IV. Enternasyonal’in 1952-53 Bölünmesi Üzerine Notlar

— Barış YILDIRIM

Bu yazıda, okurlarımıza IV. Enternasyonal’in 1952-53 sürecindeki bölünmesi üzerine belgeler sunmaya devam ediyoruz. Konuya, Sosyalizm’in Temmuz 2005 sayısında yayımlanan J. J. Marie’nin IV. Enternasyonal’in Bölünmesi Sürecinin Bağlamı yazısıyla giriş yapmıştık.

Bildiğimiz gibi bu dönemde uluslararası devrimci Marksist hareket içinde, sözcüsünün ismiyle Pabloculuk olarak da adlandırılan bir revizyonist hareket ortaya çıkmış ve IV. Enternasyonal’e örgütsel anlamda ağır bir darbe vurmuştu. Pablo’nun devrimci Marksizm’i revizyonu, IV. Enternasyonal’in 1951’deki III. Kongresi öncesi yayımladığı Nereye Gidiyoruz? adlı metinle başlar. Bu metinde Pablo, işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki mücadelenin yerine giderek bloklar arası, yani “Batı bloğu” ve “Stalinci blok” arası mücadeleyi geçirir; ona göre artık kapitalizm karşıtı güçlerin büyük çoğunluğu Sovyet bürokrasisinin kontrolü altındadır. Elbette böyle yapmakla, “Batı bloğu” denen ülkelerin proletaryasını ve onların bağımsız mücadelesini fiilen kapitalizm karşıtı güçler cephesinden silmiş olur. Pablo’ya göre, giderek etki alanını genişleten ve hatta zaferler kazanan Stalinizmin kapitalizme karşı zafer kazanması uzun yıllar, hatta yüzyıllar süren bir geçiş döneminde gerçekleşecektir. Pablo bu iddiasına, bir de Sovyet bürokrasisiyle kapitalist ülkelerdeki Stalinist KP’lerin (Komünist Partiler) doğasının aynı olmadığı tezini ekler: Ona göre, KP’ler Stalinist değil merkezci partilerdir, yani sınıf işbirliğiyle devrimci mücadele arasında gidip gelen, etkiye açık güçlerdir. Buradan Pablo’nun IV. Enternasyonal için vardığı sonuç, “antrizm sui generis”, yani “nev-i şahsına münhasır antrizm” denebilecek taktik olur. Bu, Troçki’nin daha önce farklı bağlamlarda önerdiği ve devrimci Marksistlerin çeşitli reformist işçi kitle partilerinde, kendi görüş ve kimliklerini gizlemeden uygulayacakları antrizm taktiğinden apayrı, hiç duyulmamış bir taktiktir. Buna göre, devrimci Marksistler Stalinist partilere, kendi kimliklerini tamamen gizleyerek ve Stalinist politikaları birebir benimseyerek, uzun vadeli bir giriş yapacaktır; bu uğurda, hile ve gizliliğe başvurmak şart olacaktır. Pablo, IV. Enternasyonal’in Fransız seksiyonu Merkez Komitesi’nin 19-20 Ocak 1952 oturumunda, şu sözlerle bu taktiğin nasıl uygulanacağını ayrıntılandırıyor:

Bu taktik, Enternasyonal’in dünya genelinde izleyeceği hattır; farklı ülkelerde farklı yöntemlerle uygulanacak olsa da, temeldeki prensipler aynıdır. Bu taktiği Troçkistlere anlattık ve aktardık; onlar da, gerçek bir kitle hareketinin olduğu her ülkede bunu başarıyla uyguluyorlar. Bu taktiğin üç varyantı vardır:

Bir dizi ülkede, Enternasyonal, Troçkist çekirdeği doğrudan, kitle hareketinin gerçek devrimci önderliğini ele almaya itiyor (Latin Amerika ülkeleri, Seylan). (…)

Reformist hareketin, sınıf hareketinde baskın ve çoğunluk olduğu ülkelerdeyse, örneğin İngiltere gibi, tipik çalışma biçimi, reformist işçilere yönelme taktiğidir. (…)

Üçüncü olarak, Stalinci hareketin açık farkla sınıf hareketinin çoğunluğunu oluşturduğu ülkeler geliyor. Tüm bu ülkelerde, yeni bir deneye girişmeli ve artan miktarda kuvvetimizi bu hareketin içine yerleştirmeliyiz. Çıkış noktamız, bu hareketin içinde bulunduğu yeni koşullar ve [“bloklar arası” -çn] bir savaş patlaması halinde kazanacağı dinamizmdir. Psikolojik değerlendirmelerden değil kitle hareketinin ve kapitalizmin içinde bulunduğu somut koşullardan hareket ediyoruz.

19-20 Ocak 1952 tarihli bu kritik Merkez Komite toplantısında Pablo’nun ve karşıtlarının sözlerine devam etmeden önce, birkaç gün geriye gitmemiz ve 14 Ocak’ta Uluslararası Sekreterya’nın, Fransız seksiyonu PCI’nin (Enternasyonalist Komünist Parti) MK’sına gönderdiği kritik bir mektuba göz atmamız gerekli. Bu mektup asıl olarak Pablo tarafından kaleme alınmıştı ve onun revizyonist tezlerini Fransız seksiyonuna dayatma amacı güdüyordu. Bilindiği gibi Enternasyonal’in en önemli seksiyonlarından olan ve işçi sınıfı içinde sınırlı ama anlamlı bir etkisi olan Fransız seksiyonunun çoğunluğu, Pablo’nun tezlerine karşı çıkmış ve adım adım bir muhalefet örgütlemeye girişmişti; ancak niyetleri Enternasyonal’den kopmak değil, tezler etrafında geniş bir tartışma başlatmaktı. Ağırlıklı olarak işçi ve sendikal militanlardan oluşan çoğunluğun aksine, azınlık eğilimindeki bir grup militansa Pablo’nun konumunu destekliyordu. (Bölünmenin ardından gelinen süreçte bugün, çoğunluk ekibi IV. Enternasyonal’in Fransız seksiyonu CCI – Enternasyonalist Komünist Akım – haline, azınlık ekibiyse Pablocu Birleşik Sekreterya’nın Fransız seksiyonu LCR – Devrimci Komünist Birlik – haline geldi.) Büyük ölçüde Pablo tarafından kaleme alınan Uluslararası Sekreterya’nın MK’ya gönderdiği mektup, Fransız çoğunluğunu eleştiyor ve söz konusu taktiği etraflıca ele alıyor; mektup kendine devrimci Marksist diyen çevrelerin Stalinizm karşısında nasıl teslimiyetçi bir konum benimseyebildiğinin ve IV. Enternasyonal’in bağımsız örgütlülüğü ve programından nasıl kolayca vazgeçebildiğinin ibret verici bir örneği. Aynı zamanda da, özellikle son paragraflar, Pablocu perspektifin nasıl hızla bürokratik merkeziyetçiliğe kaydığının önemli bir göstergesi niteliğinde:

