Güney Afrika: Irkçı Rejim Kalkalı Yirmi Yılı Geçti Ama Ülke Hala Bir Beyaz Cumhuriyet!

 

–Şadi Ozansü

 

Emperyalistler ırkçı rejimlerini Mandela’yı ikna ederek koşullu bir şekilde kaldırmışlardı: Beyazların toprak ve üretim araçları üzerindeki mülkiyetlerine dokunulmayacak.

İşte Güney Afrika (Azanya) şimdi bu tavizin acı sonuçlarını yaşıyor.

9 Kasım günü, sabah saat 01.00’de olağanüstü olarak toplanan COSATU[1] Merkez Yürütme Kurulu, kendi bünyesindeki en büyük sendikal federasyon olan NUMSA’yı[2] Konfederasyondan atma kararı aldı. Bu, Güney Afrika’da gerçek bir siyasal deprem anlamına geliyor. Mandela’nın partisi ANC (Afrika Ulusal Kongresi), SACP (Güney Afrika Komünist Partisi) ve COSATU’dan oluşan koalisyon hükümeti panik yaşıyor. Ülke, birazdan anlatacağımız bir dekompozisyon (ayrışma/çözülme) ya da rökompozisyon (yeniden bütünleşme) süreciyle karşı karşıya.

NUMSA yalnız değil

COSATU’nun merkez yönetimi, ihraç kararını 24’e karşı 33 oyla aldı. Konfederasyonun 7 önemli sendikası NUMSA ile dayanışma için COSATU’nun üst kurullarına katılmama kararı aldılar. NUMSA’nın ihracı kararına aleyhte oy kullananlar arasında, 2013 yılı Ağustos ayında COSATU’nun Üçlü Koalisyon Hükümetinden bağımsız davranması gerektiğini ileri sürdüğü için görevden alınan COSATU’nun eski Genel Sekreteri Zwenlinzima Vavi de bulunuyor.

NUMSA’nın açıklaması

NUMSA, COSATU Merkez Yönetim Kurulu’nun almış olduğu kararın ertesi günü yaptığı Konfederasyona geri alınma talebine ilişkin açıklamasında şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Bu Konfederasyonu [COSATU – çn.] birlikte kurduk (…) Konfederasyonumuzun içinde bulunduğu dayanılmaz gerilim göz önüne alındığında Olağanüstü Konfederal bir Kongre çağrımız COSATU’nun tüzüğüne tümüyle uygundur. İktidar partisi ANC’nin işçi sınıfını olumsuz olarak etkileyen politikaları, Konfederasyonun federasyonlarının [sendikalarının – çn.] bu işçi düşmanı politikaları cepheden karşılarına alan değerlendirmeleri gerilimi daha da arttırmıştır (…) Konfederasyonun tüzüğünün çiğnenmesi etrafında oluşan gerilimin temel nedenlerinden biri de işçi sınıfının çıkarlarını tüzüğümüzde ifade edildiği biçimiyle savunanlarla bu çıkarları ANC ve KP ile gerçekleştirilen bir ittifak sunağında kurban etmeye hazır olanların arasındaki siyasal bölünmedir (…) NUMSA’nın işlediği en büyük suç; ANC Hükümetinin izlediği neo-liberal politikaların bir sonucu olarak işçi sınıfının durumunun giderek kötüleşmesi karşısında kendi kongresinde son derece demokratik olarak aldığı, Konfederasyonun ANC Hükümetinden bağımsız bir tutum alması kararı olmuştur.

Marikana Olayları dönüm noktası

2012 yılının ağustos ayında patlak veren madenciler grevine Marikana’da hükümet güçleri tarafından beyaz işverenlerin isteği doğrultusunda ateş açılması geçmişteki apartheid (ırk ayrımı) rejimini aratmayacak bir tablo yaratmıştı. Olaylar sırasında 38 maden işçisi hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştı. Marikana olaylarından hemen sonra tarım işçileri grevi ve ardından da gene bir başka madenciler grevi yaşandı. Şu günlerde büyük postacılar grevi sürüyor ve Posta İdaresi işçilere yazılı olarak istifasını iletmiş durumda.

Irkçı rejimin sona ermesinden sonra Güney Afrika’da gerçekleştirilen en kanlı operasyon olarak tarihe geçen Marikana katliamının ardından öldürülen işçiler için yapılan anmadan: “Adaletin olmadığı yerde barıştan söz edemeyiz!”

