” ‘Amerikan malı’ alın!”

[Fransa Bağımsız Demokratik  İşçi Partisi’nin (POID) haftalık yayınlanan Workers’ Tribune (İşçi Kürsüsü) gazetesinin, 36. sayısının başyazısı]

— Daniel Gluckstein

Yeniden düzenlenmiş bir Avrupa Birliği’ne üyeliğin kendisi için elzem olduğu” Londra City 1 ve “Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği projesine katılımının devam etmesinin gerekli olduğunu” deklare eden MEDEF’ten 2 sonra, sıra Obama’da.

Avrupa’ya resmi ziyareti sırasında ABD Başkanı, halkı Bretix’i 3 reddetmeye çağırıyor, “çünkü odaklandığımız şey büyük bir blokla, Avrupa Birliği’yle, müzakeredir” diyor.

Obama neyi müzakere etmek istiyor?

Bu müzakerenin konusu; Soir 3’de 4 verdiği röportajda bir ekonomi profesörünün ifade ettiği gibi amacı “uluslararası şirketlerin kendi standartlarını empoze etmesi”  olan o meşhur Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı 5.

Açıkça söylemek gerekirse: müzakere konusu, ürünlerin ve özellikle “işgücü maliyetleri”nin, dolayısıyla işçi haklarının toptan bir kuralsızlaştırılmasıdır. Bir Amerikan üniversitesi eğer bu anlaşma uygulamaya konulursa Avrupa’da 600.000 işin yok edileceğini hesaplıyor.

İşte, Avrupa Birliği bunun için var; en güçlü emperyalizmin uysal “birleşik” ortağı olmak için!

Obama, Hanover’da (Almanya) açık sözlü sloganı “’Amerikan malı’ alın”ı dile getirip turuna devam ederken, Fransa’daki demiryolu işçileri Avrupa Birliği direktiflerinin uygulanmasının gereği olan “rekabete tamamen açık olma”nın getirdiği sonuçlara karşı greve gitti. Demiryolu işçileri özellikle mesai saatlerinin uzatılmasına ve dinlenme sürelerinin azaltılmasına itiraz ediyorlardı.

Kim halâ Britanya’nın Avrupa Birliği’nden çıkmasının sınıfsal bir sorun olmadığını söylemeye cesaret edebilir?

Bir yanda; sermaye sınıfı, Obama, hükümet başkanları ve tüm kapitalist ülkelerin yöneticlierinin hepsinin oluşturduğu, Avrupa Birliği’yle gerçekleştirilenlerin devamını ve hatta “transatlantik ortaklık” ile yoğunlaştırılmasını talep eden bir blok var. Başta İş Kanunu’nu (Avrupa Birliği’nin taleplerine cevaben) yok etmeyi hedefleyen El Khomri Bill olmak üzere işçi haklarının tamamen kuralsızlaştırılmasını talep eden birleşik bir blok.

Diğer yanda; Britanya’da olduğu gibi Fransa’da da işçi sınıfı grevler, gösteriler vb. şekillerde kendi örgütleriyle ve aynı zamanda fırsat doğduğunda referandumlarla karşı koyuyor.

Bu koşullarda, işçilerin, işçi sınıfını temsil ettiğini iddia eden örgütlerin –Avrupa Birliği düzeyinde Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve ayrıca Britanya ve diğer ülkelerdeki belirli işçi örgütlerinin- liderlerinin, Britanya’nın AB içinde kalması için ısrarlı bir kampanya yürüttükleri gerçeğini nasıl yorumlamaları gerekiyor?

Sınıfsal bir bakış açısıyla, Britanya’nın AB’den ayrılması bu halklar hapishanesinde bir gedik açacaktır. Ve tüm Avrupa işçileri ve halkları kendilerinde bu açılan gedikten sırayla geçme ve baskı ve sömürü kurumlarını paramparça etme cesaretini bulacaktır.

Ve bu gedik sayesinde, kendilerinde işçilerin, halkların ve Avrupa’nın özgür uluslarının özgür birliğinin yolunu açma cesaretini bulacaklardır.

