Avrupa Çağrısı

Bizler; Avrupa Birliğinin üyesi olsun olmasın, Avrupa kıtasının bütün ülkelerinden, işçi hareketinin tüm eğilimlerinden emekçiler, gençler, sendikacılar ve siyasetçileriz.

Büyük Britanya’da, 23 Haziran tarihinde, gündemine temel soru olarak Avrupa Birliğinde “kalmayı” ya da ondan “ayrılmayı” alan bir referandum kararı alınmış bulunuyor.

İşçi Partisi yönetiminin ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonunun (ETUC) zirvelerinin aksi yönde talimatlarına rağmen 23 Haziran’da AB’den “ayrılmak” yönünde oy kullanılması çağrısı yapan Britanyalı sendikacıları, İşçi Partisi seksiyonlarını ve işçi militanları selamlıyor ve destekliyoruz.

Yunanistan’dan Portekiz’e, Polonya’dan Almanya’ya AB ve TROYKA tarafından dayatılan planların ve yönergelerin – ki hepsi “serbest ve düzgün rekabet koşullarının” sağlanması üzerine temellenmiş Avrupa sözleşmeleriydi- ne anlama geldiğini ve politik rengi ne olursa olsun bütün hükümetler tarafından nasıl hayata geçirildiğine yıllardır kendi gözlerimizle tanık olduk.

Halklarımız ve Avrupa’nın bütün emekçileri, ülkeleri ister AB üyesi olsun isterse sözde “yardımcı ortaklık” statüsüyle bu birliğin boyunduruğu altında olsunlar, istisnasız hepsi şu politikaların mağduru oldular: kuralsızlaştırma, çalışma yasalarının ve işçi haklarının dinamitlenmesi (emeklilik hakları, sosyal güvenlik ve toplu sözleşmeler sistemi), özelleştirmeler ve kamu hizmetlerinin imhası, borç ödemeleri adı altında bütçe kesintileri, halk egemenliği ve ulusal egemenliğin bütün biçimlerinin sorgulanması…

Çeşitli sözleşmelerle NATO’nun içine dahil edilmiş bulunan AB’nin, yabancı askeri müdahaleleri desteklediğinin ve milyonlarca insanı göç yollarına sürüklediğinin farkındayız.

18-19 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilen Avrupa Zirvesinde, Britanya Başbakanıyla Avrupa Komisyonu arasında varılan anlaşma sonucunda ortaya çıkan durumun emekçilerin kendi aralarındaki rekabeti daha da şiddetlendireceğini gözlemliyoruz. Nitekim bu anlaşma gereğince, Büyük Britanya’ya göç etmiş bulunan herhangi bir AB ülkesi vatandaşı her emekçi dört yıl boyunca, Britanya işçi sınıfının daha önceki mücadeleleri sonucu kapitalizmden söküp aldığı hiçbir hakkı kullanamayacaktır. Doğal olarak bunun yol açacağı sonuç; emekçiler arası rekabeti körüklemek, “işgücü maliyetini” düşürmek için yeni bir saldırıya hazırlanmak, gerici bir yabancı düşmanlığı ikliminin oluşmasını teşvik etmektir.

Kapitalistlerin ve bankerlerin çıkarları doğrultusunda elindeki bütün imkânları emekçileri birbirlerine kırdırtmak için seferber eden bu “Avrupa Birliğine”  karşı, emekçilerin, kendi haklarını, halklarının egemenliğini ve demokrasiyi savunmaları ve yeniden fethetmeleri için Avrupa’nın bütün halklarının ve emekçilerinin birliğini savunuyoruz.

Norveç Sendikalar Konfederasyonu’nun (LO) Trondheim kentindeki yerel örgütlenmesi Trondheim Sendikalar Konseyi’nin yıllık konferansında bir araya gelen 578 delegeyle birlikte “AB’yi terk etmek” ve “Avrupa ve dünyanın bütün emekçileriyle birlikte mücadele etmek” yönünde oy kullanmaya karar veren Britanyalı emekçileri destekliyoruz.

23 Haziran’da Britanyalı emekçilerin zaferi, bütün ülkelerde kendi sınıf mücadeleleriyle AB’nin yıkım planlarına ve bu planları uygulayan kendi hükümetlerinin politikalarına direnen bütün emekçiler için güçlü bir dayanak olacaktır.