Sevgili yoldaşlar,

Uluslararası Sekreterya, Ocak 1952 toplantınızda alacağınız kararların ne kadar önemli olduğunu size bir kez daha hatırlatmak istiyor. Burada söz konusu olan, uluslararası Troçkist hareketle bağlarınızdır.

Ekim 1951 tarihli toplantınızda, III. Dünya Kongresi’nin belirlediği çizgiyi “kavrayış ve disiplin içerisinde” izleyeceğinizi belirtmiştiniz. Kongreden bu yana beş ay geçti; size şunu açıkça söylemek istiyoruz ki, partinizin Politik Bürosu, özellikle son haftalarda size sunduğu karar önergelerinde, uluslararası örgütümüzün yetkili organlarının ve yönetiminin belirlediği yönelişe karşı mücadele etme niyetinde olduğunu açıkça göstermiştir. (…)

Politik Büro hâlâ daha PCI’nin bağımsız örgütlülüğünü güçlendirmeye ve Stalinist örgütlere ve partiye dışarıdan karşı çıkmaya, Fransız proletaryasının devrimci güçlerinin derhal etrafında toplanması gereken ana siyasal çizgi olmaya soyunuyor. Bağımsız bir mücadeleyle, sendikalar ve fabrikalarda Troçkist etiketi taşıyan komiteler vs. kurmak suretiyle, Stalinci işçilere, kendi örgütleri dışında bir politik ve örgütsel yol olduğunu göstermeye uğraştığı gibi, Fransa’da “yeni bir devrimci önderlik” kurulabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. Stalinci işçiler arasında bağımsız bir şekilde, yani Troçkistler olarak çalışma yaptıkça belirli bir yankı buluyoruz, diyorlar. Dumont-Lambert çizgisi ve “Fransa’daki durum ve partinin görevleri” adlı karar önergesi, bu yönelişin yansımasıdır.

Ancak, III. Dünya Kongresi öncesine kadar partinin izlediği politikanın aynısı olan, bu bağımsız çalışma ve derhal açık bağımsız mücadeleyle parti inşasına başlama yönelişi, III. Kongre’nin benimsediği ve uyguladığı hat değildir kesinlikle. (…)

Enternasyonal’in Fransa’da talep ettiği yöneliş, Stalinci hareketlere ve örgütlere antrizm yapmaktır. Bu çalışma, kendine özgü taktik ve yöntemler gerektirir ki, bunlar doğal olarak, bağımsız çalışmada kullanılanlardan tamamen farklıdır.

Enternasyonal, pek çok kez, III. Kongre metin ve kararlarında ve Fransa’da uygulanacak hatta dair çıkardığı metinlerde, özellikle de Fransa’da Sendikal Faaliyetimizin Yeni Yönelişi adlı yazıda, Stalinci örgütlere ve işçilere yönelik bu tür bir yönelişin nedenlerini açıkladı; ki, bu harekete yönelmemizin ve girmemizin tek gerekçesi, Fransa’daki Stalinci hareketin ülkedeki gerçek kitle hareketinin en gerçek ifadesi olması değildir.

Asıl önemlisi, bu hareket öyle nesnel koşullar içinde yer alıyor ki, uluslararası durumun, tüm emperyalist güçlerin birleşerek karşı devrimci bir savaş açmasına doğru gitmesiyle birlikte –Kremlin’in politikasına hizmet eden FKP [Fransız Komünist Partisi – çn] bürokratik yönetiminin plan ve iradesinden bağımsız olarak – bu hareket, daha da radikalleşmek, fiiliyatta devrimci bir yönelişe girmek ve savaş çıkması durumunda da elde silah iktidara yürümek durumunda kalacaktır.

Stalincilerin sınıf hareketinde çoğunlukta olduğu ülkelerde, Enternasyonal’in taktiği, bu hareketlerin doğasına ve bu hareketlerin somut güncel koşullarda ve yaklaşan devrim öncesinde vermek zorunda kalacağı tepkilere bağlıdır. (…)

Dolayısıyla, Troçkist örgütün tüm iç ve dış çalışmasının temel hedefi, Stalinci işçilerin radikalleşmesini hızlandırmak ve yaklaşan mücadelelerin ve bu mücadelelerin Stalinci militanlara dayatacağı görevler dolayımıyla, bu hareket içinden devrimci bir önderlik doğmasını sağlamaktır. (…)

Stalinci harekete entegrasyonumuz, çevre örgütlerden başlayıp adım adım FKP’nin içine kadar uzanmalıdır. Elbette bu yönelişin kimi istisnaları olabilir. Yönetim tarafından, sorumluluk ve kapasiteleri dikkate alınarak belirlenecek yoldaşlar, FKP’nin idaresi ve tesiri altındaki tüm örgütlere girecektir: Barış Savaşçıları, Henri Martin Komiteleri, UJRF [Fransız Cumhuriyetçi Gençlik Birliği – çn], CGT’ye [Genel İşçi Konfederasyonu – çn] bağlı sendikalar, sendikal birimler, partinin birim komiteleri vs.

