te­dir­gin­ler. İş­te bu te­dir­gin­li­ğin ya­nı sı­ra ta­ban­da­ki iş­çi­le­rin “Ne­den bir­lik ola­mı­yo­ruz? So­ru­la­rı­nın art­tı­ğı bir dö­nem­de Emek Plat­for­mu ku­rul­du.

Emek Plat­for­mu “sos­yal gü­ven­lik ya­sa ta­sa­rı­sı” gün­dem­de iken oluş­tu. İş­çi­ler ve emek­çi­ler bir­lik ol­ma­nın an­la­mı­nı iyi bil­dik­le­rin­den Emek Plat­for­mu ça­tı­sı al­tın­da or­tak ha­re­ket et­me­ye, son de­re­ce as­ga­ri ve ge­ri ta­lep­ler­le de ol­sa bur­ju­va­zi­nin prog­ra­mı­na kar­şı bir al­ter­na­tif bir prog­ram oluş­tur­ma­yı ba­şar­dı­lar. Şüp­he­siz Emek Plat­for­mu Sov­yet­ler de­ğil­dir. Onu oluş­tu­ran kon­fe­de­ras­yon­la­ra ve on­la­rın sen­di­ka­la­rı­na ba­kıl­dı­ğın­da bu ku­rum­la­rın po­li­tik hat­la­rın­da ör­güt­sel du­rum­la­rın­da el­le tu­tu­lur şey­ler bul­mak ne­re­dey­se ola­nak­sız­laş­mış­tır. Hat­ta da­ha da ile­ri gi­de­rek söy­le­ye­lim bu ku­rum­la­rın ço­ğu sen­di­kal bü­rok­ra­si­le­rin tu­tum­la­rın do­la­yı yoz­laş­mış iş­çi ör­güt­le­ri­ne dö­nüş­müş­le­ri­dir. Fa­kat bur­ju­va­zi­nin top­ye­kun sal­dı­rı­sı göz önün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da ve ya­şa­dı­ğı­mız ko­şul­lar­da bun­dan baş­ka bir ze­min ol­ma­dı­ğı için iş­çi­le­rin “bir­lik” ta­le­bi­ne kar­şı oluş­muş bu ça­tı­yı önem­se­mek du­ru­mun­da­yız. Ne ka­dar re­for­mist ka­rak­ter­li de ol­sa, ne ka­dar iş­çi emek­çi ör­güt­le­ri­nin te­pe­si­ne çö­rek­le­ne­rek on­la­rın yoz­laş­ma­sı­nı sağ­la­mış sen­di­ka bü­rok­ra­si­le­ri­nin bir­lik­te­li­ği de ol­sa iş­çi sı­nı­fı­nın en ge­niş cep­he­si ola­rak şe­kil­le­nen bu olu­şu­mu sa­vun­mak, ge­liş­tir­mek ve ta­ban­da ör­güt­le­mek gö­re­viy­le kar­şı kar­şı­yı­yız. 1 Ara­lık ge­nel ey­le­min­de de gö­rül­dü­ğü gi­bi bu ça­tı bir yı­ğın za­afı­na rağ­men pek çok iş­çi ve emek­çi için bir­li­ğin sem­bo­lü ola­rak gö­rü­lü­yor.