  1. çev.- Londra Borsası’nın da bulunduğu dünya finans merkezi[]
  2. Fransa işverenler örgüt; çev.- Türkiye’nin TÜSİAD’ı[]
  3. Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılması. Bununla ilgili olarak 23 Haziran’da referandum gerçekleştirilecek[]
  4. bir TV kanalı[]
  5. TTIP: Transatlantic Trade and Investment Partnership[]

Mevcut Anayasayı yıkmak alaturka faşizmin yolunu açmaktır!

— Şadi Ozansü

Kenan Evren’in 1982’de yapmak isteyip de yapmadığını şimdi Tayyip Erdoğan yapmak istiyor. Dikkat ederseniz, Başkanlık düzenlemesiyle ilgili olarak, “kendim için istiyorsam namerdim” demeye getiriyor. Az da olsa doğruluk payı var: Evet önce tabii ki kendi mutlak iktidarını istiyor, ama ardından da, “öyle bir düzenleme yapalım ki, benden sonra, iktidar partisi bölünse de devlet başkanı bir Sünni/Türk İslâmcı olsun” anlayışıyla çevresine ve bütün İslâmcılara şerbet dağıtıyor. Baksanıza bu gidişle Tuğrul Türkeş’ten sonra Devlet Bahçeli de alaturka faşizmin partisine katılacak neredeyse! Gerçekten de, Kenan Evren bir siyasi hareketin lideri olmadığı için kendinden sonrasıyla ilgili bir tasarrufta bulunma zahmetine katlanmadıydı. Ama Tayyip Erdoğan öyle değil, onun “tarihsel” bir misyonu (Cumhuriyetle, laiklikle ve demokrasiyle ilgili) var ya da taraftarlarına öyle hissettirmeye çalışıyor. Erdoğan’ın “12 Eylül Anayasasını ortadan kaldıralım” söylemi tam bir tuzaktır. Birincisi, ortada 12 Eylül Anayasası diye bir anayasa yoktur. Bu anayasanın zaten büyük kısmı zaman içinde neredeyse 1961 Anayasasına dönüş biçiminde değiştirilmiştir. İkincisiyse, var olan Anayasa mevcut haliyle bırakın anti-demokratik olmayı alaturka faşizmin önünde “demokratikliğiyle” bir engel olarak durmaktadır.  Bu yüzden alaturka faşizme karşı savunulmalıdır. Her neyse, dönelim anayasa tuzağı bağlamında yazımızın başlığına.

Bugün Fransa’da ne oluyor?

Fransa 1958 yılından bu yana adına V. Cumhuriyet denilen gerici De Gaulle Anayasası ile yönetiliyor. Bu, Bonapartist karakterli bir yarı-başkanlık sistemi. Bugünlerde Fransa’da Devlet Başkanı François Hollande Avrupa Birliği Komisyonu’nun direktifleriyle, ülkede işçi sınıfının 150 yıllık mücadelesinin sonucunda elde etmiş olduğu kazanımları içeren İş Kanunu’nu emperyalist şirketlerin çıkarları doğrultusunda ortadan kaldırmaya çalışıyor. Başta işçi örgütleri olmak üzere halkın ezici bir çoğunluğu bu duruma karşı çıkıyor. Yeni yasa karşısında kitleler teyakkuzda olduklarından Meclisteki milletvekilleri de yasayı onaylamaktan kaçınıyorlar. Hatta Sosyalist Parti iktidarından milletvekillerinin bir bölümü bile yeni yasaya red oyu vereceklerini açıkladılar. Pekiyi bu durumda Hollande’nin imdadına kim yetişti dersiniz?  Tabii ki yarı-başkanlık sistemini getirmiş olan V. Cumhuriyet Anayasası! Bu Anayasa’nın 49. maddesinin 3. fıkrasına göre, bazı durumlarda Başbakanın ve Bakanlar Kurulunun isteği üzerine kimi yasa teklifleri Meclisin onayına sunulmaksızın olduğu gibi kabul edilebiliyor. İşte Hollande şimdi bu en gerici ve anti-demokratik yola başvuruyor, yani Meclisi bypass ederek kanun çıkartıyor. Şimdi bu, Fransa’daki yarı-başkanlık koşullarında gerçekleşen bir durum, bunu Türkiye’de başkanlık rejimi koşullarına uyarlayın bakalım ne sonuç elde edeceksiniz? Tabii ki Erdoğan’ın ve danışmanlarının tasavvurlarının hayata geçmesini. Alın size alaturka faşizmin kendisini.

