ÖDP: Büyük kongreye doğru Şadi Ozansü

Bu yazı Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)’nin kuruluşundan bu yana geçen zaman zarfında yürütmüş olduğu politik ve örgütsel faaliyetin genel bir bilançosunu çıkarmak ya da kapsamlı bir değerlendirme yapmak amacıyla kaleme alınmadı. Yazının amacı ÖDP’nin bir süredir içine girdiği Büyük Kongre sürecinin kendisi ve sonrasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmak, bir başka ifadeyle nasıl bir Kongre sürecinin (bu sürece sadece Büyük Kongre değil ona öngelen büyük il kongreleri de dahildir) sürdürülmesi gerektiğini tartışmak ve özellikle Büyük Kongre sonrasında partinin kendisine gerek örgütsel gerekse politik alanda ne tür bir hat çizmesinin anlamlı olacağı üzerine çeşitli yargılarda bulunmaktır. Kuşkusuz bunu yaparken geçmiş dönem politikalarına zaman zaman değinilecek, ama bu yukarıda da belirtildiği üzere kapsamlı bir bilançoya yaslanmayacaktır. ÖDP’nin geçmiş donem faaliyetleriyle ilgili genel bir bilançosunu öncelikle partinin yeni oluşacak yönetici kurullarından beklemek gerekir. Ancak bundan sonra çıkacak olan bilançonun eleştirel bir değerlendirilmesinin yapılması anlamlı olabilir.

Nasıl bir kongre süreci?

Büyük il kongreleri dışında ÖDP’nin birçok il ve ilçe kongresi tamamlanmış durumda. Şunu açıklıkla ifade etmek gerekir ki, bu kongrelerin hepsi değilse bile, büyük bir bölümü partinin kuruluş aşamasında önüne koymuş olduğu hedefleri göz önünde bulundurarak gerçekleştirilmiş kongreler olmadılar. Partide ciddi politik ve örgütsel hiçbir tartışma yaşanmadan birçok il ve ilçe kongresi hayhuy içinde tamamlandı. Kuşkusuz bunun böyle olmasında partinin bırakalım dışa yönelik bir yayın organının olmamasını, örgüt üyelerine yönelik bir iç bülteninin dahi olamamasının büyük payı vardır. Partinin merkezi yayın organı/organlarının olmaması her türlü tartışmanın önünü ister istemez kesmiştir. Buysa esas olarak hamlıktan, insanların birbirini henüz tanıyamamalarından değil, parti içi bazı grupların kendi yayın organlarını öne çıkartma kaygısını taşımalarından kaynaklanmıştır. Zaten partinin merkezi bir yayın organına kavuşturulamamasının önündeki engel de bu grupların çıkarcı tavırları olmuştur. Önümüzdeki dönemde bu tutuma kesinlikle izin verilmemelidir. Kuşkusuz çoğulcu parti anlayışı çerçevesinde isteyen grup ve çevre kendi yayınlarını çıkarabilir, hatta çıkarmalıdır da, ama öncelik partinin merkezi yayın organına verilmelidir. Bugüne kadar bu olmadığından partinin tamamlanmış olan kongreleri parti yaşamına canlılık katacak toplantılar olmamıştır. Ancak bu temel eksikliğe rağmen gene de tamamlanan il ve ilçe kongrelerinde daha farklı bir düzey tutturulabilirdi. Bunun olmamasının nedeni de parti içinde ciddi bir politik tartışmanın zemininin oluşması durumunda bir parçalanma sürecinin yaşanabileceği yersiz endişesi olmuştur. Oysa gerçekte durum bunun tam tersidir. Politik ve örgütsel tartışmanın olmadığı yerlerde, bunun yerini grupsal ve kişisel tartışmalar doldurmuş ve esas bu yüzden belki de gereksiz gerginlikler doğmuştur. Tartışmanın mevcut yapıyı parçalayabileceği endişesine kapılındığından kongre süreçleri partinin çoğulcu yapısını bir anlamda ortadan kaldırıcı bir biçime bürünmüş ve o ne anlama geldiği belli olmayan tek liste anlayışına yönelinmiştir. Bu, aslında iyi niyetli olduğunu varsaydığımız yaklaşım sonucunda durum daha da kötüye gitmiş ve parti, içinde politikaların yer almadığı bir monolitizme kayma noktasına gelmiştir. Bu sadece büyük illerin ilçe kongrelerinde değil, taşra il ve ilçe kongrelerinde de aynen yaşanmıştır. Bu durumda parti üyeleri politik görüşler etrafında değil, bugün artık ne anlama geldiği kendilerince de anlaşılamayan geçmiş grupsal aidiyetler üzerine birleşmişlerdir. Sözgelimi parti içinde farklı sınıfsal çıkarları dillendiren insanlar aynı grupsal aidiyet içinde yer almakta hala tereddüt etmemektedirler. Tabii bu en azından son dönemde kendi geçmiş grupsal aidiyetlerini sorgulayan ve şimdiki politik konumlanışlarını daha sınıfsal esaslar üzerine bindiren üyelerin de ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Benzer durum tersinden de doğrudur. Yani artık ÖDP içinde kendini henüz cılız bir eğilim olarak hissettirse de geçmiş grup aidiyetlerini mevcut durumda sorgulayan ve sınıfsal çıkarlarını grup çıkarlarının üzerine geçirmeye başlayan üyeler ortaya çıkmaktadır. Bu üyelerin varlığı partinin iki eğiliminin (sınıfa dayanan ve bunu reddeden) oluşmasına imkan sunduğu gibi, gelecekteki hayatiyetinin de göstergesi olacaktır.