Bu hedefe ulaşmak için, başlangıçta çok uzun bir süre, militanlarımızın Troçkist kimliklerini tamamen gizlemesi, kendi fikirlerimize dayanan hiçbir politik faaliyet yürütmemesi ve içinde bulundukları örgütlenmelerin en iyi aktivistleri olarak isim yapması şart olacak. Ancak yoldaşlar örgütlere iyice kök saldıktan ve birlikte çalıştıkları kişilerin güven ve saygısını kazandıktan sonradır ki, bizim bazı fikirlerimizi hayata geçirmeye başlayacak, Stalinci militanları radikalleştirmeye koyulacak, – yine incelikli bir biçimde – daha sol konumdakileri destekleyecek ve aralarından en mücadeleci unsurları ya kendileri etkilemeye çalışacak ya da dışarıdaki örgütümüze bildirecektir. (…)

Kitlelerin gerçek hareketine entegre olmak açısından, örneğin kitle sendikalarında kalmak ve çalışmak için, kimi “kurnazlık” ve “taviz”ler sadece kabul edilebilir değil gereklidir de. CGT konfederasyonuna bağlı dışlandığımız sendikalara veya herhangi bir sendikal örgüte girebilmek için, gerekirse L’Unité gazetesinin, hatta La Vérité dergisinin yayınını durdurmamız gerekebilir; bürokratik yönetimin bunu zorunlu kılması ve bizim de entegrasyon açısından gerekli görmemiz durumunda, Troçkist kimliğimizi tamamen arka plana atmamız şart olabilir.

Biz bu meselelerin hareketimizin bütün üyeleri nezdinde uzun süredir gayet net olduğunu sanıyorduk. Devam edelim.

Enternasyonal’in Fransa’da uygulayacağı politikayı “nev-i şahsına münhasır” antrizm olarak tanımladıysak, bu Stalinci hareketin karakteri yüzündendir. Stalinci hareketin son derece bürokratik olan yönetimi, bizi herhangi bir reformist örgütteki gibi çalışmaktan alıkoyuyor. İkinci durumda, topyekün bir antrizmi savunurduk. Ancak Stalinist hareketin doğası, bizi bağımsız çalışmayla antrist çalışmayı şu şekilde birleştirmeye zorunlu tutuyor:

• bağımsız çalışmanın ana hedefi, antrist çalışmayı desteklemek ve yine asıl olarak Stalinci işçilere seslenmek olmalıdır;

• antrist çalışmanın ağırlığı, savaş yaklaştıkça artacaktır.

Bağımsız kesim, antrizm yapan kesime üye sağlamak, onu dışarıdan yönlendirmek, siyasetimizin temalarını geliştirmek, Stalinci hareketin bütünsel eleştirisini yapmak suretiyle yardımcı olacaktır. Kullanacağı tarz, açık ve net olmalı, ancak Stalinci militanlar arasında en büyük yankıyı yaratacak bir dil ve biçem tutturulmalıdır. (…)

Eğer Fransa örgütümüz, ana hatlarını çizdiğimiz bu politikayı uygularsa, bir süre sonra düzinelerce militanımızın Stalinci hareket içinde gerçek bir kitle çalışmasına entegre olması söz konusu olacaktır. Oysa eğer Fransa örgütümüzün mevcut durumu süregiderse, başarısızlığa mahkum olacağımız gibi, hiçbir ilerleme de sağlayamayacağız. Partimiz durgunlaşıp parçalanacak ve güçsüz, karışık, demoralize bir konuma gerileyecektir.

Yönetimin durumu, tüm örgütlerimiz açısından kilit önem taşıyan bir mesele. Çok sayıda ülkede bu meseleyi başarıyla çözdük; öyle ki, Enternasyonal’e kayıtsız şartsız bağlı, disiplinli ve homojen ekipler oluşturduk. Bu açıdan en geride kaldığımız ülke, yoldaşlar, Fransa’dır. Bunu çözmenin zamanı gelmiştir. (…)

Politik Büro, bize gönderdiği 28 Aralık 1951 tarihli metinde şöyle diyor: “Stalinizm’in işçi hareketindeki baskın unsur olduğu Batı Avrupa ülkelerinde sendikal çalışma ve bağımsız partilerin inşası üzerine, uluslararası bültenler kanalıyla etraflı bir tartışma başlatmaktan başka yol yoktur.”

Açık konuşalım. Uluslararası Sekreterya’nın, III. Kongre’de benimsenen hattı Enternasyonal’de veya partide tartışmaya açmak gibi bir niyeti yok. Özellikle sizin partinizde, her tür tartışmanın tek konusu, bu hattın açıklanması ve uygulanması olmalıdır.

Belki de Politik Büro (PB) bize, partinin çoğunluğunun kendi arkasında olduğunu göstermek istiyor. Bunu tartışmaya ihtiyacımız yok, partinizin VII. Kongre’sindeki oy dağılımını asla reddetmedik; ancak, PB çoğunluğu da, Dünya Kongresi’ndeki oy dağılımını reddedemez: Fransız seksiyonu çoğunluğu burada azınlıkta kalmıştır ve disiplin icabı, Enternasyonal çoğunluğunun aldığı kararlara uymalıdır. Her tür aksi davranış Enternasyonal işleyişini sekteye uğratacak ve sizin Enternasyonal dışında kalmanıza neden olacaktır. (…)

Merkez Komite’den, Enternasyonal’in yönelişinin zaman kaybetmeden sağlam bir biçimde uygulanmasını sağlayacak bir PB seçmesini istiyoruz. Merkez Komite’den, Dünya Kongre’sinin yönelişine ve önerilerine zıt her tür metnin parti içinde tartışmaya açılmasını reddetmesini istiyoruz.