 

                                                             İlk İmzacılar

 

Peter KREUTLER (AfA Düsseldorf Bşk. Yrd., Ver.di)

Cornelia MATZKE ( 1989’dan sonra oluşan ilk Saksonya Bölgesel Parlamentosunun milletvekili, Ver.di)

Norbert Müller ( Ver. Di, AfA, Frankfurt/Main)

Peter SAALMÜLLER ( Ver. Di, SPD)

Anna Helena SCHUSTER (Ver. Di)

Birgit SHUTZ ( NGG restorasyon sendikası, işyeri konseyi üyesi, AfA Düsseldorf

H.W. SCHUSTER (Ver. Di, AfA Düseldorf Bşk.)

 

 

Bu çağrıyı destekliyorum

 

İsim, Soyisim……………………………………………………………………….

Kurumu……………………………………………………………………………….

Ülke………………………………………………………………………………………

E-Mail, tel…………………………………………………………………………….

 

Lütfen e-mailinizi şu adrese gönderin: h.w_schuster@yahoo.com

 

European Appeal

We are workers, youth and trade union and political activists from every tendency of the labour movement, and from every country of Europe (members or not of the European Union).

A referendum has been called on 23 June in Britain, with one question on the agenda: “stay” in the European Union or “leave” it.

We salute and support those trade unions, Labour Party branches and CLPs and those British labour activists who, despite the instructions issued by the Labour Party leadership and the leading circles of the European Trade Union Confederation (ETUC), have decided to call for a vote to “leave” the European Union on 23 June!

From Greece to Portugal, from Poland to Germany and elsewhere, for years we have experienced the true meaning of the European treaties based on “free and undistorted competition”, the directives and programmes dictated by the European Union or by the Troika (and implemented by every one of the governments, whatever their political colour).

Our peoples and the workers of the whole of Europe have suffered the same policy, whether their countries are members of the European Union or in Association Partnerships: deregulation, the dismantling of the Labour Code and labour rights (pensions, social security, collective bargaining agreements), the privatisation-destruction of public services and budget cuts in the name of the national debt, and the putting into question of every form of national and popular sovereignty.

We note that the European Union (interlinked with NATO through treaties) supports the foreign military interventions that are driving millions of refugees onto the road to exile.

We note that at the European Summit of 18 and 19 February, the British Prime Minister and the European Commission concluded an agreement which will aggravate even further the process of making workers compete with each other. Under that agreement,  any worker originating in an EU country and emigrating to Britain will be deprived for four years of all the social rights won by the British working class through struggle. This can only lead to competition between workers, and to a new offensive to drive down the “cost of labour” of the British workers and to encourage a climate of reactionary xenophobia.

Against this “European Union”, which tries by every possible means to set workers against each other for the great benefit of the capitalists and bankers, we counterpose the union of the workers and peoples of the whole of Europe for defending and winning back their rights, sovereignty and democracy.

Together with the 578 delegates who met at the annual Conference  of the Trondheim Trades Council of the Norwegian Confederation of Trade Unions (LO), we support the British workers who will vote in favour of “leaving the EU” and “struggling hand-in-hand with the workers of Europe and the whole world”.

A victory for the British workers on 23 June will be a leverage-point for all workers who in every country are opposing through their own class struggle the destructive plans of the European Union and the governments that are carrying out its policy.

 

Primary movers

 

Peter KREUTLER (Vice-Chair  Afa Düsseldorf, Ver.di  ( member of the executive committee of  the 6th Sector shop-stewards conference  ( Central and local government public workers )  Düsseldorf

Dr Cornelia MATZKE (former member of the Saxony Regional Assembly after 1989, Ver.di)

Norbert MÜLLER (Ver.di, AfA, Francfurt/Main)

Peter SAALMÜLLER (Ver.di, SPD)

Anna Helena SCHUSTER (Ver.di, shop-steward )

Birgit SCHUTZ Food service Trade Union (  NGG ), member of the company committee , AfA Düsseldorf)

Holger PFEIFFER (Ver;di, shop-steward )

H.W. SCHUSTER (Ver.di, Shop-steward , Chair AfA Düsseldorf)

 

 

I publicly endorse  this appeal

 

Name- Forename : …………………………………………..