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacı yeni bir anayasa değil

Türkiye’nin bugünkü ihtiyacının yeni bir anayasa olduğu iddiası büyük bir palavradır. 1982 Anayasası, anti-demokratik maddelerinin birçoğu değiştirilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tanık olduğu en demokratik anayasa olan 27 Mayıs 1961 Anayasası’na bir geri dönüşü ifade eder hale gelmiş bulunuyor. Zaten iktidar partisini çıldırtan da bu durumdur. 12 Eylül Anayasası’nda yıllar içinde yapılan değişiklikler, o sıralar AKP’nin işine yaradığı için bu parti tarafından onay görmüştü. Şimdi her konuda olduğu gibi bu konuda da her türlü demokratik kanalın yolunu kesmenin hesabını yapıyorlar. Mevcut Anayasa bu haliyle mevcut Fransa Anayasası’ndan kat be kat daha demokratiktir. Tayyip Erdoğan ve şürekâsının hayalini kurduğu yeni anayasa ise Fransa Anayasası’ndan bile daha gerici olacaktır.  Kaldı ki bugünün koşullarında mevcut Meclisten bir yeni anayasa istemek ve üstelik ondan demokratikleşme beklemek en saf ve budala politikacıların bile akıllarının köşesinden geçmemesi gereken bir anlayış olsa gerek. Dolayısıyla muhalefet partilerinin yıllardır AKP’nin başkanlığındaki komisyonlara katılıp anayasa değişiklerine destek vermeleri ancak “gaflet” ve “delalet” ile açıklanabilir. Onların bu girişimleri sadece Tayyip Erdoğan’ın başkanlık düzeni bağlamındaki politikasına yeşil ışık yakmaktan ibaret olmuştur. Daha doğrusu onun amaçlarını meşrulaştırmasına hizmet etmiştir, o kadar.

Şimdi mevcut Anayasayı savunmak, ama aynı zamanda…

AKP’nin alaturka faşizminin yolunu kesmek için mevcut Anayasaya dokundurtmamak işçi sınıfının ve örgütlerinin cumhuriyet, laiklik ve demokrasi yolunda vermeleri gereken mücadelenin ana eksenini oluşturmaktadır. Bununla birlikte işçi sınıfı eğer bütün millete önderlik edecek bir sınıf konumuna yükselmek istiyorsa, bu noktanın ötesine geçecek yolları da aşmanın mücadelesinin içinde olmalıdır. Bir başka ifadeyle, egemen bir Kurucu Meclisin oluşturulması için yürütülecek propaganda işçi sınıfının ve örgütlerinin siyasal demokrasinin kanallarını genişletme mücadelelerinin olmazsa olmazlarındandır. Türk halkıyla Kürt halkının tabandan yükselecek bir mücadele içinde Kurucu Meclis Komiteleri oluşturmaya başlamaları ve bu yolda mücadele etmeleri, kaçınılmaz olarak sınıf temelli daha farklı meclislerin de ortaya çıkmasına fırsat verecektir. İşçi örgütleri, emperyalizm altında her ülkede koşulların her an değişebileceğini gözden kaçırmadan bu örgütlenmenin de içinde olmak zorundadırlar.

Brezilya’da gelişmekte olan darbeye karşı; demokrasi ve işçi haklarına destek önergesi

Aşağıdaki önerge, San Francisco İşçi Konseyi (AFL-CIO) İcra Komitesi tarafından 2 Mayıs’ta kabul edilmiştir. Göreceğiniz üzere, önerge Konsey’in Brezilya’da gelişmekte olan darbeye güçlü muhalefetini onaylamakta; diğer sendikaları ve işçi örgütlerini benzer bir duruş almaya ve sendikaları, ABD işçi hareketinin darbeye olan muhalefetini ve bu ülkedeki işçi hakları ve demokrasi için kararlı desteğini göstermesi için işçi delegasyonları örgütlemeye davet etmektedir.