Size karşı alacağımız tavır, bu taleplerimize vereceğiniz yanıtlara bağlı olacaktır. Uluslararası Sekreterya, derhal gerekli kararları alacak ve ilgili tedbirleri bir sonraki Uluslararası Yönetim Komitesi toplantısına sunacaktır.

Dolayısıyla sizin de Fransa örgütümüz açısından son derece önemli bir karar almanız gerekiyor. Hareketimizin önüne geniş ufuklar açabilecek, ancak bizi ciddi sınavlara tabi tutacak bir dünya durumu söz konusu. Bu durumdaki ana gücümüz olan Enternasyonal, her tür baskıya rağmen yıllardır ayaktadır ve bize zaferi getirecektir. Enternasyonal dışında bir gelecek söz konusu olamaz.

Merkez Komite’nin, son haftalarda çizgimizden uzaklaşanlar da dahil tüm üyelerinin, uyarımızı dikkate alacağını ve Enternasyonal’le birlikte, mevcut zorlukları aşarak partinin gidişatını düzeltmeyi seçeceğini umuyoruz.

Bizse, Dünya Kongresi’nin bize verdiği yetkiyi derhal uygulamaya başlayacağız.

Enternasyonalist komünist selamlar,

Uluslararası Sekreterya, 14 Ocak 1952.

Görüldüğü gibi mektup, sadece bu sıradışı antrizm taktiğinin uygulanışını anlatmakla kalmıyor, Fransız seksiyonunu açık açık ihraçla tehdit ediyordu. Mektup, örgütün bağımsız kanadını antrist kanadın bir eklentisi haline getirerek, gazete ve dergi yayınının durdurulabileceğini savunarak, seksiyonun bağımsızlığını tamamen tehlikeye atıyordu.

İşte bu mektubu tartışmak amacıyla, bir hafta sonra MK toplandı ve iki günlük bir tartışmaya girişti. Aşağıya, tartışma sırasında alınan konumların daha iyi anlaşılması amacıyla, çeşitli alıntılar aldık. Giriş konuşmasını Pablo yapmış ve yukarıda alıntıladığımız gibi, üç farklı ülkede antrizm taktiğinin uygulanış biçimini ve Fransa örgütünden beklenenleri anlatmıştı. Şimdi de tartışma sırasındaki önemli konuşmalardan çeşitli parçalara göz atalım. Burada göreceğimiz gibi US ve Fransız azınlığı, örgütsel ve yayınsal bağımsızlığın da ötesinde, bizzat Geçiş Programı’nın geçerliliğini bahis konusu ediyordu:

Pierre Lambert: Enternasyonal’de ilk kez bir ültimatom şeklinde, önceden formüle edilmemiş bir dizi ayrılık yaratılıyor. Bizim konumumuz, her şeyden önce mutlaka Enternasyonal’de kalma kararlılığından hareket etmeli. Hazırlık tartışmalarında bağımsız parti çalışması meselesi ele alındığında, bizim ihanet içinde olduğumuz söylenmişti. Dünya Kongresi’ne giden Fransız delegasyonu, mutlaka bağımsız parti çalışmasını savunmak kararlılığındaydı. Oysa şu an karşımızda, tam olarak formüle bile edilmemiş yepyeni bir öneri duruyor. Enternasyonal’in temel görevi şunu söylemektir: Bu önerileri etraflıca tartışalım ve geliştirelim. Troçkist ve ciddi bir tarz, Enternasyonal’in iyi bir seksiyonu olarak kabul edilen bir partiye ültimatom vermek olamaz. Bu ültimatomun bir örneği, bu tavrın bir benzeri görülmedi şu güne dek. (…)

Karşımızdaki politik bir meseledir. Dünya Kongresi’nde zımnen var olan birtakım yönelimleri kabul etmeyen bir seksiyonun varlığı meselesidir. Ayrıca, geçiş programıyla ilgili birtakım sıra dışı yorumlar duyduk. Geçiş Programı, Troçki’nin Stalinizm kavramını özetler ve eğer bunu revize etmemizi gerektiğini düşünenler varsa, bunun nasıl yapılacağını söylemeleri gerekir. Programın revize edilebileceğini kabul ediyorum, ama bunun nasıl olacağını açıklamak şarttır.

Partinin inşası meselesine gelirsek, arkadaşlar 1934’ten 1947’ye kadar belirli bir taktik izlediğimizi, ancak artık koşulların değiştiğini söylüyorlar. Ancak, işçi sınıfının KP etrafında toparlanması 1936’dan beri vaki. Stalinci işçilerin güvenini nasıl kazanabiliriz? Belirli bir aşamada antrizme de başvurulabileceğini kabul ediyoruz, ancak bunun nedeni işçilerin KP’ye yönelmesi olamaz. Bu 1945’ten beri geçerli. Bu taktik, savaş ve Nazi işgali sırasında hep birlikte oluşturduğumuz konumların bir revizyonudur. İşte Bolşevizm’in ikinci tartışma yöntemi de, yaptığımız hataların ciddi bir özeleştirisini vermektir; bu da hepimiz için geçerli olmalıdır.

Evet bazı yoldaşlar yeni taktiği anlamıyor; çünkü öncelikle Enternasyonal’in ültimatom vermek yerine, bir dizi öneri getirmesi ve konuyu ayrıntılandırmasına ihtiyaç var. Çoğunluk yoldaşlar, III. Kongre hattını uygulamaya çalışıyor, ancak eğer yoldaşlar bu hattı anlamamışsa, Enternasyonal’in yapması gereken çeşitli öneriler formüle ederek herkesin hattı tam olarak anlamasını sağlamak olmalıdır. Fransız çoğunluğu anlamaya hazırdır, ancak Enternasyonal’in sunduğu biçim altında değil. Bizim Enternasyonal’imizde asla bu tür bir tavır var olmadı.