 

ÖDP’nin kuruluşu sosyalist güçlerin bir araya gelişinin üzerine oturmuştur. Bu kaçınılmaz olarak ortaya burada tekrar betimlemeyi gerektirmeyecek kadar yakından bilinen ÖDP gerçeğini çıkartmıştır. Ancak bunun böyle sürmesinin mümkün olmadığı da artık ortadadır. Çünkü geçmiş grupların sınıfsal iç bileşimleri aradan geçen uzun yıllar sonucunda farklılığa uğramıştır.* Bu farklıklaşma önümüzdeki dönemin parti dinamiğinin motoru olacaktır. Artık geçmişte olduğu gibi her sınıftan öğrencinin öğrencilik zemininde kolayca buluşabilecekleri bir grupsal aidiyet kalmamıştır. Artık “biz zaten hepimiz sosyalistiz” diyerek süre kazanmak şansı da kalmamıştır. İşçilerin ve emekçilerin ÖDP’sinin grupları kendi içinde eritmesi bu sınıfsal çıkarlar zemininde gerçekleşecektir. Kimilerinin “grupsal yapılara artık son verilsin” edebiyatı niyetlerle değil siyasi netleşmeyle edebiyat olmaktan çıkacaktır. Çünkü çıkarlar niyetleri yıkacaktır. Ama bu aynı zamanda kitlesel bir partinin içinde yukarıda andığımız kamplaşmanın doğmasına da yol açacaktır ki, aslında sağlıklı bir gelişmedir. İpuçlarını daha bugünden yaşamaya başladığımız yepyeni bir sürece tanık olacağız: Her grup sağına ve soluna bölünecek, sağlar sağda sollar solda yer alacaktır.

Bugüne kadar yürüttüğümüz kongre süreçlerinde henüz bu durum yaşanmamıştır. Ve böyle olduğu için de kongreler sağlıklı olmamıştır. Parti içinde bugüne kadar ciddi bir politik tartışmanın yaşanmamış olmasının esas nedeni böyle bir tartışmanın partiyi değil grupsal yapıları kendi içinde ikiye böleceği kaygısıdır. Ama korkunun ecele faydası yoktur. Bundan sonra olanlar olacak, parti bundan güç kazanacaktır.

Kongrelere nasıl gidilmeli?

Gerek büyük iller kongrelerine, gerekse Büyük Kongreye hem kendilerini liste olarak sunan kesimler hem de listelerin dışında kalan üyelerce kesinlikle politik dokümanlar sunulmalıdır. Kuşkusuz bu metinler kongre öncesinde parti içinde tartışmaya açılmalıdır. Bu dokümanlar arasında a) Dünya Durumu, b) Türkiye ve Bölgenin Durumu, c) Partinin Örgütsel Gelişimi, d) Partinin önümüzdeki döneme ilişkin politikaları özellikle yer almalıdır. Belki içinde bulunduğumuz konjonktürde ne tür bir parti projesine sahip olunduğunun sergilenmesi bunların hepsinden daha yakıcı öneme sahip olacaktır.