Dayanışma mesajlarının olabildiğince hızlı biçimde CUT (Brezilya İşçi Konfederasyonu) Başkanı Vagner Freitas (vagner@cut.org.br) vasıtasıyla, bir kopyasının da (emily@sflaborcouncil.org) adresinden Emily Nelson’a olmak kaydıyla, CUT sendika federasyonuna gönderilmesi acil bir ihtiyaçtır.

Yüz binlerce sendikacı ve işçi sınıfı destekçileri 1 Mayıs’ta darbeye karşı durmak, sosyal ve demokratik haklarını korumak ve geliştirmek için tüm Brezilya’da alanlarda toplandı. 10 Mayıs’ta CUT, İşçi Partisi (PT), Topraksız Köylüler Hareketi (MST) ve “Brezilya Korkusuzlar Cephesi”nin inisiyatifiyle Ulusal Grev ve Eylem Günü organize edildi.

Brezilya’da işçi sınıfı örgütleri ve gençlik Rousseff’i devirmek isteyen hükümet darbesine karşı sokaklarda; emperyalizm destekli oligarşinin bütün kurumları ise birbirine girmiş durumda. PT’li Devlet Başkanı Dilma Rousseff’i devirmek isteyen darbecilerin önderlerinden Meclis Başkanı Eduardo Cunha, Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine suçlu bulunarak Federal Yüksek Mahkeme tarafından görevden alındı. Ancak, Meclis’teki kanunsuz oylama iptal edilmedi. Rousseff’i öncelikle 6 ay süreyle görevden alacak ve yerine öbür darbeci olan Temer’i bu göreve getirecek olan oylama Senato’da yapıldı ve Dilma görevden alındı. İşçi sınıfı, topraksız köylüler ve gençlik ayakta ve barikatlarda! Her an her şey olabilir.

Brezilya’daki darbeye karşı harekete geçen milyonlarca insan, demokrasi ve işçi hakları mücadelesinde pes etmiyor. Şu anda uluslararası işçi dayanışmasına ihtiyaçları var.

Dayanışmaya destek verin!


Brezilya’da gelişmekte olan darbeye karşı; demokrasi ve işçi haklarına destek önergesi:

17 Nisan 2016 tarihinde, 367 meclis üyesinin “evet” oyuyla Brezilya Temsilciler Meclisi, Brezilya halkının demokratik ve sosyal haklarını ortadan kaldırmak için hukuk dışı araçlar kullanarak, seçimlerde yenilgiye uğratılan sağcı güçlerin emrinde, Başkan Dilma Rousseff’in meclis soruşturmasını ulusal Senato’ya havale etme kararı aldı.

Şu anda sürmekte olan darbenin sözde gerekçesi yolsuzluk ve rüşvete karşı savaş -ancak hukukçular ve akademisyenlerin yanısıra politikacılar ve dünya genelindeki sendika liderleri tarafından da kabul edildiği üzere bu tam bir düzmece. Sarney ve Cardoso hükümetlerinin eski kabine üyesi ve muhafazakar PSDB partisinin kurucusu olan Luiz Carlos Bresser Pereira bile şu sözlerle kabul etmiştir ki “Eğer Senato Başkan Rousseff’in meclis soruşturmasını onaylasaydı, Brezilya geriye gidecekti. Herhangi bir suçtan dolayı mahkemede hüküm giymemiş bir Başkanı, Operation Car Wash rüşvet skandalına karışmış bir Başkan Yardımcısıyla [Michel Temer] değiştiriyor olacaktık.” (Folha de Sao Paulo, 1 Mayıs 2016)

23 Mart’ta CUT sendika federasyonunun Başkanı Vagner Freitas “Başkan Dilma’yı iktidardan düşürme girişimi demokrasiye karşı bir saldırıdır. Yapmak istedikleri tüm haklarımızı yok etmektir” ifadeleriyle uluslararası bir çağrıda bulundu.

24 Mart’ta, AFL-CIO Başkanı Richard Trumka “AFL-CIO, Brezilya’da kapsamlı bir demokrasinin inşa edilmesi için düzenlenmiş olan ilerici politikaların ve kazanımların geçersiz kılınması çabalarını  şiddetle reddediyor. (…) Brezilya’da siyaset ve ülke ekonomisinin şu anki durumuyla ilgili birçok geçerli eleştirinin varlığına rağmen, bu durum demokratik biçimde seçilmiş bir Başkanın meclis soruşturmasına uğratılmasını haklı çıkarmaz” diyen bir açıklama yaptı.