Stephane Just: III. Kongre, Yugoslav KP’sinin devrimci bir iktidar mücadelesi vermesinin şartı olarak Kremlin’den kopuşu göstermişti. Peki aynı şeyi Fransız KP’si için söylemek mümkün mü bugün? FKP Kremlin’den kopmuş mudur? Gerçek bir iktidar mücadelesi verebilir mi? Açıkçası bunu tartışmaya hiç lüzum bile yok bence. Belirli bir aşamada FKP’nin Kremlin’den uzaklaşması elbette söz konusu olabilir. Gayet olasıdır. Ancak asıl mesele Kremlin’den kopup kopmayacağıdır. (…)

Her halükarda, içerdiği yorumların yanlış ya da doğru olması bir yana, Uluslararası Sekreterya’nın mektubu, III. Kongre kararlarıyla ilişkili değildir. İşçi militanlara, FKP’ye güven telkin edeceksiniz demek imkansız: Bunun tek anlamı Troçkizm’i topyekün reddetmek, hatta KP içinde çalışmaya dair her tür imkanı da ortadan kaldırmak demektir. (…)

Görüldüğü gibi çoğunluk eğilimden konuşmacılar, antrizm yönelişine karşı bütün itirazlarına rağmen, Enternasyonal içi disiplin gereği, bu yönelişi sonuna kadar tartışmaya ve ikna olmaya açıktı.

M. Mestre: Parti inşa stratejisine dair iki farklı hat mevcut, çünkü iki farklı dönem analizi söz konusu. Çoğunluktaki yoldaşlar, dönemin karakterini doğru analiz etmedikçe meselenin özünü anlamayacaktır. Kapitalizmin yeni bir çürüme dönemiyle karşı karşıyayız. Bugünü geçmiş üzerinden anlama çabası yoldaşların ilerlemesini sağlamayacaktır. Sadece Geçiş Programı’ndan yararlanmak demek, dogmatik olmak ve dönemi anlamamak demektir. Bunu anlamamanız durumunda, elbette dönemi farklı değerlendirmeniz doğaldır. Bunu anlamadığınız için de Stalinizm’deki dönüşümü anlamıyorsunuz; bürokratların istediği şeyle, koşulların onlara dayattığı şey aynı değildir. Bürokrasi kapitalizmle karşı karşıya geliyor ve bu bürokrasinin sonu olacak. Elbette aynı parti inşası anlayışına sahip değiliz, çünkü siz partinin VII. Kongresi’ndeki eski kavrayışta takılı kaldınız. Bizse kendimizi devrimin gidişatına, yani Stalinci işçilerin yoluna entegre etmek istiyoruz.

Gabriel [Pablo]: Geçiş Programı’nın Troçkist hareketin programının tamamı değil, bir kısmı olduğunu bilmelisin. Geçiş Programı’nın tam bir program olması için bir bölüm daha gereklidir. Bu da, mevcut koşullarda uygulayacağımız taktiği içeren bir bölümdür. Geçiş Programı tek başına mevcut dönemi anlamak için yeterli değildir; zira artık bambaşka bir dönemde bulunuyoruz. Stalinizm meselesinde, kimse Stalinizm’in programda yazılan şekliyle karakterini tamamen değiştirdiğini söylemiyor; bizim söylediğimiz, Stalinizmin, Troçki’nin yazdığı döneme nazaran artık yeni koşullar içinde olduğu. Biz Geçiş Programı’nı tamamladık. (…)

Fransa’da sadece Stalinci işçilerin değil bazı Stalinci yöneticilerin bile, Sovyet bürokrasisiyle kopuşta önemli bir rol üstlenmesi söz konusu olabilir. Ve şu an Stalinci örgütler için önerdiğimiz politika İngiliz İşçi Partisi için önerdiğimizin aynısıdır. Aynı şeyi yapmak istiyoruz Fransa’da. Sovyet bürokrasisine bağlı kalanlarla kopuş ne zaman yaşanacak bilemiyoruz. Bildiğimiz şey, yeni devrimci önderliğin, her şeyden önce Stalinci işçi kitlesinden doğacağı ve bu önderlikle içeriden tartışmamız gerektiği. Bu çok zorlu, ancak Fransız işçilerin gerçek evrimini düşünürseniz, görkemli de olacak bir görev. Hangi yöntemlerle çalışacağız? Her soruya bir cevabımız yok. Çok basit bir şey söylüyoruz. Bunu İngiltere’de uyguladık. Aynısını burada uygulamak için pek çoğunuzun taviz ve kurnazlık dediği şeyi yapmamız gerekecek. İngiltere’de İşçi Partisi önderliğine taviz verdik. Parçalanmamak için onlara kurnazlık yaptık. Bu tavizler sonuç verdi. Giren ve esnek davranan yoldaşlar, çeşitli parti örgütlerinde yönetici oldu.Bu hareket gerçekten İngiliz işçi hareketine entegre olmuştur. Bunu da çok ince bir taktikle yaptılar. Stalincilere karşıysa daha da incelikli davranmak gerekecek. Stalinci işçilerin üstünlüğüne kafa tutmak istiyorsak, yanımızda taşıdığımız solcu ve çocukça fikirleri terk etmemiz gerekli.

Görüldüğü gibi Pablo için, programsal ve örgütsel bağımsızlığı korumak ve yeni yönelişi en geniş tartışma temelinde örgütlemek söz konusu değildir artık; ona göre, Stalinizme dair analiz o kadar önemlidir ki, adeta bağımsızlıktan da, programdan da işleyişten de taviz vermemek demek yeni dönemi anlamamak demektir.