Di­ğer yan­dan sen­di­kal bü­rok­ra­si­ye kar­şı mü­ca­de­le­ci ve de­mok­ra­tik bir hat­tı sa­vu­nan ve bü­tün iş­çi ve emek­çi sen­di­ka­la­rın­da or­tak ör­güt­len­me pers­pek­ti­fiy­le ha­re­ket eden olu­şum­lar da boy ver­me­ye baş­la­dı. Son dö­nem­de de­mok­ra­tik ve mi­li­tan bir sen­di­kal an­la­yı­şı be­nim­se­yen ki­mi sen­di­ka­cı­lar Bir­le­şik Sen­di­kal Ha­re­ket adı al­tın­da ça­lış­ma baş­lat­tı­lar. Ser­ma­ye ta­ra­fın­dan ya­ra­tı­lan ya­pay ay­rım­la­rı (iş­çi, ka­mu emek­çi­si, ta­şe­ron vs.) ve sen­di­kal bö­lün­müş­lü­ğü red­de­de­rek iş­yer­le­rin­den baş­la­yan sen­di­kal ya­pı­la­rın ya­ra­tıl­ma­sı­nı önü­ne ko­yan bu ha­re­ket çe­şit­li sen­di­ka­lar­da ve böl­ge­ler­de örül­me­ye baş­lan­dı. Ge­rek Emek Plat­for­mu­nun prog­ra­mı­nın ge­liş­ti­ri­le­rek ta­ban­da in­şa edil­me­si ge­rek­se de Bir­le­şik Sen­di­kal Ha­re­ke­tin ör­güt­len­me­si gö­re­vi bir yı­ğın zor­lu­ğu ve so­ru­nu içer­mek­te­dir. Fa­kat kit­le­sel ve mü­ca­de­le­ci bir sı­nıf ha­re­ke­ti için­de bu­lun­ma­yı is­ti­yor­sak, bir yan­da iş­çi sı­nı­fı­nın en ge­niş cep­he­si olan Emek Plat­for­mu­nu ge­liş­tir­me­yi, di­ğer yan­dan ise ör­güt­lü iş­çi sı­nı­fın­dan ha­re­ket­le ör­güt­süz ge­niş iş­çi emek­çi yı­ğın­la­rı­nı da ör­güt­lü ze­mi­ne çek­me mü­ca­de­le­si­ni önü­ne ko­yan Bir­le­şik Sen­di­kal Ha­re­ke­ti ör­güt­le­me­li­yiz. Ne var ki ne kit­le­sel­lik ne de mü­ca­de­le­ci bir sı­nıf ha­re­ke­ti ken­di­li­ğin­den ba­şa­rı­ya ula­şa­maz. Bun­dan do­la­yı iş­çi ve emek­çi­le­rin ih­ti­yaç­la­rı ile top­lum­sal öz­gür­leş­me ta­sa­rı­mı­nı bir­leş­tir­mek için mü­ca­de­le ede­cek olan bir mer­ke­ze ih­ti­yaç var.

Ne­den kit­le­sel bir iş­çi-emek­çi par­ti­si?

Bi­ze gö­re AB için yü­rür­lük­te olan 28 Şu­bat prog­ra­mı­na kar­şı iş­çi-emek­çi hat­tı için­de si­ya­si bir mü­ca­de­le tut­tu­rul­maz­sa Ye­ni Li­be­ra­liz­min eko­no­mi-po­li­ti­ka­la­rı hiç­bir en­gel ta­nı­ma­dan ül­ke­yi tes­lim ala­cak, bu da iş­çi ve emek­çi mü­ca­de­le­si için ağır bir dar­be ola­cak­tır. Bü­yük bur­ju­va­zi ken­di cep­he­sin­den bü­tün güç­le­riy­le ta­ar­ru­za baş­la­mış­tır. İş­çi-emek­çi ha­re­ke­ti ise va­kit kay­bet­me­den ha­zır­lık­la­rı­nı yap­ma­lı ta­rih­sel düş­ma­nı­nı ön­ce püs­kür­te­cek son­ra­sın­da ise ye­nil­gi­ye uğ­ra­ta­cak si­ya­si olu­şu­mu­nu ör­güt­le­me­li­dir. Bu ko­nu­da­ki ata­let iş­çi-emek­çi ha­re­ke­ti­nin bü­tün ka­za­nış­la­rı­nı yok ede­cek ka­dar ağır bir ye­nil­giy­le so­nuç­la­na­bi­lir. İş­te tam bu nok­ta­da dev­rim­ci Mark­sist ha­re­ket ta­ri­hi bir gö­rev­le kar­şı kar­şı­ya; iş­çi sı­nı­fı ve emek­çi­ler için çe­kim mer­ke­zi oluş­tu­ra­cak, dev­let­ten ve ser­ma­ye­den ba­ğım­sız­la­şa­rak sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin ih­ti­yaç­la­rı­na gö­re şe­kil­le­ne­cek kit­le­sel bir emek par­ti­si­nin ör­güt­len­me­si gö­re­vi…

Tür­ki­ye’nin azın­lı­ğı­nı oluş­tu­ran pat­ron­la­rın çe­şit­li par­ti­le­ri var. Fa­kat top­lu­mun ço­ğun­lu­ğu­nu oluş­tu­ran iş­çi­le­ri emek­çi­le­rin par­ti­si he­nüz oluş­muş de­ğil. Tür­ki­ye’de­ki iş­çi sı­nı­fı­nın ar­tık bir ta­raf ola­rak or­ta­ya çık­ma­sı­nın za­ma­nı gel­miş­tir. İş­çi­ler ve emek­çi­ler ger­çek­ten bir sı­nıf gi­bi dav­ran­mak is­ti­yor­lar­sa ken­di­le­ri­ni pat­ron­la­rın par­ti­le­rin­den ayır­ma­lı ve işe ko­yul­ma­lı­lar. Kit­le­sel bir İş­çi Emek­çi Par­ti­si bu yo­lun başlangıcıdır.