Signed in an official / a personal capacity (Delete as appropriate)

Country: ….…………………………

Email, phone number: ………………………………………………………..

 

 

Endorsements to be returned to  :

H.-W. Schuster, Liebfrauenstraße 31, 40591 Düsseldorf, Fax +49 211 7599092

E-Mail: h.w_schuster@yahoo.com

Fransa Bağımsız İşçi Partisi (POI) Bildirisi

Bağımsız İşçi Partisi (Parti Ouvrier Indépendant), 13 Kasım tarihinde Paris’te gerçekleştirilen kasaplığı bütün gücüyle mahkûm eder.

Bir kez daha, masum ve sivil insanlar barbarlığa kurban edilmişlerdir.

Bağımsız İşçi Partisi, 2015 yılının başında gerçekleştirilen Charlie Hebdo saldırısının hemen ertesinde yapmış olduğu şu açıklamayı yeniden hatırlatır: Bu tüyler ürpertici hadiselerin yeniden cereyan etmemesi için mücadele etmek, dünya ölçeğinde yaygınlaşan barbarlığın gayrımeşru çocuğu olan savaşa karşı mücadeleyi gerektirir.

Bağımsız İşçi Partisi, savaşa karşı mücadeleye baş koyduğunu bir kez daha hatırlatırken, çok uluslu şirketlerle kapitalist sınıfın hizmetindeki büyük güçlerin hükümetleri tarafından Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da ve Orta Afrika’da gerçekleştirilen bütün askeri müdahalelere de karşı olduğunu ilan eder.

Dünya çapında ülkeleri parçalayan ve her yere barbarlık tohumları eken bu politikadır.

Bağımsız İşçi Partisi açısından, barış ve demokrasi için barbarlığa karşı yürütülen mücadele, birleşmiş emekçileri vuran sefalet politikalarına karşı, o emekçilerin örgütleriyle birlikte yürüttükleri mücadeleden ayrı düşünülemez.

Bu kavga; barbarlığa karşı işçi haklarının savunusu için, demokrasi için, barış için, halkların egemenliği için ve topyekûn insan uygarlığının korunması için verilen kavgayla aynı kavgadır.

Bu kavga; içinde bulunduğumuz ve anlamını çok iyi bildiğimiz şu dramatik durumda, işçi sınıfı adına hareket ettiğini iddia eden örgütlerin, hükümet ve patron örgütleriyle birlikte bir “kutsal ittifak” içine girmeleri şeklindeki daveti ellerinin tersiyle reddetmelerini gerekli kılar.

Paris, 14 Kasım 2015, saat: 15.15

Suruç Katliamının Azmettiricileri Ortada!

Patronsuz, Generalsiz, Bürokratsiz Sosyalizm olarak bileşeni olduğumuz İşçi Kardeşliği Partisi‘nin (İKP) Suruç katliamına ilişkin açıklamasıdır.

 

Suruç’taki katliam, AKP’nin emirlerini uyguladığı emperyalistlerin kanlı Orta Doğu planlarının sonucudur. Orta Doğu’da uygulanan felaket senaryosunun sonucu olarak emperyalizmin ajanları tarafından gerçekleştirilmiştir. Suruç’ta gencecik insanları katledenler, bugüne kadar emperyalistler ve onlarla işbirliği içindeki AKP hükümeti tarafından korunmuş, beslenmiş, silahlandırılmış, ayrıca kendilerine savaş eğitimi verilmiş, vahşice kafa kesmeye gönderilmiş, çatışmalarda yaralananlar tedavi edilmiş ve yeniden savaşa salınmıştır. Katliamın azmettiricileri ve failleri apaçık ortadadır ve hesap sorulmalıdır!

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi gençlere dönük bu saldırı, barış isteyen herkese karşı yapılmıştır. Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve SGDF üyeleri yalnız değildir, bu saldırıyı lanetliyor ve dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz.

Savaş Çığırtkanları Yargılansın!

Emperyalizmin Savaş Politikalarına karşı Egemen bir Kurucu Meclis için Seçime!