Irkçı rejimin sona ermesinden 20 yıl sonra

Bilindiği gibi ırkçı rejimin sona ermesinde Mandela ile emperyalizm arasında ciddi pazarlık sürdü. Bu pazarlıkta Mandela ülkedeki beyaz azınlığın çıkarlarına dokunulmayacağının garantisini verdi. Siyahlar oy hakkına sahip olacakları gibi ırk ayrımcılığına da artık uğramayacaklardı. Ama buna karşılık yıllardır uğrunda mücadele edilen bir Siyah Cumhuriyet de gündeme gelmeyecekti. Dolayısıyla bugün Güney Afrika’da hâlâ bir Beyaz Cumhuriyet varlığını sürdürüyor. Bugün aradan 20 yıl geçmesine rağmen genç siyahların yüzde 80’den fazlası hâlâ işsiz, ülke topraklarının hâlâ yüzde 80’den fazlası beyazların elinde ve siyah madencilerle işçiler hâlâ apartheid rejimin aratmayacak kötü koşullarda yaşıyorlar.

Siyahlar arası politik ayrışma da başladı

Ülkedeki çok sert sınıf mücadelesinin bir ürünü olarak, ANC’nin Gençlik Örgütü yöneticisi Julius Malema ANC’den ihraç edildi. İhraç nedeni, Marikana madencilerinin grevini kamuoyu önünde açıkça desteklemiş olması ve ülkenin madenlerinin tümünün millileştirilmesini savunmuş olmasıydı. Kendi partisini kurdu. Economic Freedom Fighters (EFF) bu yıl mart ayında yapılan genel seçimlerde yüzde 6 oy aldı. Partimiz İKP gibi ILC (İşçilerin ve Halkların Uluslararası Bağlantı Komitesi) üyesi olan SOPA (Azanya Sosyalist Partisi) EFF’nin seçim kampanyasını millileştirme taleplerini öne çıkardıkları her yerde destekledi.

Şu sıralar AMCU[3] COSATU’ya göre sınıf mücadelesinde oldukça öne çıkmış durumda. Bir COSATU Federasyonu olarak gözüken NUM[4] ise bütün itibarını yitirmiş olduğu gibi artık herhangi bir üyeye de sahip değil.

ANC’nin en büyük kâbusu

Yukarıda Güney Afrika’nın iki farklı sürece yönelebileceğini söyledik. Ya ANC, KP ve COSATU’nun şimdilik çoğunluğunu oluşturduğu hükümetin izlemekte olduğu emperyalizmle işbirliği politikaları temelinde sefalet ve yok oluşa doğru yürümek ya da Daily Maverick gazetesinin başyazısında ifade edildiği gibi İrvin Jim (NUMSA yöneticisi), Julius Malema (EFF yöneticisi), Zwenlinzima Vavi (COSATU eski Genel Sekreteri), Mathunjwa (AMCU yöneticisi) bir araya gelmesiyle hem ANC’nin hem de emperyalistlerin büyük kâbusu olacak” bir sürece yürüyerek ulusal kurtuluşla sosyal kurtuluşu birleştirmek ki, Güney Afrika’da bunun adı Siyah Cumhuriyettir.

Güney Afrika ve Kürt Hareketi: kıssadan hisse

Her ne kadar Kürt Hareketi Güney Afrika’daki ANC’yi kendine örnek olarak alsa da, kuşkusuz analojiler hep eksiktir.  Güney Afrika “ulusal sorun” olmak dışında Kürt hareketiyle uzak yakın hiçbir benzerlik göstermez. Dünya ekonomisindeki yeri ve üretici güçlerinin gelişmişlik seviyesi açısından da emperyalizm için Kürdistan’a göre çok önemli bir “halka”dır. Bununla birlikte, Güney Afrika’nın şimdi içinde bulunduğu durumu daha Mandela’nın “müzakereler”i yürüttüğü dönemden kalkarak irdelemek başka açıdan bir benzerlik yakalanmasına zemin sunabilir. 1994 de, 2014 de, Sovyetler Birliğinin tarih sahnesinden silindiği bir zaman diliminde emperyalizmin neredeyse “tek tabanca” yürüttüğü “barış süreçleri”dir. Ne Vietnam’a, hatta ne Cezayir’e benzerler.