Bu dokümanlar parti örgütü içinde geniş bir tartışmanın konusu olmalıdır. Her biri 10 daktilo sayfasını aşmayacak bu metinler Büyük Kongre öncesinde bütün örgüte merkezi parti bülteniyle ulaştırılmalı ve taraflarınca ortak toplantılarda savunulmalıdır. Parti içi tartışma ve canlanma ancak bu temelde gerçekleşebilir. Gerekirse liste sözcüleri merkezi bir yönlendirmeyle sadece büyük kentlerde değil özellikle taşra illerinde görüşlerini eşitlikçi imkanlar çerçevesinde savunmalıdırlar. Partinin mevcut yönetimi bu temel görevi yerine getirmeyi ya da bu iç tartışmayı örgütlemeyi acilen yerine getirmelidir. Çoğulculuk ya da parti içi demokrasinin somutta nasıl gerçekleştirileceğinin mihenk taşı tam da bu noktadır. Parti aygıtının sağlıklı bir iç tartışma süreci yaşaması §u an her şeyden önemlidir. Bu süreç sağlıklı yaşandığı takdirde kongre de anlam kazanacaktır.

Nasıl bir parti projesi?

Partimiz ÖDP artık kuruluş sürecini tamamlamış bulunuyor. Dolayısıyla mevcut parti projesinin bundan böyle değişikliğe uğratılması kaçınılmazdır. ÖDP kuruluş süreci projesityapılabilir”m sınırına gelmiş dayanmıştır. Bundan böyle bu projeyi zorlamak hem yararsız hem de anlamsızdır. Bu projenin başlangıcında Medyaya (yani büyük sermayenin yazılı ve özellikle görsel yayın organlarına) gereğinden fazla önem verilmiştir. Bu önem kimin kimi kullandığı sorusunu hep gündemde tutmuştur. Önümüzdeki süreçte bunun bilançosu da çıkarılmalıdır. Bilindiği gibi ÖDP’nin medyada yer alması genellikle politikalarının medyanınkilerle paralellik gösterdiği durumlarda olmuş, geri kalan sayısız durumda tam bir susuş kumpası ile karşılaşılmıştır. Bunun böyle olmasında da hiçbir şaşırtıcı yan yoktur. Sınıfsal çıkarlar her şeyin önündedir. Ama bu bizim için de böyle olmalıdır. İşte ÖDP’nin yeni dönem projesi tam da bu temel üzerinde yükselmelidir. Nedir bu proje? Tek cümleyle: İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin ÖDP’si! Böyle bir proje artık içinde bulunduğumuz dönemeçte ilk projeden daha gerçekçi ve moda deyişle ‘fisible’dir. Partimizin programı tüm eksikliklerine rağmen böyle bir parti projesine yeterince uygundur. Mevcut parti projemiz örgütü bir yurttaşlar topluluğu olarak görüyor. Bunu, yaşayan, canlı sınıflar üzerinden bir projeye dönüştürmeliyiz. Ya bunu yapmayı becereceğiz, ya da mevcut partinin giderek sönmesinin biçare izleyicileri olacağız. Tercih hepimizin!

ÖDP’nin yeni yönelişi ne olmalıdır?

ÖDP Büyük Kongreden sonra mevcut çalışma tarzını bütünüyle değiştirmelidir. “Parti olmayan parti” ya da “parti gibi parti” tartışmasına son verilmeli ve partileşilmelidir. Sırf İstanbul ilçe kongreleri bile katılım açısından vahim bir göstergedir. Kongreler hemen her yerde ortalama % 50 katılımla yapılıyor. Partinin 20 bin dolayında üyesi var ama bunların en çok 34 bin kadarının aktif olduğu biliniyor. Bu durumda Büyük Kongre sonrasında ilk yapılması gereken artık faal olmayan üyelerin parti faaliyetine kazandırılmaya çalışılması olmamalıdır. Çünkü bu, havanda su dövmektir. Parti örgütlenme faaliyetlerini bütünüyle dışarıya çevirmelidir. Partinin, kendi kongrelerine katılmayan üyeleri “örgütlemeye” çalışmakla vakit geçirmesi düşünülemez. Bunlar “parti dostu” olarak kalmalıdırlar. Zaten onlar üye olmayı da bir anlamda nostalji olarak yaşamışlardı. Öyle kalsınlar!