Çürüyen emperyalizm, tüm dünyaya yaydığı savaşlar ve katliamlarla girdiği krizden düze çıkmaya çalışmaktadır. Ancak, yangın yerine dönen Orta Doğu’da halklar, savaş bezirgânları ve çığırtkanlarına karşı kardeşçe bir arada durarak bu savaş politikalarına karşı gerekli cevabı verecektir.

Meclis, Suruç katliamının hasıraltı edilmesine göz yummamalı, kayıkçı kavgasına dönen koalisyon tartışmalarını bir yana bırakıp savaş kışkırtıcılığı ve taşeronluğu yapan tüm siyasilerin yargılanmasının önünü açmalı ve Suriye savaşına verilen açık/gizli tüm destek derhal sonlandırılmalıdır. Ülke içinde ve komşularımızla gerçek barışın tesisi için emperyalizmle bağını koparacak egemen bir kurucu meclis için seçim çağrısı yapılmalıdır.

Barış için Anti-Emperyalist Birleşik Cepheye!

Emperyalistler ve işbirlikçileri cephesine karşı, Orta Doğu’da ve Türkiye’de gerçek barışın inşası için en geniş anti-emperyalist bloğu oluşturmak üzere bütün işçi örgütleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, gençlik ve kadın örgütleri, HES’lere/RES’lere/nükleer santrallere karşı mücadele yürüten platformlar ve dernekler gecikmeden bir araya gelmelidir. Haziran 2013’te sokaklara akan, 7 Haziran 2015’te de tepkisini sandığa yansıtan ve savaşın yoksul ve ezilen halkların ölmesi anlamına geldiğini gören herkes bu cepheye katılmalı, savaş ve işgal politikalarına karşı çıkmalıdır. Bu özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi, bu topraklarda yaşayan ve barış isteyen tüm insanların kaybettiklerimize karşı boynunun borcudur.

Barış ve özgürlük mücadelesi sürdüren herkesin başı sağ olsun. Yaralı arkadaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.

20.07.2015
İşçi Kardeşliği Partisi (İKP)

IV. Enternasyonal’den ACİL Çağrı: Empeyalizme Karşı Bütün İnsan Uygarlığının Savunusu için!

Aralarında NATO Genel Sekreteri, Avrupa Komisyonu Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin temsilcisinin de yer aldığı 44 ülke devlet başkanının, Fransa Devlet Başkanı Hollande’ın ısrarlı talebi ve dayatmasıyla Fransa’ya gelerek, 1-1,5 milyon yurttaşla gencin 7-8-9 Ocak tarihlerinde meydana gelen saldırıları protesto etmek amacıyla gerçekleştirdikleri yürüyüşün başını çekmeleri sırasında Paris’te acil olarak toplanmaları, 15 yıldan bu yana Irak’tan başlayarak yayılan savaşın günümüzde farklı biçimler altında bütün kıtalara ulaşarak yeni bir evreye girişinin göstergesidir.

Ülkesinde hem kendisinin hem de hükümetinin itibarının neredeyse sıfırlandığı bir devlet başkanıyla hepsi bir arada ve kol kola idiler: Cameron’lar (Büyük Britanya), Merkel’ler (Almanya), Renzi’ler (İtalya), Rajoy’lar (İspanyol Devleti), Juncker’ler (Avrupa Komisyonu), NATO Genel Sekreterleri… Hiçbiri eksik değildi. Hatta Yunan işçilerinin Troyka’nın memorandumlarına karşı yürüttükleri uzun soluklu mücadeleler sonucunda iktidarını iki hafta önce yitiren Samaras dahi oradaydı. Yetmezmiş gibi Türk Hükümetinin başkanı, Körfez monarşilerinin temsilcileri, bir düzine kadar Afrika ülkesi devlet başkanı ve ülkesi Fransız askeri işgali altındaki Mali’nin başkanı yürüyüşün ön saflarında yer alıyorlardı. Bunlara ek olarak Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko ile Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov yan yanaydı! Ve üstüne tüy dikercesine Mahmud Abbas (Filistin “Hükümeti”); iki yanına, biri “hayatım boyunca çok Arap öldürdüm ve bundan dolayı hiç pişmanlık duymadım” açıklamasıyla tanınan iki aşırı sağcı bakanını alan Gazze canisi Netanyahu’nun hemen yanında yürümekle görevlendirilmişti. Önümüzdeki dönemin “cemaatler arası” çatışmalarını hazırlamak için ihtiyaç duyulan gerçek bir provokasyon.