Milyonlarca işçi, öğrenci, topraksız köylü ve diğerleri geçen altı hafta boyunca  İşçi Partisi (PT), CUT, Topraksız Köylüler Hareketi (MST) öncülüğünde darbeyi durdurmak ve Brezilya oligarşisinin kararnameler yoluyla Ulusal Kongre’de bekleyen onlarca işçi sınıfı düşmanı yasa tasarısını uygulamaya koymasını ve ülkeyi 1964-1980 askeri diktatörlük rejiminin karanlık günlerine döndürmeye çalışmasını engellemek için tüm Brezilya’da sokakları zapt etti.

Bu sebeplerden, San Francisco İşçi Konseyi’nin, Brezilya’da Başkan Dilma Rousseff’e karşı gelişen darbeye kesin bir biçimde muhalefet etmesine ve tüm işçiler ve örgütleriyle, özellikle darbeyi durdurmak için mücadele eden CUT’la dayanışmayı yükseltmesine;

San Francisco İşçi Konseyi’nin, Kaliforniya İşçi Federasyonu’nu ve bağlı sendikalarını darbeye karşı kesin bir biçimde muhalefet yapmaya davet etmesine;

San Francisco İşçi Konseyi’nin, San Francisco’daki Brezilya Konsolosluğu’na bu kararı bildirmek için ve kararın Brezilya’daki ilgili makamlara hızla ulaştırılmasını sağlamak için bir delegasyon oluşturmasına; aynı zamanda, Kaliforniya’daki merkezi işçi konseylerinin ve sendikaların, Brezilya konsolosluklarına Brezilya’daki işçi hakları ve demokrasiye olan şaşmaz desteğimizi ifade etmesi için acilen delegasyonlar oluşturmasını sağlamaya KARAR VERİLMİŞTİR.

Alan Benjamin (OPEIU Yerel 29) tarafından sunulmuş ve 2 Mayıs 2016’da San Francisco İşçi Konseyi İcra Komitesi tarafından kabul edilmiştir.

Saygılarımla,

Tim Paulson

İcra Direktörü

San Francisco İşçi Konseyi (AFL-CIO)

AFL-CIO onerge-s.1AFL-CIO onerge-s.2

Brezilya’daki mücadelede tarafsız olunamaz!

Yıllardır hem ülke içi politikalarında hem de dış politikasında kapitalizmden ve emperyalizmden kopamayan PT (İşçi Partisi) hükümetleri ve şimdi de PT koalisyon hükümeti bu güçlerin şiddetli bir saldırısı altında. Askeri diktatörlük rejiminden kalan ve bugüne kadar kıllarına bile dokunulamamış olan çeşitli yasalar, bugün PT’yi hükümetten Dilma Roussef’i başkanlıktan indirmek amacıyla oligarşi tarafından devreye sokulmuş durumda. Tehdit altında olan sadece Dilma, Lula veya PT değil, aynı zamanda ülkede askeri diktatörlük rejimine karşı kahramanca mücadele etmiş olan CUT, yani milyonlarca üyeli işçi konfederasyonu.

Evet, işlerin bu noktaya gelmesi için gerek Lula gerekse Dilma ellerinden geleni yaptılar. Brezilya’da PT iktidarları boyunca halkın durumu elbette askeri diktatörlük rejimleri veya sağcı hükümetler altında olduğundan daha iyi. Zaten seçimleri de bu yüzden kazanıyorlar. Ama içerde büyük toprak sahiplerinin (latifundistler) devasa çıkarlarına hiç dokunamadıkları gibi, dışarda da Haiti’ye müdahale eden emperyalist işgâlcilere destek verdiler. Hatta orada asker bulundurmaya devam ediyorlar. Yani hem ülke kapitalizmiyle hem de emperyalizmle aralarını bozmamaya özen gösteriyorlar. Ama nereye kadar? İşte, kriz koşullarında Brezilya oligarşisi ve emperyalizm, PT ve CUT türü işçi örgütlerini istemiyor. Krize sağcı örgütlerle girmek istiyor, çünkü işçi haklarına şiddetli bir saldırı hazırlanıyor ve bu durumda bu örgütlerin varlığı bile emperyalizm için bir engel. Dolayısıyla tehlike büyük.