Merkez Komite toplantısında, bu tartışmalardan sonra çeşitli karar önergeleri oylanır ve sonuçta, Uluslararası Sekreterya’nın ve aynı çizgideki azınlık eğiliminin sözcüsü P. Frank’ın sunduğu önergeler reddedilirken, çoğunluk eğiliminden Lambert, Renard ve Marin’in, yeni antrizm yönelişini eleştiren önergeleri oy çokluğuyla kabul edilir. Dolayısıyla Pablo’nun Fransız seksiyonunu likide etme girişimi fiilen başarısız olmuştur.

Çoğunluk eğiliminden Renard ve Garrive, bu tartışmanın ardından partiyi ve US’yi bilgilendirmek için Yoldaş Pablo’nun Büyük Projeleri başlıklı son derece önemli bir analiz kaleme alır. Bu analiz, sadece Pabloculuğun önerdiği yönelişi eleştirmekle kalmaz, Pabloculuğun Fransa’daki toplumsal kökeni olan küçük burjuva entelektüellerin profilini de mükemmel bir biçimde çıkarır. Bu analizlerin günümüzde de halen geçerli olduğu düşüncesiyle, söz konusu mektubun son bölümünü aşağıya aldık:

PCI’de Küçük Burjuva Buhranı

Devrimci öncü içinde şiddetli bir eğilimler arası mücadele başladığında, bu olgunun kaynağı, sadece fikirler aleminde aranamaz. Bu mücadeleyi anlamak ve iç mantığını çözebilmek için, partide doğrudan veya dolaylı olarak temsil edilen güçlü toplumsal kuvvetlerin etkisine bakmak gerekir. Karmaşık toplumsal ilişkiler ve siyasal altüst oluşlarla dolu emperyalizm çağında, hiçbir insan grubu, en kuvvetli proleter programa sahip olsa bile, mevcut politik ve askeri aygıtların yaydığı cazibe ve korkudan tamamen bağışık olamaz. Bu anlamda, devrimci parti içindeki bir fraksiyon mücadelesinin mevcut sınıf ilişkilerini yansıttığı söylenebilir.

Ancak bu hakikat – tüm hakikatler gibi – her zaman somuttur. Bugünkü tartışmanın gerçek toplumsal anlamı nedir? Fransız çoğunluğunu “analiz” eden US, işte bu soruya bir cevap vermiyor. Sadece, Fransa’nın “toplumsal olarak bölünmüş bir ülke” olduğunu öğreniyoruz! Aynı şekilde, yoldaş Privas’a [azınlık mensubu – çn] göre partideki kriz de Bastille’in alınmasının bir yan etkisi, yoldaş Frank içinse Pleven hükümetinin düşüşünün bir uzantısıdır. Fransa toplumunun analizi, görüldüğü gibi Fransa toplumunun analiziyle aynı düzeyde.

US’nin Fransa krizinin köklerini soyut ifadelerle geçiştirmesinin nedeni, PCI içinde aslen küçük burjuva ağırlıklı bir ekibi destekliyor olması ve bu ekibi partinin neredeyse tüm canlı güçlerinin, kadrolarının ve proleter militanlarının karşısına çıkarmasıdır. Bu nesnel tespit, azınlık ekibinde bir araya gelmiş genç yoldaşların bireysel değerine halel getirmez: Parti, hepsinin de Troçkizm’in değerli bir militan ya da kadrosu olabileceğinden emindir. Ancak bu tespit, azınlık ekibinin parti inşası önerisini onaylamamızı da sağlayamaz: Bir yıllık tartışmaya rağmen, bu arkadaşlar partiyi gerçekten inşa eden unsurları ikna etmeyi başarmamıştır.

Bir yıldan uzun bir süre önce yoldaş Mestre, Fransa seksiyonu yönetimine karşı mücadele başlattığında, Politik Büro’ya karşı “partinin proleter tabanı ile ittifak” kurma tehdidi savurmuştu. Bu açıklama, parti yönetimini gerçekten kaygılandırdı; bu ittifakın gerçekleşmesinden korktuğu için değil, bunun bir fraksiyon savaşı ilanı olmasından dolayı. Bu tür bir fraksiyonlar savaşı çerçevesinde, bu deklarasyon yine de, partinin belirleyici unsurlarını ikna etmek gibi sağlıklı bir kaygıyı dile getiriyordu. US’nin MK’ya mektubundaysa, oldukça üzücü bir vazgeçmişlikle şöyle deniyor: “Belki de MK çoğunluğu bize, partinin çoğunluğunun kendi arkasında olduğunu göstermek istiyor. Bunu tartışmaya ihtiyacımız yok.” Partinin azınlığının en üzücü tavrı, PCI’nin işçi tabanını kazanmaktan bu vazgeçişi bir teoriye dökmesidir.

Bir örnek vermek gerekirse, yoldaş Privas’ın her toplantıda dile getirdiği fikre göre, 1948’de partide doğan sağ kanada karşı mücadelede gerekli olan strateji tabii ki proleterleşmeydi, ancak bugün gerekli olan ruh enternasyonalizmdir. Ama bu “parti inşası” projesi havada kalıyor. Privas’ın enternasyonalizmi, sınıf içinde kök salmış proleter militanlar temelinde yükselmeyecekse, nasıl bir enternasyonalizmdir? Bu bir entelektüel snobluğu, ince ruhlar için bir eğlence olacaktır. Bizse, Privas yoldaşın aksine, hareketin ve yönetiminin proleterleşmesi stratejisinin, özellikle de partinin iç krizine karşı, en etkili çare olduğunu düşünüyoruz.