13-14 Kasım 2014 tarihlerindeki Uluslararası Sekretarya toplantısında şöyle yazmıştık:

İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde, bütün Avrupa devletlerini iyi kötü sarmalayan bir doku olarak kurulan politik ve sosyal ilişkiler bütünü, dünya proletaryası için bir mevzi oluşturuyordu ve proletaryanın işgücünün değerini her yolu deneyerek dünya ölçeğinde parçalayıp yıkabilmek için Avrupa proletaryasının elindeki bu mevzi her ne pahasına olursa olsun mali sermaye tarafından düşürülmeliydi.

Bu sosyal ve politik kazanımların anıları bile bütün kıtalardaki emekçilerin hafızalarından silinmeliydi.

İşte bu anlamıyla, yayılmakta olan savaş bu yıkma ve geriletme saldırısından ayrı düşünülemez.

Dolayısıyla bir savaş durumunun hâkim kılınması (siyasal demokrasinin bütün kazanımlarının yıkılacak hedefler olarak tespit edilmesi) böyle bir saldırının başarısının siyasal koşullarının yaratılması için vazgeçilmezdir.

Bu çerçevede, Avrupa’da emperyalist koalisyonun belli başlı ülkelerinde, ‘kutsal birlik’ ihtiyacı adına sınıfın direnişini kırabilmek amacıyla binlerce mülteci akınına karşı yürütülecek şoven kampanyaların örgütlenmesine zemin hazırlamak üzere terörist saldırıların ortaya çıkması son derece mantıkidir ve beklenmelidir.

Ortadoğu’daki savaş ve onun Kuzey Afrika ile Sahra ülkelerindeki seyri, Fransa’nın, Büyük Britanya’nın, Almanya’nın, İspanya’nın ve İtalya’nın gündelik hayatlarının kurucu bir ögesi haline bürünmesinin yanı sıra bütün Avrupa kıtası üzerinde olgunlaşmaya başlayan devrimci krizin de bir açılış ögesi haline geliyor.

Savaş çarkının dönmeye başlaması, bütün sonuçlarıyla birlikte Avrupa’daki durumun temel eksenini oluşturuyor: Rejim krizlerinin şiddetlenmesi, işçi düşmanı saldırıların keskinleşmesi ve bu çarkın işlemesinin hazırladığı devrimci patlamalar. Emperyalist burjuvazi, ‘İleri ülkeler’ diye adlandırılan büyük emperyalist ülkelerin bağrında, her iki dünya savaşı arifesinde işçi sınıfını silahsızlandırmak için zincirlerinden boşalırcasına patlattığı şoven kampanyaları, bugün de farklı biçimler altında da olsa patlatmanın hazırlığında. Bugünden itibaren savaş çarkının işleyişinin emrine girmiş olan burjuvazi, işçi sınıfını silahsızlandırmayı bizzat işçi örgütlerinin yönetimlerinin yardımıyla sağlamaya çalışırken, daha şimdiden bu savaşta Sosyal Demokrat önderliklerle Stalinci önderliklerin kalıntılarının desteğini almış bulunuyor.

Hiç kuşku yok ki Irak’ın çöküşünün ve “İslam Devleti”nin peydahlanmasının hemen ertesinde, ABD’nin Yüksek Komutası altında oluşturulan Askeri Koalisyonun, dünya ölçeğinde kendisine katılmaya niyetli bütün devletlerle ve özel olarak da Avrupa devletleriyle işbirliği bağlarını sıkılaştırması için yeni bir evreyi aşmaya ihtiyacı vardı. Koalisyonun buna ihtiyacı vardı, çünkü bu savaşı, yani pazarlar için savaşı, hammaddeleri denetim altında tutma savaşını, bütün halklara karşı bir sosyal savaşı… dünya ölçeğine yaymak ancak böyle mümkün olabilirdi.