Mandela’nın demokratik ve ulusal haklar karşılığında sosyal haklardan vazgeçmesi yanlışı Güney Afrika’yı bugüne getirdi. Bugün Kürt Hareketi’nin önderliği kısmi ulusal haklar karşılığında demokrasi taleplerinden vazgeçtiği gibi sosyal hakları gündeme dahi getirmiyor. Bu mücadelelerin her biri diğerine ayrılamaz şekilde bağlıdır: grev hakkı olmadan demokrasi, ifade özgürlüğü olmadan ulusal haklardan söz edilemez. Ülkemizde ve bölgemizde barışın güvencesi bu hakların oluşturduğu zemindir.  

——————–

 [1] COSATU: Güney Afrika’daki belli başlı işçi sendikaları konfederasyonlarından biri olup, tarihsel olarak ANC’ye (Afrika Ulusal Kongresi) ve SACP’ye (Güney Afrika Komünist Partisi) bağlıdır. COSATU’nun yönetimi 1994 yılından bu yana hükümet olan Üçlü Koalisyonun (ANC/SACP/COSATU) üyesidir.

[2] NUMSA: 340 bin üyesiyle COSATU’nun en büyük ve güçlü sendikasıdır.

[3] AMCU: Bir başka tarihsel siyah işçi konfederasyonu olan NACTU’nun sendikası.

[4] NUM: COSATU’ya bağlı bir diğer sendika olan NUM, 2012 yılının 16 Ağustos tarihinde Marikana’daki grevci platin madeni işçilerinin Üçlü Koalisyon Hükümeti güçleri tarafından katledilmesi üzerine çökmüştür. Greve karşı çıkan NUM yöneticileri hükümetin uyguladığı işçi katliamını da onaylayınca işçiler NUM’u topluca terk ettiler ve grevi yürüten AMCU’ya geçtiler.

Foti Benlisoy’a cevap

— Doğan Fennibay

Foti Benlisoy’un kobanê ve abd: “emperyalist haydutlardan patates ve silah almak” başlıklı makalesini okuduktan sonra kısa bir cevap verme gereği duyduk.

Metnin Lenin ve Troçki’nin pozisyonlarından verdiği örnekler[1] şunlar:

  • Lenin’in Alman emperyalizminin Sovyet iktidarına yönelik yakın askeri saldırı tehdidine karşı Fransız ve İngiliz emperyalizminden yardımı kabul etmek yönündeki görüşü
  • Troçki’nin II. Dünya Savaşı öncesi dönemde Belçika’da farazi bir devrim durumunda Nazi Almanya’sının ona saldırmasına karşılık Fransız emperyalizminden yardım istenebileceği görüşü
  • Troçki’nin yine farazi olarak Fransız emperyalizmine karşı ayaklanan Cezayir halkının faşist İtalyan emperyalizminden yardım kabul edebileceği görüşü

Marksizm, fıkıhtan farklı olarak, basit kıyas yöntemini kullanmakla yetinmez. Diyalektik yönteme sadık kalmak için bu örnekleri doğrudan almak değil, içlerindeki öz fikri kavrayıp yeni durumlara uygulamak gerekir.

Tüm bu metinlerdeki öz, emperyalist olmayan bir tarafın (proleter devrimi yahut ulusal devrim) emperyalist iki tarafın arasındaki çelişkiden faydalanmasıdır. Öz, budur, zira Marksizm nasıl tahlilini ezen ve ezilen sınıflar temeline dayandırıyorsa ülkeler düzeyindeki tahlilini de ezen (emperyalist) ve ezilen (sömürge, yarı-sömürge) ülkeler temeline dayandırır:

Komünist Partisi (…) mali sermaye ve emperyalizm döneminde özgü olan, dünyanın toplam nüfusunun muazzam çoğunluğunun, en zengin, en ileri kapitalist ülkelerdeki küçük bir azınlık tarafından sömürgeleştirilmesi ve mali bakımdan köleleştirilmesini gizleyen burjuva-demokratik yalanlara karşı, ezilen, bağımlı, eşit haklara sahip olmayan uluslarla ezen, sömüren, bütün haklara sahip uluslar arasında aynı netlikte bir ayrımı ön plana çıkartmalıdırlar. (Lenin, “Milliyetler ve Sömürge Sorununa İlişkin İlkeler”, 1920, III. Enternasyonal Belgeler 1919-1943, Belge Yayınları, Ekim 1979) (vurgu bizim)

Devrim, emperyalist güçlere ‘hayır, siz birleşin, ben hepinizle birden mücadele edeyim’ veya ‘siz kiminle kavga ederseniz edin, ben üçüncü cephe olacağım’ deme lüksüne sahip değildir. Devrimci Marksistler şekilci ahlakçılık uğruna devrimi yokuşa sürmezler.