Bu gözlemlerimize azınlığın verdiği yanıt şu: “Bunlar demagoji.” Yoldaş Frank, 8 Şubat toplantısında, partinin işçi tabanının sözde suiistimal edilmesine karşı savaş başlattı. Ona kalırsa, “şeflerin” elinde oyuncak olan partili işçiler, bu kötü şeflerin ampirizminin kurbanıydı. Privas’ın açıklamaları, 1948’de proleter kanatla ittifaktan 1952’de bu kanata karşı ittifaka nasıl geçtiğini anlatıyordu. Frank’ın açıklamalarıysa, daha büyük bir anlama sahip. Biz “ampiristler”den daha uzun perspektiflere sahip bu bilgili yoldaşlarımız, VII. Kongre’den beri olduğu gibi parti içi muhalefet yapmak adına, kısa görüşlü aktivistlerin karşısına dikilmiş eğitimli insanlar edasıyla üstünlük edasına bürünüyor. Partili işçilere aptal muamelesi yapmak, Frank’ın pozisyonunu güçlendirmiyor, ancak kendi taraftarlarının şüphelerini gideriyor ve vicdan huzuru sağlıyor.

Frank yoldaşın, kendi etrafındaki sözde daha uzgörülü tabana asıl söylemesi gereken, “Partili işçilere yönelin!” değil miydi? Eğer böyle yapsaydı, durumu bu kadar üzüntü verici bulmazdık belki de: Onlarsa, PCI’nin sınıf dışı katmanlarına dayanarak, işçi sınıfının ana katmanlarına (FKP’deki) ulaşmaya niyetleniyor. Peki ama, azınlığın bu ilk çıkarımının bizzat kendi yönelişini baltaladığı apaçık değil mi? US’nin sendikal mücadele çizgisini benimseyen tek bir sendikalı militan yoksa, bu çizgi nasıl uygulanabilir? Azınlık yoldaşlar, FKP’dekiler de dahil, komünist işçilere yönelmeyi nasıl başaracak? FKP son derece katı ayrımlarla doludur ve bunların en katısı da işyeri birimlerini entelektüel veya öğrenci birimlerinden ayırandır. PCI içindeki son derece elverişli koşullarda, Troçkist işçilerle ilişki kurma fırsatını kaçıran arkadaşların FKP’nin kafası önyargılarla doldurulmuş işçileriyle bağlar kurabileceğini nasıl düşünebiliriz? Gerçekte, bu arkadaşların fraksiyon mücadelesine dair öğrenmesi gereken çok şey var.

Öyleyse, partinin mevcut krizinde Fransız toplumsal yapısının etkileri nerelerde görülüyor?

Çürüme halindeki Fransız burjuva toplumu, durmaksızın kendi entelijensiyası içinde isyanlara yol açıyor. Fransız işçi sınıfının olgunluğu dolayısıyla, bu entelektüeller doğal olarak işçi sınıfına yüzünü dönüyor ve devrim mücadelesindeki öncü rolünü genelde kabul ediyor. Onlar için zorluklar, tam da, işçi hareketine yönelişte ortaya çıkıyor. İşçi hareketine ulaşmaya çalışan ve bir türlü “entegrasyon”unu tamamlayamayan entelektüel teması etrafında koca bir literatür mevcut. Aralarındaki en iyi unsurların yaptığı gibi, partiye girmek, bu insanların gözünde işçi sınıfına “antrizm” yapmak gibidir. Ancak, kısa zamanda kendilerinin de fark ettiği gibi, partiye girme proletaryaya katılma meselesini çözmüyor; bu mesele iyice yakıcı hale geliyor. İşçi hareketine girmeye heveslendikten sonra, kendilerini öncü bir partinin sınırlı çevresinde buluyorlar. Proletaryanın sınıf olarak öncülüğünü kabul etmişlerdi; bizim küçük örgütümüzde işçi unsurlara verilen önemse onları demoralize ediyor. Bütün sınıfı bir çırpıda kucaklamaya niyetlenmişken, kendilerine sunulacak her tür büyülü reçeteyi kabul etmeye hazır hale geliyorlar.

1946-48’de, Fransa seksiyonundaki sağ kanat için, bu reçete, yüzeysel ajitasyon ve “akımlar” teorisiydi. Bu eğilimin partimizdeki tezahürü, oldukça bariz şekilde Stalinizm’e meyilli bir tondaydı. Bu aslında ülkemizdeki küçük burjuva revizyonizminin bir varyantıdır ki, ülkemizde işçi sınıfında da küçük burjuva entelektüeller arasında da Stalinizm dominant unsurdur. Troçkist işçilerin her zaman için yalıtılmışlığı kırma ve FKP’li işçilerle buluşma imkanı mevcut; oysa başka kesimler için bu fırsat söz konusu değildir. İşyerlerindeki bariyerler aşılmaz görünür, birleşik cephe ancak rüyalarda, ya da “nev-i şahsına münhasır antrizm” gibi teorilerde kurulur. Tüm bu teoriler kitle hareketine dönük öykünmenin bir yansımasıdır; bu teorilerin sonu, kaçınılmaz olarak, programı terk etmeye gider, kitlelere ulaşmak için kestirme yollar aranır.

Bu köklü etkenlerin üstüne bir de, geçici başarısızlıkların ağırlığı eklenir. Çeşitli yoldaşların, işçiler içinde yürüttükleri mücadele başarısız olabilir. Bazıları, kişisel başarısızlıklarını Troçkizm’in başarısızlığına yorar. Parti inşasının ne olduğunu tam kavramamış bazı yoldaşlar Yugoslavya krizinden, mucizevi bir yeni önderliğin doğmasını ummuştu. Onların büyük umutlarıyla karşılaştırıldığında, partinin gerçekliği oldukça moral bozucudur.

Ama büyük parti rüyası ne olursa olsun karşılanmalıdır; başka bir biçim altında olsa bile, Sovyet bürokrasisine devrimci bir misyon yüklemek pahasına olsa bile. İşte tüm bu etkenler birleşip, partinin bir kanadında derin bir kuşkuculuk duygusunun yayılmasına neden olurlar: Partiye yönelik bir kuşkuculuk; proletaryanın yarının mücadelelerinde kendi devrimci önderliğini oluşturabileceğine yönelik kuşkuculuk.