Avrupalı bakanların toplantısına katılmak için Fransa’ya gelen ve “müttefik”lerinin yanında yürüyüşe katılma zahmetine bile katlanmayan Obama’nın özel elçisi, ABD Hükümetinin Adalet Bakanı Holder, mevcut bütün katılımcıları 18 Şubat tarihinde Washington’da gerçekleştirilecek “Terörizme Karşı Dünya Zirvesi”nde hazır bulunmaya çağırıyordu. Üstelik Holder’in tam da bu daveti yaptığı sırada, ABD Genelkurmay Başkanlığı, bütün Afrika kıtasına müdahale edebilmek için lojistik bir üs vazifesi gören Moron de la Frontera (İspanyol Devletinin güneyinde) askeri üssüne birliklerini yeniden yerleştirmeye başladığını açıklıyordu.

ABD emperyalizminin başını çektiği bu Koalisyonun, mevcut savaşta yeni bir evreyi aşabilmesi için Avrupa kıtası halklarını (bütün dünya halklarını olduğu gibi) bu Koalisyonun aslında onların kendi güvenlik özlemlerine bir çözüm olduğuna inandırması gerekiyordu. 7-8-9 Ocak tarihlerinde Avrupa’nın göbeğinde gerçekleştirilen peş peşe saldırılar Koalisyona, Hollande’ın da tez canlı işbirliğiyle hayalini kurduğu fırsatı sundu.

Birdenbire çok geniş bir provokasyonun tüm ögeleri gün yüzüne çıkmaya başladı. Almanya’da, Avusturya’da, İsviçre’de ve Hollanda’da birbiri ardına patlak veren İslam karşıtı gösteriler, maalesef önümüzdeki dönemde de katlanarak sürecek gibi gözüken ve daha önceden programlanan saldırılara karşı “cevap” vermek için hazırlanmış bereketli bir zeminin zaten var olduğunu gösteriyor. Son zamanlarda Avrupa’daki duruma işlenmeye çalışılan bütün faktörler gözlerimizin önünde yeni biçimlerini almaya başladılar.

Benzeri görülmemiş ölçekte bir resesyonla, bunun ürünü bir mali sistem kriziyle ve aynı zamanda da işçi sınıfının direnişiyle karşı karşıya kalan tam bir çözülme krizi içindeki mali sermaye, işçi sınıfının bu direnişini, onun sınıf örgütlerini yıkıp kendine bağlayarak ve sınıfın kendisini de hiçbir hakka sahip olmayan uysal bireyler topluluğuna dönüştürerek kırmaya çalışıyor.

Ancak önümüzdeki dönemin kısa vadeli gelişmeleri ne yönde olursa olsun, mevcut durumun kuvvet çizgisi, 11 Ocak’ın hemen ertesinden bugüne kadar işçi sınıfının bağrında çeşitli biçimlerde ifadelerini bulan ve emperyalist burjuvazinin teröre karşı “kutsal birlik” çağrısına karşı çıkan kitle direnişleri olmaya devam ediyor.

Emperyalizm; bugüne kadar birçok darbe yemiş olsa da hala örgütlü bir sınıf olarak kalmaya devam eden Avrupa işçi sınıfının hakkından gelebilmek için Ortadoğu ve Afrika halklarına karşı başarıyla uyguladığı çözüm yolunu, yeni bir tercih olarak Avrupa işçi sınıfına karşı da kullanmayı önüne koymuş bulunuyor: Avrupa devletlerinin ve uluslarının etnik ve cemaatçi çatışmaların basıncı altına sokularak parçalanma sürecine itilmesi yoluyla işçi sınıfının dağıtılması politikası.

Ortadoğu halklarına karşı emperyalist askeri koalisyon tarafından yürütülen savaşın Avrupa kıtasına da kaydırılması, Ortadoğu’nun sivil nüfuslarını on yıllardır yakıp yıkan saldırıların bizzat bu Koalisyona katılan devletlerin kendi topraklarına çekilmesi, emperyalist ülkelerin proletaryalarının birbirine düşman “cemaat”lere dönüştürülerek parçalanması planının bir parçasıdır.

11 Ocak günü Paris’te gerçekleştirilen, itinayla planlanmış ve aralarına Gazze kasabı Netanyahu’yu da dahil etmiş olan 44 devlet başkanı gösterisi, iç düşmanı tespit etmiş bulunuyor: Müslüman kültürüne sahip ülke kökenli göçmen topluluklar.

