Sosyalizm tek bir ülke çerçevesinde gerçekleştirilebilir mi? Bu tartışmanın ilk ortaya çıktığı 1920’li yılların ortalarından 60’lı yıllara kadar, dünya sosyalist hareketinin çok küçük bir azınlığının dışındakiler için bu sorunun yanıtı tartışılmaz bir “evet”ti. Değil mi ki sosyalizm daha 30’lu yıllarda SSCB’de tamamen kurulmuş, II.Dünya Savaşı’ndan sonra ise ortaya koskocaman bir “sosyalist sistem” çıkmıştı? Pratik bu sorunun yanıtını çoktan vermiş ve esas tartışma “komünizmin üst evresine” geçiş konusuna kaymıştı… Devamı
Yazar: PGBSosyalizm
Körfez Krizi ve Türkiye
Tarih: 29 Kasım 1990. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Irak’a karşı gerçekleştirilebilecek bir askeri müdahaleye yeşil ışık yaktı. Buna göre, eğer Irak 15 Ocak 1991 tarihine kadar işgal ettiği Kuveyt topraklarından çekilmezse emperyalist ülkelerin bu ülkeye açacakları savaş “haklı” ve “meşru” olacak. Birleşmiş Milletler’in “uluslararası hukuk” anlayışı bunu gerektiriyor. Kararın imzacıları arasında 1917Ekim sosyalist devrimin ürünü SSCB’nin basma Lenin’in ölümünden bu yana çöreklenmiş olan SBKP bürokrasisi de var. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olması nedeniyle “karşı oy”u kararın veto edilmesi anlamına gelecek olduğu halde, bunu yapmayarak “çekimser oy” kullanmayı yeğleyen ÇKP bürokrasisinin dolaylı gibi gözüken doğrudan onayı var. Sınıf Bilinci’nin ısrarla vurguladığı gibi, emperyalist ülkelerle yozlaşmış işçi devletleri arasında gerçekleşen bu uluslararası uzlaşma dünya çapında yepyeni bir dönemin açılması anlamına geliyor. Sonuçlan dünya işçi sınıfı ve emekçi halkları için büyük felaketler doğuracak yeni bir dönemin başlangıcı. Devamı
Helsinkicilere açık mektup Sungur Savran
12 Ocak 1991 günü Cumhuriyet gazetesinde “Helsinki Yurttaşlar Meclisi Türkiye Komitesi’ olarak bir duyuru yayınladınız.”‘Savaş istemiyorsak sessiz kalmayalım” başlığını taşıyan bu duyuru, Türkiye’nin insanlarını Bush’a ve Saddam Hüseyin’e içeriği belirlenmiş telgraflar çekerek savaşa karşı seslerini yükseltmeye çağırıyordu. Çoğunu telefonla arayarak imzasını aldığınız birçok aydının desteği ile aynı duyuruyu 13 Ocak tarihinde yine Cumhuriyet’te yayınladınız. Böylece metninize büyük çoğunluğu solda yer alan, aralarında sosyalistlerin ve devrimcilerin de bulunduğu geniş bir grubu ortak etmiş oldunuz. Metninizin içeriğini aşırı derecede kaygı verici, hatta vahim derecede sorunlu buluyorum. Savaşa karşı varolan yaygın duyarlılık ve muhalefeti böyle bir metne ve bu içerikte telgraflara kanalize etmekle çok ciddi bir politik sorumluluk altına girmiş bulunuyorsunuz. Bununla yetinmeyerek, İngilizce metnin Türkçe’ye çevirisinde tahrifat yaparak (ya da tersi) özellikle telefonla imza veren destekçilerinizi, telgraf çekmeye karar veren ama İngilizce bilmediği için yollanacak telgrafın içeriğini tam kavrayamayan insanları aldatıyorsunuz. (Üstelik, ilk gün sadece Türkçe metinleri yayınlamanızdan dolayı, imzacılar bu Türkçe versiyonlardan hareketle, İngilizce’sini görselerdi katılmayabilecekleri bir orijinal metne imzalarını atmış durumda kalıyorlar.) Ayrıca, en azından bir kişinin imzasının kendisine hiç danışılmaksızın kullanıldığını (bir rastlantı sonucu) saptamış bulunuyorum. Bu açık mektupla sizi eleştirmeyi, imzacıları uyarmayı ve daha doğru bir politik konumu benimsemeleri için ikna etmeyi hedefliyorum. Şimdi iddialarımı açık seçik sıralayayım. Devamı
ÖDP: Büyük kongreye doğru Şadi Ozansü
Bu yazı Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)’nin kuruluşundan bu yana geçen zaman zarfında yürütmüş olduğu politik ve örgütsel faaliyetin genel bir bilançosunu çıkarmak ya da kapsamlı bir değerlendirme yapmak amacıyla kaleme alınmadı. Yazının amacı ÖDP’nin bir süredir içine girdiği Büyük Kongre sürecinin kendisi ve sonrasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunmak, bir başka ifadeyle nasıl bir Kongre sürecinin (bu sürece sadece Büyük Kongre değil ona öngelen büyük il kongreleri de dahildir) sürdürülmesi gerektiğini tartışmak ve özellikle Büyük Kongre sonrasında partinin kendisine gerek örgütsel gerekse politik alanda ne tür bir hat çizmesinin anlamlı olacağı üzerine çeşitli yargılarda bulunmaktır. Kuşkusuz bunu yaparken geçmiş dönem politikalarına zaman zaman değinilecek, ama bu yukarıda da belirtildiği üzere kapsamlı bir bilançoya yaslanmayacaktır. ÖDP’nin geçmiş donem faaliyetleriyle ilgili genel bir bilançosunu öncelikle partinin yeni oluşacak yönetici kurullarından beklemek gerekir. Ancak bundan sonra çıkacak olan bilançonun eleştirel bir değerlendirilmesinin yapılması anlamlı olabilir. Devamı
Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük: Yeni yol arkadaşları
Ezen ulus milliyetçiliği sosyalistlerin sağlığı için kötüdür. Stalinizmin milli komünizmi ile Kemalist Türk milliyetçiliği kırması bir ideoloji Türkiye sosyalistlerinin sağlığı için kötüdür. Doğu Perinçek, Aydınlık grubu ve onun bugünkü uzantısı İşçi Partisi bu ezen ulus milliyetçiliğinin sadece patolojik ve uç bir ifadesidir, o kadar. Bir aşamada, 1988-1991 arasında bu geleneğin devrimci Kürt hareketine yaklaşması birçok insan için şaşırtıcı oldu, birçoğu için de umutlandırıcı. İnsanın böylesine aldanabilmesi için Perinçek ve arkadaşlarının, Kürtlere en yakın durduğu anda bile bu coğrafyada halklar arasındaki ilişkiyi nasıl tanımladığını duymazlıktan gelmesi gerekiyor. Aydınlık o dönemde dahi Misak-ı Milli’yi koşul olarak dayatıyor, Leninist uluslar politikasını reddetmeye devam ediyordu. Tavrı ilerici küçük burjuva milliyetçiliğinin ötesine hiçbir zaman gitmedi. İşte o sının aşmayan, proleter bir uluslar politikasını benimsemeyen bir “sosyalist” çizgi, koşullar değiştiğinde günün birinde darbe şakşakçısı haline bile gelebilir. Devamı