Asıl meseleye gelirsek: Kobanê’de hangi iki emperyalist güç çatışıyor da Kürt Hareketi bu çatışmadan ABD yardımı alarak yararlanıyor? Bir taraf ABD ve onunla ittifak içindeki Avrupa emperyalistleri. Öbür tarafın kim olduğunu Lenin ve Troçki açık açık belirtirken Benlisoy niye hiç yazmamış? Bu tali bir mesele mi?

Peki, öbür emperyalist taraf kim diye biz tahmin edelim. İD mi, Suriye mi, Türkiye mi, İran mı? Bunları gülünç alternatifler olarak geçelim. Yoksa Rusya mı? Ama Rusya İD’yi uzaktan yakından, hele hele ABD ile kıyaslandığında hiç, desteklemediği gibi bir emperyalist ülke olması da olanaksız, zira çürüyen kapitalizm çağında yeni bir kapitalist ülke, hele hele bir emperyalist ülke kurulması da olanaksız.

Bundan 1,5 sene evvel Benlisoy’un çizgisi olan Suriye’deki “üçüncü seçenek” politikasını ahlaki temellere dayandırmakla eleştirmiştik. Şimdi baktığımızda pragmatik bir çizgiye geçtiğini görüyoruz. Bu değişim; Almanya’da sosyal demokrasiyle her türlü ittifakı reddedip “üçüncü dönem” ve “sosyal faşizm” çizgisi izleyerek Nazileri iktidara taşıyan Stalinist bürokrasinin sonra Fransa’da burjuvaziyle dahi ittifakı içeren halk cephesi politikasına sarılmasına çok benziyor.

Kobanê halkı şüphesiz çok zor durumda. Ancak onu bu zor duruma düşüren emperyalizmin İD vd. aracılığıyla Suriye’de yürüttüğü emperyalist savaş ve kurtuluş da bu sebeple ancak (III. Enternasyonal’in ilk dört kongresinde geliştirilen) antiemperyalist birleşik cephe taktiğiyle mümkün. İçinde mücadele yürüttüğümüz İKP 1 Ekim’de bölgede emperyalizmin saldırısına maruz kalan tüm güçleri birliğe çağırırken[2] bu temel üzerinde hareket ediyordu.

Benlisoy’dan yaklaşık beş hafta önce kendisiyle aynı uluslararası akıma (Birleşik Sekretarya) mensup Danimarka milletvekili Michael Voss Irak’taki askeri müdahaleye Danimarka’nın dahil olmasına onay vermesini yine Lenin’in Şubat Devrimi’nin ardından Rusya’ya dönebilmek için Alman emperyalizmiyle bir uzlaşmaya gittiği örneğiyle meşrulaştırmaya çalıştı.[3] Yine iki emperyalist güç (dönemin emperyalist Rusya’sı ve Almanya) arasındaki çatlaktan yararlanmaya çalışan bir devrimci ve yine bunun ezilen bir ülkeye emperyalist bir müdahaleyi meşrulaştırmak için kullanılması… Benlisoy’un tavrı bireysel veya tesadüf değil, Birleşik Sekretarya’nın alamet-i farikasıdır ve IV. Enternasyonal tüm dünyada bu gerici merkezci çizgiye karşı mücadelesini devam ettirecektir.

————

[1] Benlisoy’un verdiği örnekleri olduğu gibi aldık ancak özenli bir yazarın alıntılarını kaynak ve tarih göstererek yapması gerektiğini hatırlatalım.

[2] İKP, “Ortadoğu Cehenneminde Kürt Halkının Katline HAYIR!”, 1 Ekim 2014.

[3] M. Voss, “Why Danish leftists supported military aid to Iraq”, International Viewpoint, 15 Eylül 2014.