İşte bu nedenlerle, bütün Avrupa ülkeleri üzerinde basıncını hissettiren saldırı tehdidi, Avrupa’nın çeşitli burjuva hükümetlerinin, ülkelerindeki mevcut sendikal işçi örgütlerini kendilerine bağlayarak –her ülkenin kendine has biçimler altında– siyasal demokrasinin enkazından geriye kalan kalıntılar üzerinde “kutsal birlik” inşa etmelerine imkân sağlayacaktır.

Muazzam bir hesaplaşma noktasına doğru gitmekteyiz

Bu hesaplaşma, iki kamp arasındaki uçurumun giderek derinleşmesinden besleniyor: 11 Ocak gösterilerine katılanların gelişmelerden duydukları kaygıların muhtevasıyla, bu gösteriye hâkim olan kutsal birlik hattının sosyal ve politik muhtevası. Bu aynı zamanda, işçi sınıfının ve gençliğin geniş kesimlerinin haklı olarak, hükümet tarafından gerçekleştirilecek operasyonların kendilerine karşı yöneleceğini hissetmesiyle “kutsal birlik” hattına giderek daha fazla karşı çıkmaları anlamına geliyor.
Sendikal ve politik önderlikleri tarafından hal-i hazırda hareketi dizginlenmeye çalışılan işçi sınıfı, özellikle Fransa’da bütün gücünü 1945-1947 yılları arasında doğmuş toplumsal ilişkiler zeminin yaratmış olduğu direnişten alıyor.

Her ne kadar işçi sınıfının direnmek zorunda bırakıldığı koşullar üzerinde – özellikle operasyonun ilk hedefi olacak Avrupa ülkelerinde– totaliter ve karşı-devrimci aygıtın uyguladığı basınç hiçbir şekilde küçümsenmemeliyse de, doğrudan bu aygıtın içinden gelen ilk çatırdama seslerinin altını çizmek de bir zorunluluktur.

Emperyalist hücumun sertliği, Avrupa Birliği devletlerinin yöneticilerine hâkim olan kararsızlıklara son vermemiştir

Fransa’da Walls, hükümet olarak çıkartmaya çalıştığı sosyal hakları tümüyle budayacak olan Macron Yasasına karşı direnişi yukarıda tutmaya karar veren CGT ile CGT-FO’daki militanların sesini kısmayı başaramamıştır. Almanya’da demir-çelik işkolundaki toplu sözleşme müzakereleri gergin bir ortamda başlamıştır. Belçika ve İtalya’da birer günlük genel grevlerde patlayan hareketin ivmesi henüz düşmemiştir. Avrupa Merkez Bankası, Yunanistan’daki seçimlerden üç gün önce açıklayacağını duyurduğu önlemler paketini açıklamakta tereddüt ediyor…

Savaş henüz kaybedilmek bir yana çok daha geniş bir cepheye yayılma eğiliminde

Bir kez daha, emperyalizm, onun ajanları ve savaş tacirleri tarafından çizilen senaryolara rağmen, insanlığın kaderi işçi sınıfının ve sadece onun elleri arasındadır.

Toplumu cemaatler arası çatışmalara dalmaktan kurtaracak (Fransa’da olduğu gibi tüm Avrupa’da) tek güç işçi sınıfıdır. Sadece kendi örgütleriyle kendi sınıf planı etrafında bir araya gelen işçi sınıfı, bütün bileşenlerini bir araya getirerek, bütün gücüyle kendi hükümetlerinin mali sermayenin bir aracı olan Avrupa Birliği’nin direktifleri doğrultusunda yürürlüğe sokmaya çalıştığı “reform”ları terk etmesini sağlayacak bir mücadele hattıyla hareket edebilir ve sadece onun eylemi emperyalist askeri koalisyondan kopuşu gerçekleştirebilir. Bu ise, kıtanın bütün halklarının özgür ve barışçı bir işbirliği içinde oluşturacakları hükümetlerden meydana gelen bir Avrupa’nın kuruluşu yolunda atılacak ilk adım olacaktır. Ve bu adım, emperyalist hâkimiyetten kurtulmuş bütün dünya halklarının barışçı bir işbirliği temelinde ve dünya ölçeğinde örgütlenebilmeleri için tayin edici bir dayanak noktası olacaktır.

Bütün insan uygarlığının savunusu buradan geçiyor.

15 Ocak 2015