Partinin yeni yönelişi kesinlikle işçi ve emekçilere doğru olmalıdır. Doğru politikaların kazanabileceği sayısız doğal işçi önderi vardır. Sözü edilen bu insanlar sosyalist işçiler değildir. Kendi bulundukları işyerlerinde çevreleriyle ilişkileri üst düzeyde, harekete geçirebilecekleri insan sayısı fazla olan önderlerdir. Kitlesel bir işçi emekçi partisi bunları öncelikle kazanmak zorundadır. Bu yönelişe uygun olarak partinin bütün ilçelerinde iyi hazırlanmış bölge haritaları asılı olmalıdır. Bu haritalar üzerinde bütün işyerleri özel işaretlerle belirtilmelidir. Hangi işyerinin nerede olduğu, kaç kişiyi istihdam ettiği, kaç vardiya çalıştığı, çalışma saatleri belirtilmelidir. Kuşkusuz bu işyerleri sadece kol işçilerinin çalıştığı birimler olmamalıdır. Bütün banka ve sigorta şirketleri, hastahaneler, okullar, belediyeler vb., haritada işaretlenmelidir. Parti işçi komisyonları bu çalışmanın öncülüğünü almalı, ama partinin tüm üyelerini işçi ve emekçilere yönelik yürütülecek faaliyete ortak etmelidir. Partinin her ilçedeki işçi komisyonları parti faaliyetlerinin omurgasını oluşturmalıdır. Partinin tüm faaliyetleri içinde öncelik buraya verilmelidir. îlçe işçi komisyonları işaretli işyerleriyle sürekli temas halinde olmalı, genel politik olduğu kadar o işyerleriyle ilgili özel bildiriler de çıkarmalıdır. Parti ilçe işçi komisyonları kendi aralarında sürekli ilişki içinde olmalı, birbirlerine deneylerini aktarmalı ve deneylerin tüm parti aygıtına ulaştırılmasına özen göstermelidir. ÖDP’nin dışa açılması ve bir işçi-emekçi kitle partisi haline dönüşmesi bu komisyonların yürüteceği faaliyetlerin gücüne, tüm partililerce desteklenmesine bağlıdır. Mahalle çalışması ikincil bir alandır. Öncelik mahalle komisyonlarından çok işçi-emekçi komisyonuna verilmelidir.

Parti içinde yaygın bir kanı işçi hareketi yükselişi olmadan ciddi bir işçi katılımının sağlanamayacağıdır. Bu görüş kısmi bir doğruyu ifade ettiği için esasen yanlıştır. Burada sorun partinin öncelikleri ve tercihleri meselesidir. Öncelik nereye veriliyorsa insanlar oralardan kazanılır. Kaldı ki işçi kesimine şimdiden yönelinmezse ilerde yükseliş anında da sizden önce yönelmiş olanlar kazançlı çıkacaktır. İşçi-emekçi hareketine ancak o hareketler yükselişe geçtiğinde ağırlık vermek şeklinde bir örgütsel politika olamaz. Böyle bir politika, daha doğrusu böyle bir gerekçeyi ileri sürmek yöntemsel olarak da yanlıştır. Şu anda harekete geçmiş olan hiçbir kesim bulunmadığına göre faaliyetimizi basın açıklamaları yapmakla mı sürdüreceğiz? Hayır! O halde işçi ve emekçi kesimler içinde önümüzdeki dönemden başlayarak sistematik bir çalışma sürdürmeli, partiyi bu anlayışa bağlı olarak donatmalıyız.

Politikada cesaret!

ÖDP bugüne kadar yürüttüğü politikalarda nadiren atak ve cesur adımlar atabilmiştir. Türkiye gibi zincirleme bunalım ve altüst oluşların yaşandığı bir ülkede kılı kırk yararak adım atmak aslında politika yapmamakla eşanlamlıdır. Yeni seçilecek organların en önemli görevi keskin dönemeçlerde ani ve cesur kararlar alabilmeleri olmalıdır. Son derece ihtiyatlı davranarak politika yapmaya çalışmak partiyi hep olayların akışına kapılıp sürüklenme noktasında bırakacak, bu da, kitlelerin partiye güven duygularını azaltacaktır. Tabii ani ve cesur kararlar alabilmek için sizin de güvenip dayanabileceğiniz bir örgütlü kitleye ihtiyacınız olacaktır. ÖDP’nin mevcut yönetiminin kararsızlık, çekingenlik ve tereddütlerinin ardında esas olarak böyle özgüvenli ve dinamik bir kitlenin olmaması yatmaktadır. Yani yönetim de kendi kitlesine fazlaca güven duymamaktadır. Söz konusu olan karşılıklı bir etkileşimdir. Bu durumu değiştirmek yeni dönemin en önemli görevidir.

İşte partinin yeni dönemde girişeceği işçi-emekçi yönelişi parti yönetimiyle kitlesi arasında karşılıklı bir güven ortamının doğmasına yol açacağından önderliğin, partinin ve sınıfın daha özgüvenli ve cesur davranmasına imkan sunacaktır.

* Bu, özellikle eski grupların artık sınıfsal konumu farklılaşmış ortalama militanları açısından böyledir.