Böy­le bir par­ti;

  • Bur­ju­va­zi­nin yü­rüt­tü­ğü po­li­tik, ide­olo­jik, ör­güt­sel sal­dı­rı­la­ra kar­şı koy­mak, kri­zi ken­di çı­kar­la­rı doğ­rul­tu­sun­da çö­ze­bil­mek ve bü­tün ezi­len kit­le­le­ri bur­ju­va­zi­nin he­ge­mon­ya­sın­dan kur­tar­mak için,
  • Bur­ju­va­zi­nin dün­ya ça­pın­da iş­çi sı­nı­fı­na kar­şı baş­lat­tı­ğı Özel­leş­tir­me, ta­şe­ron­laş­tır­ma, sen­di­ka­sız­laş­tır­ma sal­dı­rı­la­rı­nı gö­ğüs­le­ye­rek et­ki­siz ha­le ge­ti­re­bil­mek için,
  • İş­çi sı­nı­fı­nın ba­ğım­sız po­li­tik ör­güt­len­me­si­ne yö­nel­me­di­ği ko­şul­lar­da, sı­nıf iş­bir­li­ği­ne da­ya­nan çe­şit­li po­li­tik kamp­la­rın et­ki­si al­tın­da ka­la­ca­ğı ger­çe­ğin­den ha­re­ket­le sı­nıf uz­laş­ma­cı ve bur­ju­va ka­rak­ter­li si­ya­si pro­je­le­rin par­ça­sı ol­ma­ma­sı için,
  • Ge­niş iş­çi ve emek­çi yı­ğın­la­rı­nı et­ki­si al­tı­na ala­rak uyuş­tu­ran Si­ya­sal İs­lam, Türk mil­li­yet­çi­li­ği gi­bi ge­ri­ci dü­şün­ce­ler ye­ri­ne ger­çek sev­gi ve kar­deş­lik olan iş­çi kar­deş­li­ği için,
  • Ni­ha­yet yıl­lar­dır biz­le­ri bir avuç ser­ma­ye­da­rın ik­ti­da­rı­na bı­ra­ka­rak yok­sul­luk aç­lık ve se­fa­let için­de yö­ne­ten azın­lık bur­ju­va ik­ti­da­rı ye­ri­ne ezi­ci ço­ğun­lu­ğu­nun ik­ti­da­rı­nı he­def­le­mek için,

va­kit ge­çir­mek­si­zin in­şa edil­me­ye baş­lan­ma­lı­dır.

Der­viş ül­ke­ye ayak ba­sar bas­maz akıl­lı­ca dav­ra­na­rak en baş­ta iş­çi sen­di­ka­la­rıy­la gö­rüş­tü ve prog­ra­ma top­lum­sal des­te­ğin şart ol­du­ğu­nu söy­le­di. Ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye­nin tem­sil­ci­si Ye­ni IMF Prog­ra­mı­nı emek­çi­le­ri ya­nı­na çe­ke­rek yü­rü­te­ce­ği­nin far­kın­da. Bu yüz­den her de­me­cin­de: “top­lum­sal des­tek’ten” söz edi­yor. İş­te tam bu nok­ta­da iş­çi sı­nı­fı bir ka­rar ver­mek zo­run­da. Ya­şa­dı­ğı ko­şul­la­rı da­ha da kö­tü­leş­ti­re­rek ken­di­si­ni se­fa­le­te terk ede­cek bir prog­ra­mın ar­ka­sın­da mı du­ra­cak? Yok­sa ken­di ih­ti­yaç­la­rın­dan ha­re­ket­le bü­tün top­lu­mu ka­pi­ta­liz­min yı­kı­mın­dan kur­ta­ra­cak olan si­ya­sal ör­güt­len­me­si­ne mi gi­ri­şe­cek? Önü­müz­de­ki dö­nem­de ya­nıt bu­lun­ma­sı ge­re­ken asıl so­ru bu­dur. Bu so­ru­nun ya­nı­tı kit­le­sel bir iş­çi emek­çi par­ti­si yo­lun­da ka­rar­lı bi­çim­de yü­rü­ye­cek­ler ta­ra­fın­dan bu­lu­na­cak­tır.

  1. PGB SOSYALİZM: Kitlesel ve Sosyalist bir Emek Partisi için, bro. diz.  4, 1995, s. 2.[]