CUT Ulusal Başkanı Vagner Freitas’a dayanışma mektubunda, ABD işçi ve demokratik kamuoyunun meseleye nasıl yaklaştığını göreceksiniz. Umarız Türkiye sosyalist hareketi de “Onlar da hırsızlık yapmasalardı!” tarzındaki küçük burjuva ahlâkçılığından en kısa zamanda vazgeçer de bu tip durumlarla karşı karşıya kalındığında sınıf refleksiyle hareket etmeyi aklına getirebilir.

Evet, yıkılmak üzere olan Dilma hükümeti hâlâ bütçedeki kamu harcamalarını 6 milyar doların üzerine bir 7 milyar dolar daha kısmaya çalışıyor. Bu tam bir gaflet.

Ama sosyalistlerin görmesi gereken işçi örgütleriyle liderlikleri arasındaki farktır. Lula’nın ya da Dilma’nın politikalarına karşı çıkacaksınız, ama aynı zamanda başında oldukları örgütleri de savunacaksınız. Yoksa şu anda Brezilya sokaklarını dolduran ve Dilma’yı savunan milyonlarca işçiye ne diyeceksiniz? Onlar Dilma ya da Lula’dan çok kendi sınıf çıkarlarını savunmak için sokaklardalar.

Leninist politikalar somut durumun somut tahliline dayanır. Allende’nin politikalarının nasıl felaketle sonuçlanacağını biliriz, ama O’nu da askeri cuntaya ve emperyalizmin saldırısına karşı savunuruz. İç savaş sırasında İspanya Halk Cephesi’nin politikaları baştan felakete götürücüdür, bu politikaları eleştiririz, ama Franco’culara karşı Cumhuriyetçilerle birlikte savaşırız. Alman Komünist Partisi’nin Nazi iktidarı öncesi tutumu gibi “Hele bir Naziler Sosyal Demokratları devirip iktidarı alsınlar da biz sonra onların elinden iktidarı nasıl olsa alırız” aymazlığına düşmeyiz. Ya da Rusça konuşmak gerekirse, Kerenski hükümetinin politikasını zerre kadar desteklemeyiz ama Kornilov’a karşı birlikte savaşırız.

Bugün Brezilya’da benzer bir durumla karşı karşıyayız. “Solculuk” yapmanın yeri değil, sınıf mücadelesinde taraf olmaya ihtiyaç var!

AB’ye “HAYIR” diyen işçilere 21 ülkeden destek

Britanya işçi sınıfının Haziran’da yapılacak Avrupa Birliği’nde kalıp kalmama referandumunda AB karşıtı tutum sergileyen sektörlerini destekleyen Alman sendikacılar ve işçi hareketi temsilcileri, Britanyalı işçilerin AB karşıtı kampanyalarını bütün Avrupa’ya yayma çabasındalar. Daha şimdiden Avrupa çapındaki bu kampanyaya birçok Avrupa ülkesinden, işçilerden sendika temsilcilerine, siyasi örgüt temsilcilerinden barış savunucusu militanlara, akademisyenlerden emeklilere, kadınlardan gençlere… AB’ye üye olan/olmayan 21 ülkeden (Almanya, Avusturya, Belarus, Belçika, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İrlanda, İsveç, İtalya, Macaristan, Moldovya, Norveç, Portekiz, Rusya, Sırbistan, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Yunanistan) yüzlerce kişi, AB’ye “hayır” diyen Britanyalı işçileri desteklemek için ilk imzacı oldular.

Enternasyonalist dayanışma büyüyerek devam ediyor, Britanya’da, 23 Haziran’da gerçekleştirilecek Avrupa Birliği’nde “kalma” ya da “ayrılma” referandumuna kadar sürecek. Destek imzalarınızı iletisim@pgbsosyalizm.org adresine gönderebilirsiniz.

Avrupa Çağrısı‘nı okumak için tıklayınız.