Bu kuşkuculuk programın terkine yol açar: Programın terk edilmesi, herkesin yaşadığı kişisel basınçlarla birlikte, bireysel teslimiyete yol açar. Bu da, yarın belki Stalinizm’e, ertesi gün kim bilir hangi konuma götürür.

Bu hakikatlerin söylenmesi şarttır, çünkü partinin krizini çözmek için bunları anlamamız zorunludur. Bunlar partinin azınlıktaki militanlarına dair hemen karamsar tahminlerde bulunmamızı gerektirmiyor. Bu militanlar kendi kaderlerini US’ye bağlamışlar ve biz de uluslararası önderliğimize güvenimiz icabı, azınlık yoldaşlarımıza dair iyimser beklentiler içindeyiz. Bazı militanların atalet ve demoralizasyonunun kökeninde, genelde parti çalışmasının kötü bir biçimde örgütlenmiş olması ve eldeki güçlerin kötü kullanılması bulunur ki, bunda parti önderliğinin sorumluluğu büyüktür. Ancak söz konusu yoldaşların direnci, eğitimleri ya da koşulları yüzünden, geçici olarak zayıflamış olabilir.

Sorumluluk onlara ait değildir. Sorumluluk, bu zayıflığı kullanıp, Pablo’nun revizyonizm çabasına taban oluşturanlara aittir. Biz Troçkizmi, yalnızca bu revizyonizm girişiminden korumak istiyoruz. Mücadelemizin amacı budur.

Renard ve Garrive, 18 Şubat 1952

Renard ve Garrive’in küçük burjuva entelektüellere ve bu entelektüellerin işçi sınıfı içindeki mücadelenin güçlüğü nedeniyle nasıl “kitlelere giden kestirme yollar” aradığına dair tespitleri bugün aynen geçerli. Pablo’yla birlikte, PCI azınlığındaki P. Frank ve ekibi, belirttiğimiz gibi bugünkü Birleşik Sekreterya’nın ve Fransa’da LCR’nin öncülüdür. Söz konusu eğilim, tarihi boyunca pek çok bu tür kestirme yol aradı. Sadece, yukarıda Just’ün belirttiği gibi, Tito ile Stalin arasındaki tartışmada Yugoslav bürokrasisinden yeni bir devrimci önderlik yaratmasını beklemekle kalmadılar. Kısaca belirtmek gerekirse, 1968 sonrasında Birleşik Sekreterya için öğrenci hareketi ve yeni toplumsal hareketler, yeni bir umut kaynağı oldu ve işçi sınıfı içindeki sabırlı mücadelenin ve bağımsız sınıf partisi inşasının yerine geçirildi. Latin Amerika’daki çeşitli eğilimler için kır gerillası mücadelesi bir dönem benzer bir yer tuttu; sayısız Troçkist militan sınıf çalışmasını terk etti ve kır gerillası maceralarında hayatını yitirdi.

Bugünse Birleşik Sekreterya başta olmak üzere çeşitli eğilimlerin, yine birtakım yeni toplumsal hareketlere bel bağladığını görüyoruz. Sosyalizm’in çeşitli sayılarındaki değerlendirmelerde belirtildiği gibi, Dünya ve Avrupa Sosyal Forumları ve genel olarak “alternatif küreselleşmecilik” denen hareket bugün bu rolü oynuyor. Kitlelere giden kestirme yollar bulmak için, Fransa’da LCR, yaklaşan başkanlık seçimleri için FKP’yle birlikte sözde alternatif bir küreselleşme, hatta alternatif bir Avrupa Birliği savunarak ittifak yapmaya meylediyor; İtalya’daki militanların Prodi’nin başkanlık kampanyasına nasıl aktif destek verdiğini ve kitlelerden kopmamak bahanesiyle bu has Avrupa Birliği bürokratının değirmenine su taşıdığını gördük.

Bu ve benzer örneklere dair analizlerimiz ileriki sayılarda da devam edecek. Ancak özellikle vurgulamamız gereken nokta, özellikle Avrupa gibi işçi sınıfının geniş kazanımlarının ve örgütlülüğünün güçlü olduğu bölgelerde, geçen sayımızdaki birleşik cephe tartışmasında da belirtildiği gibi, sınıfın örgütlerindeki bürokrat unsurların emperyalizm için artan bir önem kazanması. Emperyalizm, sınıfın kazanımlarını dağıtmak ve sınıfın sınıf niteliğini ortadan kaldırmak için bu bürokrat unsurlara, yani aygıtlara dayanmak, onların desteğini almak durumunda. Dolayısıyla geçmişte olduğu gibi bugün de, sınıfın bağımsız partisini ve sendikalarını inşa etmeye karşı çıkan ve bunun yerine sendikaları AB’den aldıkları fonlarla çalışan birer sivil toplum kuruluşuna çevirmek ve sosyal forumlara katmak isteyen unsurlar çıkacak.

Geçmişte bu rolü oynayan başlıca unsurlar reformist ve Stalinist bürokrasilerdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra her ülkede gözlenen süreçte, özellikle devlet işletmelerinin özelleştirilmesiyle birlikte, bu bürokrasi yer yer zayıfladı ve yerine yeni bürokratik unsurlar geçti. Bunların arasında maalesef devrimci Marksizm adına hareket ettiğini söyleyenler de mevcut ve hatta giderek artan bir rol oynuyorlar. Dolayısıyla bugün Geçiş Programı’nı, IV. Enternasyonal’in ve seksiyonlarının tam bağımsızlığını, işçi sınıfının partisinin ve tüm örgütlerinin örgütsel bağımsızlığını korumak artan bir öneme sahip. Devrimci Marksizm için, karşı karşıya olduğumuz tüm olumsuz koşullara rağmen, kitlelere giden kestirme yollar aramak gibi bir çözüm yok; sınıfın içinde bağımsız ve sabırlı bir çalışma yürütmekten başka çaremiz bulunmuyor.