İlk imzacı listesi

AUSTRIA  Matthias B. Lauer – National den Chair of ACUS (Christianity and Social democracy commission), Member of the SPÖ National Council , member of  GPA-djp trade union ;  BELARUS  Yuri Glushakov – Belarussian social movement “Razam” BELGIUM  Olivier Horman – trade unionist, federal public services; Roberto Giarrocco – trade unionist, local public services;  Jean Haselbauwer – Chair Pensioners Commission FGTB-Verviers,  Serge Monsieur – trade unionist, local public services; Jacques Aghion – Professor Emeritus, University of Liège; Svetlana Roudyk – citizen;  Jean-Marc De Coninck – trade unionist  – education ; Gaëtan Coucke, teacher; Laurence Vansnick – teacher; Djazia Chaib – teacher; Laura Moraga – teacher; Antonio Bernardi – pensioner, Mittal Liège; Pierre Marlhioux – former member of Setca/Bbtk Executive Bruxelles-Hal-Vilvoorde; Claire Thomas trade unionist, education ; BOSNIA-HERZEGOVINA  Emina Busuladžić – trade unionist “Solidarnost” BULGARIA Todor Jekov, member of the National committee of Bulgarian Workers and Peasants Party (BRSP) Wenceslaw Kyrpachev – member of the National Council of Bulgarian Union of Workers (BRS) CZECH REPUBLIC  Petr Schnur, Vice-President  Czech Peace Movement ;  FRANCE  Alain Aucouturier, trade unionist; Daniel Auzeby, trade unionist ; Sylvie Bégoin, mathematician,  Christophe Bitaud, syndicalist activist; Thierry Bonus, trade unionist; Francis Brum, pensioner; Rémi Candelier, trade unionist Didier Carrez, teacher, deputy-mayor; Denis Collin, philosopher,  Jacques Cotta, journalist, Elisabeth Dès, GP; Marie-Pierre Frondziak, Philosopher,  Dominique Gerin, Honorary Curator of Library; Daniel Gluckstein, national secretary of the POID, Patrick Griesbach, trade unionist, Vice-President of the Transborder Workers Defense Committee  Christopher Halleur, trade unionist; Thierry Laurent, trade unionist; Didier Le Strat; Jean Markun, national secretary of the POID, Hugues Miller, trade unionist local public services; José Nicol, trade unionist postal workers;  Emmanuel Poisson, trade unionist;  Michel Risacher, trade unionist; Jean-Jacques Rodriguez, trade unionist; Bernard Saas, trade unionist; Gérard Schivardi, national secretary of the POID, Arsène Schmitt – President of the Transborder Workers Defense Committee; GERMANY   Matthias Cornely, Shop-Steward  IG Metall Peter Kreutler, Vice-Chair Afa Düsseldorf, Ver.di, member of the executive committee of  the 6th Sector shop-stewards conference (Central and local government public workers)  Düsseldorf Dr Cornelia Matzke (former member of the Saxony Regional Assembly after 1989, Ver.di) Norbert Müller (Ver.di, AfA, Francfurt/Main) Holger Pfeiffer,  Shop Steward ver.di- Peter Saalmüller, SPD, ver.di Klaus Schüller, SPD member, EVG trade unionist. Birgit Schutz Food service Trade Union (  NGG ), member of the company committee , AfA Düsseldorf) Anna Schuster, Shop Steward ver.di-  H.-W. Schuster,  Ver.di, Shop-steward, Chair AfA Düsseldorf GREECE Dimitris Vassiliou – LAE (Popular unity), Argolida region; Giorgos Kapsouros – LAE Argolida; Sakis Karamanos – LAE Argolida; Eleftheria Borgi; Apostolos Kouikoglou; Jiannis Karajiannis; Dimitris Balaskas; Sotiria Lioni; Andreas Guhl – LAE Argolida, Ergatika Nea;  Hisaia Karachaliou; Irini Morou; Dimitris Papaioannou – LAE Argolida; Dimos Drougas – LAE Argolida; Giorgos Ikonomou; Dimitra Birbanagou;  HUNGARY Klàra Anyiszonyan – rertired Engineer Chemical Industry ;  Judit Somi – retiredTeacher  IRELAND Manus Bree, SIPTU, pers cap  Ciaran Campbell, MANDATE, Divisional Organiser-North & West Division in an official and personal capacity Brian Forbes, MANDATE (pers.cap) ITALY Luigi Brandellero, worker, editorial board of Tribuna Libera, Turin; Valeria Busicchia, teacher, UIL trade unionist; Alessandra Cigna, CGIL teacher trade unionist, Turin (pers. cap.) Ugo Croce, self-employed, editorial board of Tribuna Libera, Turin; Kristian Goglio, teacher, CGIL-teacher trade unionist, (pers cap) Dario Granaglia, metalworker, FIOM-CGIL trade unionist, Turin (pers. cap.) Monica Grilli, CGIL teacher trade unionist (pers cap) Daniele Grego, CISL teacher trade unionist (pers cap) Gianni Guglieri, worker, UIL-TEC trade unionist, (pers cap) Andrea Monasterolo, worker, FILTCEM-CGIL executive member (pers cap), Cuneo  Alberto Pian, teacher, Turin; Elisabetta Raineri, CISL teacher trade unionist (pers cap) Lorenzo Varaldo, school manager, candidate for mayor in Turin (2006, 2011) standing for  « No to EU » Vanna Ventre, teacher, editorial board of Tribuna Libera, Turin; Delia Fratucelli, Member  SLC/CGIL leadership (pers.cap); Angelo Lobito, Member  FIOM leadership at  Mirafiori-Fiat, Turin (pers.cap); Pasquale Loiacono, Shop Steward FIOM  Mirafiori-Fiat, Turin (pers.cap); Sergio Palazzo, Member oft he trade union executive at  the Pirelli plant , Settimo Torinese, Turin (pers.cap); Alessandro Casella, Executive member  FP-CGIL, Turin (pers.cap); Serafino Puccio, executive member -CGIL Turin (pers.cap); Edoardo Boni, employee; Simona Rebecchi, teacher; MOLDAVIA Marxist Movement “Popular Resistance” NORWAY Johan Petter Andresen, Board member of Oslo No to the EU PORTUGAL  Rui Rodrigues, trade unionist SNESUP (university teachers); Gonçalo Morais, trade unionist SPGL (teachers union of Lisbon region CGTP); José Santana Henriques – retired trade unionist  CESP/CGTP; Jorge Torres, member of the Workers Commission at Saika Pack company RUSSIA  Boris Kagarlitsky – Director of Institute for Globalization Studies and Social Movements  (IGSO), Moscow;  SERBIA Branislav Markus – Chair  Zrenjanin Social Forum,  SLOVENIA   Dimitar Anakiev – President Association of Erased Workers (ZID); SWEDEN Jan-Erik Gustafsson – President People’s Movement No to the EU (Nej till EU); TURKEY  Şadi Ozansü – Chairman Party of Workers’ Fraternity (İKP) Yaşar Avcı – Party of Workers’ Fraternity (İKP) executive committee member ; Fulya Ayata – Party of Workers’ Fraternity (İKP),executive committee member ; Burcu Kıvrak Gücer – Member  SES – Trade Union Of Public Employees In Health And Social  Services; Birsen Yeşilkanat Kaya – member (Sağlık-iş)Trade Union in Health Industry; Kamil Sarı – Member (Eğitim-sen), Education and Science Workers’ Union; Cemal Bilgin – Chair  (Taşiş-der), Subcontracted Workers’ Solidarity Association; Mahir Sarı – Member (Eğitim-sen), Education and Science Workers’ Union; Esin Umut – Party of Workers’ Fraternity (İKP)’s Youth Committee member ; Alperen Orhan – Party of Workers’ Fraternity (İKP)’s Youth Committee member ; Deniz Bilgiç – Party of Workers’ Fraternity (İKP)’s Youth Committee member ; Tarik Safak – Academic Istanbul; Ahmet Cavit An – researcher writer; Eskişehir-Kırka Branch of Mine Workers’ Union of Turkey (Maden-iş); Necmettin Durmuş – founder member (SYKP) Socialist Refoundation Party; Zeynel A. Çelebi – ex-president of Istanbul-Umraniye Repressentative Office of Chamber of Mechanical Engineers (MMO); UKRAINE  Sergey Mygal